Doktor Yavuz, Cansu'yu kontrol etmek için odaya geldiğinde, fizik tedavi doktoru Cansu ile son hareketlerini yapıyordu.
Doktoru görünce Cansu'nun gözlerinin parladığını gören bakıcı, "Yavuz bey, size tepki veriyor." dedi
Doktor Yavuz, Cansu'nun yanına gelip, doktoruna, "Nasıl gidiyor?" derken Cansu'ya bakıyordu.
Cansu'nun elini tutup, "Bak bu doktor var yaa, insanın yüzüne güler amaa canını çıkartır." deyince fizik tedavi doktoru, "Aşk olsun Yavuz bey." dedi göz kırparak.
Doktor Yavuz, "Nee! yalan mı söylüyorum, öylesin, az terletmedin beni." deyince Cansu tebessüm etti.
Cansu'nun bakıcısı, "Aaa! güldü." deyip sevinince Yavuz bey, "Cansu, bu ekibi bu yüzden çok seviyorum, kendi çocuğu gibi seviniyor bak." dedikten sonra, "Bence sende hissedip 'anne' diye o yüzden söyledin değil mi?" dedi, cevap veremeyeceğini bildiği hâlde.
Cansu'nun son hareketlerini Yavuz yaptırdıktan sonra, "Seni bir yere götüreceğim, hazır mısın?" deyip odadan çıktılar. Bakıcı ile birlikte odasına gelen Yavuz bey Cansu'yu masasının önüne getirip kendisi de masanın önündeki sehpaya oturdu.
Arka duvarı göstererek, "Bak Cansu, bu arkada gördüğün fotoğraflardaki benim... Dört ay tamamen yatalak, bir yılda, iki ameliyat sayısız fizik tedavi ile bu duruma geldim... Sakın umudunu kaybetme... Şu an ki durumuna göre en fazla altı ay sonra eski sağlığına kavuşacaksın merak etme... Yakında buradan gideceksin, geçmişte yaşadığın yerleri görünce kafan biraz karışabilir... Mesela, ben yoğun bakımdayken sevdiğim kızla evlendiğimi görmüştüm ama uyandığımda aksine, başkasıyla nişanlandığını duydum... Sende de kafa travmasına bağlı olarak geçici global amnezi olduğunu düşünüyoruz... Yani son zamanlarda yaşadığını zannettiğin şeyleri yaşamamış olabilirsin... Yaşadıklarınla göreceklerin kafanı karıştırmasın, halüsinasyon da görmüş olabilirsin... Son olarak, sakın 'kendimi iyi hissediyorum' diyerek bi çılgınlık yapıp ayağa kalkmaya çalışma... Evet!.. Yürüyeceksin, hatta koşa bileceksin de ama bu zamanla olacak, sen sağı attım sıra solda zannederken belki de sağı hiç atmamış olacaksın, bu sebeple yere düşebilirsin. Allah korusun böyle olursa daha ağır sonuçlar doğurabilir. Anlaştık mı?.. Anlaştıysak elimi sık."
Cansu, üç saniye sonra elini sıkınca, doktor Yavuz, "Gerçekten süpersin... algıların açılıyor... Algılama süren kısalmış. Sende farkındasın değil mi?"
Cansu, başını önüne eğip elini sıkmayınca doktor Yavuz devam etti. "Yapma böyle, sakın umudunu kaybetme. Eskisinden daha sağlıklı olacağı günler gelecek, sana söz veriyorum." dedikten sonra bakıcısına işaret verip Cansu'yu odasına gönderdi...
~~~~•~~~~•
Doktor Yavuz, Cansu taburcu olmadan bir gün önce gelip, son defa kontrol ettiğinde Cansu'nun gözlerinin içi gülüyordu.
"Merhaba Cansu, nasılsın?"
"Iıııığğğhhh." (iyi değilim)
"Yooo, gördüğüme göre çok iyisin."
"Iıııığğğhhh" (Hayır, değilim)
"Yarın gidiyorsun, yapacaklarını biliyorsun değil mi?"
"Iıııığğğhhh" (Evet)
"Recep beyle görüştüm, senin durumunla ilgili bana bilgi verecek... Sen kendine dikkat edersen, doktorunun, annenin sözünden çıkmazsan bir ay sonra seni ziyarete geleceğim söz."
"Iıııığğğhhh" (tamam)
"Anlaştık o zaman... Bir ay sonra görüşmek üzere."
"Iıııığğğhhh" (olur)
Doktor Yavuz, nöroloji uzmanı ve Cansu'nun bakıcısı ile, "Geçmiş olsun." diyerek odadan çıktı...
~~~~•~~~~•
İstanbul'dan geleli bir hafta olmuştu... Gece geldiğimiz için kaza yaptığım yeri görememiştim...
Yada, kaza yaptığımı zannettiğim yeri...
Hiç bir şeyden emin değildim...
Kazayı ben mi, Enes'le ben mi? Furkan'la ben mi yapmıştım ondan bile emin değildim...
Yanımda bir şey konuşmamaları beni daha çok huzursuz ediyordu...
Bir hafta olmasına rağmen Engin, Afife teyze, Ali amca, hatta Nalan bile gelmemişti...
Enes'in ölümünden beni mi suçluyorlardı acaba...
Babam, bizi hastanede bırakıp köye geldiğinde alt katta bulunan bir odayı, mutfağı ve banyoyu annem ve benim için dizayn etmişti...
Beş kişilik ailem benim yüzümden ikiye bölünmüştü... Kardeşlerim ve babam üst katta annemle ben alt katta yatıyorduk...
Herkese soru dolu gözlerle bakıyordum, ben neler yaşamış yada neler yaşadığımı zannetmiştim... Olmayı en çok istediğim veterinerlikten bile emin değildim...
Hiç bir şeyden emin olamazken sadece Furkan'a olan hislerimden şüphem yoktu. Onunda vahim tarafı duygularımın karşılığı var mıydı...
Uyandığımdan beri Furkan'ın sesini hiç duymamış, yüzünü görmemiştim.
Furkan'ı bi görebilseydim, gözlerine baka bilseydim bu yaşadıklarımın gerçek mi halüsinasyon mu olduğunu anlayacaktım...
Gerçek olsaydı, Furkan beni görmeye gelmez miydi diye düşünmekten kafayı yemek üzereydim...
Yeni odamın en sevdiğim kısmı, Fransız penceresiydi, duvar tamamen kırılmış yatttığım yerden dışarıyı görebiliyordum...
Dışarıdan da açma kolu olması, annemin sesimi duyup çabuk gelmesi için yararlı olmuştu...
Babamın bu derece düşünmesi çok ince bir davranıştı. Sobanın kurulup üzerinde kestane yapılmasından kışın geldiğini anlamıştım...
Derya yada Derin'in kitaplarını görebilsem hangi yılda olduğumu anlayabilirdim...
Sahi!.. Ben kaç yaşındaydım, hangi yıldaydık...
Yatağımın ayak tarafı bahçeye bakarken, sağımda kalan yerde iki berjer, bir üçlü kanepe, orta sehpa, baş ucumda ilaçlarımın olduğu komodin bulunmaktaydı...
Berjerlerin yönü bahçeye bakarken, arkasında ki duvarda İstanbul'daki odamda ki kadar büyük olmasa da ona yakın bir tv bulunuyordu... Odanın iç kapısı yatağımın solunda kalıyor, mutfağa ayak tarafımdan geçiliyordu...
Önceden kuytunun olduğunu düşündüğüm bodrum kat, bodrum evleri gibi konforlu bir hâle gelmişti...
Kuytu... Kuytu etrafta yoktu... Bu da, acaba o da mı halüsinasyondu diye düşünmeme sebep oluyordu...
Geçmişte yaşadıklarıma dair hiçbir şey kafamda net değildi. Hastanede bana "kızım" diyen bakıcılarıma "anne" demem ve gerçek annemi yeni yeni hatırlıyor olmam, bütün emin olduklarımı da çürütüyordu...
Bazı geceler ağladığım zaman sesimi duyuyordum... Harfsiz, düz, yalın sesimi...
Üşüdüğümü benden önce dokunarak anlayan annem, terlediğimi de muhtemelen yanaklarım kızarınca anlıyordu...
Yavuz abi bana "acele etme" demişti ama ben daha bezden bile kurtulamamıştım... Her seferinde annem ve kızların altımdan alması zoruma gidiyordu...
Oysa bunu yapma sırası bize gelmişti... Biz anneme bebekler gibi bakacakken annem tekrar bana bakmaya başlamıştı...
Her bez değişiminde ağlamam onların da ağlamasına sebep oluyordu... Acaba ölseydim acım şimdiye kadar hafifler miydi? Bensizliğe alışmaya başlamış olabilirler miydi?..
Annem, "Çok şükür uyandı" dediğinde, her gün altımdan alıp, bebek gibi yedirip içireceğini bilse yine de şükreder miydi?
Ailem sanki anlaşmışlar gibi yanımda konuşmuyordu... Televizyonun baş tarafımda ki duvarda olmasından dolayı da izleyemiyordum...
En son, Derya'nın izlediği diziyi rüyamda yaşıyormuş gibi görmem zihnimin hâlâ yerine gelmediğini gösteriyordu...
~~~~•~~~~•
Yağmur damlalarının camımı dövdüğü bir gece gözlerimi araladığımda yanımda bi siyahlık olduğunu farkettim...
Başımı yastığın hizasına kaldırdığımda kalbim yerinden fırlayıp karşı duvara yapışacak gibi atmaya başladı...
_"Furkan!"
"Cansu'yum"
_"Furkan."
"Efendim Cansumm."
_"Geldin?"
"Geldim Cansumm."
_"Gitme lütfen, sana çok ihtiyacım var... Hiç bir şey hatırlamıyorum, senden başka bir şey hatırlamıyorum..."
"Cansu'yum ağlama lütfen... Merak etme, iyi olacaksın... Ben seni hiç bırakmayacağım..."
_"Sen nasıl girdin?"
"Şşşşhhh... Uyu hadi, kapat gözlerini."
_"Uyumak istemiyorum, uyursam gidersin Furkan, korkuyorum..."
~~~~•~~~~•
Kulaklarımda ki uğultu başımı ağrıtınca gözlerimi açtım... En son Furkan'a bakarken uyuduğum için soluma, yani duvardan tarafa dönüktüm...
Yapmak istediğim bir şeyi en az üç saniye sonra yapabildiğim için acele etmeden iyice düşünüp öyle yapıyordum...
Odada en az üç kişi olduğunu düşünüyordum. En tanıdık gelen ses de annemin ağlarken burnunu yukarı çekerek konuşmasıydı...
...
Neriman hanım: "Seher, yapma böyle. Allah'ın gücüne gider, canı içinde hamdolsun."
Seher hanım: "Hamdolsun... Bu günümüze şükür ama çok zormuş çookk, insan yükü ağır olur derlermiş ama bu başka bir şey... Cansu çok kötü... Ne altından aldırıyor, ne doğru düzgün yemek yiyor... Hastanede iyiydi, bakıcısı ne söylüyorsa geçte olsa yapıyordu... Bana öyle değil... Gündüzleri uyuyor, gece de sabaha kadar ağlıyor, geldiğinden beri bir kere yalnız yatırmadık... Ne arıyor, kimi arıyor onu da bilmiyorum, hafta sonu kızlar dönüşümlü kalıyor... Ben "anne" diyor zannedip yanına gidiyorum ama yüzüme bakmıyor, boşlukta birini sayıklıyor."
Aysun hanım: "Seher, acaba bi sevdiği falan vardı da onu mu sayıklıyor?"
Shr hnm: "Bilmiyorum Aysun. Doktor yoğun bakımda ne gördü ne yaşadığını zannediyor bilemiyoruz dedi, neye göre ne yapacağımızı da şaşırdık."
Aytül hnm: "Seher, hiç ilerleme yok mu?"
Shr hnm: "Önceden bir şey istediğimiz zaman da beş altı saniye bekler sonradan yapardı, yeni yeni bu süre daha kısaldı çok şükür... Bu aralar tükürüğünü yutamıyor, yakası ıslak kaldığı için ciğerlerini üşütmüş... Yeni doğmuş çocuk gibi Aytül, tanımaya çalışıyorum... Zamanla neler yapacağımıza alışacağız ama hastanede ki gibi değil, çok zorlanıyorum."
Nrmn hnm: "Onlar kaç hasta ile haşır neşir, ne yapacaklarını biliyorlardır tâbi ki."
Aytül hnm: "Acaba bakıcı tutsanız, onunla nasıl olur acaba?"
Shr hnm: "Elim tutuyor ayağım tutuyor çok şükür, başkasına verir miyim hiç?.. Sadece; şu, geceleri ağlamaları beni çok üzüyor. Fizik tedaviye gittiği günlerde geceleri uyuyor ama diğer günler sabaha kadar uyumuyor, dün gece bile sürekli inledi, hâlâ hayâl görüyor galiba."
Nrmn hnm: "Seher, gündüzleri uyutmasan?"
Shr hnm: "İşim oluyor gücüm oluyor, yemeği kıyafeti derken bi geliyorum uyumuş."
Nrmn hnm: "Uyutmamak için bir şey düşünsek?"
Seher hanım: "Ne mesela?"
Neriman hnm: "Dur hele, bi düşüneyim."
~~~~•~~~~•
Annemlerin konuşmasından sonra bütün modum düşmüş, iyileşmeye başladım diye düşünürken kendimi bi boşlukta bulmuştum...
Yaprakları sararmış ağacın bahçe ışığı ile dansını izlerken kapının açıldığını gördüm...
Annemin yanımda uyuduğundan emindim, kızların da okulu olduğundan, yatmış olmaları gerektiği için gelen kişinin babam olabileceğini düşündüm...
Son akan yaşlarımla beraber gelen kişinin Furkan olduğunu görüp ağlamaya başladım.
_"Furkan."
"Cansu'yum."
_"Sen değilsin."
"Cansuuu, ağlama."
_"Hayalsin..."
"Gecemin yıldızı, günümün güneşi, yapma böyle... Ağlama lütfen."
_"Sen rüyasın, yoksun? Giiittt... Giiittt... Giiittt..."
"Cansu! Cansu! Cansu! Kızım aç gözünü benim, kabustu kızım, geçti... Geçtiii..."
"Annee!"
"Efendim kızım?"
"Iıııığğğhhh... ııııığğğhhh... ııııığğğhhh..." (_"O geçmesin annee, o kabus her gün gelsin. Ben onu çok seviyorum... Nedeenn... Nedeenn?")
"Anlamıyorum güzel yavrum, ne söylemek istediğini anlamıyorum."