Bir süre etrafta tanıdık yüzler aradım durdum... Tanıdık bulursam ondan Türkân'ı arayacaktım... Meydandaki saat kulesini geçip markete Enes'in yanına gidecektim ki, Enes eli sargılı bir şekilde üst caddeden geliyordu. Hemen ona doğru koştum...
"Ablaa, bu ne hâl?"
"Bırak şimdi halimi falan, Furkan'ı ara. Yakınlarda mı sor."
"Tamam... Hemen." derken hızlı hızlı telefonunu çıkarttı. Aramaya basınca kendim hoparlöre alıp, "Yanında ben yokum." dedim...
Furkan'ın telefonu, üç dört çalıştan sonra Türkân açtı...
"Efendim Enes."
"Abla nerdesiniz?"
"Üç yolu geçtik. Bir şey mi oldu?"
Gözlerim doldu, ağlamamak için kendimi sıkarken, titreyen elimi dudaklarıma götürüp işaret parmağımla "sus" yaptım... Enes, sinirlenmiş gibi dudaklarını büzüp, üzgün bir bakışla, "Yok abla, güle güle gidin diyecektim." deyince Furkan, "Enes, iyi misin? Bir şey varsa geleyim." demişti...
Daha fazla dayanamayıp sessizce ağlamaya
başladım... Başımı, Enes'in göğsüne yaslayıp, yine "gelme" demesini söylesin diye sağa sola salladım...
Derinden bir iç çektikten sonra, "Yok kardeşim yok, dönme... Hayırla afiyetle gidin inşaallah." deyip, telefonu kapattıktan sonra bana döndü.
"Ablaa, yapma böyle...Belli ki sende seviyorsun... On dakikalık yol... Gel gidelim ben seni yetiştiririm."
"Bu üç oldu Furkan... Kaderde ne yazıyorsa o." dedim göz yaşlarımı silerken...
"Evet, amenna ve saddegna ama kaderde gayrete aşık be abla, gel hadi inat etme."
"Uykum var Enes... Eve gidicem..."
"Sende ki inat devede yok be abla... Neyse, dur bekle, bende köye gideceğim, birlikte gidelim..."
"Tamam ama Enes bana biraz para versene, kendime kıyafet alayım yaa, bu pislendi, b.k gibi kokuyorum."
Cebindeki bütün parayı çıkartıp bana uzatınca ağlamaklı halimle tebessüm edip, "Yerim seni ben... Gönlü gibi elide bonkör kardeşim." derken paraların içinden iki yüz tl aldım.
Parayı sallayarak, "Bu yeterli, sadece alt alıp geliyorum." diyerek Mehmet amcanın oraya gittim. Fiyatı paramın yettiği bir pantolon alıp, kabinde giydikten sonra çıktım... Parasını verip çıktığımda Enes gelmiş kapıda beni bekliyordu. Camının kırık olması sargılı elini nerede yaptığını gösteriyordu...
Yan koltuğun kapısını açıp, "Sen eşyalarına böyle mi davranıyorsun, abin görmesin verdiğine pişman olur." diyerek koltuğa da sıçramış camları temizledim...
Bana yardım eden Enes gülerek, "Vallaa sabırlı biriymişim abla, nasıl kafa atmadım ona şaşırıyorum." dedi...
Arabaya binip bir süre sessizce yolculuk ettik...
~~~~~~•
...Derya, biraz daha sakinleşmiş olarak dışarı çıktı... Erkan'la birlikte Derin'in yanına gelip annesine bakındı... Derin olayı anlattıktan sonra etek almadan üçü birlikte minibüse doğru yürüdüler. Minibüsün yanında kalkma saatini beklemeye başladılar...
... Furkan'la birlikte durduğumuz çeşmeyi geçince yutkundum, burnumun direği sızlamıştı. Acı çeker gibi Enes'e döndüm...
Ana yol bitip ara yola döndüğümüzde, (Asfalttan, mıcır yola) elini gösterip, "Geçti mi bari, tavsiye ediyor musun?" diyerek bende yapsam nasıl olur demeyi kasdettim.
"Tavsiye etmiyorum abla, o an iyi oluyorda sonrasında hissettiğin acı, yapma sebebinden daha çok canını yakıyor..."
"Bak seeennn, aşk profesörü mü oldun yoksa haa."
"Yok ablacım, o işlere Furkan kardeşim bakıyor."
"Bazen düşünüyorum da, ne ara bu kadar büyüdünüz, böyle acılar çekiyorsunuz, ben bu kadar mı uzak kalmışım sizden diye hayıflanıyorum... Mesela Derya?"
"Ne olmuş Derya ya?"
"Bilmiyorum Enes, bu aralar çok kötü. O da benim gibi gitmek istiyor, uzaklaşmak istiyor... Şehir dışında okumaya gitmek için hayalinden bile vazgeçmiş düşün... Kaçıyor buralardan, galiba karşılıksız bir aşka tutulmuş..."
~~~~~~
...Enes, Derya'nın da Cansu gibi gideceğini duyunca şok derecesinde üzülmüştü. Kendini bırakmamak için direksiyonu sıkıp derin derin nefes alıp veriyordu ama bir türlü olmuyordu... Cansu'ya belli etmeden ağlayarak yola devam etti...
~~~~~~
Belki bir tahmini olabilir diye düşünüp Enes'le içimdeki üzüntüyü paylaştım. Enes cevap vermeden arabayı sürmeye devam ediyordu ama bi değişik davranıyordu...
35km hızla gidilmesi gereken yere aşırı süratli girince kolundan tuttum.
"Eneess, çok bastın yavaşla."
Enes, ona dokunmamla kendine gelmiş gibi irkilip, "Haa?.. nee?.. ablaa..." demesiyle direksiyon kontrolünü kaybetmesi bir olmuştu.
"FRENE BAAASS, FRENE BAAASS. FREEENNN!" diye bağırırken bende direksiyonu kontrol etmeye çalıştım ama olmamıştı...
Araba viraja hızlı girmiş ve takla atmaya başlamıştık. O saniyeler hayatımdan beş yılı götürmüş gibiydi. Her taklada daha çok acı çekiyordum... Camların kırılmasıyla kemiklerimin kırılmasının sesini karıştırıyordum... Nerem kırılıyor, nerem kanıyor, nerem az, nerem daha çok acıyor kavrayamıyordum...
Sonunda s şeklindeki üst yoldan alt yola ters bir şekilde durmuştuk... Kulaklarımda ki uğultulu sesler giderek yerini sakinliğe bırakırken ben kemerim takılı olduğum için hafada asılı kalmış bir halde, Enes ise yerde gözüküyordu...
Yada tam tersiydi...
Bilemiyordum...
Zihnim çok bulanık, allak bullak olmuştum...
Sağlıklı düşünemiyordum...
Başım zonkluyordu...
Beynimin yere aktığını hissediyordum...
Enes'in acı çeker gibi inlediğini duyunca kendimi toplamaya çalıştım...
Kendine gel Cansu, kendine gel..."
~~~~~~•~~~~~~•
Meriç'le Engin Hakan'la görüşmüş köye giderken Erkan'ları gördü... Yanlarında durup arabaya aldılar... Derya'nın moralsizliği Engin'in de gözünden kaçmamıştı...
"Derya, abicim iyi misin?"
Derya, kızgın bir şekilde bakıp, "İYİYİM... DÖN ÖNÜNE!" diye bağırınca herkes şok olmuştu...
Derya'nın bu çıkışını Erkan açıkladı.
"Abii, onun elinden eniştesini aldığın için biraz tepkili."
Engin, ne demek istediğini anlayıp önüne döndü ama Derya Erkan'a bakıp bağırmaya devam etti...
"SADECE ENİŞTEMİ Mİ ALDI ERKAN, ABLA MI ALDI, ABİ Mİ ALDI, AŞKIMI ALDI..."
Son iki kelimesinde Engin'le Meriç' birbirine, Derin'de Derya'ya şaşırarak baktı...
~~~~~~•
Furkan, bir süre gittikten sonra aniden firene basıp durdu...
Türkân, başını cama vurmaktan son anda kurtulmuştu...
Şaşkınlıkla Furkan'a dönüp, "Ne oldu, önüne bir şey mi çıktı?" diye sordu.
Furkan, hıçkırarak ağlarken, "Abla gidemiyorum, yol gözümde uzuyor..." deyince Türkan omuzuna dokunup, "Dön hadi dön, huysuz, nazlı, aksi, lanet aşkını görde öyle gidelim." dedi
Furkan, bir süre sebebini bilmeden ağladıktan sonra sakinleşip geri dönerken, ablasına gülümseyip, "Sen arkadaşını ne kadar seviyorsun abla yaa." deyince Türkân, "Bu arkadaşıma hislerim değil tamam mı? Bu ileride kardeşimi elimden alacak yengeme hislerim." dedikten sonra gülüşerek köye doğru devam ettiler...
~~~~~~•
Seher hanımın tansiyonunu ölçüp serum takmışlardı. Seher hanım, sedyede yatarken önce nefes alamıyor gibi boğazına bastırıp sonra karnına doğru çektiği dizlerini sıkmaya başladı... Yılmaz bey ise, Seher hanımın bu hâlini gece gördüğü kabuslara yoruyordu... İçinden dualar okuyup sakinleşmeye ve sakinleştirmeye çalışıyordu...
~~~~~~•
Ağzım kurumaya başlamış rahat nefes alamaz olmuştum...
Kendimi zorlayarak kemeri açtığımda kendimi Enes'in yanında buldum...
Sürünerek camdan çıkıp, Enes'i çıkartmaya çalıştım...
Bugün pazartesiydi ve illaki bir araba bu yoldan geçecekti...
Enes'i sırt üstü yatırıp ceplerinde telefon aradım ama ceplerinde hiç bir şey yoktu, bende kolunu yana doğru açıp, başımdan aşağı akan kanı parmağıma alarak, bilincimi kaybetmeden istediğimi yazmaya çalıştım...
Enes, gözünü aralayıp beni kanlar içinde görünce, "Furkan... be...ni... öldür...meden ben ölsem iyi olacak..." deyip susmuştu...
Bende bayılacağımı hissedene kadar yazdıktan sonra, Enes'in telefonunu bulmak için tekrar arabanın içine doğru süründüm...
Arabanın yere dönmüş tavanında telefona bakınırken gözlerim karardı, gücüm tükendi...
Artık bizi bulmalarından başka çaremiz kalmamıştı...
~~~~~~•
Meriç, ileride bi araba görüp dikkatli bakmaya çalıştıktan sonra emin olmak için, dalgın bir şekilde dışarıyı izleyen Engin'i kolundan dürtüp, "Engin, şu senin araba değil mi?" dediğinde herkes oraya baktı... Araba ters dönmüştü... Engin telaşla, "EVET... EVET OOO, ÇABUK OL MERİÇ ÇABUK OL..." diye bağırarak arabaya bakıyordu...
Arabaya yaklaştıklarında: Enes, sırt üstü yerde yatarken, yüz üstü yatmış bir kız da beline kadar arabanın içindeydi...
Derya, kızın Nazlı olduğunu düşünüp bağırarak Enes'e doğru koştu...
"ENEEEESSS, ENEEEESSS KAAALLLKKK, ENEEESSS LÜTFEEEENNN... ENEEESSS..."
Derya, bir yandan ağlıyor bir yandan tırnaklarıyla yerleri kazıyordu... Derya ile Derin Enes'in başında ağlarken Engin 112yi aradı... Meriç'te Erkan'la birlikte arabadaki kızı çıkartmaya çalıştı...
Cansu'yu çevirdiklerinde Meriç, yüzü gözü kan olsada tanıyıp, "CANSUUUU!.." diye bağırdıktan sonra başını koluna aldı...
...Derya ile Derin Cansu'nun ismini duyunca Meriç'ten tarafa baktılar. Derin, çığlıklarla ablasına koşarken Derya daha fazla dayanamayıp Enes'in O. M. U. R. G yazan koluna bayıldı...
Engin gördüğü manzara karşısında dayanamayıp, saçlarını çekerek, "NE OLUYOOOORRRR LAAAANNNN! AAAAAHHHH!.." diye bağırdı...
Meriç'te, Engin'e, "GEL TUT, HASTANEYE GÖTÜRELİM LAAAANNN." diye bağırdı...
Cansu'yu arabaya koyup Enes'in yanına geldiklerinde Derya ayılmaya başlamıştı... Derya'yı kaldırıp Enes'in kolunda yazan OMURG yazısını görünce Cansu'nun omurga yazmak istediğini anlayıp, onu bindirmekten vazgeçtiler...
Enes'in kıpırdamadan gitmesi gerekiyordu...
Yarı baygın olan Derya'yı kolundan tutup Meriç'in arabaya bindirdiler, Derin'de ablasının başını kucağına almış yüzünü okşuyordu...
Derya, geriye bakıp son defa ve Enes gözden kaybolana kadar izledi...
Engin'le Erkan, ambulansın gelmesini beklerken Enes'in başında onu konuşturmaya çalıştı ama Enes'ten hiç bir tepki gelmiyordu...
~~~~~~•
Meriç, ana yola yaklaştığında iki ambulans arka arkaya geliyordu... Selektör yapıp ambulansın birini durdurduktan sonra, koşarak diğerine Enes'in olduğu yeri tarif etti.
Cansu'yu sedyeye bağladıktan sonra oksijen takıp, siren çalarak hastaneye doğru yola koyuldular...
Cansu'yu gönderdikten sonra Meriç, Engin'leri almak için kızlarla birlikte geriye döndü. Sağlık çalışanları Enes'e boyunluk takıp sarsmadan ambulansa bindirirken Meriç yetişti. Ambulans önde Meriç'in araba arkada hastaneye doğru gidiyorlardı...