İşine geldiği gibi Cansu

2857 Words
Yavuz abinin bana tarihi söylemesi ve "Seninde tahmin edeceğin gibi, ailen seni üzmemek için bazı şeyleri gizlemiş, o yüzden tarihi söylememiş, sen de tarihi yaşını bil, bazı şeyleri de zamana bırak olur mu? Aileni de üzmeyelim." demesinin üzerinden iki gün geçmişti. Hesaplarıma göre 2 Eylül de kaza yapmıştım ve şuan ocak ayının yarısını geçmiştik, yani bana göre dört beş yıl geçmiş gibi olsa da Yavuz abi haklı çıkmış, sadece bir kaç ayda bu hâle gelmiştim... Yatalak kişiye göre zaman gerçekten duruyor, işlemiyordu... Her günüm haftalar aylar gibi geçiyordu... 19 ocağı 20 ocağa bağlayan gecenin gündüzü Meriç gelmediği ve beni oyalamadığı için yine uyuyamıyordum... Dışarıdaki gölgelerden korkmayayım diye bahçe ışığı bütün gece yanıyordu... Bu gece, bembeyaz manzarayı izlerken kaza günü ve öncesinde olanları düşünüyordum... Bir ara, gelinlik giymiş gibi duran ağacı izlerken, bir gölgenin odamda raks ettiğini fark ettim... Odanın ortasını kaplayan gölgenin ucunu takip ettiğimde Furkan'ın cam kapıyı açmaya çalıştığını gördüm... Ben, ne ara uyumuştum ki rüya görmeye başlamıştım... Rüya diyordum çünkü absürt şeyler oluyordu... Mesela, Furkan girerken kapı gıcırdamamıştı, hadi babam kapıyı yağladı diyelim, anahtarı nereden bulmuştu ve sabah ayak izlerinden geldiği anlaşılmayacak mıydı?.. Furkan, onu izlediğimin farkında olmadan sağı solu kontrol ederek içeri girince, _"Gel gel benim rüyamdasın kimse görmez." dedim... Absürt Cansu'nun, absürt rüyası devam ediyor; Furkan, camiye girer gibi ayakkabısını çıkartıp, poşete koyuyordu... O an kendi sesimi duyacağım bir kahkaha attım... Odanın her yerinden duyulacak şekilde!.. Furkan, duymuş gibi bana bakıp, "Ne gülüyorsun komik mi?" der gibi kafa sallayıp göz kırpmıştı... Absürtlüğe bakar mısınız? Rüyada bile Furkan incelik yapıyor, odam kirlenmesin diye uğraşıyordu... Ayrıca, rüya değil gerçek olsa bile, o kadar kardan, ayakkabının altı kirlenmezdi ki... Furkan, rüyam gereği beni süründürmeye başlamış; Buna da, ilk olarak çoraplarından soyunarak başlamıştı... Ben, ayak fetişi değildim ama şuan, ayakta sekerek çorap çıkartırken ki hareketine bile düşmüştüm... Arada bana bakıp gülümsemesi, loş ışıkta çok güzel ve çok seksi görünüyordu... Furkan'ın şimdiden yaptıkları ile ilerleyen dakikalarda yaşayacaklarımı düşününce, bu gecenin sonunda bilerek altıma kaçırmam lazımdı ki, banyoya bahanem olsundu... _"Üzgünüm anne, kızını farklı bir sebepten dolayı yıkamak zorunda kalacaksın." dediğimde, kulağıma gelen "ııııığğğhhh" sesleriyle uykumda sayıkladığımı hissettim... Yan koltuğumda yatan annemin, ihtilam olurken ki sesimi duymasını istemediğim için sustuğumda, Furkan da bana bakıp, "Sus" der gibi dudaklarını büzmüştü... Rüyamda bana yaşatacaklarının sesini kayınvalidesi duysun istemiyor gibi bakıyordu... Furkan, çoraplarını çıkartıp, biraz önce ki ayakkabı poşetine koyarak ağzını bağlandıktan sonra, yatağımın ayak ucundan sağ eliyle destek alarak eğilip altına bıraktı. Yavaş, sakin ve seksi bir şekilde doğrulduktan sonra, yanan sobada elini kuzu çevirme gibi ısıtırken, bu benim bilinç altı inceliğim mi diye düşünmeye başladım... Eli soğukken gelse, uyanırım diye düşündüğüm için mi öyle görüyordum? Ne oldu da ikna oldu bilmiyorum yatağımın yanına gelip, üzerime eğilince, "İşte başlıyoruz." dedim, hızlı hızlı nefes alıp verirken... Sağ elini, sol kolumun pazısının altına, sağ bacağını sol bacağımın yanına, sol bacağını bacak arama, sol elini de sağ eliyle yaptığı gibi sağ kolumun pazısının altına koymuş şınav çekecek gibi duruyordu... Zaman dursaydı ne olurdu? Ben bu şekilde yıllarca kalsam? Ya da bu gerçek olsaydı mesela?.. Furkan ile kontak kurmama yarışı yapıyor gibiydik. O benim yüzümde; yanaklarıma, dudaklarıma, çeneme, gözlerime bakarken, bende, kara kaşına, kara gözüne, uzun kirpiklerine, içlerine girecek olsa, parmaklarım aralarda kaybolacak kadar uzamış sakallarına, memesini emmek istediğim kulağına bakıyordum... Furkan, bende bakılacak yerleri bitirip, yüzünü boynuma gömdüğü an, tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Furkan, boynumu koklarken, ben göbeğimin biraz daha üzerinde birleştirdiğim ellerimin tırnak etleriyle oynuyordum. Etlerimi mıncırmayı bırakıp, Furkan'ın beline sarıldığımda onu ne kadar çok sevip özlediğimi farkettim... Furkan'ın, kokumu ciğerlerine öyle bir dolduruşu vardı ki, "seni seviyorum" yada "özledim" demese de olurdu. Ona hazır olduğumu göstermek için sağ bacağımı yukarı doğru kaldırdığımda, başını kaldırıp gözlerime bakmaya başladı. O dakikadan itibaren kendimi ona bırakmam gerektiğini hissettim... Ben sabırsızca ona bakarken, onun bakışlarından, umduğuma nail oldurmaya niyeti yok gibi duruyordu ve bunu da bir dakika içerisinde soluma yatıp, başımı koluna alarak göstermişti... Ne yapmaya çalıştığını düşünürken, belimden tutup kendine çevirdi, "Böyle de oluyor mu ki? İlk sefer için uygun mudur ki?" diye düşünüyordum... Yüzümü, gözlerinin hizasına kaldırıp, _"Ne yapıyorsun?" diye sorduğumda, dudaklarını kıpırdatarak bir şeyler söylediği için sinirlendim. "Ben, sayıkladığımı annem duymasın diye konuşmuyorum, sana ne oluyor geri zekalı, konuşsana." dedim kaşlarımı çatarak ve gözlerine bakarak... Hâlâ bir hareket göremeyince konuşmaya devam ettim... -"Aptal, benim erken uyanma problemim var, sekiz saniye de uyanıyorum. Şurada kalsa kalsa iki saniyem kalmıştır, kıç üstü yatmanın zamanı mı?" Furkan, sol elini ağzıma kapatıp konuşturmamaya çalışınca, "İş başa düştü kızım." dedim ve kendi işimi kendim yapmak için harekete geçtim. Bir süredir, uzan tut çek yapabildiğim için bunu Furkan'a yapmaya başladım. Kıyafetinden dolayı istediğimi alamayınca Furkan'ın izni olmaksızın elimi eşofmanından içeri girdirdim. Furkan, elini ağzımdan çekip bileğimi tutana kadar, ben onu tutmuştum ve sıra çekmeye gelmişti... Öncesinde, küçük avcumla kavradığım büyük şeyleri düşünerek, "Benim yaverlerle işim yok ki, çavuş yeterli" derken, arkadaki destek ekibini serbest bırakıp, direk ihtiyacım olanı çekmeye başladım... Tutup kendime çektiğim şey inç büyütmese de lastik gibi uzuyordu... ... Ben, Furkan'ın erkekliğini lastik gibi uzatıp kendime çekmeye çalışırken o ısrarla bırakmam için uğraşıyordu... Benden kurtulamayağını anlayan Furkan, elini bileğimden çekip, pijamamın düğmelerini açmaya başladı... Bir yandan kasılan vücudunun etkisiyle elleri titrerken, sol eliyle sağ göğsümü sütyenimden dışarı çıkarttı... Uyanma Cansu, uyanma sık dişini, çok az kaldı." diye düşünürken Furkan, eliyle ağzımı kapatıp göğsüme eğilince gözlerimi kapattım... ... Furkan, göğsümün ucunu ısırınca, elimi çekip biraz önce emmeyi istediğim kulağına götürüp kendimden çektim... Gözlerimi, "Ne yapıyorsun" demek için açtığımda, eline yaklaşıp nefesiyle, "Sus, lütfen sus." dedikten sonra alnını, tamamı dışarıda olan sağ göğsüme koyup, sol göğsümde soluklanmaya başladı... Furkan... Furkan gerçekti, rüya görmüyordum... O an konuşabilseydim, "Ne yapıyorsun aptal, ucunu kopartıyordun?" derdim ama muhtemelen o da, "Sende kökünden kopartıyordun." diyerek karşılık verirdi... Furkan'ın kendini sakinleştirmeye çalışması ve neredeyse aralıksız nefes alıp vermesinden canını ne kadar çok acıttığımı farkettim... Kulağına yaklaşarak, "Furkan." dediğimde başını kaldırıp gözlerime bakmaya başladı, biraz önceki acı çeken Furkan gitmiş yerine mutluluktan gözleri parlayan Furkan gelmişti... "Furkan." "Şşşşhh!" deyip, yine ağzımı kapattığında annemin uyanmasını istemediği için yapmış olabileceğini düşündüm... Duyup duymadığını kontrol etmek için annemin yattığı yere döndüğümde koltuğun boş olduğunu gördüm. "Anne!" dediğimde kulağıma eğilip, "Şşşşhh!" sus bi a.k. sus azıcık, sesin kesildi ama çenen hâlâ durmadı, bıd bıd bıd..." dedi... Annem olmadığı hâlde, neden hâlâ beni susturduğunu anlamaya çalışarak baktığımda, parmağını dudağına bastırıp, "sus" işareti yaptıktan sonra üzerimden elini aşırıp, komodinin üzerinde bulunan bebek telsizini aldı... Annemler bana bebek telsizi almış yanıma bırakmıştı... Ben, annem yanımda yatıyor zannederken, kim bilir ne zamandır bu odada yalnız uyuyordum... Furkan, sessizce kalkarak telsizi odadan çıkarttıktan sonra, tekrar gelip yanıma oturdu. Bir süre bana dönmeden ellerini bacaklarına dayayıp yeri izleyinc,e elimi bacağına dokundurdum... "Senin derdin ne Cansu?" diyerek bana döndüğünde, "Ne demek istiyorsun" der gibi baktım... "Sekiz yıl önce söz verip aşık ettin, sonra yoktan sebeple gittin, yıllarca acaba başkasıyla olur mu korkusuyla yaşadım, Enes öğrenince Nalan ablaya sordurdum, kimse yokmuş deyince dünyalar benim oldu, istediğini yaptım, geldin gördün, iki ay geçmeden aşıkta oldun... Ama sonra boktan bir sebeple uzaklaştırdın. Dedim ki; üzerine gitmeyeyim, gideyim evimi tutup geleyim, o zamana kadar yumuşamış olur... Lan bi geldim gitmişsin, bir ay gelmedin... Geldin, bu seferde kendinden uzaklaştırmak istedin, söyle sen benden ne istiyorsun Cansu, de ki "öl." hemen ölürüm uğruna, de ki "nefes alman bana batıyor." keseyim nefesimi bir solukta... Söyle hadi ne istiyorsun?" Her sözü doğru ve yüzde yüz haklıydı... Konuşamamak ilk defa işime yarıyordu... Bacağına dokunan elimle "seni istiyorum" der gibi gösterince, benden tarafa dönüp, "Onu istiyorsan ona göre davran o zaman." dedikten sonra sağ böğrümü cimcirirken devam etti... "Ben, kız ölümden döndü, yazık ne halde diye kafayı yiyorum, sen burada azmış kudurmuş yatıyor muşsun?" deyince, utandım ve başımı yana çevirip bakışımı kaçırdım. "Bir daha söylesene." "Hıııııııığh?" "Adımı söyle." "Furkan." "Furkan kurban olsun sana." derken bileğimi tutup, parmaklarımı, bileğimi, avcumun içini koklayarak öpünce, biraz önce o elimle tuttuğum elastik şeyi hatırlayıp güldüm... "Odan nasıl olmuş, beğendin mi?" "Haaağğğhhh?" "Ne haaağğğhhh? Ben yaptım..." "Nnn.ee?" "Neyse ben şimdi gideyim, telsiz uzakta, annen yine gelirse yakalanırım, geçen sefer 'sus' dedim susmadın sabaha kadar betonda yatıp hasta oldum." "..ÜÜ.YY.AA." "Anladım zaten, sen biraz önce de rüya zannettin değil mi?" "Hıııııııı hıııııııı." "Bak, bu yatağı da özel yaptırdım. Bu yan tarafın mandalı indirince düzeliyor, bende yanında yatabiliyordum, ama sen o gece bağırınca oradan aşağıya inip yerde uyudum. Az kalsın da yakalanıyordum." "Hııııığğğhh." (üzülerek) "Üzülme tamam, geçti... Sen şimdi güzelce uyu, yarın sabah seni almaya geleceğim... Akşama kadar beraberiz... Haa! bir de öyle kara kara düşünmeyi de bırak artık... Geçti gitti çok şükür... Yarın uzun uzun konuşacağız tamam mı?" "Hııııı hııııı." "Allah rahatlık versin." Furkan, alnımdan öpüp yatağın altından ayakkabılarını aldıktan sonra, tekrar yanağımdan öpüp gitmişti ama benim yine aklıma soru üstüne sorular gelmişti. Furkan, benim kara kara düşündüğümü nereden biliyordu, annemin yanımda yatıp yatmadığını nereden biliyordu, bebek telsizini nereden biliyordu, bu odayı ve yatağımı nasıl yapmıştı... •~~~~•~~~~• Seher hanım, telsizi kızların odasına bırakmış makineye çamaşırları atıyordu. Cansu'nun kahkahasını duyduğunda Derin telsizi alıp, "Derya, ablam gülüyor." dedi... Derya'da ablasının gülmesini merak edip dinlemeye başladı. Beş dakika sonra Cansu'nun konuştuğunu duyunca Derin, "AA! Ablam Furkan mı?" diyor diyerek Derya'ya baktı. Derya, telsizi alıp yanındaki komodinin üzerine koyarken, "Saçmalama yaa, ne Furkan'ı, ablam T yi Ü yü söyleyebiliyor mu? Belli ki rüyasında Türkân ablayı görüyor?" deyince, Derin, "Gidip bakalım mı?" dedi. Derya, elindeki kitaba bakarak, "Derin, git yat... Saçmalama, ablamın uykusu çok hafif. Kapıyı açarsak sıçrar, sabaha kadar uyuyamaz sonra." dedi. Derin, "Haklısın, sabah sorarız." diyerek odasına giderken, Seher hanım içeri girdi. Derin'in güldüğünü gören Seher hanım, "Hayrola, neye gülüyorsunuz?" deyince Derin, "Anne, ablam biraz önce kahkaha atarak güldü." dedi sevinçle. Derya, devam ederek, "Herhalde rüyasında Nalan ablaları görüyor? Arada onların ismini andıran bir şey söyledi." derken Derin, "Bana Furkan dedi gibi geldi ama ablam Türkân dedi diyor." deyince Seher hanım, "Aysun teyzenle bana da Furkan gibi gelmişti ama ikinciye anladık Türkân diyor." dedi, "sende yanlış anlamışsın" der gibi. Seher hanım telsizi alıp gitmek isterken, Derya izin vermeyip, "Anne, ben sabah ablamla uyumuştum, uykum yok, kitap okuyacağım, burada kalsın." deyince Seher hanım, "Bana bak, ablan uyanır ağlar duyamazsın, sesini sonuna kadar açıp yat o zaman." deyip çıktıktan sonra Derya, sesi açma tuşu yerine kısma tuşuna basıp, "İyi geceler gençler." diyerek kitap okumaya devam etti. ~~~~•~~~~• Furkan, Cansu'nun odasından çıkıp, kar gelmeyen yerden yavaşça geçtikten sonra, arka duvardan merdivenle çıktı, kendisini bekleyen arabaya binince, "Abi, çok bekletmedim, değil mi?" diyerek mahçup olmuş gibi baktı. "Bir ara gelmeyeceksin zannettim lan, geçen ki gibi sabahlayacak diye düşündüm gidecektim." diyen Meriç'e Furkan, "Sorma abi yaa, geçen sefer de şimdi de beni rüya zannediyormuş." dedi Meriç, "Nereden biliyorsun?" diye sorunca Furkan kaçamak bakışlarla, "Belli etti." dedi. Meriç gülerek, "Cansu kendi taktiği ile belli etmişe benziyor." deyince Furkan da bıyık altından gülüp, "Öyle oldu." dedi. Meriç: "Eee sen nasıl rüya olmadığına ikna ettin?" Furkan: "Iıııımmm, biraz canını yakmış olabilirim." Meriç: "Bana bak, Seher teyze çok hassas, kızarık morarık görürse feryat figan ortalığı yakar." Furkan: "Merak etme abi, görmez." Meriç: "İyi bari, sen öyle diyorsan." Furkan: "Furkan diyor." Meriç: "Hadi yaa, hayırlı olsun ama çok sevinme bence, Yavuz da diyordu." Furkan: "Ne Yavuz'u yaa?!" Meriç, Furkan'ın moralinin bozulduğunu farkedip, "Şaka şaka, abi de diyordu." derken arabayı çalıştırdı, oradan uzaklaşırken, Furkan, gayrı ciddi, "Başlarım onun abisine de haa?" deyip sabır çekti... ~~~~•~~~~• Furkan gitmiş; ben, beyazdan daha beyaz kara bir gecede yine yalnız kalmıştım... Furkan'ın beni öptüğünün heyecanından sonra aklıma, burun altı istenmeyen tüylerim gelmişti. Canım okul arkadaşım, lazer epilasyonu ucuza getirmek için, üç kız arkadaşını da oraya yazdırdığı için, o konuda rahattım ama kullandığım ilaçlar hormonlarımı bozup tekrar çıkartmış olabilirdi. Kendime dokunduğum da yumuşak ve pürüzsüz olduğunu hissedince derin bir nefes çekip düşüncelerime ara vererek uyumaya çalıştım. ~~~~•~~~~• Furkan, "sabah geleceğim." dediği için bilerek altıma yaptım ve kendimi yıkatmaya bahane buldum... Annem, kış olduğu için haftada bir yıkıyordu ve en yakın banyomu Yavuz abinin oraya giderken yaptırmıştı. Annem, beni yıkarken Derya'ya, "Rüyasında ne görüyordu da kaçırdı, bir aydır yoktu halbuki." diyerek dertlendiğini belli ediyordu... _"Üzülme anneciğim, bir aksilik olmazsa bir daha yapmayacağım söz... Yani, Furkan okula dönene kadar aramızda banyoluk bir durum olmazsa." Annem: "Üzülme kızım, sen sakın kafana takma... Ben yıkarım seni... Bak doktor her şey çok güzel ilerliyor demiş, olsun... Buna da şükür." deyince Derya, nihayet anneme, kaç aydır olan durumumu sormuştu... Derya: "Anne?!" Annem: "Efendim." Derya: "Ablam bize 'ııııığğğhhh' diyerek bir şeyler anlatıyor ya!.. Hiç düşündün mü? Ya anladığımızın aksine bir şey söylüyorsa?" Annem: "Nasıl yani?" Derya: "Yani, 'baba ben portakal istiyorum' diyorsa ve biz bunu 'anne ben kışı seviyorum' anlıyorsak?" Annem, "Olmaz öyle şey, ben anneyim... Kızım ne söylemek ister anlarım." deyince ben kıkırdayarak gülmüş ve annemin, "Nee, yoksa öyle mi? Sen başka şeyler mi söylüyorsun?" deyip üzülmesine sebep olmuştum. Başımı, olumsuz yönde sağa sola sallarken, bir yandan da gülmeseydim kesin inandırıcı olabilirdim... Annem, "Allah gözünü kör etmesin." derken omuzuma şaplak atmaktan da geri durmamıştı. Derya'ya göz kırparak ağlama numarası yapınca, annem daha çok hayâl kırıklığına uğramış gibiydi... Banyo sonrası Derya'ya diş fırçalama işareti yaparak macun istedim, üç ay onların yapması fazlasıyla yetmişti... Derya'nın koluma destek olmasıyla onu da yaptıktan sonra derin bir nefes alıp, sevdam gibi kendi de çocuk olan adamı beklemeye başladım... ... Gecenin aksine, dış kapı gıcırdayınca, Furkan'ın kapıdan girmediğini anlamış oldum... "Selamün aleyküm." diyerek içeri giren Meriç ve Furkan'ı görünce mini bir şok geçirmiştim... Meriç, bana göz kırpıp kenara geçerken Furkan, elini öpmek için anneme yaklaştı. "Hoşgeldin oğlum." derken annemin gözleri de en az benim ki kadar parlıyordu... Furkan, "Hoşbulduk Seher teyze. Nasılsın?" derken kalbimi açıp içine bastırmak istedim... Çocukluğumdan daha çok onun çocukluğuna gidiyordum... Gece gelip ne kadar elastik olduğunu göstermemiş gibi, "Cansu, nasılsın?" deyip elimi tuttuktan sonra sol yanağıma yaklaşarak, kısık sesle, "Hazır mısın hatun?" deyince kazadan değil ama o an ki heyecandan öleceğimi düşünmüştüm... Furkan, beni kucağına aldıktan sonra, "Seher teyze, ben götürüyorum ama geç gelebilirim yada eski günlerdeki gibi gelmeyede bilir." dediğinde annem, "Oğlum, ihtiyaçları oluyor, geçte olsa getirmeye çalış." deyince Meriç, "Seher teyze, sende kaç aydır evden çıkamadın, sana da bahane olur... Ne lazımsa götürelim gideceği yere sende gelirsin." dedi. Babam, arkadan yaklaşıp, "Cansu'nun gideceği yerde ona anasını aratmayacak kişiler var, bugün izinler benden." deyip beni alnımdan öperken, Furkan'ın da omuzuna destek dokunuşu yapıyordu... Kapıya çıktığımızda, sadece Meriç'in arabasını görünce çok şaşırdım zannederken, asıl; Furkan beni Meriç'in yanına oturtup, kemerimi taktıktan sonra kendisi arkaya oturunca daha çok şaşırmıştım... Köyün dışına doğru gittiğimizi düşünürken Meriç, direksiyonu Furkan'ların tarafa doğru kırmıştı... Furkan'ların harmanı da es geçip su deposunun oraya doğru gidince, planın başka bir şey olduğunu anladım... Aylar öncesinde Furkan'la el ele yürüdüğümüz yola gelince, kenara park etmiş bi arabanın arkasında durduk, "Abi, beş dakika." deyip inen Furkan'ı izlemeye başladım... Cebinden anahtarı çıkartıp ilk defa gördüğüm arabaya doğru yürüyünce, "Ne oluyor?" der gibi Meriç'e baktım. Meriç, sol dirseğini cam bitimine koymuş, parmak aralarına aldığı saçlarını çekiştirirken, sağ eliyle de direksiyonu sıkıyordu... Yutkundum... İkimiz de aynı anda burnumuzu çektiğimizde, "Bunu ikinci ve sonuncu defa yapıyorum goril..." dedi, İkisinde de acı çektiğini gösterir gibi... O an, ömrümde hiç o kadar utanmadığımı hissettim... Furkan, öndeki yabancı arabayı çalıştırmış beş dakika sonra da ön kapısını açıp, benim tarafıma doğru yürümüştü... Meriç, "Varmı başka bir şey?" derken başını da benim çıkışımla birlikte kapıya doğru eğdi... Furkan, "Yok abi sağol, şu kapıyı iteyim de sen tut sert kapanmasın." deyince, Meriç ondan önce davranıp, "Hadi Allah'a emanet." deyip kapıyı kapattı... Furkan'ın beni götürdüğü araba, 4x4 siyah bi arazi arabasıydı. Furkan'ın boyuna posuna göre tam olsada ben oturunca içinde çocuk gibi kalmıştım... Beni oturtup, kendi tarafına geçince, "Arabamız tamam... Evimizin damı zaten vardı, bir göz odasını yaptık, bir an önce iyileş te diğer odalara geçelim." deyince, "Haaağğğhhh?" dedim eski kıt Cansu gibi. "Ne haaağğğhhh!.. Bu gidişle size gelecek tek iç güveyi damat ben olacağım." demişti ama ben yine şaşırarak, "Haaağğğhhh?!" demiştim... Furkan, bunu açıklamak yerine, kemerimi takarken, "Bu arabayı neden aldım biliyor musun? Hayvanları gütmeye giderken, seninle gitmeyi hayâl ettiğim yerlere gidip orada s.kişmek için." deyince, "Hııııııı'ı!" dedim kızarak... Yanağımdan makas alıp, "Sen var yaa, nasıl da işine geleni anlıyorsun." deyince, sussun diye, "Hıııııııı'ıı!" diye kızarken aynı zamanda eline vurdum... Furkan, beni şaşırtmayarak, tam tahmin ettiğim gibi bir gece önceyi başıma kakarak, "Ne!.. Dün akşam dört yüz dört gibi yapıştın kopartıyordun şimdi ne oldu?" derken arabayı sürmeye başladı... Yine konuşmamak yararıma olmuş bir şey söylemeden başımı önüme eğmiştim... "Utanma, utanma!.. Senin canın sağolsun da, istersen her yerimi kopart." deyince elimi kaldırıp yüzüne vurmaya niyetlendim ama kıyamayıp sakalını tuttum... "Nasıl, sakallar çok mu uzamış, keseyim mi?" "Gg..zz.ee..ll." "Hadi yaa, gerçekten mi? Ben de bir an önce iyileş te şu dümenin başına geç diyecektim." "Ggh..zz..ee..l." "Saçlar varlığının eseri, sakallar yokluğunun eseri Cansu hanım." .... Furkan ile geldiğimiz sapsarı buğday denizi yerini bembeyez çarşaf gibi örtüye bırakmış, yazın bile üşüten dağ, şuan bütün soğukluğu ile karşımızda duruyordu... Furkan, arabanın çıkacağı en uç noktaya kadar çıktıktan sonra, arabayı durdurup stop etmeden aşağıya indi... Arka kapıyı açıp bir şey aldıktan sonra benim kapımı açarak, "Hadi bakalım Cansu'yum, gel." dedi "B.Bu... NNN.ee?" "Sana nuska yapacağım." "Haaağğğhhh?!" "Başladık yinee... Seni bununla kendime bağlayacağım, neyini anlamadın." derken elinde kocaman bi kanguru tutuyordu... Söylediği gibi beni kendine bağlayıp, "Sana bunu benden başkası yapamazdı, bende arkadan ufak bir rahatsızlık verebilirim kusura bakma." derken kulağıma ılık ılık fısıldıyordu... Titanik duruşu yaptığımız anda tekrar kulağıma, "Hatırlıyor musun? Buraya en son geldiğimizde, ikimizde sussak, sadece rüzgar konuşsa dinlesek demiştin yaa? Hadi bakalım rüzgar bize ne fısıldayacak." deyince gözlerimi kapatıp başımı Furkan'ın göğsüne yasladım... _"Seni seviyorum Furkan..." "Seni seviyorum Cansu..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD