Meriç iki adım atıp önümde durdu, hesap soracak gibi bakıyordu.
Cebinden yüzük kutusunu çıkartıp masaya bırakınca sanki bilmiyor gibi, "Aaa bu birlikte baktığımız yüzük mü? Almışsın?" deyince, sağ kolumdan tutup arkamdaki ilaçların olduğu dolaba sırtımı yapıştırıp, sağ eliyle de çenemi sıktı.
Canımı acıtmasa da onun sıcaklığından iğreniyordum ve bırakmasını istiyordum.
Ben kendimi kurtarmaya çalışırken o, ciddi bir şekilde, "Benimle oynama Cansu, numara yapmayı bırak!" dedi.
"Ne oldu Meriç, ne istiyorsun anlamıyorum kii?" dedim yine salağa yatarak.
"Beni kendine aşık edip kıçıma vurduğun tekmeyi soruyorum." dediğinde içimin yağları erimiş gibi hissetmiştim
İçimden, "ooooohhhh daha beter ol" derken, dışımdan, "Ne aşkı Meriç saçmalama, beenn-"
"Kes sesini Cansu, bana yalan söyleme sakın. Öyle bir şey yok deme, neden yaptın, çabuk söyle"
"Kendine gel Meriç, ben sana ümit verecek bir şey yapmadım, isminin yanına abi demiyorum diyeyse tamam abi de derim sıkıntı değil."
"S.ktirme lan abini, yatağıma aldım lan ben seni, sana dokunacağım öpüp koklayacağım günün hayalini kurdum, ne diyorsun sen?"
"Yatağına yattım da ne oldu yaa, sanki sevişmişiz gibi konuşma."
"Yaşadıklarımızın bi farkı var mıydı Cansu?"
"Benim için vardı evet, çünkü ben biliyordum ki sen bir zamanlar çirkin, basık, şişko gördüğün birine aşık olmazdın."
"İntikam mı aldın Cansu?" derken artık canımı acıtmaya başlamıştı.
"Meriç canım acıyor!"
"Benim de Cansu, benim dee!"
"Bırak lütfen."
"Bırakmak için tutmadım ben senii Cansu. Yaptım bi eşeklik özür dilerim, bilmiyordum tamam mı, ne istiyorsan yap, yaparım ama bırakmam "
"Meriç bıraaaakkk!"
"O atkıyı da istiyorum, seni de istiyorum vazgeçmeyeceğim boşuna uğraşma."
"Git iste yürü, Furkan'a söyle versin. Ama alırken, 'bunu bana verirsen bir daha Cansu'nun gözüne gözükmeyecek mişsin' de deyiver."
"Umurumda bile olmaz ben o atkı için dört gün bekledim."
"Dört gün mü?!. Güldürme bee, sekiz yıl bekleyenim var dört günü mü çok gördün!"
"Kim o şerefsiz!"
"Sananee!"
"İkinize de dünyayı zindan ederim, benimsin Cansu, bu kadar bi kine senden vazgeçecek değilim, ben her şeyimi sana göre ayarladım, işimi evimi hayatımı? Onu elimden alanın hayatını elinden alırım demedi deme?"
"Neyse ki bu sözünü sana yedirecek tanıdıklarım var!"
"Sakın o aşiret ağasına güvenme, ben onun kadar insaflı olmam! işime taş koyanın başını taşla ezerim. Beni katil etmeden güzellikle tak şu yüzüğü!"
"Meriiiiçç bırak canım acıyor!"
Benim çığlığımı duymuş gibi Furkan gelip Meriç'i benden uzaklaştırarak geriye doğru savurdu. Hakan geriden tutmasa Meriç yere kapaklanacaktı.
Furkan'ı, en son lise de o çocukla kavga ederken böyle sinirli görmüştüm. O zamanlar cılız çelimsiz olduğu için dayak yemişti. Ama şimdi Meriç'ten hem uzun hemde yapılı olduğu için onu alt edebilirdi.
O âna kadar kendimi bu kadar güvende hissetmemiştim. Sanki önümde kocaman bir dağ vardı ve beni bütün kötülüklerden koruyordu. Babam gibi...
Yumruğunu sıkarken vurmak için bir sebep arıyor gibi hissetmiştim, hemen elini tuttum. Meriç neyine güveniyorsa horozlanıp Furkan'ın üzerine yürümek istedi ama Hakan mani oldu.
"Furkan, sen hayırdır lan, boyun büyüdü diye adam mı oldun?" diyen Meriç'e: Furkan, büyük demeyip, yanımda kadın var demeyip, "Gel, neyim büyüdü de adam oldum göstereyim." diyerek cevap verdi.
Hakan arkadaşını tutarak Furkan'a kızdı. "Doğru konuş lan, kırmiym kafanı hayvan!"
Furkan, karşısında duran abisi değilmiş gibi, "Al arkadaşını defol git o zaman!" deyip geri adım atmayacağını gösterdi.
Elini tutup, kendisine sarılmasam ikisinin de haşatını çıkartacak adam benim karşımda kılımı kıpırdatmıyor sinirden dişlerini sıkıyordu. Bu sabrı ne kadar devam eder bilemediğim için, Hakan'a, "Gidin buradan!" dedim.
Hakan'a da mantıklı gelmiş olacak ki, Meriç'i çekiştirmeye çalıştı, Meriç gitmek istemiyor gibi bana bakıp, "Bu burada bitmedi Cansu hanım, söylediklerim kulağına küpe olsun." deyince Furkan bir adım öne gitti.
Elimle, Furkan'ın göğüs boşluğuna bastırarak, "uyma ona" der gibi engel olup masadaki yüzüğü Meriç'in önüne atarak, "Al bu da sana kapak olsun!" dedim.
Meriç ayaklarının dibine gelen kutuya tekme atıp, yüzüğü bir tarafa kutuyu bir tarafa savurdu. Hakan artık başarılı olup Meriç'i çıkarmayı başarmıştı...
Titreyerek Furkan'a sarıldım. Kokusunu içime çekerek sakinleşmeye çalışırken, sıcak kollarını belime dolayıp saçlarımı koklayarak öptü. "Canın acıdı mı?" dedi, biraz önce aslan kükremesi gibi olan sesi, kedi gibi çıkarak.
Kolumu ovaladığında acımı da unutmuştum. "Nasıl gidicem ben Cansu, seni bu şekilde bırakıp nasıl gidicem!" derken bana sormuyor kendine çözüm bulmaya çalışıyor gibiydi.
"Gitme" diyemezdim buna hakkım yoktu. Başımı göğsünden çekip gülümseyerek baktım. "Bakma öyle olduğuna, esip gürlüyor, yağacak bi tip değil, merak etme." dedim içini rahatlatmak için.
"Amacına ulaştın da eline ne geçti?" deyince intikam aldığımı bildiğini anladım.
"Yıllarım gitti Furkan, sağlığım gitti, onurum, gururum gitti. Anneme babama arkadaşlarıma rezil ettiler."
"Engin'e de yapmadan soğumayacaksın değil mi?"
Sorusuna başımı önüme eğip sessiz kalarak cevap verince, "İyi de Meriç, Engin'e bu yaptığını anlatacak, ona ne yapmayı düşünüyorsun?" dedi
"Onunkinin tohumunu yıllar önce ekmiştim zaten, Meriç'te sulayacak ve benim bir şey yapmama gerek kalmayacak." dediğimde beni bırakıp yanımızdaki sandalyeye yığılır gibi oturdu. Başını, bacaklarına dayadığı ellerinin arasına alıp, yere bakmaya başladı.
Biraz önceki babayiğit adam gitmiş yerinde çaresizlikten beli bükülmüş bir adam gelmişti sanki.
Elimi kaldırıp omuzuna dokunmak istedim ama daha sonrasında vazgeçip indirdim. Yutkundum...
"Hem sen burada olmazsan ben daha iyi olacağım, akşam ki yaptığını da unutmadım, dua et sana bi söz verdim, yoksa o Melek'le kafanı sürtüp kıvılcım çıkartırdım, neyse ki kaldı yedi yıl on ay." dedim bir çırpıda, içimden bunlar geçmese de.
Furkan, ayağa kalkıp, gözleri dolu dolu bana acır gibi baktıktan sonra gitti.
Şirvan'dan kurtulmadan Furkan'la bir şeye başlayamazdım. Kardeşim dediği adama silah sıkan, kim bilir ona ne yapardı.
Hem o yapmasa bile Furkan yapabilirdi, biraz önce ki öfkesinden bunu anlamıştım.
Dükkanı kilitledim, iki eczaneye daha bakıp, orada da yoksa, Furkan'la gittiğimiz marketten ilaç almak için yola koyuldum...
•~~~~~~• •~~~~~~•
Hakan, güçlükle çekiştirdiği Meriç'i dükkana götürdü.
"Yürü Meriç yürü!"
"Bırak Hakan yaa."
"Geç otur lan şuraya, bi sakin ol."
"Ne sakin olması Hakan yaa, Furkan'a ne oluyor!"
"Lan bilmiyor musun küçüklüğünden beri Furkan Cansu'ya toz kondurmaz."
"Başlarım onun küçüklüğüne, dua etsin arada sen vardın yoksa pişman ederdim "
"Bana baaakkk!.. orada belli etmedim ama dua et ki Furkan vardı, yoksa onun yaptığını ben yapardım, bu muydu lan sakinliğin. Kadına el kalkar mı şerefsiz..."
"Ne el kaldırması bee, konuşuyordum sadece."
"Cansu'yu bağırtarak mı?"
"Biraz kontrolümü kaybetmiş olabilirim ama sadece korkutmak içindi. Ondan vazgeçmeyeceğimi anlasın diye."
"Bir daha Cansu'ya o istemeden elini sürdüğünü görürsem kankam, kardeşim, ortağım dinlemem seni pişman ederim. Duydun mu?"
"Ben ona zarar verir miyim hiç, benim derdim başkasıyla."
"Her neyse ve kiminleyse ben anlamam. Söyleyeceğimi söyledim o kadar."
"Tamam lan anladık, başka dertlerim var benim. Biri varmış sekiz yıldır aşık falan dedi. Kim o, sen biliyor musun?"
"Ne bileyim lan ben, altı yıldır burada mıyım, kim bilir kim?.. Sizin yaptığınız saçmalıkları bile yeni öğrendim."
"İntikam almış Hakan, biliyor."
"İyi yapmış!.. kızma boşuna hâk etmişsiniz. Hele Engin'e ne yapacaksa "ooohhh" dicem, yıllarca kıza ümit verdi, saçların çok güzel deyip okşayıp arkasından alay etti. Kız saçlarını kesti diye günlerce evden çıkmadı. Yapma Engin dedim, genç kız belli mi olur, dili abi der ama kalbi başka söyler dedim dinlemedi."
"Ama yookk, Engin'e söylicem, ayağını denk alsın, Cansu'ya o fırsatı vermicem."
"Yerinde olsam söylemezdim."
"Saçmalama Hakan, Engin'i de mi kendine aşık etsin. İki arkadaşı bir birine mi düşürsün."
"Bence Engin'e başka bir şey düşünmüştür o, ben onu tanırım oğlum çocukluğu bizim evde geçti, Türkân'dan bile iyi tanırım."
"Bana bak, o sen değilsin değil mi?"
"Kiiimm, aşık olan mı? Saçmalama lan kafayı mı yedin, daha neler. Hem öyle biri yok bence, sen uzak dur diye söylemiştir."
"Varsa söyle bileyim lan!"
"Yoookk kanka yoookk benim yürek yangınımı biliyorsun o hâlâ geçmedi, ama seninle öyle olmasaydı ve annemler onu isteseydi "hayır" demezdim kusura bakma, bir iki kıza daha demeyeceğim gibi!"
"Sen ananın diğer gösterdiklerini değerlendir kardeşim, ben Cansu'dan vazgeçmem, ASLAAAA!"
~~~~~~•~~~~~~•
Furkan, Cansu'nun yanından çıkıp Enes'in dükkana gitti.
Enes'in mal almaya gittiğini öğrenince Taner'lerin ayakkabı dükkanına geldi.
Moralinin bozuk olduğunu anlayan Taner sebebini sormadan iki çay alıp karşısına oturdu.
"Akşam iyiydin ne oldu hayırdır?"
"Ben de bilmiyorum kii, bir ânımız diğerini tutmuyor AQ."
"Oooo sen bayaa dolmuşsun, çıkalım mı bi yerlere gidelim."
"Enes'i arada ona göre gidelim."
Taner, önce Enes'i arayıp nerede olduğunu sorduktan sonra, gidecekleri yerden konum atacağını söyleyip kapattı. Birlikte çıkarken de Kaan'a haber verdiler.
Yoldan Kaan'ı alıp nereye gideceklerini kararlaştırırken Kaan, "Geçen ki köfteci güzeldi, oraya gidelim." deyince Furkan itiraz ederek, "Orası olmaz! Cansu o kıza gıcık kaptı." deyince Taner'le Kaan şaşırmış gibi baktı.
"Neee, neden öyle bakıyorsunuz laaann, sizi de göreceğim.
Taner: "Ah canım kardeşiiiimmm!"
Kaan: "Sus lan büyük konuşma, belki biz ondan daha kılıbık olacağız ne malum?"
Furkan: "Kaan, överken sövüyorsun lan!"
Kaan: "Yok abi estağfurullah büyüğümsün. Emret icabına bakalım."
Furkan: "Mafya kurmuyorum lan, yuva kurmaya çalışıyorum, racon kesme boşuna."
Son olarak, yayla yolu üzerinde ki piknik alanına gitmeye karar verdiler. Orada kıskanılacak kız da yoktu, arkadaşta.
Yarım saat geçmeden de Enes geldi. Yüzünden endişeli olduğu belli oluyordu.
"Ne oldu Furkan?"
"Meriç'le bir birimize giriyorduk, kendimi zor tuttum!" derken, Kaan'dan çekinmemişti.
"Derdi ne bu kızın yaa?" diye soran Taner'e Enes dudaklarıyla, "sus" işareti yaptı.
"Enes, sıra abinde, Meriç'te hatasını anlayıp özür diledikten sonra bırakacak gibi değil, ne yapacağım bilmiyorum."
E: Sen merak etme, şuan buradasın diye rahatım ama sen gidince ben Cansu ablayı bırakmam."
F: Abinden de koruyacak mısın?"
E: "Sen benim abimi dert etme, O Meriç gibi olmaz."
F: "Geçmişi düşününce bana öyle gelmiyor ama."
E: "Geçmişte Cansu abla için söyleniyordu abim için değil? Onu neden dert ediyorsun ki?"
F: "Bana hiç öyle gelmiyordu Enes, tam tersi abin sinir bozucu bir şekilde Cansu'yla ilgileniyordu. Benim ilk kıskandığım kişi abindi."
E: "Boşuna kuruntu yapmışsın bence, abim onu ablamdan ayırmazdı."
F: "Beni de bir zamanlar öyle zannediyordunuz?"
Enes, Furkan'ın son sözüne karşılık verememişti. Bir süre konuşmadan beklediler.
~~~~~~•~~~~~~•
Yola çıkalı yarım saat olmasına rağmen bir araba sürekli peşimden geliyordu. Takip edildiğimden emin olmak için benzinliğe girip koşar adım markete girdim. Tam tahmin ettiğim gibi araba da benzinliğe girmiş ama benzin falan almayıp uzaktan beni bekliyor gibiydi.
İlaçları alıp parasını verdikten sonra arabamın yanına geldim. Kaputu açarak yağ deposunu, suyunu, aküsünü kontrol ettim. Sanki göstergeler de sorun varmış gibi bakınıyordum.
Meriç, kolumla çenemi sıkarken bile bu kadar korkmamıştım.
Şarjım yüzde altmışın üstünde olduğu için rahatlıkla köye kadar biriyle konuşabilirdim.
Hemen Nazo'yu aradım, Kaçırılırsam ne olduğunu bilebilecek ve aileme haber verecek oydu.
İlk iki dakika normal konuşup sonrasında saçmalamaya başlayınca, Nazo' meraklanmaya başlamıştı.
"Sende bir şey var Cano' söyle çabuk."
Telaşlandırmamak için sakince konuşmaya çalıştım.
"Önemli bir şey yok gibi canım yaa, biraz tırstım, bende köye gidene kadar konuşmak istedim." deyince Nazo' panik olmuş iri kıyım da hemen telefonu almıştı.
"Naber baldız!"
"Sesini duyana kadar iyiydim ağam."
"Kız baldız, ben seni Şirvan'dan ayırdım diye mi yapıyorsun yoksa, bu zaman da seni alacak bi salak bulmak zor tabi, sende haklısın."
"Ne yaparsın işte, herkes senin kadar şanslı olamıyor, bacısı kocaya kaçtı diye görümcesiyle ödüllendirilmiyor."
"Sana üzülüyorum kız, ben yine aşiretimin sayesinde aşkı mutluluğu buldum, sen bu dilinle onu da bulamayacaksın."
"Bu dilim çam yarması arkadaşını da uzak tutsa ya, neden olmuyor, peşime adam takıyor?" diyerek konuya gelmek istedim.
Neçirvan'da, Nazo' iyi olmuş olacak ki, direk
"Plakayı söyle." dedi.
"Ne söylim, buranın plakası, araç kiralamış herhalde."
"Ne zamandır?"
"Neredeyse kırk beş dakika."
"Daha öncesi var mı?"
"Soruşturma yapmış."
"Bana bak kız doğru söyle ne yaptın benim arkadaşıma, dil büyüsü mü yaptın, muska mı?"
"Evet, sana yaptığım büyü ters tepti. Nasıl bozcam onu söyle."
"Misafir edeceğin bir yer varsa söyle birini göndereyim."
"Yok kalsın, peşime bodyguard takarsam ailem endişelenir."
"Ailen hâlâ bilmiyor mu?"
"Hayır, söyleyemedim."
"Neyi bekliyorsun acaba, yığınla adam ve çeyizlerle kapına geldiklerinde mi söyleyeceksin?"
"Sen şu kıza gen aktarımına bi ara mı versen artık, Nazo'ya da söyledim burada işler orada olduğu gibi yürümüyor, tamam mı?"
"Yürütürler baldız sorun değil..."
... İleri de Orhan amcanın arabayı görünce sevinerek sinyal yakıp yaklaştım. Telefonu kapatırken, "Sorun kalmadı bi köylümüzü gördüm." dedim.
Arabadan inip bir kaç adım gidince Orhan amca yerine Furkan'ların olduğunu görüp durduğuma da pişman olmuştum.
Onları tanımıyor gibi ilerleyip, yan masaya oturarak telefonda konuşma numarası yaptım. Furkan bu adamı görmemeliydi...