•~~~~~~•... Yılmaz bey odaya geldiğinde Seher hanımı yatakta kendisinin gelmesini beklerken buldu. Seher hanım, meraklı gözlerle bakarken Yılmaz bey yanına oturup, bakışlarını yerdeki halıya dikince Seher hanım kolundan tutarak, "Çatlatma insanı!" deyince Yılmaz bey,
"Hatırlıyor musun 6 yıl önce de seninle böyle oturmuştuk. Sana bir konuda rica da bulunmuştum ama sen dinlememiştin." deyince Seher hanım hüzünlenerek, "Hiç unutur muyum, o yüzden beş yılımı yavrumsuz geçirdim."
"Şimdi aynı şeyi tekrar yalvararak söylüyorum lütfen kızıma karışma, kızlarıma karışma Seher hanım lütfen... Yıllar önce bir yanlış yaptım hatalıyım biliyorum ama lütfen babalarının acısını yavrularımdan çıkartma?"
"Yavrularım deyip durma, onları ben doğurdum benim de kızlarım. Ben onların mutsuz olmasını ister miyim hiç, sen beni hiç mi tanımadın?!"
"Eğer bu söylediğinde samimiysen, Cansu'yu sıkma, ne zaman nereye gitmek istiyorsa gitsin!"
"Yine gitmek istiyor değil mi, kaçıyor?!"
"Hayır, dur ağlama hemen. Eğer sen bu sefer beni dinlersen gitmeyecek ama sen onu yine çıkmaza sokarsan gitmekten başka çaresi kalmaz. Geçen sefer gitmesini bende istememiştim ama bu sefer kendi elimle götürürüm."
"Hiii'iii eyvahlar olsun, o kadar ciddi mi?"
"Evet! Neyse hadi biraz yatalım sabaha işim var."
Seher hanım, ellerini dizlerine götürüp destek alarak kalkmaya yeltenen Yılmaz beyin kolundan tutup, "Bu zamana kadar sana ne kusurumu gördün de beni yavrularımdan soyutladın?" deyince Yılmaz bey bacağının birini katlayıp karısına dönecek şekilde yatağa koyduktan sonra."Bunu konuşmak için 26 yıl kadar geciktik ama olsun, geç olsun güç olmasın demişler. Evet bana bir kusurun olmadı, pırlanta gibi üç evlat verdin, başımı bir defa yere eğdirmedin, beni sevmediğini de söylemedin."
"Eee daha ne o zaman!"
"Ama bir defa bile, yanlışlıkla bile olsa ağzından beni sevdiğini duymadım."
Seher hanım, önce saçmalıyor diye düşünüp kuruntuya kapıldığını düşündürecek şekilde, yatakta debelenerek, "De get Allah aşkına bende bir şey var sandım!" deyip son bir kol hareketiyle orantılı bir şekilde üzerini örtüp yattı.
Yılmaz bey, hemen dalmış gibi kapatıp açmadığı gözlerine bakarak, içinden, "Canın sağolsun." deyip yatmak için yerinden doğruldu. Oda Seher hanım gibi arkasını dönüp yattı.
Yılmaz bey sıcağını yatağa henüz vermişti ki, Seher hanım da bi kıpırdanma oldu. Kendisine dönüp elini belinden sürükleyip kolunun altından geçirerek, göğsünü sırtında birleştirdikten sonra yüzünü omzu ile başı arasına yerleştirdi. Göz yaşları; gözünde birikip taşarken, yüzünden hız alıp Yılmaz beyin boynuna damladıktan sonra yatakta birikiyordu.
"Ben bu zamana kadar bir günden bir güne, bu olmasaydı başkasıyla daha mutlu olur muydum acaba diye düşünmedim. Bir kıza yazılacak en güzel kısmettin. Küçüktüm, bi kadının iki tatlı sözüne kandım evet ama daha sonrasında siz ertelediniz, üç yıl bekledim seni. Kısmetim olmadı mı zannettin, yolladığın kayısılar tatlı gelmiş olacak ki; o ağacın altında gölgelenirken meyvesini bekleyip yemek istedim. Gelen görücüye de, ben birinin meyvesinden yedim. Başkasının balı bana zakkum olur istemem derdim giderlerdi...
Ben yavrularımın saçlarını tararım, öperim, koklarım ama o dediğini diyemem. Bahçeme varırım; otunu, çöpünü toplarım, gülünü koklarım ama o dediğini diyemem. Ahıra giderim, ceylanımın yanına varırım, gözlerine bakarım, başını okşarım, insan gibi onunla dertleşirim, yavrular; yavrum gibi bakarım ama o dediğini diyemem. Er'im eve gelir, yemeğini yaparım, çamaşırlarını yıkarım, ütüsünü yaparım, gönlüm hoş olarak gönlünü hoş ederim ama o dediğini diyemem. Diyemem ama yok olduğundan değil var ama diyemem. Elimin dilini konuşturmaktan ağzımın diline firsat bulamadığımdan diyemem."
Yüzünde son yirmi altı yılın birikimiymiş gibi bir tebessümle karısını dinleyen Yılmaz bey, "Sen yine deme hatun. Hepsini teker teker yap demezsen de deme boşver. Özellikle şu son kısmı şimdi de yap!" diyerek sarıldığı kolu tuttu
Seher hanım, "Neyi anlamadım." derken
"Dur, gönlüm hoş olarak gönlünü hoş edeyim anlarsın." deyip Seher hanıma dönünce, Seher hanım, "Deli deli olma dur, sen demedin mi işim var diye." dedi
Yılmaz bey, pijamasının düğmelerini açarken, "Biraz geç giderim bir şey olmaz!" diyerek yatakta doğrulup yakası tamamen açılan üstünü çıkardı. Seher hanımın, "Cansu uyanık, kızlar duyar!" demesine aldırmadan yorganı üzerlerine örterek, Seher hanımın vazgeçirme çabasını boşa çıkarttı... •~~~~~~•
... İki saatlik uykudan sonra, mutfaktan gelen kıkırdamayı andıran sese uyandım. Elimi yüzümü yıkamak için banyoya gittim.
Soğuk suyla elimi yüzümü yıkadıktan sonra dışarı çıkınca holde babamla karşılaştım. Yüzünde yeni uyandığının alâmetini göremeyince, "Baba o kadar da düşünmeseydin yaa!" dedim.
Babam, elinde tepsi dışarıya çıkacakken, "Anlamadım neyii?" dedi.
Ekmekleri alıp babama yetişerek, "Alacaklıyı düşünecektin yaa?!" deyince gülerek, "Onu sen düşün bana ne, ben başka alacak verecek meselesiyle meşguldüm." dedi.
Kolumu babamın omuzuna atıp, "Baba ben yirmi beş yaşındayım hatırlatırım." diyerek yeni kurumuş saçlarını koklayıp, "Oooohhh miiiisss, annem gibi kokuyor." deyip hızlı adımlarla babamın başıma atacağı şamardan kaçtım...
Birlikte avluya geldiğimizde kapı çaldı, ekmeği masaya bırakıp kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtığında karşımda Furkan'ı gördüm. Furkan, göz kırparak, kısık bir sesle, "Günümün güneşi, günaydın." deyince; içeriye doğru bakarak babamın bakmadığından emin olunca, Furkan'ı göğsünden bir adım geriye itip koluna vurarak, "Bana bak, sabah sabah yine neyin peşindesin sen, çabuk git, elimden bir kaza çıkacak!" deyince Furkan; koluna vurduğum elimi tutarak, tekrar vurmamı engellemeye çalıştı.
Rasim amca, arabanın kapısını açarak şaşkın bakışları ile bir adım attı. Rasim amcayı görünce yaptığımı düzeltmeye çalışarak diğer koluna da vurarak, "Sen nereye sürttün böyle, her yerin toz toprak olmuş." deyince Furkan canı acımış gibi kaşlarını çatıp, "hıffhhff" diyerek kolunu çekti...
Ne olduğuna bir anlam veremesem de bozuntuya vermedim.
Rasim amca, "Kızım, müsade var mı? Babanla konuştuk bekliyordu." diyerek içeriyi işaret etti. Elimle de göstererek, "Estağfurullah Rasim amca buyur geç." diyerek içeriye davet ettim.
Rasim amca içeriye doğru yürüdü. Furkan, önüme doğru bir adım atarak, kulağıma "Gelininin nasıl biri olduğunu babama da gösterdin bravo." deyince sol böğrünü cimcirdim.
Furkan canının acısıyla, "Ah!" diye bağırınca Rasim amca geriye dönüp, "Hayırdır çocuklar, sabah sabah ne oluyor?" deyince Furkan, benim cimcirdiğim yeri ovalayarak, "Bir şey yok baba, içime karınca girmiş galiba ısırdı." dedi.
Birlikte masaya geldik. Babam, elini uzatarak misafirleri ağırladı. Birlikte kahvaltıya oturduk. Furkan'dan tarafa bakmamaya çalışarak kahvaltımı hızlıca yaptım...
•~~~~~~• ... Cansu masadakilerden müsaade isteyip eşyalarını almak için eve girdiğinde Furkan, babasına, "Baba, benimle işin yoksa Enes'lere gideceğim." dedi
"Senlik işimiz yok herhalde, halledebiliriz oğlum sen gidebilirsin."
Furkan, arabanın anahtarlarını babasına vererek masadakilere, "Afiyet olsun, Ellerinize sağlık," deyip dışarı çıktı. Kapıyı kapatıp Cansu'nun geçeceğini düşündüğü yolda bulunan eski boş bir evin duvarının dibine saklandı... •~~~~~~•
Çantamı alıp aşağıya indiğimde Furkan'ı masada göremedim, kapıda bekliyor olabilir düşüncesiyle ağırdan aldım. Masadakilere, "Allah'a ısmarladık." dedikten sonra kapıyı açıp, yaslanarak kapattım.
Furkan'ların geldikleri araba boştu. Sağa sola bakındım. Normalde yol güzergahı Nalân'ların evinin önünden olduğu için, Furkan'ın orada olabileceğini düşünüp tersi istikamette arkama bakına bakına ilerledim...
Köşeyi dönen yere gelene kadar Furkan'ı göremeyince, gitti zannederek, "Oh, be!" deyip önüme döndükten sonra iki adım atmıştım ki; Furkan, saklandığı yerden çıktı...
Bir eliyle arkamdan belime sarıldı diğer eliyle de ağzımı kapatarak evin arka tarafına doğru götürdü. İlk hamlede boş bulunup çığlık atmıştım ama arkamda ki kişinin Furkan olduğunu anlayınca sustum.
Furkan, beni kendine çevirip, sırtımı evin duvarına dayadıktan sonra kendi elini de omuz hizamda duvara dayadı, diğer eliyle belimden tutmaya devam ederken, "Seni nasıl tanıyorum ama!" dedi
Bir yandan Furkan'ın elini belimden indirmeye çalışırken, diğer yandanda kızıyordum. "Bana bak ukala, yaşından büyük işler peşindesin. Abinle konuşmak zorunda bırakma beni, ayağını denk al." deyince elini indirip biraz once cimcirdiğim yeri açarak, "Bana bak Cansu hanım, sende yaşın büyük diye canımı yakıp yakıp kenara çekilemezsin. Bak bu görünen yerim." dedi
Morarmış yere üzülerek bakınca, "Bu derece üzülecek kadar acımıyor merak etme." dedikten sonra kalbinin hizasına gelen göğsüne vurarak, "Asıl canımı acıtan buraya yaptığın! Hiçbir ilacın ağrısını geçirmediği, şifasını bulamadığım yer burası!"
Başımı önüme eğdiğimde Furkan, kolunun uzun olmasının da etkisiyle elini belimden karnıma doğru dolayarak kendine çekti.
Diğer eliyle omuzlarıma sarılarak saçlarımı arkaya toplayıp boynumdan kokulu bir şekilde öptü. "Dünyanın bütün doktorları gelse, bütün ilaçlarını üzerimde deneseler yine de şu kokunun kalbime verdiği huzuru, dinginliği veremezler."
Ellerimi yüzüme kapatıp ağlamaya başladım. Furkan, bir süre sessizce saçlarımı okşayarak sakinleşmemi bekledi. Hıçkırarak konuşmaya çalıştım. "Özür dilerim Furkan, böyle olacağını bilmiyordum. Gerçekten bilseydim söylemezdim, çocuksun diye düşündüm, unutursun zannettim."
"Hangisini Cansu, yaşadıklarımızın hangisini unuturdum söyler misin? Kuzumun öldüğünde yaptıklarını mı? Topumu çalması yetmiyo gibi bana saldıran çocuğa yaptıklarını mı, ambar odasını mı, gittigimiz piknikler, beni eğlendirmek için yaptıklarını hangisi unutabilirdim. Sen unutmuş olabilirsin ama ilk hediyeyi de sen bana almıştın, harçlıklarınla ilk doğum günü hediyesi alan sendin. Ben değişmedim Cansu, ben büyüdüm, sana büyüdüm, senin için büyüdüm. O zamanlar ben kısaydım senin kalbinde huzur buluyordum, şimdi de ben uzunum sen dinle. diyorsun ya kalbimde çarpık yapılaşmaya karşıyım diye, ben senin kalbinde kentsel dönüşüm kurdum haberin yook, sadece hatırla lütfen, geçmiş yıllarımızı hatırla, böyle giderse hatırladığında çok geç olacak. Ayrıca o zamanlarda da içlerinde en büyük bendim!"
"İyi dee ben o zamalar Enes'le de öyleydim, ona da söyleseydim oda böyle olur muydu ki?"
"Söyleseydin seni, olsaydı onu mahvederdim!"
"Ben o zamanlar salaklık ettim, belki de senden başka söylediklerim de var, onlar da böyleyse?"
"Sorun değil Can-su'yum, birer kurşunla rakiplerimi ortadan kaldırır seninle yine önümüze bakarız."
"Yum'suz!"
"Neee?"
"Yum'suz diyorum yum'suz, sadece Cansu!"
"Öyle olsun YUM'SUZ CANSU hanım...
İki ay Cansu, iki ayım kaldı, gidiyorum. Gitmeden bir gülen yüzünü, eski bakışını, sevgini vermiyorsan da ilgini istiyorum. Çok mu şey istiyorum yaa? Eski günlerimizin hatrına."
"Neden iki ay?.."