HAYAL KIRIKLIĞI

1835 Words
"Bütün yolların sonu aynı noktaya çıkar, biricik Gladys." "Ya o nedir?" "Hayal kırıklığı." "Sevgili küçük kız; Bacaklarımda zamanında peşine koştuğum hayal kırıklarının ağrıları, düştüğümde kanayan dizlerim ve boğazımda sana söylemek üzere dizilen güzel sözler ile gelmiştim sana. Görmemiş, duymamış ve dinlememiştin. Haklıydın, ben de olsam ben de dinlemezdim beni." Hala benim kafam onun göğsünde onun eli benim belimde dikiliyorduk. Ne o hareket etmişti ne de ben. Az önce çok büyük bir katliamdan kurtulmuştum. Onun sayesinde üstelik ikinci kez. Başımı çekip yavaşça gözlerimi ona sabitledim. Elini belimden çekmediği için fazlasıyla yakındık ve bu yakınlık kalbimin çok hızlı kan pompalamasına sebep oluyordu. Dudaklarımı yalayıp "Ben teşekkür ederim." diyebildim sadece. Aslında 'Ona burada olduğumu söylemediğin ve beni yine kurtardığın için teşekkür ederim Poyraz.' demek istesem bile. Bir şey demeden belimde olan elini çekti. Vücudumdan çekilen eller yüzünden rahatlasam bile boşluğa düşmüş gibi bir hisse de bürünmüştüm. Sanki hem oraya ait hem ait değilmiş gibiydi. Bir anda tekrardan bileğimden tutup beni sağ taraftaki odalardan birine çekti. Sesimi çıkarmadan peşinden gittim. Kapıyı kapattıktan sonra bileğimi bırakıp bana döndü. "Buraya nasıl geldin derhal anlatıyorsun." dedi bir yandan da kapının yanında tur atarken. Çok gergin olduğu gerilmiş yüz hatlarından ve sertleşmiş ellerinden belliydi. "Taksiyle Emir'i takip ettim." deyiverdim hemen. Bir anda durup daha da sertleşen yüz ifadesiyle üstüme doğru geldi. Ben de o üstüme geldikçe arkaya adım atmaya başladım ve arkamda bulunan yumuşak bir yere düştüm. Burası nasıl bir yerdi? Odaların hepsi bambaşka şeylerle mi doluydu? Yatağın bu berbat yerde ne işi vardı. Odayı kafamı kaldırıp süzdüğümde diğer odalardan daha derli toplu olduğunu hatta diğer odalardan daha iyi bir durumda olduğunu anladım. Yavaşça üstüme eğilip "Yalan söyleme Yağmur." deyip tısladı resmen. Adımı unutmamıştı hatırlıyordu. Ona kalırsa ben de onunkini unutmamıştım ki. Ellerine bakmamla aynı dövmeden ondan da görüp bir anda elinden tuttum. "Bu ne anlama geliyor?" dememle alt dudağımı dişledim. Bakışları bir anlık dudaklarıma düşse bile hemen gözlerime geri çekti. Ben ne zamandan beri bu kadar korkusuz ya da lüzumsuz oldum? Niye beni ilgilendirmeyen şeyleri kurcalayıp duruyordum? Üstelik daha buraya geleli kaç gün olmuştu da hemen adapta olmuştum böyle. Poyraz bana tehditkâr bir şekilde hesap sorarken ben onun elini tutmuş soru soruyordum. Yutkundum. Gözlerinden öyle garip bir ifade vardı ki çözemiyordum. Emir gibi çok karışıktı. Ama kim daha karışık bilemiyordum. "Tehlikeli sularda yüzüyorsun. Hem de çok. Bu sular seni boğmadan kaç buradan." deyip kapıya yöneldi. Bu ne demekti? Burada olmamdan mı bahsediyordu? "Ben gelene kadar buradan çıkmıyorsun. Emir seni burada görürse kötü olur." deyip çıktı. Poyraz'ın odadan çıkmasıyla derin bir nefes aldım. Sol tarafımdaki cama bakıp kocaman bir alanın olduğunu gördüm. Ve yan yana aralıklarla binalar olduğunu. Camdan bir binanın ön girişini görebiliyordum. Bina girdiğim bu binaya göre daha sağlam ve gösterişli duruyordu ama asla insanların yaşayacağı türden binalar gibi değildi. Hemen yanındaki diğer bina daha küçüktü ve ışıltılıydı. Camdan uzaklaşıp odaya baktım. Siyah büyük bir yatak ve küçük bir gardırop dışında bir şey yoktu. Gardırobun yanında olan kapı da büyük ihtimalle banyo kapısıydı. Son bir saattir. Poyraz'ın dediği odadan çıkmamış onu beklemiştim ama ne gelen ne giden vardı. Sıkılmıştım. Hem nasıl geldiysem öyle de gidebilirdim. Neden onu bekliyordum ki. Yavaşça kapıyı açıp etrafa baktıktan sonra kimsenin olmadığını anlayıp aşağı inmeden duvardan hafifçe kafamı uzatıp aşağı baktım. Ortada bulunan deri koltuğun etrafına toplanmıştılar. Emir arkası dönük olan koltukta bir kızla otururken Poyraz Emir'in sol tarafındaki koltukta bir erkek ve iki kızla oturuyordu. Poyraz'ın karşısında da aynı bir grup vardı. Diğerleri de ya etrafına toplanmışlar ya da barda oturuyorlardı. Emir'in sesini duymamla kulaklarımı dört açtım. "Yarın ki teslimatları bildiğiniz üzere Engerek ve Mambalar grubu yapacak. Ondan sonraki gün de Çıngırak Tekirdağ'da kalan teslimatları yapacak. Herkes artık nelere dikkat etmesi gerektiğini biliyordur. Hata yapanın affı yok." dedikten sonra elinde olan içkisinden bir yudum aldı. Yanındaki kız ona biraz daha yaklaşarak kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra Emir ona dönenerek daha önce görmediğim bir gülüş atıp önüne döndü.Ne demişti ki Emir Karhan'ın gülmesini sağlamıştı? Farkında olmadan biraz daha çıkmıştım. Bir anda üstümde hissettiğim bakışlarla kafamı o yöne çevirmemle öfkesiyle yere çivilenmemi sağlayan Poyraz'ın bakışları ile karşılaştım. Başkasına ait olmaması daha iyiydi.  Emir'in de bir anda ayağa kalkmasıyla hemen arkamı dönerek odaya koştum. Poyraz görmüştü. Peki ya Emir o beni görmüş müydü? Cidden Yağmur hayatında bir kez rahatça nefes almanı sağlayacak bir şey yapmayacak mısın sen? Kızım sen akıllanmayacak mısın? Ah akılsız kafam. Ah! Odanın içinde dönerken kapının hızlıca açılmasıyla donup kalmıştım. O gelmişti. Ama arkamı dönüp yüzüne dahi bakamıyordum. Bir anda kolumdan tuttuğu gibi beni sertçe kendine çekti. Vücutlarımızın birbirine çarpmasıyla aramızdan bir elektrik akımı geçmiş gibi oldu. Kolumu arkama doğru bükerek belime yasladı. Yüzüne bakmadan aşağı bakıyordum. "Kafanı kaldır." dese bile dediğini yapmadığım için yavaşça çenemden tuttu. Bu durum beni rahatsız ettiğinden bir anda çenemi çekerek kafamı kaldırıp toprak gözlerine baktım. Tıpkı bir bataklık gibiydi gözleri. Batıp, boğulmamı sağlayacak bir bataklık. Nefes alamadığımı fark etmiştim o an. Onun gözlerine her baktığımda nefesim kesiliyordu. Emir'in gözlerinin rengiyle aynıydı. Ama Emir'in gözleri daha güzeldi. Şu durumda düşündüğüm şeyin farkına varıp kafamın içindeki düşüncelere birer tokat attım. Ne oluyordu bana böyle? "Sen her zaman böyle istediğini mi yaparsın?" Ağzımı açıp bir şey demediğimden devam etti. "Nerede olduğunu neye bulaştığının bir gram farkında olsan arkana bakmadan kaçarsın. Hala burada olduğuna göre ne boka bulaştığının farkında değilsin." dedi sinirli sesiyle. Etrafımdaki insanları, bu ortamı aklıma getirince düzgün bir yer olmadığı aşikardı. Tam ağzımı açıp konuşacakken kapının bodoslama açılmasıyla donup kalmıştım. Gövdemi Poyraz'ın vücudu kapatsa bile gelenin Emir olabilme ihtimali beni gererken Poyraz'ın da gerildiği alnındaki damarlardan belliydi. "Poyraz hadi çıkmamız gerekiyor." diyen sesi duyunca rahatlamıştım. Emir değildi. O değildi. Derin bir nefes alıp yüzümü Poyraz'ın gövdesine yaklaştırdım. "Hatunla işini sonra görürsün. Malları teslim etmemiz gerekiyor." derken yavaş adımlarla bize yaklaşmaya başladı. Poyraz bir anda önünü dönüp beni arkasına aldı. Kim olduğunu bilmesem bile beni görmesini istememişti. "Tamamdır 10 dakikaya geliyorum. Sen çık." "Arkandaki kız kim abi? Yüzünü sakladığına göre önemli birisi. Yoksa Yenge mi?" dedi yaklaşan sesi. "Tanıman gerekmiyor Özgür. Eylül ile Banu'yu alıp çık. Ben kendi teslimatlarımı yaparım." dedi sert bir şekilde. Konuşma geçmese bile uzaklaşan adım sesleri gittiğini gösteriyordu. Merakıma yenilip kafamı biraz dışarı çıkartıp baktığımda Poyraz'a göre daha hafif cüsseli birisini gördüm. Giydiği siyah t-shirtten dolayı belli olan kolları hep dövme kaplıydı. Bir anda arkasını dönmesiyle göz göze geldik. Hemen kafamı geri Poyraz'ın gövdesine saklasam bile beni görmüştü. Bu çocuk aşağıda Poyraz'ın yanında oturan kişiydi. Daha yeni söyledikleri isimlerde yanında oturan kızların ismiydi sanırsam. Özgür'ün beni gördüğünü fark eden Poyraz hızlı adımlarla ona ilerleyip kolumdan tuttuğu gibi dışarı atıp kapıyı kapattıktan sonra "Allah kahretsin." deyip kapıya yumruk attı. O kimdi ki? Acaba Emir'e söyler miydi? Beni tanımıyordu ki ama. Bu kaç oldu Yağmur? Cidden ben sayamadım da hani kaç oldu kaç? Merakın seni önceki hayatında mezara getirmemiş olabilir ama bu şu hayatın için aynı şansa sahip olacağın anlamına gelmez değil mi? Ne yapacağımı bilemez bir halde ona bakıyordum. Derin bir nefes alıp bana döndü. Yanıma yaklaşıp bileğimden tuttuğu gibi gardıroba ilerledi. Gardırobu öne doğru çektiğinde arkasının boş olduğunu görmemle gözlerim kocaman açıldı. "Yürü hadi." deyip geçmem için işaret etti. İçeri girdikten sonra gardırobu geri çekti ve yolu kapatmış oldu. Uzun bir koridor mevcuttu. Önümde ilerlemesiyle onu takip etmeye başladım. Farklı yerlerden gelen koridorlar da mevcuttu. Burası bildiğin bir yer altı tüneliydi. Biraz daha düz ilerledikten sonra sağ tarafta olan kapıyı açtıktan sonra bizi aşağı inen merdivenler karşıladı. Burası neresiydi böyle? Neden böyle bir şey yapma gereği duymuşlardı? Merdivenleri indikten sonra üç tane kapının olduğu küçük bir koridora varmıştık. Poyraz'ın sol kapıya yönelmesiyle onu kolundan tuttum. "Burası neresi böyle üstelik ne iş yapıyorsunuz siz burada?" dedim. Önce onu tuttuğum ellerime sonra yavaşça gözlerini gözlerime getirdi. Dudaklarında oluşan sinsi bir gülümsemeyle üstüme gelince arkama bir adım attım ama küçük olan koridor yüzünden sırtım hemen duvara değmişti. "Sence de sen bugün sınırlarını çokça aşmıyor musun?" deyip kafasını eğip bana baktı. "Eminim Emir'in sana vereceği cevaplar seni daha çok memnun eder." deyip biraz daha üstüme geldi. Aramızda mesafe yok denecek seviyeye gelmişti. "Ne dersin ona soralım mı?" demesiyle yutkundum. Dilini şaklatıp "İstemiyorsun sanırsam." dediği an ürkekçe 'Evet' anlamında kafamı salladım.  Aldığı cevaptan memnun olmuş olacak ki. Yüzüne daha çok yerleşen ve gamzelerini ortaya çıkaran bir gülümseme sundu bana. Gülmenin ona ne kadar çok yakıştığını fark ettim o an. Dudağında olan gözlerimi fark etmesiyle bu gülüş çok sürmedi. Her zaman yüzünde olan ciddi ifadesine bürünüp arkasını dönüp kapıdan çıktı. Onu takip edip çıktığım gibi ona bodoslamam bir oldu. Ağzımdan bir homurtu döküldükten sonra "Poyraz ne diye dikiliyorsun kapının ağzında." deyip arkasından çıkmam ile onun gibi donup kalmıştım. Emir. Emir KARHAN arabasına yaslanmış elindeki sigarasını içerken sesimi duymasıyla gözleri beni buldu.  Bir an Poyraz'a bakıp geri öfke saçan gözleriyle bana döndü. Yavaş bir hareketle sigarasını ayağının altında ezdi. Birazdan seni de böyle yapacağım der gibiydi. Sonrada yavaş adımlarla sinsice avına yaklaşan bir yılan gibi yaklaşmaya başladı. Korku tüm vücudumu ele geçirirken bacaklarım tir tir titriyordu. Tam şu an yok olmak istiyordum. Ecelim olan yılan bana yaklaşırken sessizce gelişini bekledim. Hiçbir şey yapamadan. Ecelim sessiz fakat sert adımlarla bana yaklaşırken gözlerimiz tekrar denk geldi. İşte o an karşımdaki gözlerin bir ecelden daha çok hayal kırıklığına uğramış bir çocuğun gözleri olduğunu hissettim. Ürkütücü olmaktan daha çok üzgün gibi. Yazarın Ağzından; Yağmur iki gün önce onun adına gelen hediye paketini merak ettiği için müdürün odasına girmiş fakat müdür odada olmadığı için gizlice kutuya bakarken yakalanmıştı. Bu yüzden de bu sabah biten tıpkı bir suçlu gibi yemek yememe cezasına çarptırılmıştı. Açlıktan ölüyordu fakat çok halsiz hissettiği içinde kahvaltı saatini çoktan kaçırmıştı. Ama birazdan öğle molası vardı ve 'çikolata zamanı' anlamına geliyordu. Bu yüzden çok mutluydu Yağmur. Günün bu saatlerini seviyordu. Günün bu saatleri meyve ya da tatlı zamanı olarak geçiyordu. Yağmur mutfak bölümüne girdiğinde hemen çikolatasını almak için Zeynep Ablasının yanına gitti. Zeynep Ablası Yağmur'un buradaki tek arkadaşıydı. O 30 yaşlarının sonuna gelmiş tıpkı Yağmur gibi iki tane kız evlada sahip iyi kalpli bir kadındı. Buradaki tüm çocukları severdi ama Yağmur onun için çok özeldi. Yağmur'un çektiği acıları hissediyor o solgun yüzünde, hep ağlamaktan kızarmış bir şekilde olan gözlerindeki üzüntüyü görebiliyordu. Yağmur yaralı bir çocuktu. Ve buradaki hiç kimse onun yaralarını sarmak istemiyordu. Başta da o cadı yurt müdürü. Yurt müdürünü hic sevmeyen Zeynep Hanım Yağmur'a diğer çocuklardan daha kötü davrandığını görebiliyordu. Sanki özellikle öyle davranıyordu. Zeynep Hanım yurt müdürünün soğuk olduğunu biliyordu ama bu kadar vicdansız ve merhametsiz olduğunu hiç görmemişti. Bu durum sanki Yağmur'a özel gibiydi. Yağmur usulca Zeynep Ablasının yanına geldi ve çikolatasını aldı. Zeynep Hanım solgun yüzünden yine Yağmur'un ceza aldığını anlamıştı. Paketten bir çikolata daha alıp Yağmur'a gizlice verdi. Yağmur küçücük ve kızarmış gözlerini kocaman yaparken Zeynep Hanım parmağını dudağına getirerek ona sus işareti yaptı. Yağmur ona teşekkür anlamında harika bir gülümseme bahşedip bahçeye doğru koştu. Ta ki bu yurdu ona zindan etmeyi yemin etmiş kadın ile çarpışana dek. Yağmur'un elindeki iki çikolata da yere düşerken kadın sinirle ona çarpan küçük bedene ve fazladan aldığı çikolatalara bakıyordu. Yağmur bir kez daha ceza alacağını biliyordu. Hayal kırıklığı ile yerdeki çikolataya bakarak yine aç veya karanlık günlerini düşünmeye başladı. Hayal kırıklığı onun için çikolata anlamı taşıyordu artık. Hayal kırıklığına uğramak açken çikolata yiyememek ile eş değerdi. Her ikiside çok acı vericiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD