Mustafa
"Aşkım diyebilirsin, birtanem, canım, ömrüm, gelecekteki kocam diyebilirsin ama bunların hiçbirini diyemezsin," dedim.
Yüzüme şok olmuş bir şekilde baktı. Öyle güzel bakıyordu ki, gözlerinde kaybolmak istedim. O tatlılığına göz kırptım.
Birden şoktan çıkıp yere eğildi. Eline küçük bir taş alıp kafama attı.
"Aaaaa, delinin zoruna bak! Sen kimsin de ben sana o lafları diyecekmişim!"
"Kız, acıdı ya! İnsan gelecekteki kocasının kafasını yarar mı?" dedim .
Burnundan soluyarak bana baktı.
"Sen o kafanı komple koparmadığıma şükret," dedi.
Elimi kafama sürdüğümde kanadığını gördüm. Harbiden iyi yarmıştı kafamı. Bu sayede aşkımızın ilk yarasını da almış oldum.
"Bak, son kez söylüyorum; bir daha seni buralarda görmeyeyim, yoksa sonu kötü olur," dedi ve bir hışımla yanımdan gitti.
Kokusu bile bir başka güzeldi lan! Nasıl âşık olmaz insan? Ben arkasından salak salak gülerken, arada arkasına dönüp dönüp bakıyordu.
Şaka maka bir yana, kafamı iyi yardı. Fena sızlamaya başlamıştı.
Onu biraz daha izleyip köyün girişindeki sağlık ocağına gittim. Sıra alıp biraz bekledikten sonra hemşire geldi.
"Buyurun beyefendi," dedi.
"Geçmiş olsun. Kafanız fena yarılmış. Kaza mı yaptınız?" diye sordu.
"Yok hayır, aşk taşı vurmuş olabilir," dedim gülerek.
"Efendim, anlayamadım," dedi.
"Boş verin, önemli bir şey değil," dedim.
"İki dikiş atılması gerekiyor ama iz kalabilir," dedi.
"Hiç sorun değil. İz kalması benim için daha iyi olur," dedim gülerek.
Her aynaya baktığımda onu hatırlatacak bir iz bırakmıştı bana. Hemşire anlamaz bir yüz ifadesiyle bana bakarken, "Kesin sarhoş," diye düşünüyordu galiba.
Arabaya binip bakkala uğradım. Birkaç eksik vardı, onları alıp eve geçecektim. Bakkala girdiğimde Kerim vardı. Kerim benim liseden arkadaşımdı.
"Nasılsın Kerim?" dedim.
O da şaşırmış bir ifadeyle bana bakıp, "Nereye tosladın sen? Fena duruyor," dedi.
"Önemli bir şey değil, hafif bir sıyrık sadece," dedim.
"İyi, geçmiş olsun," dedi.
İstediklerimi hazırlayıp bana uzattı. Parasını verip, "Hadi görüşürüz," dedim ve çıktım. Arabaya binip eve gittim. Sıra evdekilere hesap vermeye gelmişti.
Ah orman gülüm ah, yaktın beni.
Eve ilk girdiğimde annem karşıladı beni. Panikle, "Ne oldu oğlum sana? Kaza mı yaptın?" dedi.
Kumru
Delinin zoruna bak ya, bir de kocam olacakmış! Sen kimsin! Kafasını yardım, pekmezini akıttım. O hâlde bile gülmesi yok mu? Gel de öldürme!
Ama çok da yarmışım kafasını, bayağı kanıyordu. İnşallah bir şey olmaz, diye düşünürken iç sesim devreye girdi.
"Sen yar adamın kafasını, bir de 'inşallah bir şey olmaz' de."
Sen bir sussana ya!
"Tabii tabii, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış zaten."
Bak, hâlâ konuşuyor.
"İyi be, sen kal burada, vicdanınla mutluluklar dilerim sana."
İsabet olur. Mümkünse hiç görüşmeyelim.
"Pişman olup çağırma ama sonra."
Seni mi? Hiç sanmam vallahi.
Çeşmeden abdest alıp ikindi namazını kılıp eve gittim. Canım ablam mis gibi yemekler yapmıştı yine.
"Ablaların en güzeli, döktürmüşsün yine," dedim gülerek.
"Hayırdır, var yine bir yağcılığın. Ne istiyorsun, söyle bakalım," dedi.
"Of abla ya, sana da iki güzel laf demeye gelmiyor, aaa!"
"Ne kızıyorsun kız? İkimiz de biliyoruz, sen bir şey istemedikçe bana iltifat etmezsin."
"Sen de haklısın tabii. Bünye alışık olmayınca bu tepkileri vermen gayet normal."
Ablam evleneli iki yıl olmuştu ama eniştem gemi kaptanı olduğu için çoğu zaman bizde kalırdı. Yalnız kalmayı hiç sevmezdi.
"Sus kız! Eniştemden duyduğum iltifatları sana anlatsam aklın şaşar. Ama senin yaşın tutmaz şimdi."
"Tabii abla, tabii, kesin öyledir. Bilmesek inandıracaksın."
"Sus kız sen! Evlen de görelim seni. Bu yaştan sonra kim alacaksa artık seni."
"Ooo, elimi sallasam ellisi vallahi. Ama ben yüz vermiyorum."
"Şuna da bak, evde kalmış da haberi yok."
"Of abla ya, iyi ki sana bir iltifat ettik, tüm morallerimi sıfırladın!"
"Kız, ne dedim ben şimdi sana?" dedi.
"Yok abla, yok bir şey. Ben inek sağmaya gidiyorum. Bir de annemden azar işitmeyeyim."
"Kız, küstün mü yoksa?"
"Ne haddime küsmek!"
Tribimi de atıp çıktım dışarı. Annemle inekleri sağıp eve geçmiştik. Akşam yemeğini yedikten sonra amcamlara gittik. Sohbet muhabbet derken saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Eve gelir gelmez yatsı namazını kılıp yattım. Normalde yastığa başımı koyar koymaz uyumam gerekirken, bir türlü uyku girmez oldu gözüme. Her gözümü kapattığımda bugünkü olanlar önüme geliyordu. Bir görmeyle bütün ayarlarımla oynadı resmen.
En son sabah ezanı okunuyordu. Sabah namazımı kılıp uyudum.
Bugün annem biraz geç kaldırdı beni. Vallahi ben de şok olmadım desem yalan olurdu. Yoksa çoktan kaldırmıştı beni.
"Anne, beni neden kaldırmadın ki?"
"'Bugün ablan gitti hayvanlarla. 'Bırak da uyusun, gece hiç uyumadı,' dedi. Sürekli sağa sola döndü durdu' dedi."
"Bir sorun mu var kızım?" diye sordu annem.
"Yok anne, ne sorunu olacak ki? Atamalar belli olacak ya iki ay sonra, onları düşünüp durdum işte."
Ah anne, ah… Asıl uykusuzluğumun sebebini bilsen kesin kırardın bacaklarımı. O deli manyak ya yine geldiyse? Ya ablama benden bir şey derse? Dün kafasını yardıktan sonra akıllanmayıp yine gelirse vay hâline!
Dana çalısı ile dövsem mi acaba bu sefer?
"Anne, ben ablamın yanına gideyim, görüşürüz sonra," dedim. Tam çıkacakken annem arkamdan bağırdı.
"A deli kız, birkaç lokma ye de öyle git! Kaçmıyor ya hayvanlar," dedi.
Vallahi anne, hayvanları bilmem ama benim aklım kaçacağı kesin.
Mutfağa gidip bir tane güdül ekmeğin içine peynir, zeytin, domates yerleştirip bir bardak su ile yedim. Daha fazla oyalanmadan hemen gitmem gerekiyordu.
Tepeye nasıl çıktım, nasıl geldim, bir tek Allah biliyor vallahi. İlk önce sağa sola bakındım, gelmiş mi diye. Görünürde kimse yoktu.
Biraz ilerledim, ablamı telefonda konuşurken yakaladım. Öyle dalmıştı ki telefonda konuşmaya, benim geldiğimi bile duymadı.
Sessiz sessiz yanına yaklaştım.
"Böööööhhhhh!" diye bağırdım.
Kız az daha kalpten gidiyordu vallahi. Ama ben gülmekten kendimi yerlere atıyordum.
"Vay ağzına köpeğin tünedi!" diye peşime düştü.
"Abla, vallahi özür dilerim, bir daha yapmayacağım, söz! Dur artık, çok yoruldum, bayılacağım şimdi."
Yok, bunun durmaya niyeti yoktu. En iyisi ormana saklanmak deyip koşmaya başladım.
Ormanın içine kaçarken kolumdan bir el tutup beni ağaç ile kendi arasına aldı.
Tam çığlık atacakken, ağzımı kapatıp işaret parmağını ağzına götürerek, "Şişşşşşşt," dedi.
Bu, bu dünkü manyaktı! Ne işi vardı burada?