Abi mi dedi o bana

993 Words
​Bugün araba ile gidecektim, çok geç kalmıştım. Hiçbir anını kaçırmak istemiyordum. Arabada dinlediğim tüm şarkılar bile onu anlatıyordu bana. ​On dakika yol gittikten sonra arabayı uygun bir yere park edip, her gün hayvanları götürdüğü yolun kıyısına saklandım. Neyse ki geç kalmamıştım. ​İşte gördüm onu! ​Bu kadar da güzel olunmaz ki be zalımın kızı. Boyu öyle çok uzun değildi, 1.65'ti ama pofuduk pofuduk yanakları vardı. Hele utanınca al al olurdu yanakları, en güzel kirazları bile kıskandırırdı. Kilolu oluşunu hiç sevmezdi, hep şikâyet ederdi ama ben onun her hâlini çok seviyordum. ​Kafasına örttüğü yazması, belindeki basma eteği, ayağındaki lastik ayakkabısı... Çok yakışmıştı orman gülüme. Onun hep böyle olduğuna bakmayın siz; bir de onu hastanede ve şehir hayatında görün. Dizlerine kadar uzanan, ona çok yakışan elbiselerle, ayağında topuklu ayakkabısı, beline kadar uzanan kahverengi, sırma gibi upuzun saçlarıyla gezer. ​Neyse, bu kadar sevdiğimi anlattığım yeter. Biraz da orman gülümü izleyeyim. ​Sanki beni fark etmiş gibi etrafına bakınmaya başladı. "Ne olur Allah'ım, görmesin," diye içimden geçirdim. Neyse ki beni fark etmedi. ​Telefonundan müzik açıp hem şarkı söyleyip hem de dans ede ede geçti önümden. Kolundan tutup sımsıkı sarılasım, hiç bırakmayasım geldi. O sırada benim düşüncelerimin üzerine şarkının sözleri de çok manidar geldi: ​"Şeytan diyorki yanaşma, adını anma, sataşma. Deli kader bu seni karşına çıkaracak mı bilen yok." ​Ben kendi hâlime gülerken, yaramaz Boncuk dikenlerin arasına daldı. ​"Allah aşkına kızım, ne işin var senin orada," dedi hafif sitemli sesiyle. ​"Ayyyyhhh öf kızım ya, elime diken battı işte ya!" ​O an sanki diken onun eline değil, benim kalbime saplandı. Daha fazla dayanamadım onun acı çekmesine. Saklandığım yerden çıktım. ​"Dur kızım, kanattın ya her yerini." ​"İzin verirseniz, ben alayım kuzuyu." ​Keşke demez olaydım. Aniden seslenmemle eline yine dikenler battı. "Kızı korkuttun ya hayvan herif," diye kendi kendime kızarken, bir süre öylece baktı bana. Kızı resmen şoka sokmuştum. Bir süre öyle bekledikten sonra şoktan çıkmış olmalı ki bana kızması bir oldu. ​"Afedersiniz de siz kimsiniz abi, hayırdır?" ​Ben bu kızın tersinin çok pis olduğunu söylemiş miydim daha önce? Eğer demediysem de şimdi diyorum. Beni bir kaşık suda boğacakmış gibi bakıyordu. Bir de abi mi dedi o bana? ​Kumru ​Tam Boncuk'u kurtarmaya çalışırken arkamdan birden ses geldi. "İzin verirseniz, ben alayım kuzuyu," dedi. ​O an yüreğim ağzıma geldi desem yalan olmazdı. Ama onu görünce şok oldum. 1.90 boyunda, kaslı mı kaslı, bayağı da yakışıklıydı. Yüzünde daha yeni tıraş olmuş olduğu belliydi. Saçlarını hafif yana taramış, üzerinde polo yaka tişört ve belindeki kumaş pantolon ile mankenlere taş çıkartır vallahi. Adamı iki dakikada süzdüm. ​Hani tüm romanlardaki erkek karakterleri hep abartı bulurdum; "Yav he he öyle adam var da ortalığa salmışlar da seni bekliyor," diye dalga geçerdim. Vallahi de billahi de varmış! Şu an tam karşımda duruyordu. ​Elimin tekrar sızlamasıyla gerçekliğe döndüm. "Afedersiniz de siz kimsiniz abi, hayırdır?" dedim, elimi havada sallarken. ​O ise bana bakmak yerine Boncuk'u çıkardı dikenlikten. Bana dönüp baktı. Bir de salak salak gülmesi yok muydu? Hem huzur veriyordu hem de çok sinir bozucuydu. Sahi, bu adam niye gülüyordu? Yüzümde falan bir şey mi vardı ki? ​"Merhaba, ben Mustafa ama sadece Mustafa. Abi falan yok." ​"Sana da merhaba sadece Mustafa, abi falan olmayan." ​Bir an afalladı, "Ne diyor bu?" der gibi. ​"Sen ne arıyorsun burada?" ​"Şeyyy be, ben..." ​"Sen ne? Hayvanlar gidiyor, seni bekleyemem akşama kadar." ​Bu sahne bana bir yerden tanıdık geliyor ama neyse... ​"Öylesine dolaşmaya çıkmıştım. Yolumu kaybetmişim. Sizi de o şekilde görünce yardım etmek istedim." ​"Burada, it geçmez kervan geçmez yerde ne dolaşmasıymış o?" ​Sanki dut yemiş bülbüle döndü, tek cevap çıkmadı ağzından. ​"Kimsin necisin bilmem ama baş git lan," dedim. Boncuk'u da alıp giderken sesi çıktı sonunda. ​"İnsan bir teşekkür eder. Hemen de kızılmaz ki." ​Bu bugün elimde kalmazsa iyi. Bendeki cesarete de bakın, 1.90'lık adama kafa tutuyorum. Eee, Karadeniz kızıyız, olacak o kadar. Kanımız bile deli akar. ​"Sana yardım mı et diyen oldu?" ​"Ellerin yara bere içinde kalmasına gönlüm razı gelmedi. Ne yapsaydım, öylece yaralanmanı mı izleseydim?" Bundaki öz güven de kimsede yok vallahi. ​"Kendi kafana göre yaptıysan, teşekkür de beklemeyeceksin o zaman." ​"Daha adını bile söylemedin, orman gülü." ​"Dikkat et, orman gülleri zehirlidir. Zehirlemesin sonra seni." ​"Senden gelecek olan zehire de, şifaya da razıyım ben," dedi. Ama ben duymazdan geldim. ​"Efendim, bir şey mi dedin?" ​Hafifçe güldü. "Yok orman gülü, yok bir şey demedim." ​Daha fazla dinlemeden yanından gittim. Oradan gitti mi ne yaptı, hiç umursamadan ineklerin peşinden gittim. Boncuk'a da kızmayı ihmal etmedim. ​"Beni ne hâllere düşürdün gördün mü?" ​"Ama çok yakışıklı. Gülmesi bile insanı ateşe atmaya yetiyor." ​Neyse ne, uzak dursun benden kâfi. ​Aradan üç dört saat geçmişti ki, yine o adam geldi. On beş yirmi metre ilerideki avu çiçeğinin yanında oturuyordu. ​İlk başta hiç umursamadım, yokmuş gibi davrandım ama yine de olmadı. Bana bakıp bakıp sırıtıyordu. Şeytan diyor ki kır ağzını burnunu, eve ağlayarak gitsin diye söyleniyordum. Ama ben akıllı uslu bir kız olduğum için hiç o tür şeyler yapmam. ​İç sesim de "Damarına bassın da bak bakalım yapıyor musun yapmıyor musun?" ​İç sesim bile benle kavgaya başladığına göre gidip hakkını vermem lazım, öyle değil mi? ​"Sen yine ne arıyorsun burada?" ​"Hiç, dolaşıyorum dedim ya. Burada oturup dinlenmek istedim sadece." ​"Eyyy Allah'ım, bir de konuşuyor şuna bak ya." ​"Ee, sordun, söyledim. Söylemeseydim mi?" ​"Bundaki arsızlık kimsede yok vallahi!" ​"Bak abicim, burası özel mülk, öyle kafana göre giremezsin buraya." ​"Bak yine 'abi' dedi," dedi kızarak. ​"Ne diyeyim başka? Amca mı diyeyim, dayı mı diyeyim? Dede de hiç fena olmaz aslında," dedim. ​Oturduğu yerden kalkıp üstüme üstüme gelmeye başladı. Bende az önceki cesaretten eser kalmadı. ​"Cık cık cık," dedi. Kafasını biraz üzerime eğip konuştu. Keşke konuşmasaydı dedim. ​"Aşkım diyebilirsin, birtanem, canım, ömrüm, gelecekteki kocam diyebilirsin ama bunların hiçbirini diyemezsin..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD