Oy ince bel ince bel da boylaruna maşallah
Bizum evde gelin yok da sen olursun inşallah
İnce belun zayifi trabzon kadayifi
O ince bellerunden da alamadum hayifi
Güz başları ince bel çayirini biçince
Alev alev yanarum ince beli görünce.
-
Altan türküsünü bitirip hafif geri çekilmişti ama kolları kızın beline sarılıydı. İyi ki de hala tutuyordu kızı, çünkü Zümrüt'ün yine dizlerinin bağı çözülmüştü. Dalın ucunda kalmış son yaprak gibi titriyordu adamın kollarının arasında.
Altan fark etmiş olacak ki daha çok sokulup sarıldı kıza. Yine boynuna doğru sokulup küçük bir öpücük bıraktı. Sonra yüzünü ellerinin arasına aldı sevdiğinin. 'Var mı bir demli çayın? Şöyle sana karşı, güzel manzaramla içeyim.'
Adamın sesi öyle aşkla çıkıyordu ki, Zümrüt'ün kalbi eridi. Sonra kollarını adamın beline sarıp, başını göğsüne yasladı. Bir müddet bekledi öylece. Altan da çenesini kızın başına dayamış, bekliyordu.
Zümrüt zorla ayırdı kollarını sevdiğinin vücudundan. 'Sen geç salona, ben getireyim çayları.' Işıltıyla bakıyordu sevdiği adamın gözlerine. Altan'ın aşkla bakan elaların karşısında içi ısındı.
Kız mutfağa doğru giderken sırıtarak seslendi. 'İnce bellide olsun.'
Zümrüt hiçbir şey söylemedi ama onunda yüzüne geniş bir gülümseme yayılmıştı. Birkaç dakika sonra salona geldi. Altan pencerenin kenarında durmuş yağan yağmuru seyrediyordu.
Arkadan adamın beline sarıldı, yüzünü geniş kaslı sırtına yasladı. İçine derin bir nefes çekti. Çekinmeden.
Paltodan yayılan kokuyu içine çekerken çaktırmamaya çalışmıştı ama şimdi keyfince çekiyordu huzur bulduğu kokuyu içine. Sevdiğinin kokusu ile mest olurken fısıltı ile konuştu 'Altan.'
Altan’ın şu an yaşadığı huzur sesine yansımıştı. 'Söyle güzelim.'
Bedeni arkasında duran kadınla bütünlenmişti. Zümrüt’ün ne söyleyeceğini bekledi. Bir süre sonra kızın yumuşak sesi ulaştı kulağına.
'Öyle günler geçiriyorum ki son zamanlarda, başka hiçbir günüme benzemiyor. Ne bereketli bir mevsimdeyim, ne doğurgan bir aydayım. Yağmurlar bizim için yağıyor.
Çilesi dolmayan yürek huzuru tadamazmış. Kıymetim bilinsin diye geç gelirmiş mutluluk. Ben huzuru da tattım, mutluluğu da buldum. Erken gitme, hiç gitme benden olur mu?'
Sözlerini bitirip dudaklarını sırtına dayadı sevdiğinin. Kokusunu tekrar ciğerlerine hapsetti.
Altan arkasını dönüp kızı kollarının arasına aldı. Çenesini tutup kendisine bakmasını sağladı. Usulca dudaklarına yaklaştı. Kalbi gümbürderken gülkurusu dudakların üzerine aşkla kapattı dudaklarını.
Şehvetten çok uzak bir eylemdi bu. Sevgiyle birbirini bulmuştu dudakları. Her birinin kalbine yeni yollar oluşmuştu. Bir süre birbirlerinin tatlarında sarhoş oldular.
Zümrüt kendini adamın dudaklarından usulca geri çektiğinde, utanarak başını önüne eğdi.. Altan'ın gözlerine bakmadan konuştu. 'Ben çaya bakayım.' Hızlı hareketlerle arkasını dönüp salondan çıktı.
Altan kızın hareketleri üzerine sırıtmaktan alamadı kendini. Dudakları mutlulukla kıvrıldı bu kez. Birkaç dakika sonra Zümrüt elinde tepsiyle salona girdi.
Altan koltuğa oturmuş, çayı bardaklara dolduran Zümrüt'ünü seyrediyordu. Kız elindeki bardağın birini adama uzattı. Kendisi de elinde bardağıyla yanına oturdu.
Zümrüt sıcak çayı küçük yudumlarla içmeye çalışırken, Altan elini kızın omuzuna atıp dibine kadar çekti. Dudaklarını kızın anlına bastırdı. Çekildikten sonra dudağından sevdalı sözler dökülmeye başladı.
'Seni çay içerken izlemek, seni çay doldururken, seni demlerken çayı.. Kimseler inanmasa da düpedüz sevap.'
Zümrüt bu sözler üzerine sırıttı. 'Bak alıştırıyorsun beni böyle şeylere. Sonra şımarır da hep isterim.'
'Alış.' dedi Altan. 'Sözlerime de alış. Bana da, kalbimdeki yerine de.' Kızı tekrar geniş kollarıyla sardı.
Zümrüt boşalan bardağı işaret etti. 'Doldurayım mı?'
'Doldur bakalım.'
Zümrüt çayları yeniden doldurdu. Sonra birbirlerinin sıcaklığında kavrularak mutlu bir sessizlik içinde içtiler çaylarını.
-
Altan muzipçe sırıttı. 'Eee Zümrüt ablası, mutlu oldunuz mu bakalım?'
Zümrüt de sırıtarak cevap verdi. 'Ben mutlu oldum da, bakıyorum ben ne desem hemen size geliyor Altan Bey.'
'Gelecek tabi, mesela annenin Tuana buradayken söyledikleri de geldi kulağıma. İşte kızıma annelik yakışıyor demeleri falan.' Bunları söylerken iyice genişlemişti gülümsemesi.
Zümrüt adamın gülen yüzüne baktıkça aşkı artıyordu, çağlayanlar coşuyordu yüreğinde.
'Ehh klasik anne işte.' dedi mahcupça.
'Benim Dursun ustam da diyordu hep bana. 'Geldun yirmu sekis yaşina, evlenmeysun da, kalacasun başumiza.' diye.' Bu sözlerden sonra ikisi de basmıştı kahkahayı.
Zümrüt gülümseyerek sordu. 'Şimdi demiyor mu?'
'Yok demiyor. Vazgeçti herhalde adamcağız. Baktı ki bende o niyet yok.'
'Öyle mi?'
'Öyle ya.' dedi Altan bıyık altından gülerek.
Zümrüt merakla sordu. 'Dursun usta kim bu arada?'
'Bizim şirketin asıl ortağı. Şimdi balıkçılık yapıyor, kendini emekliye ayırdı. Ama bakma balıkçılık yapıyor dememe. Çok iyi mimardır. Hâlâ birçok işte ondan yardım alırız. Tabi adam yıllarca kibar kibar takılmak zorunda kalınca daraldı, şimdi özüne döndü anlayacağın.'
'Sende mimarsın.' dedi Zümrüt ağzında geveleyerek.
'Evet. Biliyor muydun önceden?'
'Biliyordum. Sen bir şey anlatmayınca mecbur ben de kendi halimde öğrenmeye çalışıyorum.' Aslında elbette ki kendisi bir şey sorup da öğrenmemişti.
Zeynep'in arabada Hakan'ı 'Ne iş yapıyor bakalım senin abin? Kaç yaşında?' diye darlamaları sonucu öğrenmişti.
Altan 'Bak bakalım bana.' deyip kızı kendine çevirdi. 'Sor hadi neyi merak ediyorsan.'
Zümrüt omuz silkti. Besbelli trip atıyordu adama.
'Hadi Zümrüt'üm.' dedi Altan aşkla.
'Tuana ile aranızda çok yaş farkı var. Hem soyadı da seninle aynı değil bunların nedeni ne Altan? Bir de..' deyip durakladı.
'Söyle güzelim.'
'Bir de okuldaki çoğu aileden durumunuzun çok daha iyi olduğu apaçık ortada. Tuana neden özel bir okulda değil?' dedi utana sıkıla.
Altan sıkıntıyla bir nefes çekti.
'Soyadı konusunu annem istedi vefat etmeden önce. Nedenini bilmiyorum. Dursun ustanın nüfusuna almasını söyledi. Ben de öyle yaptım.' Bir müddet durakladı. 'Okul meselesinin aslında çok konuşulacak bir yanı yok. Özel okul kavramının çok bir şey değiştireceğini düşünmedim hiçbir zaman. Zaten bu okulda olmuş olması da seni çıkarmadı mı karşıma? En güzel yanı bu oldu.' deyip gülümsedi.
Sonra devam etti. 'Yaş konusu da, aslında beni çok erken yaşta doğurmuş annem. 15 yaşındayken. Bilirsin işte köylük yerde erken evlendirmişler. Çok isteyen olurmuş annemi o zamanlar. Babamın da işi gücü yerinde olduğu için kimse ses etmemiş, vermişler daha çocuk yaşta.' Baba kelimesini ağzına alınca ateş yutmuş gibi oldu. Ama belli hiç etmedi.
Kız adamın omzuna başını yasladı.
'Annem doğumda öldü. 6 aylık hamileydi sanırım. Kendimden geçmişim bir akşam, uyandığımda annem yerde kıvranıyordu. Hemen hastaneye götürdüm. İlk başta anlamadım ne olduğunu. Bebeği almaları gerektiğini ama anne için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler.
Ameliyathanede yanlış kullanılan bir ilaç sonucu görme yetisini kaybetmiş Ela'm. Onu kurtardılar ama annem için bir şey yapamadılar.' Altan'ın sesi sonlara doğru acıyla iyice kısılmıştı. Kıza her şeyi anlatamamak içini sızlatıyordu ama yalan da söylemek istemediği için üstün körü anlatmıştı olayı.
Zümrüt içi giderek konuşmaya başladı. 'Özür dilerim. Ben üzmek istemedim seni. Ama sen bana ne dedin? 'Gerekirse baba olurum sana.' demedin mi?'
Altan evet der gibi başını salladı. Zümrüt devam etti.
'İşte bırak ben de senin acılarını sarayım. Gerekirse bende anne olayım sana.'
Altan kızı kendine çekerek yüzünü kızın boynuna gömdü. Bir müddet kaldı öylece. Zorla ayrıldı sevdiğinin mabedinden. 'Gideyim artık. Hem geç oldu hem de Tuana uyumaz bekler şimdi.'
'Tamam.' diyerek başını salladı Zümrüt de. Kapıya ulaştıklarında Altan 'Yarın almaya gelirim seni. Gitme bensiz okula, bekle tamam mı?' deyip dışarıya çıktı.
Zümrüt cilveyle sırıttı. 'Oluur. Beklerim.'
Birkaç adım ilerlemiş olan adam arkasını dönüp kızın bir tutam saçını parmaklarının arasına aldı. 'Konuşma böyle edalı edalı sevduğum, zaten ayaklarım zor gidiyor. Sen gitmemi istemiyorsun galiba.'
Saçı burnunun dibine götürerek kokusunu içine çekti. Zümrüt yine cilvelendi. 'Gitmesen de olur tabi.'
Altan kızı kendine çektiği gibi yine dudaklarına kapandı. Bir anda çekilerek soğukta bıraktı biraz önce alevler içinde bıraktığı dudakları.
Sonra yeni oyuncak alınmış bir çocuk gibi keyifle üçer beşer indi merdivenlerden. Zümrüt de aynı mutlulukla kapıyı kapayıp içeriye girmişti. Bir süre aşk sarhoşluğuyla başı döndü.
Derin bir nefes aldı. Evine sevdiği adamın kokusu sinmişti. Ne büyük mutluluktu bu.
Çay bardaklarını toplayıp etrafa biraz çeki düzen verdi. Sonra yatağına geçip başını yastığına huzurla koydu. Hayaller kurarak daldı uykuya. Sabah ise güzel rüyalardan sıyrılarak uyandı.
-
Altan Zümrüt'ü sabah kapısından almıştı. Okula geldiklerine arabadan inmek üzere hareketlenmiş olan kızı kendine çekip boynundan koklamayı da ihmal etmedi. Bu hareketi sonrasında gülümseyerek. 'Günüm güzel geçsin diye.' dedi
Kızda yaklaşıp sıcak dudaklarını usulca değirdi adamın boynuna. 'Günüm güzel geçsin diye.' Sonra arabadan indi. Arkasında keyifle ıslıklar çalan adam bırakmıştı.
Tuana'yı da alıp girdi okula. Derse başladıklarında 'Hadi bakalım yine kağıtlarımızla uçak yapacağız.' dedi. Kimi zaman yaptıkları bir işi tüm gün tekrarlıyorlardı, kimi zaman da bir hafta boyunca.
Çünkü bu miniklerin motor becerileri kendi yaşıtı olan diğer çocuklar gibi olamıyordu ne yazık ki. Görerek öğrenme hafızaları olmadığı için, sabırla yavaş yavaş öğreniyorlardı her şeyi. Tüm günü kâğıtları katlayarak, kabartmalı olan fotoğrafları ezberleyerek geçirmişlerdi.
-
Altan Zümrüt'ü okula bıraktıktan sonra şirkete geçti. Bugün her zamankinden başka oturmuştu masasına. Kokusu hâlâ burnunda olan sevdiği sürüklemişti onu bu hallere. Yüzünde asılı kalan gülümsemesiyle, dalmış vaziyette masasına bırakılmış olan planları incelerken odasının kapısı aniden açıldı.
'Altan Beeeyy!'
Altan kafasını kaldırıp karşısındaki adamı görünce yerinden fırlayıp kollarını açtı.
'Demir Beeeyy!'
İki arkadaş özlemle sarıldılar birbirlerine. Kısa bir hasret gidermenin ardından Altan masasına geçti. Demir de masanın önündeki koltuklardan birine çöktü.
'Ee Demir Bey gelebildin çok şükür.'
Altan'ın bu sözleri üzerine Demir, yüzünde sırıtması ile parmağını sus der gibi dudağına götürdü. 'Şşş baba yorgun, baba uykusuz. Kaçtım da geldim. Buradayım artık.'
Altan adamın yorgunluğunu görünce kahkaha attı. 'Nasıl gidiyor babalık?'
'Oğlum sorma ya, iki aydır uyku yüzü göremedim.'
Altan yine kahkaha attı. 'Benziyor muymuş geceleri barlarda gezip uykusuz kalmaya?'
'Ben seni de görürüm Altan Bey. Hele bir evlen, bir baba ol. Pişmaniye oldun artık, otuzuna dayandın evlenemedin daha.'
'Nereden biliyorsun? Belki evlenmem yakındır.'
Demir 'Hadi oradan.' diyerek elini salladı. Ardından muzipçe sırıttı. 'Az bir sus da kestireyim şurada, valla gram uyku uyumadım. Anasının oğlu, o da uyutmuyor geceleri babasını.'
Altan 'Haydi, haydi. Geç odana ne yapacaksan orada yap. Sonra Dursun ustama gideceğiz.' diyerek adamı odadan kovaladı.
-
Birkaç saat sonra Hakan odaya girdi. Altan'ın masasına yaklaştı. 'Abi Kenan şerefsizi çekilmiş tüm ihalelerden. Şirket hisselerini de satmış.'
Altan düşünceli bir şekilde saçlarını karıştırdı. 'Bu it bir şeyler yapıyor. Kimlerle iletişimde bir bir öğrenin. Bizim bağlantımız olan yerlerle bir iletişimi olmuş mu her birini öğren.'
Hakan 'Tamam.' deyip odadan çıkmak için hareketlendi ama Altan'ın sesiyle durdu.
'Zümrüt'ün evin oralarda gördünüz mü hiç o iti?'
'Kendisi değil ama köpeklerini salmıştı etrafa, kaldırdık hepsini.' dedikten sonra Altan'ın işaretiyle odadan çıktı.
Altan'ın içine de haliyle bir sıkıntı çökmüştü. Zümrüt'e bir şey anlatamadığı için, daha yakından koruyamadığı için iyice büyüdü sıkıntısı.
Demir'in odaya girmesiyle kendine geldi. 'E hadi çıkmıyor muyuz, ustan bekler.'
Altan ceketini alıp çıktı odadan. Demir'in yanında dalgın bir şekilde yürüyordu. Demir ise bunu çoktan fark etmişti.
'Ne oldu Altan, bir sıkıntı mı var?'
Altan dertli bir soluk verdi dışarıya. 'Kenan, çıkmış içeriden.'
Duyduğu sözlerle Demir'in gözleri kısıldı. Altan'ı olayı anlatması için bekledi.
'Çıkar çıkmaz da saldı köpeklerini etrafımıza.'
Demir iyice gerilmişti. Eli belindeki silaha gitti istemsizce. 'Ben dedim sana alayım o şerefsizin canını diye ama dinlemedin beni.'
Altan arkadaşına cevap vermeden arabasına doğru yürüdü. 'Geç hadi sen de.' dedi arabayı göstererek. Demir de kendi arabasına bindikten sonra iki araba arka arkaya yola koyuldular.
-
Küçük lokantaya girdiklerinde içeride sadece Dursun usta ve Mustafa vardı. Akşam karanlığı çökmeden dolduğu görülmemişti buranın. Dursun usta kapıda iki delikanlıyı görünce hemen ayaklanıp yanlarına ulaştı.
'Oo uşaklarum hoşgelmissinuz.'
'Hoş buldum ustam.' dedi Altan.
Demir de 'Hoş bulduk babam.' deyip öpmek için eğildi babasının ellerine. Öptükten sonra da üçü birden masalarına geçtiler. Dursun usta Mustafa'ya el edip. 'Hamsiii!' diye seslendi.
Masaları kurulduktan sonra keyifle balıklarını yediler. 'Ee Altan de bakalum, ne zaman geleysunuz gelunle?'
Demir duyduğu sözlerle ağzına alacağı lokmayı geri çekti. Şaşırmıştı. 'Ne gelini?'
Dursun usta güldü. 'Altan'un geluni. Bilmey misun?'
'Yok bilmiyorum. Nankör senin bu uşağun baba. Hiçbir şey anlatmadı.'
Altan hemen lafa karıştı. 'Ben diyordum sana, beni hesaba almayıp hadi oradan diyen sendin Demir Beey!'
Altan susunca Dursun usta da hemen Demir'i azarlamaya başladı. 'Höst! Asul nankör olan sensun, göremeyrum bir haftadur torunumi, gelinumi. Bir geturmedun.'
'Oğlan hasta baba ondan gelemedik.'
'De hayde ordan. Kari ağizlu, istesenuz gelirdinuz.'
Altan kahkaha atıyordu. Demir hışımla arkadaşına döndü. 'Gülmesene oğlum. Ben göreceğim seni evlenince, fırsatını bulsan bir yıl çıkmayacaksın o evden, bilirim.'
Karşılıklı gülmeye başlamışlardı. Keyifleri iyice yerine gelmişti.
'Hadi anlat bakalım, kimdir yengemiz.'
Altan 'Zümrüt'üm.' diyerek aşkla başladı söze. Aşkla anlattı sevdiğini bir bir. Sohbet muhabbetle saatler geçirdiler o masada.
-
Zümrüt okuldan çıkınca Hakan'ın beklediğini gördü. Hızla adamın yanına gitti.
'Altan yok mu?'
'Yok yenge, Dursun ustaya gittiler.'
Anladım der gibi kafa salladı Zümrüt. 'Ama yine yenge dedin.'
Hakan 'Ya yenge valla dilim alışmıyor abla demeye, bırak diyeyim.' dedi gülümseyerek.
Zümrüt de güldüğü yerde 'Söyle bakalım, tamam.' deyip arabaya bindi.
Eve varmak üzereydiler ki Hakan'a seslendi.
'Hakan, dur burada. Bir markete gideceğim, oradan geçerim eve. Sen git.'
'Yok yenge bekleyelim, bırakayım evin önüne kadar.'
'Gerek yok Hakan. Ev şurası zaten giderim ben.'
Hakan da 'Tamam yenge, iyi akşamlar.' deyip tekrar çalıştırdı arabayı.
Zümrüt markete girmiş ufak tefek ihtiyaçlarını alırken telefonu çaldı. Ekrana bakınca yüzüne sıcak bir hava yayıldı. Açıp kulağına dayadı hemen telefonu. 'Altan.'
Altan, 'Senin Altan diyen dilini..' deyip susmuştu. Bunun üzerine Zümrüt'ün içi bir tuhaf oldu.
'Ne yapıyorsun Elalım?'
'Alışveriş yapıyordum, ufak tefek ev ihtiyaçları işte.'
'Gelip alayım akşam seni. Dursun ustam yemeğe davet etti. Tanışmış olursunuz.'
Zümrüt bir an telaşlandı. 'Tanıştırmak mı, gerçekten mi? Ciddi misin?'
Altan Zümrüt'ün bu hali karşısında gülmeden edemedi. 'Zümrüt'üm sakin ol. Alt tarafı küçük bir yemek.'
'Tamam.' dedi kız sakin olmaya çalışarak. 'Ne zaman gelirsin peki?'
'Sekiz gibi orada olurum, ben gelmeden çıkma evden.'
Zümrüt 'Çıkmam.' deyip, hemen ardından telefonu kapattı.
Eli ayağına dolaşmıştı iyice. Altan kendisini yakınlarıyla tanıştırıyordu. İçi içine sığmadı bir an. Sonra yine telaşlandı.
'Ben ne giyeceğim ya? Nasıl bir şey giyeceğim. Off!' diye söylendiği yerde aldıklarını kasadan geçirip aceleyle poşetledi. Hızlı adımlarla evin yolunu arşınlıyordu.
O görmedi ama, Hakan köşede durmuş, genç kadın eve girene kadar bekledi. Hem Altan'dan çekinirdi, hem de Kenan itinin işi hiç belli olmazdı.
-
Eve girip aldıklarını hemen mutfağa bıraktı. Yerleştirmeden direk odasına geçip neyi var neyi yok yatağın üzerine döktü.
Bir saatin sonunda deneyip çıkardığı kaçıncı kıyafeti bilmiyordu ama iyice bitap düşmüştü. Yorgunlukla yatağın kenarına çöktü.
Sonunda karar verip pileli midi boy, siyah bir etek giydi. Üzerine bordo renk boğazlı body giyip hafif bir makyaj yaptı.
Saçlarını çok belirgin olmayan bukleler halinde açık bıraktı. Siyah topuklu süet bootielerini de ayağına geçirdikten sonra heyecanla evde volta atmaya başladı.
Arada bir 'acaba olmadı mı bunlar' deyip üzerini değiştirmek için odasına girecek olsa da son anda durduruyordu kendini. Yine evi arşınlamaya başlamıştı ki zil çaldı.
Heyecanla çantasını ve kabanını aldıktan sonra kapıya gitti. Derin bir nefes alıp sevdiği adamı görmek için asıldı kapının koluna. Kapıyı açtı açmasına ama ne olduğunu anlamadan karşısında gördüğüyle bir çığlık attı.
Gözünün morluğu ve ağzından sızan kan ile duruyordu karşısında. Ağzından fısıltı gibi döküldü kelimeler Zümrüt'ün.
'Zeynep! Kim yaptı sana bunu?'
*********
Umarım beğenmişsinizdir, hepinizi çok seviyorum
Sevgiyle kalın ❤