8. BÖLÜM

1537 Words
Demet: Dikkat dikkat, herkes buraya bakabilir mi acaba ablalarım? Kızlar bir anda kendilerini WhatsAppta bulduklarında, devamında gelecek bombaya odaklanmışlardı. Buket: Söyle çiçeğim? Sarmaşık:  Bu acil çağrının devamını biliyorum ben, Demet noldu güzelim? Demet: Akşam bizim mekanın karaokesini kapattım. Gürkan abiyi ayarttım evet, doğru duydunuz. Akşam saat 8 de herkes orda olsun. Ayrıca damsız girilemez. Tüm kızlar okuduklarıyla kaşları çatılırken, ilk yazan Begonvil oldu. Begonvil: Acaba senin bu hayatta ayartamadığın insan var mı Demet?  Ayrıca ne damsızı kızım, ne saçmalıyorsun sen? Mesajları ablasıyla birlikte yan yana masalarda okuyan Buket, yanında oturup bir şeyler anlatan adama sinsice sırıttı. Parmakları klavyede gezinmeye başladı. Buket:  Şeyy.. Acaba patronlarımızı da çağırabiliyor muyuz?  Begonvil'in çaktırmadan masanın altında okuduğu mesajla gözleri yuvalarından çıkacaktı. Kardeşinin ne yapmaya çalıştığını çok iyi biliyordu. Çünkü karşısında oturan adamın kendisine bakışlarını her defasında dile getirmekten kaçınmıyordu Buket ve bu çok can sıkıcı olmaya başlamıştı. Demet: Buket seni parçalarım. O Yılmaz denilen bir kaç seneye kalmaz prostatlarını gözümüze sokacak patron bozuntusunu filan kastediyorsan, Begonvil' e kalmadan ben döverim seni. Sarmaşık anında okuduğu mesaja kahkaha attığında, odada yalnız değildi ve karşısında oturan adamı unutmuştu o saniye. Kafasını kaldırıp, adamın bakışlarıyla karşı karşıya geldiğinde yüzündeki gülümsemeyi söndürüp, mahcupça bakındı. Sinan kalkıp bir anda odadan çıkıp gittiğinde ne olduğunu anlamamış şaşırıp kalmıştı genç kız. Begonvil kaşlarını çatarak kardeşine baktığında, sinsi sırıtışlarla karşılaştı genç kadın. O esnada toplantı salonunun boşaldığını yeni farkedebilmişti ve Ümit Asım dikkatle bu iki genç kıza bakıyordu. Aralarında bir şeylerin döndüğünü anlayan genç adam Buket'e bakışlarını dikerek kendisine sırıtan genç kıza 'Ne?' dercesine başını salladı. Aslında aralarındaki bu samimilik Buket'in o çenesinin getirilerinden kaynaklanıyordu. Buket ablasına derin derin bakan adamın bakışlarını her yakaladığında, patron- çalışan ilişkileri günden güne daha da zayıflayarak arkadaş kontenjanına dahil oluyordu. Ümit Asım da Buket de bu durumdan hoşnuttu. Rahatsız olan tek kişi Begonvil'di ve lafını kimseye geçiremiyordu. Buket o sevimli gülüşünü takınıp adama yalvaran gözlerle bakarak "İkizim akşam kareoke ayarlamış. Siz de gelir misiniz?" diye sordu. Begonvil sinirle yerinde kıpırdandı. Emrivakilerden hiç hoşlanmazdı ve karsisindaki adamın da bu emrivakiye balıklama atlayacağından şüphe duymuyordu. "Buket," dedi genç kız dişlerinin arasından "Belki işi filan vardır. Emrivaki yapmasana." "Aslında işim yok." dedi Ümit Asım, karşısında renkten renge girmiş kadına bakışlarını dikerek ve bu durumdan zevk aldığını belli eden bir ses tonuyla "Kaçta ve nerde Buket?" diye sorup bakışlarını Buket'e çevirdi bu kez. Buket hevesle 'yaşasın' diyerek ellerini birbirine vurdu. Her an sinir krizi geçirebilecek ablasını görmezden gelerek telefonunu eline aldı. "Hemen bilgileri atıyorum." dedi. Konum işlemini tamamladıktan sonra gruba girerek "Bizi üç kişi yaz ikiz." diye yazıp gönderdi. Sarmaşık en son mesajı da okuduğunda bir anda karar verip bu hayatta belki de hiç yapmam dediği şeyi yaparak Sinan'ın odasının önünde bir kaç saniye bekleyip kapıyı çaldı. Ardından içeriden gel sesini işittiğinde, hiç düşünmeden odaya daldı. Masanın diğer tarafında, gözünde gözlüklerle bilgisayarında bir şeyler bakan adamla göz göze geldiklerinde, bir kaç saniye bekleyip "Gelebilir miyim?" diye sordu ılımlı bir sesle. Sinan karşısında görmeyi beklemediği kızla afallasa da gözlüklerini çıkartıp, "Tabi, gel." diyerek eliyle koltuğa oturması için işaret etti. Genç kız düşünmeden kapıyı kapatıp, adamın karşısındaki koltuğa doğru yürüyüp, oturdu. "Bu ziyaretini neye borçluyuz?" diye ilk soru soran Sinan oldu. Sarmaşık duyduğuyla yerinde kıpırdandı. Nasıl söyleyecekti?  Daha önce hiç böyle bir şey başına gelmemişti ki, keşke gelmeden önce Demet'ten taktik isteseydi. Hadi ama Sarmaşık, adama çıkma teklifi etmeyeceksin. Sadece bir şeyler içmeye gidelim mi diye soracaksın. Abartma. Diye söylenen iç sesinden cesaret alarak bir anda konuşmaya başladı genç kız. "Akşam sizi bir yere davet etmek istiyorum." diye söze başladı. Gayet makûl bir girişte bulunmuştu genç kız. Yani en azından Sarmaşık öyle düşünüyordu. "Yaa," dedi Sinan duyduğuyla arkasına rahatça yaslanıp "Nereye?" diye sordu. Sarmaşık ellerini oynamaktan, parmakları kopacaktı artık. Avuç içleri ise tırnak izlerinden, hilal şekilleri almıştı. "Yani," diye tekrar söze girişti "Size kardeşlerimle tanışabileceğinizi söylemiştim." Nasıl bir cümle şimdi bu?  Sanki çok büyük bir zorunluluğuymuş gibi?  Adama ne kızım senin kardeşlerinden. Sinan genç kızın karşısında bir şeyler anlatmaya çalışmasından, kıvranışlarından ve kurduğu cümlelerden sonra kahkaha atmamak için kendini zor tuttu. Ama buna bir son vermeliydi çünkü genç kız şimdi utançtan bayılacaktı.  Ardından "Tamam Sarmaşık, nerede ve kaçta?" diye sorarak genç kızı büyük bir yükten kurtarmıştı. * Herkes bahsi geçen kafeye geldiğinde, birbirleriyle tanışmış, içeceklerini söylemiş ve koyu bir sohbet içine girmişlerdi. Sinan halinden mutluydu ve arada sırada Sarmaşık'a gözlerini değdirip kaçırıyordu. Kardeşleriyle tanışmış ve hepsini ayrı ayrı çok sevmişti. Begonvil biraz daha ağır, daha sert bir kişiliğe sahipti. Fakat ikizler tam tersiydi bu iki kıza göre. Ablalarına hiç çekmemişlerdi ve ortamı sürekli canlı tutmayı başarıyorlardı. Andries ikinci kez girdiği ortama hemen adabte olmuş,  heyecanla dakikada üç konu açıp, herkesin fikrini alarak yorum yapan Demet'ten gözlerini alamıyordu. Ümit Asım her gün karşısında duvar gibi gördüğü kadının, kardeşlerinin yanında ne kadar da doğal ve daha rahat olduğuna şahit oluyordu. Bu durum Begonvil'i daha yakından tanımaya itiyordu onu. Daha derinlerine inmek, orada boğulmak istiyordu. Ama karşısındaki inatçı keçi buna ne kadar izin verirdi, orası muammaydı tabi. Demet limonatasından son bir yudum alıp, masaya bıraktı. Hevesle "Şimdi bayanlar baylar, kareoke zamanı," diyerek açılışı yapmaya karar verdi. Sarmaşık ve Begonvil hiç oralı olmadı. Çünkü zaten sesleri kötüydü ve kendilerine işkence gelen bu durumu da halka arz etmeye hiç niyetleri yoktu. Fakat ikizlerin sesleri muazzamdı. Hoş ikisinin de birbirinden güzel olan seslerine güveni olmasaydı zaten, Demet bu işe hiç kalkışmazdı ya. Kimseden ses çıkmayınca tekrar sözü aldı. "E hadi ama şu ikisinden bir nane olmaz fakat," deyip eliyle adamlara işaret gönderdi. "Bari içinizden birinin sesi güzel olsun. Bütün gece ikimiz mi şarkı söyleyeceğiz?" Sinan'ın da sesi fena sayılmazdı fakat burda bu şekilde hele ki Sarmaşık'ın karşısında şarkı söyleyemezdi. Böyle düşündüğünü hissettiğinde, içinden "Ergen misin lan?  Elin ayağın da titrer şimdi senin." diye söylenerek kendi kendini azarladı. Buket patronu olan Ümit Asım'a imayla baktı. "Ümit bey sizi de dinlemek isteriz." dediğinde gerinerek Begonvil'e baktı. Ve kızın da kendisinden gelecek cevabı beklediğini gördü. "Söyleriz bir şeyler, fakat bugün olmaz. Başka bir zaman belki. Önce sizi bir dinleyelim." diyerek ucu açık bir şekilde konuştu. Demet en sonunda ayağa kalkarak, Andries'in kulağına eğildi. "Bu şarkı sana." deyip arkasını dönerek sahneye doğru yürümeye başladı.  Sahneye vardığında, görevli kişiye şarkısını belirterek eline mikrofonu aldı. Bir kaç saniye geçti ve şarkı başladı. Kızlar duydukları şarkıyla, Demet'e kınayıcı bakışlar atsalarda Demet hiç oralı olmadı. Büyük bir ustalıkla mırıldanmaya başladı. Sen bizim mahalleye geldin geleli canım Bizde ne akıl kaldı ne de fikir, bittik O endam, eda nedir öyle, hey yavrum Kaç yıllık arkadaşlar birbirimizi sattık Demet o güzel sesiyle şarkı sözlerini ardı ardına sıraladığında, Andiesle sürekli göz göze geliyordu. Ve bundan oldukça zevk alıyordu. İnşallah Andries şarkı sözlerinde geçen kelimeleri anlıyordu. Ben sokak kedisi gibi sürtünüp yerde Komşunun kızı kampta, sporda, stepte Terzi Mukadder satıp savdı malı mülkü Gizlisi saklısı kalmadı Topumuz niyette Nakarata geldiğinde biraz bekledi ve bombayı patlattı. Çıtır çıtır (Ye, ye, ye) Kıtır kıtır (Ye, ye, ye) Çıtır çıtır (Ye, ye, ye) Hey seni yerler, yerler Seni ham yapar bu zilliler Yaylanmadan yürü Yoksa günah bizden gider Hey seni yerler, yerler Seni ham yapar bu zilliler Yaylanmadan yürü Yoksa günah bizden gider. Şarkı nihayet bittiğinde, ortamda alkış kıyametti. Herkes deli gibi bravo diye bağırıyor, insanlar ıslıklarıyla yeri göğü inletiyordu. Demet gülümseyerek sahneden inip masasına doğru yürürken, suratından sanki ateş çıkıyordu. Bu kadar göz önünde olupta, utanmayı bırakalı çok olmuştu. En son ne zaman şarkı söylediğini bile hatırlamıyordu. Sonunda masaya geldiğinde, Andries'in yoğun ve kararmış bakışlarıyla karşılaştı. Sanki şu an şurda herkesin içinde genç kızı, soluğu tükenene kadar öpmek istiyordu. O bakışlardan ancak bu geçebilirdi. Bunun başka bir açıklaması olamazdı. Andries bir anda irkildi ve daha fazla kıza bakmaktan vazgeçip, önündeki bardağa uzanarak dudaklarına götürdü. Bir kaç yudum alarak, kendi aralarında konuşan kızların konusuna müdahil olmak istedi ama kafasını bir türlü toparlayamıyordu. Yerinde rahatsızca kıpırdanıp, sahneye doğru ilerleyen Buket'e çevirdi bakışlarını. Oda mı şarkı söyleyecekti? Andries gülümseyerek yanına oturan kızın yüzünde mıhlandı bu kez. Her geçen gün daha da alışıyordu bu kıza ve kendine asla engel olamıyordu. Olmakta istemiyordu aslında. Chloeden sonra kalbi böyle çarpmamıştı çünkü. Gerçi hoş Chloe de de böyle attığını hatırlamıyordu. Kimseye daha önce böyle duygular beslemediğini düşündü. Hayatına az insan girmişte olsa, Andries hepsini unutmuştu. En son Chloeyle olan birlikteliği de çok az sürmüştü zaten, 6 ay.  Bir insanı tanımak için o sürenin az bir süre olduğunu düşünürdü Andries. Fakat daha 3 haftada tanıdığı insanla bu düşünceyi çürüttü beyninde. O kadar süreye gerek yokmuş diye mırıldandı içinden. Bir insanın gözlerine baktığında da o insanın en kuytu köşelerini görebilirmiş insan. Bunu Demetle farketti ve halinden asla mutsuz değildi. Bu kez Buket sahneye doğru ilerlediğinde, söyleyeceği şarkıyı çoktan belirlemişti kafasında. Bir haftadır mırıldandığı ve kendi kendine anlam yüklediği o şarkıyı söyleyecekti. Belki de bundan sonra anlam kazanacaktı. Bilemiyordu. Şarkı başladığından aynı anda Buket'te başladı. Unuttun mu beni? her şeyimi Sildin mi bütün, izlerimi Hiç düşmedim mi aklına? Hiç çalmadı mı o şarkı? O sahil, o ev, o ada O kırlangıç da mı küs bana Derin bir nefes aldı Buket. Ne yakıyordu canını? Neden böyle hissediyordu? Neden bu şarkının her kelimesi, canını yakmaya yetiyordu?  Üstelik ortada hiç bir şey yokken. Sanırdım ki aşklar ancak Filmlerde böyle Bundan sonrasını gözlerini kapatarak devam etti genç kız. İçindeki boşluğa, şimdi daha çok hayret ediyordu. Ben hala dolaşıyorum avare Hani görsen enikonu divane Ne yaptıysam olmadı, ne çare Unutamadım gitti. Diyerek şarkıyı son kez dillendirdiğinde, dinleyenlerin arasında birinin varlığından da habersizdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD