(8. bölüm) en acı cümle SÖZ VERMİŞTİN

1603 Words
... Furkan'ın, bir şey söylemesini beklemeden oturunca: Kapımı kapatıp eğilerek, açık olan cama dirseklerini dayadı. "Bak çocuk ne hâlde, benimkini de mahvetme diye uğraşıyorum." dedi İlk defa görenin bile aklını başından alacak bir gülümsemeyle. Sabah sıktığı parfümün etkisinden kurtulmak üzere olan boynundan gelen kokuya kapılmamak için, üst dişlerimle alt dudaklarımı ısırarak kafamı sağa çevirdim... Bu koku; kapşonun boynuna da sinmiş, bir defa koklayana, aromasını anlamak için tekrar koklama gereği hissettirecek derece de hoş ve çekiciydi. Kapşondan neredeyse uçmuş bu koku; boynundan kokulu bir öpücük alma hissi uyandırsa da; bunu yapmaya engel olacak içimdeki Cansu'yu hortlatıp, dikkati başka tarafa çevirdim. "Neyi bekliyoruz acaba?.." Furkan, içeriye uzanmış kollarından birinin işaret parmağıyla Nalân'ların evi göstererek, "Enes'i" dedi. İçime iki nefes çektikten sonra esnemek için açılmaya çalışan çeneme parmaklarımın yardımıyla engel olunca Furkan. "Kim bilir kaç saattir uyuyorsun, uykucu hâlâ uykunu anlamadın mı?" deyince şok olmuş gibi bakarak, "Sen benim uyuduğumu nereden biliyorsun?" dedim... Furkan, biraz önce kullandığı parmağıyla bu sefer gözlerimi işaret ederek, "Bunlar ağlamaktan şişmemişse uyumaktan şişmiştir de ondan!" deyince bana bir rahatlama geldi... Furkan, biraz önceki gerginliğimi attıran bu sözünden sonra, rahatlamamı görünce, "Ne oldu ki?" diye sordu... Dudaklarımı gerdirip, "Bir şey yok" der gibi bakıp başımı sağa sola sallamama rağmen, ikna olmamış ama Enes'in bize doğru yürümesinden dolayı konuyu kapatmak zorunda kalmıştı... Geriye çekilmek için hamle yapmadan önce; ani bir hareketle yanağımdan makas alarak girişimini tamamlayıp, makas aldığı parmaklarını da öperek kollarını yana doğru açtıktan sonra Enes'e, "Assolistimiz de geldiğine göre gidebiliz artık değil mi?" deyip Enes'e göz kırptı. Bense, "Gören oldu mu acaba?" diye sağa sola bakınırken, makas alınan yanağımı parmaklarımın sırtıyla yavaşca sıvazladım... Enes, yüzünde, "Arabaya nasıl oturulacak acaba?" der gibi bir ifadeyle gelince, Furkan: soru ifadeli bakışlarını sözüyle yanıtlayarak, "Kanka sen sürer misin? Camdan girerken ayağımı burktum ağrıyor!" dedi... ~~~~~~• Enes, "Olur!" dedikten sonra pası alıp golü atmak için Erkan'a dönerek, ön koltuğu işaret etti. "Binsene ne bekliyorsun?" dedi... •~~~~~~• ... Furkan, biraz önce kapattığı kapıyı tekrar açarak, bana "Kayar mısın?" deyip itiraz ve kaymama fırsat vermeden kendini içeriye doğru tıkınca bende mecburen ortaya geçmek zorunda kaldım. Derya, el şıklatarak, "Çok heyecanlıyım yaa, ilk defa katılacağım" dedikten sonra "Enes abi teybi açar mısın?" dedi... ~~~~~~•~~~~~~• Enes sinirlendiğini belli etmemek için, sol elinin parmaklarını dişlerine bastırıp yola odaklanmış gibi yapınca Erkan, Enes'ten beklenen ağabeyiliği yaparak teybi açtı. Derya, Erkan'ın koltuğuna vurarak teşekkür edip geriye yaslandı... Enes'in sinirlendiğini anlayan Furkan, mesaj yazmak için cebinden telefonu çıkartırken kolu Cansu'ya dokununca ikisi de panik oldu... Furkan, hemen kendini toparlayıp sola doğru kayarak telefonu almaya çalışınca bu seferde bacakları Cansu'nun bacaklarına değdi. Cansu sinirlenip, dizini dürterek, "Kurtlu musun sen, bi rahat duramadın!" deyince Furkan, yapacağına odaklandığı için cevap vermeyip telefonu çıkarttıktan sonra, "Kanka kusura bakma, gerçekten haberim yok, ben çağırmadım Derya söylemiş" dedi. Enes mesajı okuduktan sonra, "Ben hangi şeyin kusuruna bakayım oğlum, Onunla aynı zamanda doğuran anana babana mı?.. Aynı sınıfa düşüren milli eğitime mi?.. Komşular diye proje arkadaşı yapan öğretmene mi?.. her gün okula götürüp getiren servişçiye mi?.. Kimin kusuru daha fazla söyler misin?.." diyerek karşılık verince Furkan, arabadan çok rahat duyulacak kadar "OOFF" çekti... Erkan geriye dönüp, "Abi ayağın çok mu ağrıyor" diye sorunca Furkan koltuğuna vurup, "Susta önüne bak laaann" dedi... Enes hariç herkes Furkan'ın bu tavrına şaşırmıştı. Enes tekrar mesaj yazarak, "Bu gidişle sende kardeş kalmayacak salak" dedi... ~~~~~~•~~~~~~• ... Yanımda Furkan'ın, önümde Enes'in yazıştığını görüp meraklı gözlerle Furkan'a baktım. Furkan'ın, gözünü telefondan ayırmayıp üzgün bir şekilde baktığını görünce göz ucuyla telefona baktım. Enes'in, "Ben hangi şeyin kusuruna bakayım oğlum"la başlayan mesajını okurken Furkan farkedip telefonu kilitledi... Bende alt çenemi öne doğru getirip dudaklarımı yamultarak, "hıığğğ" benzeri bir sesle çokta umurumda demek isteyince: Furkan, telefonunu açıp benim profilime girdi. Mesaj yazıp göndere bastıktan sonra kulağıma eğilip, "Engelimi kaldırır mısın artık" dedi. O âna kadar engellediğimi unutmuştum, çantamdan telefonu çıkartırken Furkan'a dokununca, Furkan tekrar kulağıma, "Bi rahat duramadın kurtlu musun?" dedi intikamını alır gibi... Gözlerimin aksine, sinirli bir sesle telefonu göstererek, "Tamam sen bilirsin, bende engeli kaldırmayayım" deyince Furkan yalvarır gibi bakarak, "Tamam tamam özür dilerim, kaldır" deyip parmaklarıyla dudaklarına fermuar çekme hareketi yaptı. Engeli kaldırınca bir hafta boyunca attığı bütün mesajlar "bip"bip" sesiyle arka arkaya gelmeye başladı. "Bip" sesinden kurtulmak için telefonumu sessize alıp, ekranı kucağıma gelecek şekilde kapattıktan sonra bu sefer gözlerimle de sinirlenmiş gibi baktım. Bir süre sonra mesajların sonu gelmiştir ümidiyle telefonu kaldırdığımda düşüncemde haklı çıktım. Hemen şifreyi açıp mesajlara girdim. Hepsini okumaya zamanım olmadığı için en alta kaydırarak, son mesajı okumaya başladım. "Çirkin olmaya çalışırken bile o kadar tatlısın ki" ve kalp emojisi vardı... Mesaja tepkisiz kalmaya çalışarak Derya'dan tarafa bakarken, Enes birden firene basmıştı... Furkan'ın ani refleksi ile öne doğru gitmekten kurtulmuştum ama telefonum vites kolunun oraya savrulmuştu... Enes kendini hemen dışarıya attı, Furkan da benle Derya'nın iyi olduğundan emin olunca arabadan indi... Enes, dalgınlıkla karşısına çıkan çocuğu son anda farketmişti. Ablası geriden çığlık çığlığa yanımıza koştu. Kardeşi yerde olduğu için çarptı zannederek Enes'in omuzlarına vurmaya başladı. Hemen çocuğun yanına oturup sağına soluna baktım, ağrıyan acıyan yeri olup olmadığını sordum. Çocuk, korkudan ağlamaya başlayarak, "Ebem duymasın abla" diyerek yalvarıyordu. Ablası kaputa yaslanıp, bacaklarını kendine çekerek hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Kardeşinin iyi olduğundan emin olunca başından öperek sarıldı. Ayağa kalkıp aşırı çıkışından dolayı Enes'ten özür diledi. Enes'te onun haklı olduğunu özür dilememisini söyleyerek nereye gideceklerini sordu. Kız eliyle evi işaret edince Enes hemen çocuğu kucağına alarak, evlerinin oraya götürdü. Odaya yatırıp dışarı çıktıktan sonra bahçenin yanındaki çeşmede elini yüzünü yıkadı. Saçlarını da ıslatıp başına soğuk duş aldırdıktan sonra arabanın yanına gelerek, "Siz de bir şey yok değil mi?" deyince Derya, "Sağol yaa, ölüyorduk sayende, aklın nerede senin dikkat etsene biraz" diye çıkışınca kolundan tutup arabaya bindirdim. Enes, bu çıkıştan sonra Furkan'a, "Ben geç geleceğim" deyip yanımızdan ayrıldı. Furkan peşine gidip ikna etmeye çalışsa da Enes gelmek istemediğini söyledi, "Abi iyi hissetmiyorum, bacaklarım titriyor, yürümem lazım. Bırak!" deyip yola devam etti... Furkan bir süre peşinden baktıktan sonra arabaya binip yola devam etti. Yanına yaklaşınca kasaba tarafını işaret ederek "Dönüşte bekliyorum oyalanma." deyince Enes, "Bekleme!" deyip yürüyünce Furkan yine "Ooff"layarak yola devam etti... ~~~~~~•~~~~~~• Araba yanından geçerken Derya'yı kollarını bağlamış kızgın kızgın bakarken gördü. Göz göze geldiklerinde Derya burnundan nefes vererek başını ablasına doğru çevirince Enes bi anlam veremeden öylece arabanın peşine baka kaldı. Biraz düşündükten sonra, "Bu neydi şimdi laaann, ayak üstü ilk tribimi mi yedim şimdi ne?" dedi ıslak saçlarını karıştırırken... ~~~~~~•~~~~~~• ...Arabada ses çıkmazken, Furkan arada dikiz aynasından Cansu'ya bakıyordu. Bu sefer mesajlaşma zamanı Derya ile Erkan'daydı, "Biraz abartmadın mı?" diyen Erkan'a, Derya; "Az bile yaptım, oda doğru sürmeyecekse direksiyona geçmesin." diye yanıt verdi... Erkan, aslında çocuğun birden yola atladığını Enes'in yine iyi kurtardığını yazınca Derya; "Senin şimdiden ne olacağını anladım, AVUKAT!" dedi ve sus emojisi koydu. Erkan mesajlaşmayı durdurdu... ~~~~~~•~~~~~~• Çay bahçesine geldiğimizde gelin damat ve bir kaç kişi hariç herkes oradaydı. Masaya geçmeden, gün batımını izlemek için çay bahçesinin korkuluklarına doğru yürüdüm. Furkan da peşimden gelip, manzaraya bakarken, "Hatırlıyor musun? En son iki yıl önce de burada böyle durmuştuk." dedi. Biraz düşündükten sonra, "Tam değil, zorla gelmiştim, çoğu şeyi hatırlamıyorum." deyince Furkan sağ omuzuma çenesini dayayarak, "Bu akşam o gecenin aynısını yaşayacağız, hatırlayacaksın merak etme." deyince hafızam o günlere gitmeye başlamıştı bile... ... İlk hatırladığım ise o zamanlar Furkan'ın bana bu kadar yaklaşmasından rahatsızlık hissetmediğimdi. Aynı şeyleri Enes'te yapıyordu, hatta hâlâ yapıyordu, tek fark şuan Furkan'dan tırnağımı bile sakınır olmamdı... Dolunaydan büyük, göz kamaştırmayan parıltısı ile güneşe bakarken içimi çektim. Furkan, çenesini çekmeden yüzüme doğru dönüp, "Her şey aynı gibi değil mi?! Lütfen olağanüstü bir durum varmış gibi davranma, senin elini tutup yürüsemde kimse ne olduğunu anlamaz, o zamanlar sen bile anlamamıştın hatırladın mı? dedi... Bu soruya cevapsız kalmayı tercih ettim.Hafif esen rüzgar saçlarımı uçusturarak Furkan'ın yüzünü gıdıklıyordu... *(...Furkan gözlerini kapatıp bu güzel ânın yıllarca devam etmesi için dua ediyordu...)" Başımı hafifçe Furkan'dan tarafa çevirerek yüzüne baktım, Furkan; gözlerini kapatmış olmasına rağmen, mutluluğu yüzünden bile okunabiliyordu. Bir süre kımıldamadan izledikten sonra hortlattığım Cansu'nun arkasına saklanarak, konuşmasını dinledim, "Hiç bir şey aynı değil, ben o zamanlar senin beni ablan gibi sevdiğini düşünüyordum ve Enes'le seni aynı görüyordum. Artık öyle değil." deyince Furkan derinlere bir yere çektiği nefesini verip göğsündeki gerginliği rahatlatırken kendi huzursuz bir tonla, "Bu duruma sevinmeli miyim, üzülmeli miyim? Anlamadım." dedi... Omuzumu yavaşça çektikten sonra hislerimin olumsuz yönde olduğunu anlatmaya çalıştım, "Son günlerini yaşayan hastanın, istediği bir şeyi yerine getirsen ne işe yarar ki?" "Mutlu ölür!" "Ama yarım kalır!" "Ama mutlu ölür!" "Ama aslında o şey onun olmamıştır kii!" "Ama mutlu ölür!" "Ama belkide zorla yaptırmıştır!" "Ama mutlu ölür!" "Sonu gelmeyecek değil mi?" "Ama mutlu öleceğim!" Bu sefer ben göğüs kafesim şişene kadar nefes alıp verdikten sonra, "Bunun da bir diyeti olmalı!" deyince Furkan, "Dedim ya, yedi yıl on bir ayın kaldı. Sonra istemezsen serbestsin istediğini yap." "İyide yedi yıl sonra sana on dört yıl olmayacak mı?" "Evet ama bi farkla, bu yükü tek taşımayacak ve saklamayacağım." "N.Nasıl yani?" "Ne nasıl yani, her yıl önem sırasına göre birileri öğrenecek." "A.Ama bu haksızlık." "Neresi haksızlık, bende her yıl biriniz unuttunuz. Ben itiraz ettim mi?" "Furkaaannn... Sen beni sevip sevmemekte (kii hâlâ sevdiğini düşünmüyorum) özgürdün ama sen benim özgürlüğümü kısıtlıyorsun, elimi kolumu bağlamaya çalışıyorsun. İnsanların hakkımda kötü düşünmesine sebep olmakla tehdit ediyorsun." "Ben o kadar alçak birimiyim sence, sana en ufak bir ard niyeti, değil konuşmak düşünmeye cesarek edecek kim olursa olsun karşısında beni bulur. Ben bu sekiz yılı sadece sana aşık olarak geçirmedim. Zeminimi sağlam hazırladım. Anneme de babama da beni tanıyan herkese tercihime saygı duymak zorunda olduklarını yaşata yaşata bu günlere geldim. Ben şuan babamın karşısına çıkıp seni söylesem saygıyla karşılayıp ne yapabileceğimizi konuşur asla yargılamaz." "Sakın sakın, bu yıl bu kadar kişi bilsin yeter." "Öyle olsun. Eee?.. O kadar konuştuk bir şeyler hatırladın mı?.."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD