4.Bölüm

715 Words
Devran Halen inanmıyorum; babaannem nasıl olur da Rojin’i ister, ben Rojda demişken üstelik. Araştırma yaptım diyor, ne duymuş olabilir ki anlamıyorum. Ama şu an istemediğim biriyle sözlendim, üstelik ben ablasını seviyordum. Babaannem beni nasıl bir durum içine sokmuştu, inanamıyorum. Babaannem, iki taraf da kabul edince düğünü bir ay sonra yaparız dedi. Biz de biraz daha oturup kalktık; artık babaannemle yüzleşmek istiyordum. Arabaya geçince babaannem konuşmak istediğimi anlayınca “Şimdi değil oğlum, konakta konuşuruz,” dedi otoriter sesiyle. “Konuşacağız babaanne; neden bana Rojda’yı değil de Rojin’i istediğimizi konuşacağız,” dedim sinirli bir sesle. Dilşah korkuyla bana bakıyordu, beni ilk defa bu kadar sinirli görüyordu. Konağa varınca arabadan indik; içeri girince babaannem, “Herkes odalarına çekilsin ve ne duyarsa duysun unutsun, anlaşıldı mı?” dedi sert sesiyle. “Salona geçelim,” dedi ve babaannem, ben ve Dilşah salona geçtik; babaannem koltuğa oturdu. Ben salonda bir sağa bir sola volta atıyordum sinirden; Dilşah ne yapacağını şaşırmış bir şekilde bakıyordu. “Babaanne, ben sana Rojda’yı istiyorum dedim; sen nasıl olur da onun kız kardeşini istersin bana? Senin yüzünden sevdiğim kadının kız kardeşiyle sözlendim ve bir ay sonra evleniyorum,” dedim. Babaannem düz bir şekilde bana bakıyordu. Sandalyeyi alıp karşısına oturdum, kollarımı dizlerime koydum ve yüzüne baktım. “Neden yaptın babaanne, neden?” dedim sert ve meraklı sesimle. “Ben doğru olanı yaptım oğul; sana dediğim gibi araştırdım. Nedenini sorma ama Rojin senin için en uygun kişiydi,” dedi sert sesiyle ve taviz vermeden. “Bir ay sonra düğün var, ona göre tüm hazırlıklar başlasın,” dedi ve taviz vermeden ayağa kalktı, salondan çıktı. Dilşah yanıma geldi. “Ağabey iyi misin? Babaannem neden böyle yaptı bilmiyorum ama bir bildiği vardır belki,” dedi çekinerek. “Ne bildiği Dilşah? Ben sevdiğim kadının kız kardeşiyle evleniyorum, her zaman iç içe olacağız. Ben o kızı karım gibi göremem. Allahım, babaannem beni ne duruma soktu!” dedim kardeşimi tersleyerek ve salondan çıktım, çalışma odama geçtim. Volta atmaya devam ettim ve masanın üstündekileri tek hamleyle yere attım, masaya iki elimle vurdum. “Babaanne, sen beni ne duruma düşürdün sevdiğim kadın baldızım olacak…” … Rojin Düğün günü Aynadan kendime bakıyordum; gelinlik çok güzel oldu ama ben mutlu değildim. Aziz, nişanlandığımı duyduğu halde arayıp sormadı. Bu bir ay o kadar hızlı geçti ki düğün alışverişine babaannem, Dilşah ve yengemle gittik. Bu bir ayda sadece bir kere Devran’ı gördüm, o da gelinlik alışverişindeydi. Tek kelime konuşmadık ama sadece bir soru sordu: ‘’Ben seni bir yerde gördüm sanki,’’ dedi. Ben de acaba nerede görmüş olabilir diye düşündüm. Hiçbir şeyimi eksik etmediler, her şeyimi aldılar ama ben mutlu değildim, kalbim kırıktı. En büyük haksızlığı Devran’a yapıyorum; onu sevmiyorum ve ona karşı kendimi suçlu hissediyorum. Kapım çaldı ve içeri ağabeyim ile yengem geldi. ‘’Hazır mısın kardeşim?’’ dedi, sesi sevgi doluydu. ‘’Hazırım ağabey,’’ dedim ağlamaklı bir sesle. Ağabeyimin koluna girerek avluya çıktık; yengem kuşağımı ağabeyime verdi ve o da bağladı. ‘’Burası her zaman senin evin kardeşim, sana kapım her zaman açık. Gittiğin yer sana huzur versin ama bil ki burada bıraktığın boşluk hep seninle dolu kalacak. Ayağın taşa değse, gönlün darlansa arkana bakma; ben hep bir adım gerindeyim,’’ dedi. Gözleri dolmuştu ama ben ağlıyordum; elini öptüm ve birbirimize sarıldık. Yengem geldi, bizi ayırdı: ‘’Ağabeyin haklı, burası senin nefes aldığın yer. Ben de bu kapıdan girdiğimde senin gibi korkmuştum ama bak, şimdi senin en yakın dert ortağınım. Gittiğin yer yabancı değil, senin yeni yuvan. Sakın kendini yalnız hissetme; ben de buradayım, ağabeyin de,’’ dedi ağlamaklı bir sesle. ‘’Biliyorum ağabey… Sen benim çocukluğumun kahramanısın, şimdi de en büyük güvenimsin. Sırtımı yasladığım o dağın hep orada olduğunu bilmek bana her yerden daha çok huzur veriyor, iyi ki varsın,’’ dedim ve kapı açıldı, Devran içeri girdi. Arkasında babaannesi, Dilşah ve akrabalarıyla birlikteyken ben ağabeyimin kolundaydım. Devran tam karşımıza geldi ve kolunu uzattı, ben de koluna girdim. O arada ağabeyim Devran’a döndü ve ‘’Bak Devran, o bu evin sadece kızı değil; benim çocukluğumun en saf köşesi. Onu sana bir eş olarak veriyorum ama emanetim olarak teslim ediyorum. Onun gülüşü artık senin vicdanına emanet,’’ dedi emin bir şekilde. Devran da ‘’Gözün arkada kalmasın Polat. Sözüm söz, emanetin başımın üstündedir,’’ dedi ve dua ile evden çıktık. Düğün onların konağındaki avluda olacaktı ve oraya doğru yola çıktık. Bundan sonra beni neler bekliyor bilmiyorum ama artık geri dönüşü olmayan bir yoldayım…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD