•8• Hoş Geldin Burslu

1315 Words
Eylül güneşi, Regnum Koleji’nin taş duvarlarına altın sarısı bir ışıltı seriyordu. Ağaçların yaprakları hâlâ yeşildi ama havadaki serinlik, yazın çekildiğini müjdeler gibiydi. Öğrenciler okulun ön bahçesinde, kimi heyecanla, kimi kayıtsızca yeni döneme hazırlanırken, gösterişli bir siyah araç ağır adımlarla okul kapısına yanaştı. Araçtan inen Tan Yamanlıoğlu’ydu. Kolej binasının mermer basamaklarına adım attığında, onu tanımayan yoktu. Takım gibi dik duran okul forması, saçı kusursuzca dağınıktı.Yürürken bir yandan telefonuna bakıyor, diğer yandan selam verenlere başıyla karşılık veriyordu. Kantinin arka tarafındaki cam masa, Tan ve arkadaşlarının her zaman toplandığı köşeydi. Mert, Ela, Aras ve Derin çoktan oradaydılar. Aras, esmer, sportif bir tipti; futbol takımının kaptanıydı. Derin ise sessiz ama acımasız yorumlarıyla bilinen biriydi. Ela ise her zamanki gibi makyajlı ve dikkat çekici şekilde giyinmişti. Masada, çilekli milkshake’inden bir yudum aldıktan sonra dudaklarını büktü.“Bu yıl da burslular gelmiş. Ne çok oluyorlar böyle. Okula çeşitlilik katıyorlarmış güya.” Mert gözlüklerinin üzerinden bakarak omuz silkti.“Yoksullar olmadan zenginliğimizin anlamı kalmaz.” Kahkahalar yükseldi.Tan henüz konuşmamıştı. Sırtını sandalyeye yasladı, eliyle çenesini ovuşturdu.“Kimmiş bu yeni burslular?” Ela hemen atladı.“İçlerinden biri bizim sınıfa gelecek, kızmış.Görmedim daha ama mütevazi olduğunu söyledi Arda.”‘Mütevazı’, Ela’nın lügatında fakir anlamına geliyordu. Tan’ın dudakları belli belirsiz kıvrıldı. İçinde bir şey kıpırdadı. Ama yüzünü hiçbir duygu bozmadan çevirdi.“Yeni gelen burslulara hoş geldin partisi yapmadık bu yıl,” dedi soğuk bir neşeyle.“Geleneklerimiz unutulmasın.” Aras, onun ne demek istediğini hemen anladı. “Geçen yılki gibi mi?” Tan başını eğdi, gülümsedi.“Aynısı. Hatta daha iyisi.” Ela göz kırptı.“Ne düşünüyorsun?” Tan gözünü okulun ana kapısına çevirdi. İçinden bir ses “Yapma,” dedi. Ama o sesi boğmaya alışıktı artık.“Ders çıkışı herkes soyunma odasında olacak,” dedi. “Bizim sınıfın burslusunu oraya yönlendireceğiz. Aras, kızın dolabını değiştirmiş ol. Derin, telefonla videoya alırsın. Işıkları da ayarlayın. Yanlışlıkla erkek soyunma odasına girmiş gibi yapacağız. Herkes oradayken...” Ela kıkırdadı.“Daha ilk günden ün kazanacak.” Mert bir an tereddüt etti.“Tan, bu biraz ağır değil mi?” Tan ona göz ucuyla baktı.“Kibar olmak isterdim ama... hayat bu kadar nazik değil. Hem bu okulda okumanın bedeline alışmalı burslular” Sanki gülümsemek istiyordu ama yüzü taş gibi kaldı.Gözleri, hiçbir duygu göstermeyen soğuk bir cam gibi uzaklara dalmıştı.İçinden bir başka ses hâlâ fısıldıyordu. “Sen ne yapıyorsun Tan?” Ama onun cevabı sadece kendi sessizliği oldu.Masa sessizliğe gömülürken okul zili çaldı.Ve Tan, karanlık planını adım adım uygulamaya başladı. Tan o sabah kolej binasının taş merdivenlerinden ağır ağır çıkarken, gökyüzü bile sanki bir ağırlık taşıyordu üzerinde. Okulun ilk günüydü ama onun için sıradan bir sabahtan ibaretti. Zil çalmış, öğrenciler sınıflarına dağılmıştı. Ama o sınıfına gitmiyordu. İlgisini çeken hiçbir şey yoktu.Zaten yeni gelen burslular kendilerini tanıtacaktı. Ne önemi vardı ki? “Onlar beni tanısa yeter.” Bahçede oturmuş, telefonunu sessize almış, yüzünü gökyüzüne vermişti. Gözlerini kapatmıştı ama zihni susmuyordu. O sırada Meyra, okulun ikinci katındaki sınıfına varmıştı.Kapıyı tıklattı, içeri girdi.Öğretmen, yeni gelen öğrenciyi tanıtmak için yerinden kalktı.“Sınıfımıza yeni bir arkadaşınız katıldı. İsmini sen söyle bakalım.” Meyra, bir adım öne çıktı.Sesi sakin ama kararlıydı.“Ben Meyra Demir. Burslu olarak bu yıl aranıza katıldım.” O anda Mert’in gözleri kısıldı. Telefonunu çıkarıp hızlıca Tan’a mesaj yazdı. “Yeni burslu Meyra. KURYE KIZ! Planı iptal et, acil!” Ama mesajlar okunmuyordu.Tan sessizliğini koruyordu.Mert bir daha yazdı. Aradı. Açılmadı. Ela ise o sırada sırasına yeni oturmuş Meyra’nın yanına gelmişti.Sahte bir gülümsemeyle yaklaştı.“Hoş geldin. Bugün okul sonrası geleneksel bir ‘kaynaşma parti’miz var. İstersen sen de gel. Üstünü değiştir, biraz daha... rahat bir şeyler giy. Partilerde forma giyilmez.” Meyra önce şaşırdı.Bu kızı hatırlıyordu. Forma mağazasında onu görmezden gelen o gösterişli kızı.Şimdi ise onunla konuşuyor, sıcak davranıyordu.“Belki o gün gününde değildi,” diye düşündü.“Herkes ikinci bir şansı hak eder.” Ela’nın gösterdiği soyunma odasına yöneldi.Okulun en arka koridorlarından birinde, boş ve sessiz bir yerdi.Kapıyı açtı. İçeri girdi.Dolaplardan birine yaklaştı.Tam kıyafetini çıkarırken... – Click – Bir anda ışıklar yandı.Kapıdan kahkahalar yükseldi.Meyra döndü.Gözleri büyüdü.Soyunma odası erkek soyunma odasıydı.Ve içeride, Aras, Derin ve birkaç öğrenci daha vardı. Ellerinde telefonlar. Kahkahalar. Derin, ön sırada, elinde telefon, canlı yayın yapıyordu.“Yeni burslu kendini fazla rahat hissetmiş sanırım,” diye alay etti. Kameralar Meyra’nın yüzüne, sonra üstünü kapatmaya çalıştığı bedenine odaklandı.“Bakın utanıyor bile!” “Çoktan kaynaştık galiba!” Meyra neye uğradığını anlayamamıştı.Elleriyle gömleğini kapatmaya çalışıyor, gözleri panikle etrafa bakıyordu.Kalbi ağzındaydı.Ciğerine bir ağrı saplanmış gibiydi.Nefes almakta zorlanıyordu. Ve o an… kapı açıldı.Tan içeri girdi.Kahkahaları duyunca yüzünü buruşturmuş, neler olup bittiğini görmeye çalışarak gelmişti.Ama göz göze geldiği şey...Meyra’ydı. Onun panikle kendini örtmeye çalıştığını, gözlerindeki utancı, kızarıklığı… sonra o gözlerin kendisine çevrilip nasıl buz kesildiğini gördü.“Meyra...” dedi fısıltıyla. Ama çok geçti. Arda, Tan’ın birkaç adım önüne geçerek ceketini hızla çıkarıp Meyra’nın omuzlarına sardı.“Sakın konuşma,” dedi ona alçak sesle.“Bunların seni incitmesine izin verme.” Arda, onu omzundan tutup odadan çıkardı.Meyra, gözleri dolmuş halde, son bir kez arkasını dönüp baktı. Tan’a. Ama gözlerinde artık tanıdık bir sıcaklık yoktu.Yalnızca... hayal kırıklığı.Sanki en güvendiği, sığındığı tek yer bile yıkılmıştı artık. Tan orada öylece kaldı.Kalabalığın sesi kulaklarında uğultuya dönüşmüştü.Mert sonunda içeri girdiğinde, olan bitene bakıp başını salladı.“Sana mesaj attım... Meyra olduğunu söylemiştim.” Tan hiçbir şey demedi. Sırtını dönüp gitti. Ama içindeki yankı susmuyordu. “Onu korumaya çalışırken... en büyük zararı ben verdim.” Arda, Meyra’nın omzuna kendi ceketini sardığında, kızın yüzü hâlâ solgun, bakışları hâlâ uzaklardaydı. Göz göze gelmemeye çalışıyor, dudakları titriyor ama ses çıkarmıyordu. Ayakları yürümeye değil, kaçmaya çalışır gibi titriyordu adım adım. Sessizce kız soyunma odasına girdiler.Meyra ceketini çıkardı, askıya astı.Formasını giyerken parmakları titriyordu, düğmeleri bir türlü ilikleyemiyordu.Elleriyle yüzünü silmek istedi ama o an fark etti. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ağlamamaya yeminli gibiydi.Ama bu... başka bir şeydi. Bir hayal kırıklığı, bir gurur yıkımıydı bu. Bildiği, güvendiği her şey yerle bir olmuştu. Arda arkasını dönmüştü, ona mahremiyet vermek için. Meyra hazırlanıp geldiğinde gözlerini kaçırarak sordu. “Sakin misin biraz?” Meyra başını eğdi. Cevap vermedi. Bahçeye çıktılar. Kolejin arka tarafındaki, kullanılmayan seranın yanına kadar yürüdüler. Ağaçların gölgesi, rüzgârın sesiyle birleşince, dünya biraz sessizleşti. Arda sonunda konuştu. “Ela sınıfta seni sorduğunda böyle bir şey yapacaklarını hiç düşünmemiştim. Sadece bir tanıtım olur, birkaç saçma laf ederler sanmıştım. Cidden... çok üzgünüm.” Meyra, gözlerini toprağa dikti.Uzun bir sessizlik oldu.Sonra başını kaldırdı, sesi kısık ama netti. “Sen kayıt günü demiştin bana... zorbalar var diye.” Arda başını eğerek onayladı.“Evet...” Meyra acı bir kahkaha attı.“O zaman aklıma gelmedi. Tan... yaz tatilinde tanıdığım o çocuktu işte. Sipariş veren, cüzdanını düşüren, bana bin lira uzatan çocuk. Beni her gün o kafeye gelip sinir eden...Meğer planlıymış hepsi. Hepsi bugünkü küçük düşürme içinmiş.” Gözleri doldu, bu kez saklamadı.Sesinde hem sitem hem de kırıklık vardı. “Ben onunla arkadaş olduğumu düşünmüştüm. Ama o... herkesin önünde beni utandırdı.Tanıdığını sandığın biri tarafından ihanete uğramak... en acısı buymuş.” Sözleri kesildi. Gözlerinden yaşlar aktı. Dizlerinin üzerine çöktü adeta. Avuçlarını yüzüne kapattı. Arda bir adım attı, yanına çöktü. Eliyle sırtını sıvazladı, ne diyeceğini bilemeden. Meyra ağlarken fısıldadı. “Onlara güvenmek istemedim. Ama... kendime de güvenmedim. Bu okulda tutunmak için herkese iyi niyetle yaklaştım. Şimdi tüm okul benimle dalga geçecek.” Arda gözlerini kaçırdı.Sesi alçaktı. “Bu okul... zorbalara göz yuman bir yer. Hele ki sponsorların çocuklarıysa... kimse dokunamaz onlara. Müdür bile ses çıkarmaz. Şikâyet etsen, olan sana olur.” Meyra gözyaşlarını sildi. Gözleri artık boş bakmıyordu.“Hayır.” Arda şaşkınca döndü ona. “Hayır. Eğer susarsam, onlar kazanır. Bu utancı benimmiş gibi taşımamı isterler. Ama hayır. Bu onların suçu. Onlar küçük düştü, ben değil.”Ayağa kalktı yavaşça.“Kim olduklarını bilmiyorum. Sponsorlarıymış, aileleri zenginmiş, okula para akıtıyorlarmış... hiç fark etmez. Bedelini ödeyecekler. Beni tanımıyorlar henüz. Ama tanıyacaklar.” Arda da ayağa kalktı. Gözlerinde saygı dolu bir parıltı vardı.“Yardım edebileceğim bir şey olursa... yanındayım.” Meyra dudaklarını sıkıca kapattı.Gözleri kararlılıkla parlıyordu.“Bu savaş daha yeni başlıyor.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD