~~~~•~~~~•Bir hafta sonra ~~~~•~~~~•
Engin, hastaneye gitmek için duş alırken, Dilan da merdivenlerin oraya oturmuş Ela ile konuşuyordu.
Ela, kapının arkasına oturup, "Abla, siz gidin ben burada kalabilirim." dese de onunda dışarı gelmesini istiyordu.
"Ela'cığım sana bir şey anlatabilir miyim?"
"Anlat abla."
"Ben küçükken böyle yedi sekiz yaşındayken, bir gün düğüne gitmiştik, düğünde yer gök inliyor gibiydi, sadece bir değil üç davul zurna ayrı ayrı yerlerde çalıyordu... Oradan oraya koşturuyordum... O gece geç saatlere kadar eğlence devam etti, ben o kadar yorulmuştum ki, bitmesini bekleyemeden uyuya kalmışım...
Ertesi sabah, o düğün yeri bir gün önce ki ev değildi, herkesin yüzü asıktı... Bir gece önce on dokuz yaşında bir kızı..."
"Hırsız mı yoksa?"
"Evet canım, hırsız..."
"Markete girip değerli bir şeyini almış mı?"
"Maalesef almış."
"Hiiii', kız ne yapmış?"
"İlk zamanlar kendini odaya kapatmış, hiç kimse ile konuşmamış, en çok sevdiği yeğenleriyle bile oynayamaz olmuş."
"Ağlıyor musun?"
"Evet."
"Senin göz yaşın var mıydı?"
"Herkesin göz yaşı vardır Ela... Kimi yaşar ağlar, kimi anlatır ağlar."
Engin, banyodan çıkıp odaya geldiğinde Dilan'ın ağlamaklı sesini duydu, merdivenlerin başına gelerek, işaretle, "Ne yapıyorsun sen?" dedi.
Dilan, işaret parmağını dudaklarına bastırıp, "Sus." derken anlatmaya devam etti...
"Sonra kız, sevdiği çocuğun ve ailesinin desteği ile toparlanmaya başlamış... Kendi ailesi o kişiyle evleneceksin demiş ama kız dinlememiş ve bir gün sevdiği ile kaçmışlar, İstanbul'a gelmişler..."
"Zafer'le benim gibi mi?"
"Sana ne oldu bilmiyorum ama zafer'in sana aşık olduğu gibi, Furkan'ın sana destek olduğu gibi."
"Sonra ne oldu?"
"Kız o kadar güçlü biri oldu ki, her şeyi geride bıraktı, çok mutlu oldu, o geceyi aklından çıkarmasa da hayatından tamamen çıkarttı."
"Sonra, sonra?"
"Sonra, kocasıyla birlikte çalışmaya başladılar, bir tane kızları oldu... Mini minnacık elleri olan, boncuk boncuk gözleri olan bir kızları oldu."
"Adını ne koydular?"
"Pervin koydular..."
"Sonra ne oldu... O kıza!"
"Kızıyla çok mutlu bir hayatları oldu, her şeyi ama her şeyi unuttu... Sonra kızı evlendi, onun düğününde birlikte oynadılar... Şimdi sıra sende Ela, aklından tamamen çıkması için önce hayatından çıkartmaya çalışmayla başla. İlk olarak bu evde kapını kilitlemeden uyumaya alış... Kocanın gelmesine kadar biraz yol kat et."
"O kız tamamen unuttu mu gerçekten?"
"Unuttu... Sordum hatta, unuttun mu dedim, üstüne toprak örttüm dedi... Gömdüm onu dedi."
"Ben de unutmak istiyorum."
"Sana yardım etmemi ister misin?"
"Nee?"
"Benimle gel... Bana güvenerek başla."
"Furkan'a söylemem lazım."
"Furkan senin hiç bir şeyin değil Ela, bu hayat senin hayatın, ona sormak zorunda değilsin... Hem, o bana güvenmese bizi burada bırakır mıydı?"
"Ne zaman gideceksiniz?"
"Assolist Engin abin ne zaman hazırlanırsa o zaman."
"Tamam..."
"Sana ısrar etmiyorum ama bir yerden başlaman gerek."
"Tamam, düşüneceğim."
"Hadi, sen düşün ben gidiyorum."
Dilan, göz yaşlarını silip merdivenlerden inince Engin'i koltukta otururken gördü.
Engin kısık sesle, "Acayip sıkıyorsun, yalan söylediğini üç yaşındaki bebekler bile anlar." deyince Dilan, yukarıyı kontrol edip Engin'e yaklaştı.
Belini eğip, gözlerine bakarak, "Ne deseydim?.." derken, gözlerinden yaşlar arka arkaya boşalıyordu. "Halamdı, kucağında küçücük bebeğiyle sokakta yürürken, babam küçük amcama öldürttü mü deseydim?"
Engin, gözlerini kaçırıp ayağa kalktı, "Geç kalıyoruz." deyip kapıyı açtığında Ela, "Alo, Zafer ben dışarı çıkıyorum, merak etme." diyerek aşağıya iniyordu...
~~~~•~~~~•
Aşti, Furkan'ın evden Dilan, Engin ve Ela'nın çıktığını görünce birden irkildi...
"Hass.ktir... Bunun burada ne işi var?" diyerek panik oldu...
Dilan'ın kolu boynuna bağlı olduğu için Engin kapısını açmış, kızlar oturmuştu...
"Bu adam kim, Dilan sen ne haltlar karıştırdın yine, ooff bunlar abla kardeş Şirwan'ın yapma dediğini yapmaya yeminli herhalde."
~~~~•~~~~•
Türkân, bir hafta önce Nalan ile Cihan'ı takip edip Şirwan'ın kaldığı yeri öğrenmiş ve Nalan ile üç ayrı plan yapmıştı...
Erkenden otelin önüne gelen kızlar, Şirwan'ın arabasını bulup otelden çıkmasını bekledi...
... Şirwan, anahtarı çıkartıp kapıların kilidini açtı. Arabaya doğru yürürken, Nalan önüne çıkıp, "Pardon, bakar mısınız?" dedi, elinde adres kağıdıyla.
Şirwan, "Önce adrese bakıp, ben buraların yabancıyım ama haritalardan bakabiliriz." deyip telefonunu çıkartırken, Nalan, Şirwan'a bir şeyler söylüyor Türkân da yavaşça arabanın arka kapısını açıyordu.
Şirwan, "Bu adres yarım saat mesafede." deyip telefonu gösterirken Nalan ağlayacak gibi bakarken, "Ooff babam bu sefer çok kötü dövecek." dedi
Şirwan, kabul etmeyeceğini düşünerek, "İsterseniz ben götüreyim." deyince Nalan kısa süreli bir kararsızlık yaşar gibi baktıktan sonra, "Iıııımm, şey, ben abimi arayıp plakayı söyliym," deyip arabanın fotoğrafını çekip, bir yere gönderirken arabaya doğru yürüdü.
Şirwan, ne yapmaya çalıştığını anlayıp, bir şey demeden gülümseyerek arabaya yürüdü.
Nalan, siyah cam olmasına rağmen arka koltuğa bakmasın diye, konuşmaya devam etti... "Size de zahmet olacak."
Nalan arkaya binip, aradan öne yaklaşınca Şirvan, "Buraya gelebilirdin?" diyerek ön koltuğu gösterdi.
Nalan, "Tamam" deyip arkadan indi, Türkân'ın bindikten sonra tam kapatamadığı kapıyı kapatıp öne oturdu ve Şirwan'ı oyalamaya devam etti... Şirwan, navigasyon da yol tarifine uygun giderken, Nalan elini öne uzatıp, "Abiii... Abiii... Hatırladım... Abim şuradan gidiyordu, bu yol yeniymiş haritalarda çıkmıyormuş?" deyip Şirwan'ı o yöne çekti.
Şirwan, telefona bakıp yolu görünce, "Tamam." deyip takip etti... Beş dakika sonra, Nalan Türkân'a parolayı söyleyip, "Burada in cin top oynuyor." deyince Şirwan, "Efendim?!" dedi. Türkân, saklandığı yerden çıkıp, "Sobe!" diyerek elindeki enjektörü sağ pazısına batırıp bastırdı.
Şirwan, ne olduğunu anlamadan başı dönmeye başladı... Nalan, yana eğilip, bacağını gazdan çektikten sonra el frenini çekip arabayı durdurdu.
Nalan, elleri titreyerek geriye döndüğünde Türkân sevinçten uçacak gibiydi, "Nalan, Allah kahretmesin kız, bizim c planı işe yaradı yaa, bu kadar kolay olacağını bilseydim bir hafta uykusuzluk çekmezdim." deyip arabadan indi.
Önceden belirledikleri ara sokakta Şirwan'ı yan koltuğa geçirmeye çalıştılar.
"Kız Türkân, bu ne kadar ağır?"
"Eşek leşi pislik."
"Ama yakışıklı adammış haa?"
"Sana verelim, eli boş gitmesin."
"Saçmalama bee, Cansu harbi maldan anlamıyormuş onu gördük."
"Nalan, her yanı Johnny Depp olsa ne yazar, abimle Furkan bundan daha yakışıklı bi defa."
"Johnny Depp mi, sana öyle mi geldi?"
"Lafın gelişi dedim, çek şu gök bakışlının kolunu hadi."
Şirwan'ı yan tarafa geçirdikten sonra, sürücü tarafına oturan Nalan, Şirwan'ın gözünü açıp, "Bunun neresi gök, kız?" diyerek Türkân'a baktı.
Türkân, Nalan'ın elini Şirwan'dan çekip, "Acele et, ayılmadan gidelim." dedi.
İki sokak sonrasında Nalan'ların araba duruyordu. Nalan geri geri gelerek arabanın yanına durdu, kapıları açıp Şirwan'ı arka koltuğa yatırdılar.
Türkân, Şirwan'ın cebinden telefonunu çıkartıp Nalan'a verdikten sonra, Nalan arabayı alıp park yasak tabelasının önüne park etti, telefonunun sesini kısıp ön koltuğun altına koyarak indi.
.....
Arabaya binen Nalan, "Ne günlere kaldık Allah'ım, adam kaçırıyoruz." deyip yaylaya doğru sürdü...
~~~~•~~~~•
Nişana iki gün kala iki evde de hummalı bir çalışma vardı.
Babam, sürpriz evlilik kararımdan beri benimle konuşmuyordu... Hakan'a bile tavır almış, en son geldiğinde elini vermemişti.
Havaalanına giderken radyoda dinlediğim şarkıya kaptırmıştım kendimi.
Emir can iğrek- bir karanfil....
......
kapıdan valizlerle gelen Neçirvan'ı gözüm görmezken, aklım aşkımın adaşındaydı... Furkan'ı kucağıma alıp koklayarak öpünce, ilk sitem annesinden gelmişti, "Avcı, gördün mü bak beni nasıl sattı."
...Kısa bir kucaklaşma ile annesine hoşgeldin dediğim junior Furkan'ı kucağıma almış, yuvalarının mimarı olarak ben arkada gidiyordum.
Neçirvan benim arabamı kullanırken, sürekli homurdanıyordu.
Nazo', "Ne oluyor neden böylesin?" deyince Neçirvan dikizden bana bakıp, "En son, uçağa binmeden konuştum, şimdi açmıyor." deyince Şirwan'dan bahsettiğini anladım.
"İşi vardır belki?"
"Nazo'm burada ne işi olacak, kapadı kendini aylak aylak gezdi salak."
"Ne zaman gideceksiniz?"
"Bilet iki gün sonraya, ben hemen döneceğim, Furkan beye söz verdim, onu Amerika'ya kadar elimle götüreceğim."
Neçirvan, Furkan diyene kadar karı koca arasına girmemiştim ama onun ismi benim konuya dahil olmama sebep olmuştu.
"Furkan, konuştun mu onunla?"
N: "Sen ne salak bir kızsın yaa, beni aramak varken, abisiyle nişanlanmak ne oluyor?"
Nazo': "Hayatım, lütfen."
N: "Ne hayatımı ne? kendimden biliyorum kızım, o çocuk orada ne hâlde biliyor musun?"
Nazo': "Kızı korkutmuş ama?"
N: "Ben iki yıl Şirwan'ı oyaladım, yine bana bıraksaydı, hiç olmadı gidip Meriç'le evlenseydi... Furkan'ın abisi neden?"
"Furkan, iyi mi?" diyerek tekrar araya girdim.
N: "Değil, onlar da orada aptalca şeyler yapıyor. Şirwan duysa yada Cihan, bütün köyü yakarlar."
"Ne olmuş ne yaptı? Kiminle?"
N: "Senin sevgilindi ne yapmaya çalıştığını anlayabilirsin, Dilan'ı vurmuşlar, sonra da sana karşılık rehin almışlar."
"Ne, nasıl, Dilan'ı nereden bulmuşlar?" dedim küçük dilimi yutmadan önce ki kelimelerim bunlar olacak gibi...
N: "Dilan'ın koruması Furkan'ın yanına gelirken, onu takip etmiş."
Nazo': "Yaaa Cansuuu, işte bak, ikimizi toplasan bir Dilan etmez..."
N: "Saçmalamayacaksın canım inşaallah."
Nazo': "Yooo, ne saçmalayacağım." (kollarını bağlayıp camdan dışarı bakarak.)
N: "Dua et, emziriyorsun ve konumuzun dışına çıkmak istemiyorum."
"Sen ona bakma, hormonlar... Devam et... Furkan ne yaptı?" deyip, Nazo'nun tribini boşa çıkarttım.
N: "Ne yapacak, benden haber bekliyor, Şirwan'ı götürüp Amerika'ya bırakacağım, oradan da fotoğraf atacağım kızı serbest bırakacaklarmış."
"Deli bu çocuk yaa?"
N: "Deli meli, orasını bilmem ama kendi küçük sevdası büsbüyük bir çocuk... Çok şey kaçırdın kendine gel."
"Sen şu Dilan'ı bana getirtebilir misin?" dediğimde ters ters baktı.
"Aklından ne geçiyorsa unut."
"O gelirse bu nişan düğüne varmadan biter, o yüzden." dedim...Aslinda niyetim, ona Şirwan'la evlenmesi için yalvarmaktı.
N: "Furkan'a söylerim."
"O nasıl?"
N: "Sanane? Kaynından sanane?"
"O benim kaynım değil, hiç bir zaman olmadı olamaz da."
N: "Başka bir şey de olamayacakmışsınız, öyle söylüyor... O durumda da yabancı birinden sanane olur."
Nazo: "Neçirvan!"
N: "Bana bak, uçtuk bitti, yere konduk, ona göre hareket eder misin?"
Nazo: "Etmezsem ne olur?"
N: "Bir düşün, en son ne oldu hatırla."
Nazo: "Cansu zaten kötü, üzerine gitme de ara şu arkadaşını."
Furkan'ım, aşkım...
Ben onu gitti, umursamıyor zannederken, o planlar yapıyor beni kurtarmaya çalışıyormuş meğer...
Yol boyunca Şirwan'ı arayan Neçirvan, bir türlü ulaşamamıştı.
~~~~•~~~~•
Kızlar, yayla evine gelip Şirwan'ı indirdikten sonra, bacağından ve bileğinden direğe bağladılar.
Nalan, ellerini silkelerken, "En zoru buydu haa, ne olacak şimdi?" dedi
Türkân, "Kuzeni gelip alana kadar böyle bekleyecek," derken Şirwan uyanmaya başladı.
Şirwan, "Ulan, Bengal kaplanı yine mi sen, nereye gitsem karşıma çıkıyorsun ama bu sefer haddini aştın, seni bu yaptığına pişman edeceğim... İnatsa inat lan... O kızı alıp buradan gitmeyen Şirwan'ı s.k-" derken Türkân gerilerek yüzüne yumruk atıp, "İnatsa ben daha inadım, sen bu köyden o kızı değil kuru yap rrraakkk bile alamazsın." dedi.
Nalan, Şirwan'ın kanayan yüzüne üzülmüş gibi bakarken Şirwan bu seferde ona döndü, "Seni küçük şeytan, bu Bengal kaplanından beklerdim ama sen beni kandırdın... Şimdi git evine hazırlan, seni önce aşiretimin hizmetçisi sonra da Cansu'nun kuması yapacağım." deyince Nalan irkilip bir adım geriye gitti.
Türkân, Nalan'ın kolundan sarsıp, "İnanma geri zekalı, duygusallığınla vuruyor seni, sıkıyorsa bana söylesin." diyerek Şirwan'a baktı.
Ş: "Konağımda bir aslan bir kaplan istemiyorum, benim aslanıma hizmet edecek bi köpek lazım, o yüzden yalvarsan da seni almam."
Türkân, sobanın yanında duran odunlardan birini alıp Şirwan'ın baldırına vurdu...
"Duymadım, Şiiirrrwwwaaannn aaağğğaaaammm bir daha söyle."
"Senin arkadaşlarını aynı anda sssi...."
Türkân, bir kere daha vurup, "Burada şebeke çekmiyor bir daha söyle?" dedi
"Her yıl birini hamile bırakacağım."
Türkân, daha şiddetli bir şekilde tekrar vurunca, Şirwan önce yerde kıvrandı, toparlayıp bir şey daha söyleyecekti ki Nalan, "Yeter artık Türkân, tamam çıkalım." deyip arkadaşını dışarı çıkarttı.
Şirwan, içeriden onların duyacağı şekilde bağırıyordu,
"Birini direğe bağlayıp kırbaç manyağı yaparken diğerini yatakta çarmıha gereceğim."
Nalan, Türkân'ı kendi evlerinin kapısına kadar götürüp, Şirwan'ın sesinden uzaklaştırdı.
"Ne yapacağız Türkân?"
"BİLMİYORUM NALAN Bİ SUS."
"Sen bile ağlayıp titriyorsan yandık demektir."
"Burayı halledip, köye gidelim... Bildiğimizi belli etmeyelim. Ben yine ters Türkân'a devam edeceğim... Abim anlamasın."
"Bunu serbest bırakınca ne olacak peki?"
"Dedim ya, iki güne kadar Engin abiler gelecek, kız ben hepsini götürebilirim demiş."
"Beklesek miydi?"
"Neyi?"
"Kızın gelmesini."
"Evi yaptılar Nalan... Görmedin mi?"
"İyi ama yerini biliyorduk, Cansu kaçırılsa yerini söylerdik."
"Ben de düşündüm ama bunların ipine sapına belli olmaz, ya başka bir planları varsa? Oraya gözümüzün önüne ev yaptı diye oraya götürecekleri ne malum?"
"Eee, şimdi ne yapıyoruz?"
"Sıra Cansu da hadi gidelim."
~~~~•~~~~•
Neçirvan'a, "Şuradan sağa." derken telefonunun sesi ile tarife ara verdim.
Neçirvan, sinyalleri yakıp yavaşladıktan sonra biraz ileride durup, arabadan indi.
Merakla, "Ne oluyor Nazo', " dedim.
"Bilmiyorum ama Neçirvan'ın yüzü ne zaman böyle olsa, fırtınadan önceki son sessizliğe işarettir." dedi
"Arayan kimdi?"
"Senin ki? İki haftadır hemen hemen her gün aradı, haber var mı haber var mı diye."
~~~~•
N: "Efendim Furkan?"
F: "Nerdesin?"
N: "Köye gidiyorum."
F: "Son durumlar nasıl?"
N: "Hanımları köye bırakıp geçeceğim."
F: "Sesin kötü geliyor?"
N: "Senin de?"
F: "Hastayım, ondan."
N: "Neyin var?"
F: "Bilmiyorum, İstanbul'dayım... Detaylı muayeneye geldim... Karaciğer de yada böbreklerde sorun olabilirmiş."
N: "Yapma yaa!.. Neyse bak, stres yapma sakın, daha gençsin bir şey olmaz inşaallah."
F: "Cansu'yu şu beladan kurtarayım ölsem de gam yemem."
N: "Sıkma canını, sağlığına dikkat et, ben arkadaşımı bilirim, artık sorun çıkartmaz."
F: "Cansu bilmezse sevinirim."
N: "Tamam, merak etme, sonuçlar çıkınca ara hemen, merak ederim."
F: "Sen benim aramamı bekleme, o arkadaşını götürür götürmez ara."
~~~~•~~~~•
Neçirvan, yüzü asık inmiş, ölüm haberi almış gibi binmişti.
"Ne olduuu?" dedim kolundan sarsarak.
"Ne olacak, tehdit ediyor... Ben de Şirwan'a ulaşamadım diyemedim."
"Başka bir şey var?"
"Yoookk, o sabırsızlandıkça beni de geriyor. hepsi bu."
İnanmamıştım ama inanmaktan başka çarem yoktu.
~~~~•~~~~•
Türkân, elinde bir kova ve hasta tuvaleti ile odaya geldiğinde Şirwan baygın gibi yatıyordu.
Mutfaktaki ecza dolabından pamuk ve baticon alıp yanına geldi.
Biraz önce kendi attığı yumrukla kanayan burnunu temizlerken, "Beni buna sen mecbur bıraktın. Gök bakışlı aptal." dedi
Ş: "Bence bi gözlük alman lazım, benim gözlerim kahverengi."
"Uyanıksın?!"
"Canım çok yanıyor, lütfen bırak beni,"
"Allah Allah, neden? Odun odunun canını yakar mı hiç?"
"Sende kaya gibi sertsin ama taş yaralamıştı?"
"Sevdiklerime musallat olana kaya gibi de dağ gibi de olurum."
"Bak bu son şansın, gideceğim diyorum... Neçirvan geldi, onunla gideceğiz."
"Nasıl ve kiminle gideceğini ben kararlaştırırım... Bak, ben köye gidiyorum, malûm engel olacağım bir nişan var. Uslu bir ağğa ol, ben buraya her şeyi hazırladım, yarın gece geleceğim. Yemeğini vereceğim."
"Tuvalet?"
"Burada kova ve ördek var. Ona yap ağzını kapatıp kenara koy. Böylece aylarca yatalak kişiyle empati kurarsın."
"Bak, son şansın diyorum, aç şu zincirleri bırak beni?"
"Senden şans istemiyorum, gidene kadar kendine iyi bak geberme yeter."
~~~~•
Türkân, odanın kapısını kapatıp gidince Şirwan ayağa kalkıp kurtulmak için sağa sola bakındı, zincirlerin ulaşacağı yerde yiyecek içecek, sobanın yanında odunlar kibrit, bir haftalık erzak ve yakacak vardı.
"A.k. Her şeyi de düşünmüş." deyip zincirlere baktı. "Şerefsizler, manda zinciriyle bağlamışlar a.k." dedi.
~~~~•~~~~•
Neçirvan ne kadar belli etmese de huzursuz haldeydi. Bir zamanlar, beni Şirwan'ın elinden kurtarırken bile böyle gergin durmuyordu.
Babamdan müsade istemesi, "Ben belanızı bulmaya gidiyorum." demekti.
Nazo', Civan Furkan'ı emzirirken kapıya vurup yanına girdim.
"Kocan gitti?"
"Biliyorum."
"Benim bilmediğim?!"
"Cansu, Şirwan ortalarda yok, hâlâ açmamış, ona bakmaya gitti."
"Neyden şüpheleniyor?"
"Başına bir şey gelmiş olabilir diyor."
"Nasıl yaa?"
"Baban yada Hakan bir şey yapmaz değil mi?"
"Hayır tabiki de. Asla!"
"Otele gidip bakacak."
"Nazo? Kuzeni burada..."
"Cihan mı?"
"Evet... Beni onlar tehdit ediyor Şirwan değil."
"İnanmıyorum yaa, inşaallah aklıma gelen başıma gelmemiştir."
"Ne?"
"Cihan'ın abisi Şirwan'ı öldürüp aşiretin başına geçecekmiş ama Dilan engel olunca silah ellerinde patlamış, karnından giren kurşun kalbine saplanmış."
"İyi de Cihan'ın niyeti onları evlendirip aşiretin başına geçmekmiş."
"Olabilir... Şirwandan başka nasıl intikam alacaktı ki?.. Neyse, sen merak etme, bitti artık, bir yolunu bulup nişanı iptal edelim..."
"Tamam."
~~~~•~~~~• nişan sabahı ~~~~•~~~~•
Şirwan, açmadığı gibi artık telefonu da çekmiyordu. Hakan'ın Neçirvan ile birlikte Şirwan'ı arayacağı hayatta aklıma gelmezdi... Ama olmuştu... Hakan, iki gün Şirwan'ı aradı ki, bulup bu işkenceye bir son verilsin...
Cihan, Neçirvan'a "evi kendim için yaptım," demişti ama nedenini açıklayamamıştı. Oto kiralama şirketlerine Şirwan'ın tc sini verip, arabayı araştırıyorlardı.
Hakan, takım elbisesini giymiş, hem telefonda konuşuyor hem benim hazırlanmamı bekliyordu.
Annemler koşuştururken fırsatını bulup Hakan'ın yanına geldim.
"İyi misin?" dedim nazik bir sesle
"İyi gibi mi duruyorum?" dedi benim aksime
"Gergin gibisin?"
"Ramazan davulu bile benim kadar gergin değildir inan bana."
"Neden peki?"
"Cansu, Türkân yok, Şirwan yok... Bugün mü bir şey yapacak, yada yaptı mı bilmiyorum... Her an her yerden bir şey çıkacak diye ödüm kopuyor."
"Bir şey olmaz inşaallah."
"Türkân'ı bi görsem, bir saniye yanımdan ayırmayacağım."
"Sence Şirwan'ın plan ne?"
"Bir bilsem... Neçirvan, bana güven bana güven diyordu hani, ne oldu? Kendi de bulamıyor, adamları da... Bu nişan değil, direk nikâh olacaktı, bitip gidecekti."
"Hakan, sakin ol... Bir şey olmayacak inşaallah."
"Sen bu Neçirvan'a neden bu kadar güveniyorsun? Daha iki hafta önce tırsak tırsak dolanıyordun?"
"Güveniyorum, çünkü beni bir kere o kurtardı, yine kurtaracak."
"Göreceğiz bakalım."
"Neyse, ben içeri gireyim,"
"Kalbini kırdıysam özür dilerim."
"Seni anlıyorum... Bende onlar için endişelenmiştim."
"Git hazırlan hadi, ağaç etme beni... Sinir olurum yoksa?"
"Beceremiyorsun Hakan, rol yapma boşuna, İstanbul'da her hafta bir yerlere giderdik ve sen bekletilmeye kardeşinden alışıksın."
"Keşke o günlere dönebilsem, ikinizi de gözümün önünden ayırmazdım. Ne olduysa o sene oldu."
"Evet, salak bi kızla nişanlandın beni boşladın."
"Sus da gir hadi, salaktı malaktı ama başı belaya girmezdi."
.....
Konvoy gelip, kapıya dayanınca gözüm hem telefonda hem de kapıdaydı...
Rasim amca, "Türkân ile konuştum, salona gelecekmiş." deyince Hakan bir an önce oraya gitmek için gaza basıyordu.
Kazadan sonra hızdan korksamda şuan bunu belli edemezdim... Koltuğu ve kapının kolunu sıkıp gözlerimi kapattım, bu halde salona kadar geldik...
Arkada iki arabanın bize zar zor yetiştiği mini konvoy salonun otoparkına çekmiş, Hakan kapıda Türkân'ı görür görmez arabadan inip ona doğru koşmuştu.
Bende daha fazla kendimi tutamayıp hıçkırıklara boğuldum... Her yerim titriyordu...
Nihayet Hakan, kardeşini bırakıp yanıma geldi. Kızların beni sakinleştirmeye çalışmasını görüp, "Cansu, ne oldu?" dedi belini arabanın içine eğerek.
Derya: "Hakan abi, hızdan korktu."
H: "Neden söylemedin Cansu?"
Söyleseydim duyacak hali varmış gibi soruyordu bunu... Bir yıl önce Hakan'ın Furkan'a yaptığını, bu seferde babam yapmış onu arabadan uzaklaştırıp, "Oğlum sen deli misin? Arabanda can taşıyorsun, emanet." demişti.
O gün, bir araba dolusu insan Furkan'a kızmışken, şuan bütün köy Hakan'a kızıyordu.
Hakan, peşimizden gelirken beni Rasim amca salona götürmüştü. Gelin odasını es geçip direk lavaboya gittik. "Nalan kızım, al." deyip elimi veren Rasim amca, beni kapıda bekleyeceğini belli eder gibi yana durdu.
Nalan'ın yardımıyla yüzümü yıkarken, Türkân içeri girdi... Gözlerini benden kaçırıp, laf vuruyordu ama sesi de titriyordu...
"Türkân, söz verdiğimiz gibi, Cansu'yu biz götürelim mi?" diyen Nalan sanki cenaze varmış gibi ağlıyordu.
"Olur, ama sırf söz verdiğim için, başka bir sebebi yok." deyip bana bakan Türkân'a yıllardır ayrı kalmış gibi sarılıp ağlamaya başladım,
O da yutkunup burnunu çekiyordu, göz yaşları elbisemin kollarını ıslatmaya başlamıştı ama belime sarılmıyordu.
Bizi ayıran, Derya'nın içeriye girip, "Hadi," demesi olmuştu. Kapıya çıktığımızda Rasim amca yoktu.
Derya, arkamızdan gelirken Nalan, sağ kolumdan tuttu... Türkân, sol koluma girmiş, sol eliyle sol kolumu tutarken sağ eliyle de belime sarılmıştı...
Gelin odasından çıkıp masaya yürürken, Hakan mahcup bir şekilde bana bakıyordu...
Masaya on adım var yada yokken, sağ kolumda bir iğne batması hissedip Nalan'a baktım... Yer ayaklarımın altından kayarken, son duyduğum ses, sol kulağımdan gelmişti...
"Üzgünüm ama buna izin veremezdim."