37. bölüm

2007 Words
Neçirvan'ın bana yardım edeceğini söylediğinin üzerinden üç, Furkan'ın ortadan kaybolmasının üzerinden beş gün geçmişti. Ben İstanbul'da beş yıl kalmıştım ama bu kadar uzun, yorucu, hüzün dolu, boşluktaymışım gibi gelmemişti... Üç günden beri, sabahları Furkan'ı aramaya gidiyor akşamda işten döner gibi eve gelip doğruca Furkan'ın odasına gidip yatağına yatıyordum. Hakan'la Meriç Ankara'ya bakıp dönmüşler ama bir iz bulamamışlardı. Telefonunun sinyal de en son Hakan'la konuşurken kesilmişti. Terminale gidip otobüs firmalarına da bakılmıştı ama yoktu. Furkan, yer yarılıp içine girmeyeceğine göre, bu dünyada onun kıymetini bilmediğim için başka gezegenden birileri gelip götürmeyeceğine göre neredeydi bu çocuk... Altıncı günün sabahı yat demelerini dinlemediğim gibi verdiklerini de yememiştim. O sabah Hakan erken çıktığı için harmanda araba kalmamıştı. Babam o halde araba kullanmamı istemediği için anahtarlarımı almıştı. Mecburen yirmi kilometreyi yürüyecektim. Köyün çıkışına doğru arkadan çalan korna ile geriye döndüğüm de Meriç yan koltuğun camını açıp binmemi işaret etmişti. Şirvan gibi kaçırıp zorla evlenmek istemeyeceğini bildiğim için binip, kafamı koltuğa yasladıktan sonra dışarıyı izlemeye başladım. Dışarıdan gelen rüzgar yaşlarımın akmasına engel oluyor fazlasını da hemen kurutuyordu. Kanalın dereye akan kısmında aramalar yoğunlaşmış dalgıçlar da gelmişti. Hakan da iyi yüzdüğü için dalıp uzun uzun baktıktan sonra çıkıyordu. Her sudan çıkışta suyu yumruklaması bulamadığı için değil nefesi yetersiz olduğu için olmalıydı. Hakan'ın bir çıkışında saçlarının Furkan gibi olduğunu gördüm ve Hakan'ı suda ona benzetip, "Furkan!" diyerek ona doğru koştum. Meriç, arkamdan yakalayıp, "Şşşşş" deyince bu harflerin bile Furkan'a yakıştığını ve beni onun ağzından çıkanların sakinleştirdiğini anladım. "Bırak ben de gireyim, ben de bakayım." derken yalvarıyordum. Meriç'e, hayatımda en çok nefret ettiğim ikinci kişiye yalvarıyordum. "Bu halde nasıl bakacaksın, saçmalama." deyip beni bırakmamıştı. Ekiptekilerden biri elinde bir ayakkabı ile çıkınca, bende bağırarak koşarken ayaklarımın bağı çözülüp yere düşmüştüm. Hakan'la birlikte ayakkabıya baktık, Benim bedenimi bilen adamın ayak numarasını bilmiyordum. Ona karne hediyesi krampon alan ben şimdi ayak numarasını bilmiyordum. Hakan bakıp, "Bu onun değil!" diyerek suya geri döndüğünde şükreder gibi Meriç'e sarıldım. Sevmediğim adamın kollarında teselli bulurken, sinir bozacak bir şekilde, saçlarımı sevip, öptükten sonra, "Üzgünüm ama bunu kullanacağım." dediğinde, acıdan ne yapacağını kestiremedim. Bekleyip görecektim... ... Akşam olmuş derenin o kısmından da sonuç çıkmamıştı. Bu sefer Hakan'ın arabasıyla eve geldim. İçeri girdiğimde Kur'an okunuyor ellerde tesbih dillerde dualar ediliyordu. İçimin huzura ihtiyacı vardı, Nalan'dan tülbent istediğimde Türkân'ın odasından getirmeye gitti. Neriman teyze fenalaştığı için hastanede kalıyor, Türkân'da ona refakatçilik ediyordu. Nalan'ın üçgen yaptığı tülbenti başıma örtüp teyzesine bakarak, "Yakıştı mı?" diye sorarken yeğeninin en son bana yakıştırdığını söyleyememiş, ağlamıştım. "O kime yakışmaz ki?" deyip yeğeni kadar romantik olmasa da gönlümü almıştı. Ağıtçılara fırsat vermeyen, Furkan'dan kötü haber gelmemiş olmasıydı. Elleri dizlerinde bekliyorlardı. Bu zaman da işini bu kadar severek yapan zor bulunurdu ama bunlar bunu gönüllü olarak yapıyordu. Cenazenin birinde ağlamayan kıza, "Songüüülll yavrum, ağla kuzuumm, dök içini delirirsin yoksa!" deyip benim susturduğum kişiyi zorla ağlatmaya çalışmışlardı. "Abla bi git şuradan, ne delirmesi Allah aşkına!" demiştim. Onlara göre ağlamayan ileride delirirdi, ağlanmayan cenaze de az sevilirdi. Burada da umduklarını bulamamışlardı, çünkü en zayıf olacak kişi Neriman teyze bile metanetli davranmıştı. Bu metanetimizi Furkan'ı az seviyor oluşumuza yoramazlardı, çünkü Furkan'ı küçüklüğünden beri bütün köy çok seviyordu. Bazen Enes'e bile kızan köy ahalisini bir defa bile Furkan'a kızarken görmemiştim. Nerede bir iş varsa yaşım, boyum, cüssem müsait mi demez yapmaya çalışırdı. Yaşlıyı sevip çocuklara saygı duyardı. Küçüktür anlamaz demez onları can kulağı ile dinlerdi. Bu huyunu ona ben aşılamıştım... "İyi ki de yapmışım, onu bütün köye sevdirmişim" derken Melek'i saymıyordum... İki saattir avluda bir sessizlik vardı. Yavaş yavaş gidenler ile bende sandalyeden kalkıp yüzümü yıkadıktan sonra yatağıma gidecektim ki, bir grup insanın avluya girdiğini gördüm. İçlerinde babamda vardı. Musluğu açıp önüne eğildiğimde iki saat önce nasıl olmuşum dediğim teyze çığlık atarak kapıya doğru koşmuştu. Gözlerimi açmadan içime koru düşüren bu çığlığı neden attı diye baktığımda, kapıdan Neriman teyzenin elinden tutmuş girmesine yardım eden Furkan'ı gördüm. Musluğu kapatmadan koşup boynuna sarılmak istedim ama babam benden önce davranıp beni kendine çekti ve kollarını deli gömleği giydirir gibi kollarıma doladı. "ŞŞ. ŞŞ. ŞŞŞŞ... Şimdi olmaz, burada değil!" diyerek kulağıma fısıldarken bütün ağırlığımı babama verdim. İçime içime ağlayarak çığlıklar atıyordum. Kollarımda bile derman kalmamıştı. Babam, Nalan'a nereyi işaret etti bilmiyorum, "Hadi git biraz dinlen!" diyerek beni Nalan'ın kollarına bıraktı. Birlikte merdivenleri çıkarken Furkan'ın arkamdan baktığını hissediyordum. Dönüp baksaydım eğer babamın sözünü dinleyemezdim. Nalan'ın beni dinleneyim diye getirdiği yer yine Furkan'ın odası olmuştu. Kapıdan içeri girdiğim an kendimi boşluğa bırakır gibi boylu boyuna yatağa yatmıştım. Rüya yada gerçek Furkan gelse bile şuan bu yataktan kalkacak halim yoktu. Melek'in benden önce sarılacak olması bile umurumda değildi... Göz kapaklarım, otomatik kepenk gibi kapanırken Nalan bacaklarımı yukarı kaldırıp rahat yatmamı sağlamıştı. Bende bacaklarımı karnıma çekip uyumaya başladım... ~~~~~~•~~~• altı gün önce ~~~•~~~~~~• Furkan, adamı dinledikten sonra geriye gelip Enes'ten anahtarı alarak adamı takip etmeye başladı. Adam kasabanın çıkışında arabayı kiraladığı yere bıraktıktan sonra terminale gidip bilet almıştı. Furkan Kaan'ların dükkana gelip, o adamın nereye bilet aldığını sorunca, Kaan'ın kardeşi "Mardin'e, bu akşam kalkacak" demişti. Furkan, hareket saatini öğrenip köye geldi. Bir kaç kıyafet hazırlayıp arabaya koyduktan sonra yatağa uzanarak Cansu'nun sosyal medya hesabından Nazo' ve kocasını araştırmaya başladı. Ciwannaz'ın en son paylaştığı dana ile olan resminden hâlâ Mardin'de olduğunu anladı. Annesinin çeyiz sandığından babasının silahını alıp, temizledikten sonra elinde emanet durmasın diye bir iki defa belinden çıkartıp şarjör çekme provası yaptı... ... Akşam olunca, "Bir kaç gün burada olamayacağım merak etme" demek için Cansu'nun yanına giderken cılız bir kedi sesi duyup arabadan indi, sesin geldiği yere bakınca, Kuytu'nun yine adının gereğini yaparak kuytu bir yere saklandığını gördü. "Kızım, sen buraya nasıl geldin, annen seni merak eder!" diyerek eline alıp öptükten sonra arabaya koyarak, Cansu'ların evine yakın yere gelip durdu. Cebinden telefonu çıkartırken kuytu'nun kucağına gelmesiyle aramayı erteleyip onunla oynamaya başladı. "Piiişşşttt kıızz, annen gibi oyuncu musun sen, şevilmek mi iştiyorşun, haa?" diyerek konuşmasını şirınleştirirken, Cansu'yu başında tülbent, elinde çöp poşeti dışarı çıkarken gördü. "Allah'ına kurban, şu güzelliğe bak!" diyerek kuytu'yu koltuğa bırakıp arabadan indi. Cansu ürkek adımlarla konteynırın altını kontrol ederek çöpü attıktan sonra, Furkan arkadan kendine çekince korkmuştu... Korktuğunu hissetmesine rağmen, "Çok yakışmış!" deyince Cansu'dan gelen tokat ve tokattan daha ağır sözlere dayanamayıp, kuytu'yu verdikten sonra "bir daha rahatsız etmeyeceğim" diyerek oradan ayrıldı. Sinirli bir şekilde giderken, Hakan arayıp sertçe "Neredesin eve gel çabuk!" deyince daha çok atarlanarak, "Ölüme gidiyorum tamam mı, bensiz yemek yiyemiyor musunuz, yokum bu akşam. Bir kaç gün de işim var merak etmeyin." deyip susmuştu. Hakan'dan ses gelmeyince, ekrana bakmış ve telefonun şarjının bittiği için kapandığını görmüştü. Telefonu bırakırken karşıdan Orhan beyi ve yanında dolaştığı köpeği son anda farkedip direksiyonu toparladı. Otobüse gecikmemek için durmayıp devam etti. "Abim duymuştur" diye de önemsemedi. Direksiyonun kontrolünü zar zor sağladıktan sonra ileride direksiyonun sallandığını farketti. İnip baktığında tekerin patladığını gördü. Stepne'yi takmak için vidaları söküp lastiği aldığında onunda patlak olduğunu gördü. Daha çok sinirlenip lastiği çukura yuvarladıktan sonra bağırarak tampona tekme attı, tamponda yerinden düşünce, "Sende defol!" diyerek onu da çukurdan aşağı gönderdi. Bagajdan sırt çantasını koluna takarak yürümeye başladı. Terminale kadar yürüyemeyeceğini bildiği için kestirme yoldan ana yola inmek istedi. Tampona attığı tekme ve yürümesi ayağının kanamasına sebep olmuştu. Terliğini çıkartınca çorabının kan olduğunu gördü. Kanlı çorabı sıkıp kanını akıttıktan sonra ayağına sargı bezi gibi sarıp çantadan yeni çorap giyerek yola devam etti. Kanala gelince suya baktı, baraj hırçın suyunu atmış daha sakin akıyordu, yolu uzatmaktansa geçeceğini düşünerek sırt çantasını karşıya atıp suya atladı, çapraz yüzerek karşıya geçince, "Hee heeeyyyttt bee, Hakan efendi gel de balık adam kimmiş gör!" diye sevinerek yola devam etti. Ana yola inip, beklemeye başladı. Yarım saat sonra da otobüsü görünce otostop çekerek durdurdu. Otobüse bindiğinde şarj aletiyle telefonu çıkartmak istedi ama telefonunu çantaya koymayıp cebinde unuttuğunu farketti. Elini kafasına vurarak, "S.çtın balık adam!" dedi. ~~~~~~•~~~~~~• ...Çantadan, silahı sardığı kazağı kontrol ettiğinde onda sorun olmadığını gördü. Cansu'yu takip eden adam sol iki arka koltukta oturuyordu. Çantasını cam tarafına dayayıp uyumaya başladı. Mola yerinde kıyafetlerini değiştirip ayağına pansuman yaptıktan sonra silahı beline koyarak restorana girdi. Bir kase çorba içerken arkasındaki adamı izliyordu... ... Otobüs son mola yerinde durunca adam otobüsten inip bir yere telefon etti. Arada kürtçe konuştuğu için çoğunu anlamıyordu. Anladığı kadarıyla da, "Yaklaştım beni alın?" demişti. Furkan adama yaklaşıp başıyla selâm verdi. Elinde ki kapalı telefonu gösterip bir yere telefon etmek istediğini söyleyince adam telefonunu çıkartıp Furkan'a uzattı. Otobüse binerken üzeri ıslak olduğu için bir yerden kaçıyor zannetti. "Askerden mi jandarmadan mı?" "Farkeder mi?" "Fark eder tabii, vatan haini olmak katil olmaktan daha kötüdür." "Sevdiğin kızı başkasına verecek olsalar ne yapardın?" "İnce mesele desene?" "Her şeyin yeri ve zamanı var, askerlik bekler ama ben kızı bi garantiye alayım, değil?" "Öyle öyle dee, burada ne işin var?" "Burada bi ağa varmış ondan yardım isticem?" "Burada ağadan çok ne var, her aşiretin bi ağası var." "Neçirvan ağa?" "Hııımm, söz konusu aşk olunca boynumuz kıldan ince, yoksa sana yardım etmezdim, çünkü gideceğin kişi karşı aşiretin ağası!" "Sen kimin aşiretine bağlısın?" "Buralar da kime sorsan efsane ağa derler Şirwan ağanın aşiretindenim." "Adını ne kadar gurur duyarak söylüyorsun?" "Gurur duyuyorum tâbii. Onun aşiretinin adamı olmak bana büyük bir şereftir." "Bu kadar efsane olan bi ağa bana yardım etmez mi?" "Senin yardım istediğin ağanın da benim ağadan farkı yok. Sen ona git." "Buradan nasıl gidebilirim peki?" "Benimle gel, evlerine yakın yerde indiririm seni." "Çok sevinirim. Sağolasın." Furkan, adamın uzaktan tarifiyle konağı bulmuş ama yanına gitmemişti. Orada bi pansiyonda geceyi geçirip daha kapsamlı bir araştırma yapmak istedi. İkinci günün sonunda pansiyonda ki adamla muhabbet edip, iş aradığını söyleyince, "Tam yerine geldin, Neçirvan ağam sana uygun bir iş bulur, yarın iş yerine git bi konuş." dedi. Furkan işini garantiye alıp pansiyonda ki adamın adını, kartını alarak tarifiyle iş yerine gitti. Adamın adını verip, "Neçirvan ağa ile görüşeceğim iş için" deyince kendisine haber verip görüşmeyi kabul ettiğini söylediler. Adamları kapıya vurup içeri girdiklerinde Neçirvan ayağa kalktı. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı ama belli etmeden adamlarına "Çıkın" deyince Furkan da şaşırmıştı. Bu kadar düşmanı olan bir adamı yabancı ve belinde silah olan bir adamla nasıl baş başa bırakabilirlerdi. Neçirvan Furkan'ın karşısına dikilip elini uzatırken, Furkan elinden tutup geriye katlayarak silahı çıkartıp boynuna tuttu. Neçirvan neye uğradığını şaşırmıştı. "Ne istiyorsun?" "Karınla konuşmak!" "Kimsin lan sen, benim karımın adını ağzına alıyorsun?" Neçirvan'ın bağırmasını duyan korumalar odaya girerek silahlarını Furkan'a doğrulttu. Furkan korumalara bakıp, "Vururum şakam yok!" deyince, Neçirvan boşluğunu bulup Furkan'ın elindeki silahtan kurtularak Furkan'ı yere yatırıp üstüne çıktı. "Bana bak aslanım, sen gelmeden yelin gelmese, elimden bir kaza çıkardı ama dua et elim mahkum!" derken Ciwannaz odaya girdi. İkisini o şekilde görünce hemen kocasını kaldırıp Furkan'a bakarak, "Furkaaann?" diye çığlık attı. Furkan'ın şaşkınığı iki katına çıkmıştı. Ayağa kalkıp meraklı gözlerle Ciwannaz'a bakınca göğsüne bir el çarpması ile geriye sendeledi. "Aptal, burada ne işin var? O kız orada ne halde biliyor musun seen?" Furkan, tanındığının şokunu atamamışken buna hepten şaşırmıştı. "Hangi kız?" demesi de bu şaşkınlıktandı. "Hangi kız olacak aptal Cansu tâbi ki de!" "Cansu'ya ne olmuş ki?" "Cansu'ya değil geri zekâlı, sana bir şey olduğunu zannediyorlar. Herkes perişan olmuş seni arıyor." "Ben abime söyledim ama?" deyince, Neçirvan araya girip, "Abin anlamamış demek ki?" dedikten sonra devam etti. "Hadi gidelim de bir an önce bin git. Daha fazla merak etmesinler." derken omuzundan tutarak bir yandan dışarı çıkıyor bir yandan Furkan'la konuşuyordu. "Ama cesaretine hayran kaldım, gücün kuvvetin de yerinde maşaallah, senin gibi birinin Cansu'yla ne işi olur, git kurtar kendini!" dedi. Yanında kendisiyle yürüyen Ciwannaz'ın karnına vurmasıyla, "Aaaağhhh"layınca, Furkan gülerek, "Kadınların hepsi mi böyle, yoksa sadece bu ikisi mi?" diye sordu. Neçirvan Furkan'ın omuzunu sıkıp, "Suslaann öyle sorulur mu? Her iki cevapta bizi ipe götürür." deyip karısına baktı, "Belli ki bu daha acemi hayatım!" dedi gülerek. Furkan, gitmeden geliş amacına ulaşmak için, "Biri Cansu'yu takip ediyordu, ben sen zannettim, Şirwan diye biriymiş kim o?" deyince Neçirvan, "Cansu'yu, bana yalvarıp yakaracak kadar kendine aşık edip, böyle önemli bir şeyi bilmiyor olmana şaşırdım." deyince Ciwannaz araya girdi. "Kimseye söylemek istemiyor, Furkan'ı da kendinden uzaklaştırıyor!" Neçirvan, "Beni burada kurşunların önüne atan kızdan mı bahsediyoruz. Şeker kız kendy gibi gösterme şu süpürgesiz cadıyı." deyince Furkan sinirlenmiş gibi öksürdü. Kapıya çıkınca Neçirvan, Ciwannaz'ı arkaya bindirip Furkan'a da öne geçmesi için işaret verirken: Furkan, bi arabadan kendilerine silah doğrultulduğunu gördü. "Dikkat et!" diyerek Neçirvan'ı yere yatırırken adamlar ateş etmeye başladı ve ikisi de yere düştü...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD