Merhamet vicdanın mirasıdır...

1864 Words
Akşam yemeğini havanın soğukluğu yüzünden içeride yemek zorunda kalmıştık. Şömine benzeri ocak dediğimiz yerin önünde ateşi izlerken dış kapının vurulup açıldığını duydum. Babam, "Hayr olsun inşaallah!" diyerek dışarıya çıkıp biraz sonra Hakan'la geri geldi. "Herkese iyi akşamlar." deyince annemin gözleri parlayarak, "İyi akşamlar oğlum, gel otur. Kaynanan seviyormuş." desede Hakan yemeğin sonuna gelmişti... Hakan, "Sağol Seher teyze, size afiyet olsun. Ben Cansu'yu almaya geldim. Kedi acayip acayip miyavlıyor. Galiba sancısı var." deyip çektiği videoyu bana gösterince, "Evet amcası doğum başlamış. Hadi gidelim." diyerek ayağa kalktım... Alt kattan: yaş mama, eldiven, nane otu, kekik tohumu alarak dışarı çıktım. "Baba, ben anahtarı alıyorum. Siz beklemeyin uzun sürer." diyerek Hakan'la birlikte bahçe kapısından dışarı çıktım. Normalde Serap'ların yolu kestirme iken Hakan Enes'lerin kapının oraya doğru ilerleyince, "Şu yoldan neden gitmiyoruz?" diye sordum... Hakan, bize dönen sokağın başında geriye dönüp elimdekileri almak için hamle yaparken, "Oranın lamba patlamış... Akşam akşam düşersin falan Allah korusun, bu yoldan gidelim." dedi... Ben de elimdekileri verirken akşam akşam aksiyona gerek yok diye düşünerek Hakan'ın peşine düştüm... Enes'lerin evi yeni geçmiştik ki arkadan bir arabanın selektör yapmasıyla geriye döndük... Enes'in arabadan inen Furkan'a bakıp, kısık sesle, "Bu da kızdan beter, ne çok geziyor." dediğimde abisi mimar değilde avukatmış gibi kardeşini savundu. "Yayladan Salih amcanın malları gelecekti, onun için gittiler." F: "Abiii? Hayırdır?" H: "Senin kız doğuruyor hemde odamda, Cansu'yu almaya geldim." F: "Enver amca bir haftası daha var gibi dedi." "Gibiyle var arasında belirsizlik vardır. Doğumun ne zaman olacağı da hiiiççç belli olmaz." F: "Öyle mi? O zaman boş boş konuşmayalım da bir an önce gidelim." Hakan, Furkan'ın koluna vurup, "Hoooopp hooooop, karşında hem cinsin olmadığı gibi akranın da yok doğru konuş." diyerek ahlak dersi verdikten sonra bana dönüp, "Bu ara kafası biraz leyla sen onun kusuruna bakma. Gidelim hadi." diyerek yol gösterdi... İçimden, "Abine bak taa biraz medeniyet öğren" demeyi çok isteyerek yola devam ettim... Eve yaklaştığımızda Furkan bizi geçip koşar adım eve gidince arkasından, "Nereye koşuyorsun acaba, gitsen de bir şey yapacaksın sanki? Sabaha kadar bitse şükret." diye söylendim sanki duyacak gibi... H: "Hadi yaa, o kadar uzun mu sürüyor?" "Sende Furkan gibi yapmayacaksın değil mi?" "O ne yaptı bilmiyorum ama ben dayanamam Cansu... Ben bu gece odamda kalamam " "Yaa nedeeenn!.. huylanır mısın?" "Hayır, bu yaştan sonra hüngür hüngür ağlarım... O yüzden." "Ooo, sen Furkan'dan da betersin desene?" "İçimizde en ağlamaya müsait benim, en gamsız da Erkan." "Erkan mı? O da geçen çok kötü oldu ama?" "Bana nazaran." "Aman aman odaya gelip ağlama sakın, kediler hisli hayvanlardır, hissedip doğurmaz sonra." "Sen babasını yanına al, benim odada ne yaparsanız yapın." "Ooohhh, bütün sıkıntıyı biz çekelim sen gel amcayım diye hazıra kon..." derken avlunun kapısından ilk ben girdim... Üst kata çıkıp içeri girdiğimde yer sofrasında Rasim amca ve Neriman teyze bana gülümsüyordu... "Afiyet olsun." "Sağol kızım, gel beraber olsun." diyen Neriman teyzeye yaklaşıp yanaklarından öptükten sonra, "Sofradan kalkıp geldim, şu kızımıza bi bakalım." deyince Neriman teyze gülümseyerek, "Bak baaakk, ama doğurttuklarını sana büyütürüm ona göre." dedi Hakan'ın odasını göstererek. "Hay haaayy memnuniyetle, ben zaten bi çiftlik kurmayı düşünüyorum." Erkan, el çırparak "Cansuuu ablanın bir çiftliği var..." diye şarkı söyleyince herkes gibi Hakan da gülerken, "Yürü hadi, şu dokuz doğuranı fazla bekletmeyelim." diyerek odasını gösterdi. Odaya girdiğimde Furkan dolabın önüne oturmuş kediye bakıyordu. Hakan yatağa oturup, "Tamam Furkan, ilk defa doğurmuyordur merak etme." deyince ikimiz birlikte Hakan'a bakıp, "İlk!" dedik... Bu sefer Hakan'la ben şaşırmış gibi Furkan'a baktık... Hadi ben yaşının küçük olmasından dolayı anlamıştım peki ya Furkan ilk olduğunu nereden biliyordu... "Bi bakabilir miyim?" deyip Furkan'dan izin istedikten sonra elime nane otu alıp avucumda ufalarken Furkan, "O ne, ne yapıyorsun?" diye sordu... "Kediler bu kokuyu sever. Bana güvenmezse kendine yaklaştırmaya bilir. O yüzden kendimi ona hazırlıyorum." F: "Çok sürer mi?" "Kaç yavru var ve aralarda ne kadar bekler bilemiyorum, bazı yavrular kardeşinden 12 saat sonra hatta bir kaç gün sonra bile doğabiliyor. Her şeye hazırlıklı olmalısın." Erkan ve Türkân kapının eşiğinden bizi izlerken Furkan, "Bu da mı dana gibi olacak." deyince, "Evet!" deyip Erkan'a göz kırptım. "Sen git, hemen sıcak su, ip, sopa, temiz çarşaf getir." dediğimde Furkan, "Tamam." diyerek dışarı çıktı... Beş dakika sonra bir leğen sıcak su, kolunun altında çarşaf, ip ve sopayı görünce kısa bir şok geçirdim... Gülme krizine girmemek için kendimi sıkarken elindeki ipi gösterip, "Bu incelik iyi mi?" diye sorunca daha fazla dayanamayıp kahkaha atmaya başladım... Furkan, göz kırpmamı görmediği gibi beni ciddiye alıp her söylediğimi yapmıştı. Ben gülmekten dengemi kaybedip kendimi dolaba yaslayınca, "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" dedi elindeki çarşafı yüzüme atarak... "Ee.Ee.Ee.Erkan'a... göz kırptım... G.Gördün... Zannettim." "Komik mi?" "Özür dilerim ama komik." deyip Hakan'la diğerlerine baktığımda Türkân'ın da güldüğünü gördüm. Türkân, gülmesini sürdürerek, "Ablacım, olurda bir gün ben senden sıcak su ve temiz çarşaf istersem bana bile bu kadar su getirmene gerek yok." deyince bu sefer Furkan dahil hepimiz gülmüştük... Neriman teyze kapının eşiğinden başını uzatıp beni yerde görünce, "Erkan git aşağıdaki sünger minderleri getirde Cansu ablan otursun." diyerek Erkan'ı gönderdikten sonra, "Bu şeyler ne böyle kızım." diyerek Furkan'ın getirdiklerini sordu. Bende şakamı devam ettirerek, "Kolay olsun diye suda doğum yaptıracağım Neriman teyze." deyince şaşırarak, "Aaa oluyormuymuş öyle, vaayy anasını neler çıktı." deyip şakama inandığını belli etti. Hakan da kendini tutamayıp yatağa devrildi, bir eliyle yatağa vurup kahkaha atınca Neriman teyze de şaka yaptığımı anlayıp gülmeye başladı. Furkan'a, leğeni götürüp bir cezve ile kaynar su getirmesini söylediğimde bu sefer bana inanmayıp hareket etmediğini gördüm... "Yaaa, ciddiyim... Bunları demleyeceğim." deyip kekik toplarını gösterdiğimde ikna olup öyle gitti. Erkan, iki tane uzun minder getirip yanıma bırakırken, "Bu yaşımda bu kadar doğum gerilimi bana fazla olur, o yüzden ben odamdayım." deyip gidince Türkân da, "Ben de mutfağı toplayacağım ve mümkünse okul başlayana kadar doğum görmeyeyim lütfen." deyip gitmişti. Neriman teyze de namaz kılacağını söyleyerek gidince odada üçümüz ve sık sancılı bir anne adayıyla kalmıştık... "Hakan?.. Sen odada sessiz misin, yatarken müzik falan dinlemiyor musun?" diye sordum merakla, "Aslında müzik dinlerim de bu aralar projelerden kafamı kaldıramıyorum. İşim stresli zor olduğu zamanlarda müzikle çalışamıyorum... Neden sordun?" "Kediler titiz hayvanlardır, doğum için kendine güvenli yer ararlar da, o yüzden sordum." "Bu evde benim odamdan başka güvenilir yer yokmuymuş da gelip dolabıma girmiş?" "Görünüşe bakılırsa yokmuş...Yada seni sevmiş, bağlanmışta olabilir." "Sevecek tabii, babası yokken ben baktım... Ben olmasam babası o zibidinin bacaklarını kıracaktı, zor kurtardım." F: "Abartma abii, dükkana gelmesin diye bir iki defa kovaladım sadece." H: "Onu en başta yapacaktın oğlum, kızın karnı yere değerken değil." F: "Akıllandım, bu bize ders olsun mayra hanım... Artık sana bebek yoookk..." "Adı mayra mı?" "Evet, ne zaman kısırlaştırabilirim?" "Emzirmeyi bitirince olabilir." "Doğumdan sonra yolculuk yapabilir mi?" "Önce bi sağlıcakla yapsın da, gideceğin zaman durumuna bi bakarım ama arabada rahat olursa bir şey olmaz bence." "Tamam..." ... Bir buçuk saat sonra yavrunun başı gözükünce Hakan, "Bana müsade." diyerek odadan çıktı. Ben de, dezenfeksiyon için ellerimi yıkamak üzere banyoya gittim... Geri geldiğimde Furkan dolabın önünde kelp oturuşuyla oturmuş üzgün bir şekilde mayraya bakıyordu. Ellerimi dizlerime bastırıp arkasından omuzunun hizasına doğru eğildim, "Dayanamıyorsan çık, ben hallederim." deyince bana döndü... Başını benden tarafa çevirince nefesini tenimde hissedecek kadar yakınlaşmıştık. Kendimi çekmeden gözlerine bakarken, o biraz daha yaklaşıp, "Ben senin böyle olmanı istemiyorum." deyince ne demek istediğini merak eder gibi baktım. "Ben sana böyle acı çektirmicem, bizim çocuğumuz olmayacak söz veriyorum." Bu seferki bakışım "sen ne saçmalıyorsun" bakışı olmuştu. Geleceğe dair planına mı kızdım, o planda benim düşüncelerimin bir değerinin olmamasına mı kızdım bilemeden Furkan'a tokat atıp, "Sen salak mısın?" dedim... "Özür dilerim, istersen sabaha kadar tokatla ama ben senin böyle olmanı istemiyorum." "Hâlâ saçma sapan konuşuyorsun geri zekalı, çekil şuradan..." Furkan'ı kolundan tutup diğer minderin üzerine savururken bende sakinleşmeye çalıştım... Gözümü kediden ayırmadan Furkan'a saçmaladığını göstermek istedim. "Oksitosin, vazopressin ve dopamin hormonlarını duydun mu hiç?" "Evet duydum." "Ne işe yararlar biliyor musun peki?" "Dopamin ve oksitosin seninle yaşamayı umduğum şeylerde salgılanıyor diye biliyorum. Diğerini duymadım." "Vazopressin: Sadakat hormonu olarak da bilinir, bağlılık duygusunu yükseltir. Kan hacmi ve konsantrasyonu düzenler." "Oda bir ilişkide olması gerekli hormonlardanmış yani." "Evet öyle... Dopamin, aslında insanın kendisini iyi hissetmesini sağlayan hormondur ve herhangi bir aktiviteyi gerçekleştirmede motivasyon sağlar. Yani bu hormon olmadan kişinin kılını bile kıpırdatması imkansız gibidir." "Diğeri ne pekii?" "Oksitosin hormonu, aslında onu ablanın daha çok kullanıyor olması lazım..." "Kullanmak derken?" "Evet, doğumu başlayan hastalara vurulan iğne de oksitosin hormonu var." "Ne işe yarıyor ki?" "Doğum başladığında ve bebeğin başı rahim ağzına baskı yaptığında oksitosin hormonu salınımı uyarılır ve rahim kasılmalarının gücünü artırarak doğumu kolaylaştırır... Bununla birlikte ağrı eşiğini de yükselterek annenin doğum sancılarına dayanma gücünü arttırır... Süt kanallarını uyararak anne için emzirme sürecini başlatırken, kan basıncını düşürerek, rahatlama sağlar... Vee en önemli özelliklerinden birisi de unutmaya yardımcı olur... Doğumda en yüksek seviyeye ulaşan oksitosin hormonu doğum sonrası yavaş yavaş azalır... Yani doğum yapmış bir anneye sorsan, kaç saat sancı çektiğini anlatır saat kaçta doğduğunu anlatır her şeyi hatırlar ama o acıyı tarif edemez, bu hormon o acıyı unutturur... Şöyleki oksitosin erkekte az bulunan bir hormondur o yüzden eğer erkekler doğum yapacak olsalarmış bir taneden fazla yapmazlarmış, ama bak annene. Maşaallah..." "Bu oksitosin ananemde daha çok varmış desene, on bir tane doğum yapıp nasıl hafıza kaybı yaşamamış pes doğrusu." "Şimdiiii, geri zekalı... Olurda bir gün biriyle evlenirsen, bırak o ne kadar istiyorsa o kadar doğum yapsın... Karışma!" "Benim vazopressin ve dopamin hormonlarım senin oksitosin hormonunu salgılatmazsa bende başka kimsenin kini salgılatmam... Sen de buna karışma." "Sen bilirsin... Sap geldin sap gidersin o zaman." "Sap geldim evet ama sen bırakmadın ki, sap kalmayacağıma söz vermeseydin bende ona göre önüme bakardım... Sen söz vermeseydin sap olup olmamam sana bağlı olmazdı." Bu sefer özür sırası bendeydi ama kedinin ilk yavruyu doğurmaya başlamasıyla konuşmamız yarım kalmıştı... İlk doğumun ardından en az iki olduğunu anladım ve beklemeye başladım... Annenin kordonu çiğneyip koparmasıyla birlikte plasentayı yediğini gören Furkan müdahale edince, "Bırak yesin... Ondaki hormonlara ihtiyacı var." dedim. Furkan isyan edercesine, "Ne hormonmuş arkadaş, biz haybeden yaşıyoruz desene." dedi elini boşlukta sallayarak... "Bunu ben söyleseydim adım feminist olurdu, Sağol... Hem cinsinin ne menem bir şey olduğunu gördün bravo." "Keşke feminist olsaydın, ben onu da bi şekil hallederdim ama bu ayrı bi inatlık, sende ki bu şey feministlerde bile yok." Sussun diye, "Sen gideyim mi istiyorsun, dilin boyunu geçmek üzere farkında mısın? Susmazsan gideceğim sende yavrularla plasentalarla uğraşır durursun." diyerek tehdit ettim "Tamam tamam sustum... Tıp..." Furkan'ın ağzına fermuar çekme hareketiyle kediye tekrar dönmüştük... Kapının açık olmasından dolayı Rasim amca, Neriman teyze, Türkân arada bakıp durumu öğreniyorlardı... Üçüncü doğan yavrunun zor nefes aldığını görünce kağıt havlu istedim. Yavruyu avuçlarımla baş aşağı çevirip hafif bir şekilde, (Kutu dibinde kalan mayonezi indirme hareketiyle) salladım... Ağzından gelen suyu da peçete ile sildim... Bu işlemi bir kaç dakika yaptıktan sonra yavruyu annenin yanına yatırdım... Yavru, annesinin göğsünü tutup süt emmeye başlarsa yaşayacak demekti... Sabaha karşı bir doğum daha yapan kedi artık yavrularını emzirmeye başlamıştı... Tek sıkıntı üçüncü yavrunun emip emmemesindeydi... Başka doğum yapacakmış gibi gözükmeyince bende dirseğimi başımın altına alarak biraz dinlenmeye başladım... ...Furkan, Cansu'nun uyuduğunu görünce tebessüm ederek izlemeye başladı. İyice daldığını görünce de üzerine polar battaniye örttü... Kendisi de aynı şekilde yanındaki mindere uzanıp izlerken uyuya kaldı... ... Neriman hanım, sabah namazını kıldıktan sonra Hakan'ın odasına kontrole geldiğinde Furkan'la Cansu'nun uyuya kaldığını gördü... Üzeri açık uyuyan Furkan'ın üzerine battaniye örtüp dışarı çıktı... Hakan da yattığı koltuktan annesinin sesini duyup kalktı. Odasında kedinin yavrularını yaladığını görüp ısıtıcıyı düşük ayarda açtı. Oda daha çabuk ısınsın diye kapıyı kapatıp tekrar koltuğa yattı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD