Eski bir liman
Yıkık bir han gibiyim
İzlerken geçenleri
Unuttum ben hangisiyim?
Beni kurtaran çocuk bir Emir Karhan'a bir bana baktı. Sanırsam onu tanıyordu ve benimle onun ne ilişkisi olduğunu düşünüyordu hatta benim kim olduğumu düşünüyordu.
Daha yeni hareket edemeyen ben sanki yıllardır Emir Karhan'ın tanıyormuşum gibi koşarak ona sarıldım. Sanki saatler önce kavga etmemiş, sanki beni evinden kovmamış gibi. Onu sığınak olarak görmüştüm yine. Kaçış yolum, güvendiğim tek adres gibi.
"Çok korktum. Çok korktum abi."
Ağzından başka bir şey çıkmıyordu. Ona sarılmama şaşırsa bile kollarına belimde hissettiğim an ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Abi demiş olmam, ona sarılıyor olmam hatta ilerisi onun kollarında güçsüzce ağlıyor olmam hiçbiri umurumda değildi. Tek istediğim özgürce ağlayabilmekti. Kimin kolunda olduğumun önemi yoktu. Çünkü bir an gerçekten her şeyin bittiğini düşünmüştüm.
Benim daha hayata dair hiçbir hayalim gerçekleşmemişken, umutlarım hep yıkılmışken bugün son olduğunu düşünmüştüm. İstanbul için hep kara bir kuyu derlerdi gerçekten de öyleydi. Belki de hiçbir şekilde benim yaşayabileceğim bir yer bile değildi ama ben bunların hepsini göze almışken daha ilk günden böylesine bir darbe almam canımı cidden çok yakmıştı. Yine kendimi karanlıkta bulmuştum.
Emir KARHAN yanlış duymuyorsam beni teselli etmeye çalışıyordu. Hala onun kollarındaydım.
"Şşt tamam geçti güzelim. Ağlama artık. Ben buradayım."
Son duyduklarım bu oldu. Ondan sonrası karanlıktı. Kendimi Emir Karhan yani abimin kollarında uykuya bırakmıştım.
??
Yavaş yavaş kendime gelirken güneşin sert ışınları gözlerimi kamaştırdı. İncecik dantel perdelerin gizleyemediği güneş inada gözlerimden intikam alıyordu. Sanki 'Beni istesen de istemesen de fark edeceksin. Ben buradayım.' der gibiydi.
En son hatırladığım beni karanlık kuyudan çeken toprak renginde gözlere sahip bir çocuğun olması ve sonra Emir'in kollarında ağlıyor olmamdı. Ellerim dün gece kanayan burnuma gidince kenarlarının bir anlık sızlaması ile gözlerimi kıstım. Ellerimi burnumdan çektiğim sıra ellerimdeki yaraları fark etmem bir oldu. Dün yerde sürünürken soyulmuş olabilirdi. Ama şu an tüm fiziksel acılarımın ötesinde daha önemli bir konu vardı. Emir Karhan saatler önce beni kovmuş ama daha sonra peşimden gelmişti, beni bulmuştu ve her şeyin ötesinde bana sarılmış ve 'Ben buradayım.' demişti.
Yatakta hafif doğrulup etrafa baktım. Sade bir yatak odasıydı. Ama siyah ağırlıklıydı. Çift kişilik bir yatak ve gardıroptan oluşuyordu. Oda ne küçük ne de aşırı büyüktü. Tam bir misafir odası gibiydi aslında özenilmemişti çünkü. Birkaç eşyanın sanki ortaya dağıtılması gibi bir dizayn vardı. Ama hiçbirinin önemi yoktu. Önemli olan tanımadığım bu evde ne işim vardı? Dışarıdan gelen seslere kulak kabarttım.
"O adamları bulup öldüreceğim lan. "
Bu Emir'in sesiydi. Benim için mi bu kadar endişeleniyordu? Beni evinden kovan adamın endişesi gerçekten göz yaşartıcıydı. Aslında benim dün Emir'e sarılmış olmamda göz yaşartıcıydı.
"Sakin ol Emir. Özgür bulacak adamları merak etme."
Bu sesi hatırlıyordum. Bir anıdan.. Dün benim başımı belaya sokmaya çalışan adamlara seslenen adamın sesiydi bu. Peki Emir ile alakası neydi? Sesler kesilmişti. Ben de burada oturmak yerine yataktan kalkıp onların yanına gitmeye karar verdim. Kapını kolunu açtığım an beni kurtaran kişinin evinde olduğumu anladım. Burası Emir'in evi değildi. Koridorda birkaç siyah tablo dışında hiçbir şey yoktu. Gerçekten çok zevksizce döşenmiş bir evdi.
Aşağı inmek konusunda kendimi cesaretlendirmeye çalışıyordum. Aşağı inince nasıl davranmam gerekiyordu? Yavaş adımlarla inmeye başlamıştım. Ama ne söyleyeceğimi dahi bilmiyordum. Merhaba ben uyandım mı diyecektim? Ne diyebilirdim ki? En mantıklısı odaya geri dönmekti.
"Buraya gel Yağmur. "
Tabi ki merdivenlerin başında böyle dikilip düşünürsen görür seni. Aptal mısın Yağmur? Tabi ki aptalsın. Yavaş yavaş aşağı inmeye başladım. Emir koltukta oturuyordu. Beni kurtaran çocuk ise elindeki viski olduğunu tahmin ettiğim iki viski bardağı ile mutfak olduğunu düşündüğüm yerden geliyordu. Bir an gözlerimiz denk gelse bile ben hemen yere bakmıştım. Sebebini bilmesem bile ona bakamıyordum. Ama onun bana hala baktığı kesindi.
"Abi içki iç sakinleştirir." deyip Emir'e uzattıktan sonra çaprazdaki koltuğa kendini bıraktı.
Salon fazlasıyla büyüktü. Gri büyük koltukların tam ortasında küçük siyah bir masa vardı. Duvarda ise kocaman bir televizyon yanlarında ise bir sürü filmlerin ve oyunların yer aldığı siyah raflar vardı. Büyük ihtimalle oyun oynamayı çok seviyordu.
Emir içkisini bir dikişte içtikten sonra bana döndü. Ben ise hareket etmeden onun karşısında dikiliyordum. Bir hazır ola geçmediğim kalmıştı.
"Orada ne arıyordun?" dedi resmen tehdit kokan sesiyle.
Şaşkınlıkla ona baktım. Gerçekten bu soruyu sormaya hakkı olduğunu mu düşünüyordu? Hani cidden kendini hangi konuma sokuyordu ki? Kendi dememiş miydi o benim abim değildi, beni kardeşi olarak görmüyordu ki. Şimdi amacı neydi? Doğruyu söylemek gerekirse sinirlerim doğrultusunda ona 'Bok arıyordum.' demek isterdim. Ama böyle demek yerine düzgünce cevap vermem gerektiğini düşünerek sakinliğimi koruyarak elimden geldikçe cevap verdim.
"Otel ya da pansiyon tarzı kalacak bir yer bakıyordum."
"Duydun mu Poyraz ? O ıssız sokakta pansiyon arıyormuş küçük hanım."
Sanırsam beni kurtaran kişinin adı Poyraz'dı. Emir'in ona hitap etmesiyle gözlerim onu taramaya başladı. Hafif koyu kahverengi kıvırcık saçları yumuşacık duruyordu. Sert yüz hatları saçının önüne geçip onun tatlı olmasına izin vermiyordu. Pürüzsüz cildi, anlamlı keskin bakışları ile kesinlikle kusursuzdu. Vücut yapısı ise her gün spor yapıyorum diye bağırıyordu. Tıpkı ismi gibi bir tipi vardı. Sert bir poyraz gibiydi. Güzel ismi ona tamamen oturmuştu. Tek sıkıntı ahenk ile dans edebilir saçlarıydı. Böylesine sert yapısını birazcık zedeliyor gibiydi. Ama şuan konunun ne Poyraz ile ne de onun kıvırcık saçları ile ilgisi yoktu. Emir'e sert bir şekilde döndüm. Bu arada ona bir daha abi demeyecektim. Neden diyecektim ki zaten? Tamam beni dün aramış ve bulmuş olabilirdi. Fakat bu onu abi yapmazdı. Dün beni kovmuş ve bana yeterince sert yapmıştı zaten. Ona bir anlık duygu ile abi demem onu gerçek bir abi yapmazdı ne de olsa. Her neyse konu kesinlikle abi olup olmamasıyla ilgili de değildi konu tamamen onun bana hesap sormasıydı? Sakin kalsam bile beni evden kovan oydu. Şimdi gelip bana hesap soramazdı.
"Farkındaysan beni evden sen attın. Ne yapmamı bekliyordun? Tamam dün bir anlık bir heyecanla sana sarılmış ve abi demiş olabilirim. Ama bu seni hep öyle göreceğim anlamına gelmez değil mi? Hem sen kimsin de bana hesap soruyorsun ki? Hangi sıfat ile? Hangi yüz ile?"
Çok mu abartmıştım bilmiyordum. Ama umurumda değildi. Şu an sinirle yerinden kalkıp bana gelen bir Emir KARHAN mevcuttu. Kolumdan tuttuğu gibi beni kendisine çekti.
"Kim olduğumu gayet iyi biliyorsun. Benim sinirlerimi oynatma küçük hanım." deyip arkasını döndü.
"Sanmıyorum. Kim olduğunu bilmiyorum. Hatırlat bana."
Poyraz kaşlarını kaldırıp elindeki bardağı sertçe masaya koydu. Emir ise sinirle saçlarını çekip sabır çekti. Haklıydım. Susmayacak geri adım atmayacaktım. Tamam kimsem yoktu, Emir'den başka sığınacak dalım da yoktu ama o kuyruğu dik tutacaktım. Bir şey demese bile hareket etmemişti. Bana dönmeden konuştu.
"Yağmur! Bunu sonra konuşalım tamam mı? Tamam. Eşyalarını alıp çıkalım. Hemen!"
Cidden mi? Bir de emir veriyordu. Hayır rica etmeliydi. Hareketlenip tam Poyraz'ın karşısındaki koltuğa oturdum. Emir ve Poyraz bana şaşkınlıkla bakıyordu.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?"
Suçum yok gibi iki elimi havaya kaldırdım. Hiçbir şey yapmıyordum.
"Kovulduğum eve geri dönmem. Üstelik emir cümlelerinden de hiç hoşlanmam."
Kendi kendine söyleniyordu yine. Sinirleniyor sonra kendin kendine konuşup kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Beni tanımıyordu. Onunla aramızda kan bağı olsa bile bana emir veremezdi. Beni bir mal gibi kapıya koyup sonra canı istedi diye beni geri alamazdı. Ben eşya değildim.
"Tamam Küçük hanım. Şimdilik o eve değil başka eve geçelim olur mu? Bak emretmiyorum soruyorum güzelce. Bunu da sonra konuşuruz ne de olsa zamanımız bol."
Yerimden yapmacık gülümsemem ile kalktım. Tam anlamıyla istediğim olmamıştı ama şu an Emir benim için bir köprü niyeti taşıyordu. Hayallerime ulaşmak amacıyla güçlü bir köprüydü. Eğer bu fırsatı iyi kullanabilirsem çalışacak bir iş bulabilir sonra en yakın arkadaşım ile eve çıkar ve ondan temelli kurtulabilirdim. İşte bu yüzden bu fırsatı iyi değerlendirmeliydim.
"Tamam eşyalarımı alayım ben."
Emir bi beş yüzüncü sabrını çekip Poyraz'a yöneldi.
"Şimdilik aramızda kalsın Poyraz. Özgür'den haber gelirse beni ararsın."
Poyraz Emir'i gülümseyip benden kast ederek söylendi.
"Senin daha büyük sorunların var o işi ben hallederim."
Poyraz'ın bu lafına karşılık Emir cevap vermeyip hemen vestiyerin yanında duran bavulumu alıp kapıdan çıktı. Ben de ayakkabılarımı giydim. Kafamı kaldırdığımda Poyraz hemen yanı başımdaydı. Bana neden bu kadar dikkatli baktığını merak ediyordum. Ama daha ben gözlerine bakamıyordum bile. Niye beni beklemeden çekip gitmişti bu çocuk? Ah! Fakat Poyraz'a dün için teşekkür borcum olduğunu düşündüm. Şu an tam fırsatıydı. Bütün cesaretim ile kafamı kaldırdım gözlerine baktım.
"Te- teşekkür ederim." deyip oradan kaçar gibi çıkmıştım. Ve o da yetmez gibi bir de kekelemiştim. Rezil olmuştum. İnşallah yakın bir zaman da bir daha karşıma çıkmazdı. Kapıyı kapattığım gibi derin bir nefes almıştım.
Etrafıma baktığımda geniş bir koridordaydık. Sol tarafımda asansör önünde bekleyen bir adet Emir Karhan ve sağ tarafımda uzun koridorun sonunda bir daire daha bulunmaktaydı. Tahminimce her katta 2 daire bulunmaktaydı. Köşelerde yer alan bitkiler beyaz duvar ile uyum içerisindeydi. Üstümdeki ısrarlı bakışlar ile yavaş yavaş ona yaklaştım. Bakışlarından bir şey anlamak için Emir'i tanımam lazımdı. Sessizlik yine aramızda yerini almıştı. Bu ölümsüz sessizliği ise asansörün geldiğini belli eden ses bozmuştu. Asansörün kapıları kapandıktan hemen sonra düşüncelerim yeniden beni bulmaya başladı.
Gözlerimin ucuyla yanımda duran adamın gerçekten abim olup olmadığını sorguluyordum. Emir Karhan bana benzemiyordu. Yakışıklıydı evet ama o kadar sert bakışları vardı ki sadece etrafa korku salıyordu. Kumral saçları kahverengi olsa dahi öfke bulutları ile siyaha çalan gözleri ile uyum içerisindeydi. Uzun boyu ve yapılı vücudu kesinlikle bir spor ile uğraştığının kanıtıydı. Kendimle Emir'i anlayabilmek için bir iç savaş verirken asansörün geldiğimizi belli eden zili ile kendime geldim. Önümde ilerleyen Emir Karhan'ı küçük bir kız çocuğu gibi takip ediyordum.
Aklıma takılan çokça soru vardı. Beni nasıl bulmuştu? Ya da beni kurtara kurtara arkadaşı Poyraz mı kurtarmıştı? Cevaplanmamış çokça soru mevcuttu. Ama benim bunları soracak cesaretim yoktu. Yine kimsesiz kalmaktan korkuyordum. Kimsesizlikte öte hayallerimi yaşayamamaktan korkuyordum. Savrulmaktan korkuyordum. Bavulumu önümüzde duran mat siyah Jeep'in arka koltuğuna attıktan sonra benim bineceğim kapıyı açıp bana döndü.
"Hadisene kızım. Sen hep böyle yavaş mısındır?" demesi ile sanki bunu bekliyormuşum gibi adımlarımı hemen hızlandırıp arabaya bindim.
Kendi tarafına geçtikten sonra İstanbul sokaklarını izlemeye başladım. İlk defa gördüğüm bu şehrin hiçbir yerini kaçırmamak adına gözlerimi camdan ayırmadan etrafı inceliyordum.
"İlk defa mı geliyorsun?" sorusu gözlerimi camlardan çekip Emir Karhan'a bakmamı sağlamıştı.
Cevap vermek yerine sadece kafamı salladım. Yeterli bir yanıttı. Daha sonra ortamı yine sessizlik ele geçirmişti. Bu durumdan sıkılıp elimi radyoda attığım an elimin üstündeki el buna izin vermemişti. Koca ellerinin içinden küçük ellerim kaybolmuştu adeta. Gözlerim onunla buluştuğunda ellerimi çektim.
"Ben sadece radyoyu açmak istemiştim." dedim sessiz bir şekilde. Duyup duymadığından bile emin değildim.
Kısa bir süre geçtikten sonra gözlerini bana çevirdi. Biraz sonra dudakları aralandı ve yeni hayatımın kuralları ve çizgileri çizilmeye başladı. Her zaman olduğu gibi ben kendi hayatımda bir dinleyiciydim. Yine bana kalıplar biçilmiş ve ben bu kalıplara sığdırılmaya çalışıyordum.
"Madem benim ile yaşayacaksın. Bilmen ve uyman gerekenler var. Arabama dokunulmasından, sözümün dinlenilmesinden, bana karışılmasından ve odama girilmesinden nefret ederim. Ben kimseye alışmam sen bana alışmak zorundasın. Dengesiz bir herifim. Gözüme çok gözükmesen iyi edersin. Ha bunların dışına çıkarsan başka bir Emir KARHAN ile karşılaşacağından emin ol. Cezalara bayılırım."
Son cümlesi ile gözleri tekrardan bana döndü. Cevabı mı bekliyordu? Yoksa direkt emir mi veriyordu? Başka bir seçenek sunmuyordu ki. Yapmak zorunda olduğum belliydi. Ona hayır diyecek gücüm yoktu. Bu koca şehirde sığınacağım kimsem yoktu ki. Sessiz bir kabulleniş ile kafamı salladım sadece. İlk önce okulumu, yolumu öğrenir sonra çalışacak bir iş bulurdum. Sonra ise İstanbul'u öğrenirdim. Daha sonra ise birilerini sığınak olarak görmektense kendi sığınağımı oluşturur kendi yoluma bakardım. Ama şimdi onun kurallarına göre oynayacaktım.
Yeni hayatımın yeni dönemi de kurallarla başlamış oluyordu.
Yazarın Ağzından;
Emir merdivenlerden sessizce inip mutfağın hemen yanında evdeki çalışanların yemek yediği odaya girdi. Her gün sabahın en erken saatlerinde inip ona göre büyük olan televizyonu açıp tam karşısına geçiyordu. Kimsenin uyanmayacağını bilse bile sesini hiç açamadığı çizgi filmleri izlemeye bayılıyordu. Sessizce gözleri ile takip ederken gülmemek için ise küçücük elleri ile ağzını kapatıyordu. Emir günün bu saatlerini seviyordu. Ruhsuz evde sıcacık bir ortam oluyor, Emir mutluluğu hissediyordu. Ta ki dedesi onu uyandırmak amacıyla odasına girdiği saate kadar. Emir'i odasında bulamayan adam deliye dönmüştü. Evdeki tüm odalara bakmış fakat bulamamıştı. Sonra bahçeye çıkıp tüm adamlarına haber vermiş ve torununu bulmalarını istemişti. İşte o sırada evin salonunda deliye dönen dedesi ile karşılaştı Emir. Usul usul çıktığı odada sinirli gözlerle karşılaştı.
Korku o zaman ele geçirdi Emir'i. Karşısındaki adam çizgi filmdeki kötü karakter gibiydi. Yatak altı canavar gibi. Hırsla salondan Emir'e doğru koşarak gelen adam kolundan tuttuğu gibi çıktığı odaya soktu onu. Biten çizgi filmin yazılarını görünce sinirle bağırdı Emir'e.
"Ne dedim ben sana Emir ne? Bu evde o aptallıklar izlenmeyecek demedim mi?"
Emir ürkekçe baktı dedesine.
"İzlenmeyecek Emir! İzlenmeyecek! Bu evde o saçmalıklar izlenmeyecek. Çocuk değilsin sen. KOCAMAN ADAMSIN!"
Kocaman adam olmak istemedi Emir. Küçücük çocuk olmak istedi. Eee öyle değil miydi zaten? Küçücük bir çocuktu o. Çizgi film izlenmiyor, soru soramıyor, oyuncak sahiplenemiyor, oyun oynayamıyor... Çocukluğa dair her şey siliniyor. Emir çocuk olduğunu bile bilmeyerek büyüyordu. Sürekli yaralanıp duruyordu Emir. Bu evde yaralanmak da yasaktı, yaralanınca ağlamakta. Bu ev cehennemdi Emir için.
"İstemiyorum."
"Ne dedin sen? Ne istemiyorsun Emir? Söyle bana? Annenin acısını mı azaltmak istemiyorsun, ağlamalarını mı durdurmamak istemiyorsun? Söyle ne istemiyorsun. SEN KÖTÜ BİR ÇOCUKSUN EMİR. ÇOK KÖTÜ!"
Emir duydukları ile kendine kızdı. Kötü bir çocuk olmak istemiyordu ki o. O sadece çocuk olmak istiyordu. Annesi ağlasın da istemiyordu, acı çeksin de istemiyordu. Emir mutlu olmak istiyordu annesi ile mutlu olmak.
"Özür dilerim dede. Ben bir daha izlemeyeceğim."
Dedesi zafer kazanmış gibi güldü. Sonra karşısındaki küçücük bedene baktı. Ona öyle bir ders vermeliydi ki bir daha unutmamalıydı.
"Emir biliyorsun ki bu evin kuralları var. Bu evde o kuralları çiğneyenlere ne olur?"
Korkarak baktı Emir. Bu evde cezalar vardı. Biliyordu. Çünkü defalarca karşı karşıya kalmıştı.
"Ceza."
"Düşündüm ki Emir bu odayı çok sevdiysen burada uyuyabilirsin. Burada kal bu gece hatta yarın gece bile."
Emir bir anda sevindi. Burada kalırsa televizyonda çizgi film izleyebilirdi. Evet yatak yoktu ama sandalyede uyuyabilirdi. Ama sonra istediği gibi olmadı. Dedesinin emri ile odadaki tüm eşyalar dışarı çıkartılmış hatta asılı lambayı bile çıkartmıştı. Emir bu gece o odada en çok korktuğu karanlıkta tek başına uyuyacaktı. Dedesi Emir'in karanlıktan korktuğunu biliyordu ve bunu bilerek yapıyordu. Emir o geceyi ve öteki geceyi aklına kazıdı. Korka korka iki geceyi geçirmiş ve uyumamıştı. O gece içinden geçirmişti 'Asla kuralları koymadığı oyunlarda olmayacaktı. Asla o geceden sonra ceza almayacak ceza verecek, emir almayacak emir verecek, karanlıktan korkmayacak karanlığa hükmedecekti.'