(19.bölüm) bazen bir ân bütün dünyaya bedel olabilir.

1621 Words
İç muhasebemden sonra, "Hiç bilmediğim bir şehire, bilmediğim bir ortama girerken bile bu kadar güvensizlik hissetmemiştim, alt tarafı bir yıl sonra alışırım deyip kendimi motive etmiştim, ama şimdi; tanıdığım yerdeyim, tanıdığım kişi ile tanımadığım duygularla mücadele ediyorum. Kendimi nasıl motive edeceğim onu da bilmiyorum, yani hayır ben kendime güvenmiyorum." dedim. Furkan'la, kendisi hakkında ne düşündüğümü hiç bu kadar açıkça konuşacağım aklıma gelmezdi. Yıllar önce onun yaptığını şimdi ben yapıp içimi dökmüştüm "Pekii, bana?" "Geçmişteki Furkan'a mı şuan ki Furkan'a mı?" "Daha kaç defa söyleyeceğim ben değişmedim, aynı Furkan'ın vücut yapmış haliyim, sen beni hatırlamamak için gözlerime bakmıyorsun. Bi baksan kendini bi bıraksan beş yıl önceyi hatırlayacaksın." "Babamla başka ne oldu?" "Hadi buyrun, ben ne diyorum sen ne anlıyorsun.Tamam istediğin gibi olsun. Dönelim beni eve bırak lütfen. Bak ayağım böyle, evden de çıkamam, rahat rahat dolaş bir daha yüzümü görmeyeceksin." "Olmaaazz!" "Neden olmuyormuş? Olmayan neee?" "Senin yaran, yani yaraların iyileşsin öyle." "Seni de memnun edemiyoruz bu ne yaaa. Ayrıca sen benim yaralarımı beklersen işimiz var. Benim yaralarım geç iyileşir. Hele bir yaram var ki, yaralayan sağolsun on yıldır kapanmıyor." "Ya işte mızıkçılık yapma, böyle şeyler söyleme, geçmişte olduğumuz gibi olalım." "Bana uyaaaarrr, sen olabilecek misin?" "Oluruuuummm!" "Olursuuunnn?! Seeennn?! Cansuuu! Daha elimi tutunca ateşe basmış gibi kaçırıyorsun; kucağına nasıl yatıracaksın, geç saatlere kadar sizin yada bizim evde nasıl yalnız kalacağız, en ihtiyacım olduğunda göğsünde dinlendirip nasıl sakinleştireceksin?" ".........." "Öyle susarsın işte aptaaall. Ben bu saydıklarımı yapmayı özledim. Bunlar da maalesef şuan evlenmeden yapılmasına izin verilmeyen şeyler. Anladın mı şimdi neden böyleyim." "Haklısın özür dilerim, geçmişte onların hiç birini yapmamam lazımmış!" deyince Furkan sinirlenerek, "Cansuuuu!.. Sür gidelim Allah aşkına, yoksa inip kendimi şu dereye atacağım. Hadiii!" deyip önüne döndü "Furkaaann!" "Sinirleniyorum artık, sür şu arabayı da gidelim." "Furkaaann!" "Sen bilirsiiinn, ben iner giderim o zaman." "Furkan saçmalama dur... Furkaaannn!.. bin şu arabaya..." diye bağırsam da dinlemeyip hızlı hızlı geriye doğru yürümeye başladı... •~~~~~~•...Furkan; Cansu'nun bir türlü ikna olmaması üzerine dayanamayıp acısına inat ayağının üzerine basa basa koşar adım yürümeye başladı...•~~~~~~• Arabadan inip koşarak yanına geldim. Kolundan yavaşlatarak önünde set gibi dikildim. "Bin hadi, tamam. Özür dilerim." "CANSUUU, ÖZÜR İSTEMİYORUM İCRAAT İSTİYORUM. KARŞINDA NE İSTERSEN YAPTIRABİLECEĞİN ÇOCUK YOK ARTIK." Kolunu tutan elimi indirip iki üç adım gittikten sonra saçlarını çekerek geri geldi. Kendine acır bir hâlde, yine bağırarak, "VAR LAAANN, VAAARR, HEMDE DAHA KÖTÜSÜ. O ZAMANLAR İSTEMEDİĞİM ŞEYLER OLURDU SEN ZORLAMAYINCA YAPMAZDIM AMA ŞİMDİ "ÖL" DE KENDİMİ ŞU YOLA ATMAZSAM ALLAH BELAMI VERSİN." "Furkaaann!" "BANA ŞÖYLE FURKAN DEMEEE! O an içimden geçenleri bilsen bir daha Furkan'ın F'sini söylemezsinnn!" "Bin artık hadi, ayağın enfeksiyon kapacak hadii!" "Laaannn! laaaannnn! laaaannn! ANLAMIYOR MUSUN?! UMURUMDA DEĞİL DİYORUM SANAAA, UMURUMDA DEĞİL!" "AMA BENİM UMURUMDAAA, BİN ŞU ARABAYAAAA!" "BAĞIRMAAAAA!" "SENDEEEE!" İkimiz de susmuş, nefes nefese birbirimize bakıyorduk. Furkan, elinlmden tutup çekmeye başladı. "Furkan duuurr, nereyee, ayağın kanıyor dur artııkk!" Furkan; arabanın önüne gelince sıkı sıkı tuttuğu elimden savur çek yaparak kaputa oturdu. Diğer elinin parmaklarıyla belimden tutarak bacaklarının arasına aldı, "Bak gördün mü yine senden kısa oldum. Hadi bir kerecik sarılayım." dedi yalvarır gibi bakarak. Dizlerim tamamen kaputa değecek kadar yaklaştıktan sonra, boşta kalan elimle Furkan'ın başını tutup göğsüme bastırdım. Yutkunduktan sonra, "Sesini çıkartırsan, buna alışırsan, birine söyleyecek olursan seni gebertirim." dedim Furkan, teslim olmuş gibi belimden tuttuğu elini havaya kaldırıp, sonra da tamamen belime doladı. Yanımızdan vızır vızır geçen arabaların sesine rağmen arabada çalan şarkıyı duyuyorduk. Senden bir hatıra bana bu şarkı, Bir gün gitsen bile hatıran yeter, Unutmak mümkün mü böyle bir aşkı Bir gün gitsen bile hatıran yeter...(2) Bir yanda yaşanan o güzel günler Bir yanda anılar bir yanda dünler Seni yaşatacak neler var neler Bir gün gitsen bile hatıran yeter... Bir gün gitsen bile hatıran yeter... Bilinmez neleri getirir zaman Bilinmez neleri götürür zaman Aşka bir hatıradır maziden kalan Bir gün gitsen bile hatıran yeter... Ne kadar zaman öyle kalacağımızı bilmiyordum. Kalbim yıllardır böyle huzurlu atmamıştı emindim... Tek bildiğim ve Furkan'ın korktuğu, bu ânın belki de bir daha asla yaşanmayacağıydı. O yüzden ikimizde de çekilmek gibi bir düşünce yoktu... Bir saat önce bizi kısa süreliğine kavuşturan midem, bu sefer de ayırmak için devreye girmişti. Açlıktan kıvrandığını göstermek için homurdanmaya başlayınca, Furkan, istemediğini her hâlinden belli ederek, beni serbest bıraktı. Gözlerinden akan yaşlar göğsümü ıslatmıştı. Gözleriyle kontak kurmadan yüzüne bakıp, parmaklarımla yarış yapar gibi akan yaşlarını silerken, "Hiç öyle kocaman adam oldum diye dolanma etrafta, bak hâlâ küçük çocuk gibi ağlıyorsun." deyince Furkan, yarışa bir son verdirmek için gözlerini kapattı. İndigi yerde yankı yapan bir yutkunmayla, "Evet, ben hâlâ küçüğüm ama sevdam büyük!" dedi Biraz önce parmaklarıma silecek muamelesi yaptıktan sonra, avuçlarıma da tripod görevi yaptırarak; dudaklarımla burnumu, siparişini sekiz yıl öncesinden verdiğim saçların arasına gömdüm. Gözlerimden akan yaşlara müsade ettim ama burnumdan akmaya çalışanlara izin vermeyerek yukarı çektim. Hıçkırıklara boğulmamak için kendimi sıkarak, ağzımdan verdiğim arka arkaya sayısız nefesten sonra, derin bir nefes çekip, "Furkaaann, senin yaşın çocuk, benimse sevdam çocuk!" dedim ~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~ BEŞ DAKİKA ÖNCE "Aaaaa Furkan abiiimmm!" +"Efendim oğluumm?!" "Furkan abimi gördüm baba!" -"Neee! hani? neredeee?" "Geride kaldı anne, bi kıza sarılıyordu." -"Benzetmiş olabilir misin anneciiimm?" "Enes abinin arabasıydı annee!.." -"Aloo, Türkan naber canım." "İyiyim teyze sen nasılsın?" -"Bende iyiyim, Hakan yada Furkan oralarda mı bir şey soracaktım." "Teyze, abim dükkana gitti, Furkan'ın da ayağına çivi batmış eve geliyor." -"Tamam canımm! Geçmiş olsun." "Teyze acil miydi?" -"Yok kızım eniştene de hallettirebilirim. Şimdi eve dönüyoruz, daha önce duysaydım hemen gelirdik, yarın görüşürüz..." -"Oğlum gördüğün kişinin ayağı sarılı mıydı?" "Hayır! Göremedim" -Tamam bebeğim benzetmişsin çünkü Furkan abinin ayağına çivi batmış sargılıymış." +"Diğer ayağı olabilir. (kısık sesle) -"O bile olsa Ahmet bilmesin, birinin yanında söyler falan, ablam bilmiyorsa Furkan zor duruma düşmesin." +"Anladım benim ince düşünceli sultanım." (Burayı ileride kendi anlatacak) ~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~•~~~~ Furkan; omuzumdan destek alarak arabaya bindi. Ayağının altına bakmak istediğimde, "Hayır!" deyip midemi işaret ederek, "Ben boşuna geri çekilmedim" deyip poşetten ekmeği alarak bana uzattı. "O beni ayırdı ama olsun ben onu da seviyorum. İstediği neyse verelim de sussuunn!" Ekmeği alıp Furkan'ın kapısını kapatmadan sürücü tarafına oturdum. Bu kadar aşk şarkısını bünyem kaldırmadığı için teypte çalan ve içeriğini bildiğim şarkıyı kapattım.(Sinan Yıldırım -aşk bir kahkaha, sendenn duyunca dahaa güzel) Furkan, ayranı da çalkalayıp yanımdaki kolluğa koydu.Kendi ayranını da hazırlayınca, iştahsız görünmemek için çaba harcayarak bir ısırık aldı. Çiğnedikçe ağzında çoğalıp yutamadığı lokmayı; ayran zoruyla aşağıya göndererek, "İleride benzinlik var, oradan benzin alalım!" deyince karşı cinsimin ne yapmaya çalıştığını anlayıp bende örnek alarak, minik bir lokmayı yanağımda kocaman bir dağa çevirdim. "Bu benzin kasabaya kadar götürür!" diyerek benzinin köy haricî, yolda da kalmayacak kadar olduğunu söylemek istedim. Furkan; aslında ısıracakmışta, karşısındaki izin vermemiş gibi, ekmeği ağzına yakın yerden aşağı indirip, "Enes beni darlar, nereye gittiniz ne yaptınız diye, birbirimize yeminimiz var, hiç bir şeyi gizlemiyoruz." Bu sözüyle; sözünün eri olduğunu, biraz önceki ânı da kimseye söylemeyeceğini göstererek karşısındakine de örnek olmasını ister gibiydi. "Ne zamandan beri?" diye sordum. "Üç yıl önce beni tekme tokat dövüp ağzımı burnumu kanattığından beri!" "N.Nee nedeeenn?" "Sonra anlatırım." En fazla üç ısırık alabilmiş onları da bi bardak ayran zoruyla gömmüştüm. Ekmeği sararken, Furkan görmüş ve meraklı gözlerle bakmıştı. "Midem, 'biraz daha gönderirsen olacaklardan ben sorumlu değilim' diyor!" dedim mecburi bir gülümsemeyle "Başlicam şimdi ona da triplerine de haa, derdi nee?" dedi üzülmüş gibi mideme atarlanarak, "Aaaa bilmiyor musun?" "Hayııırrr!" "Senin yüzünden!" "Ne benim yüzümden, Ona ne yapmışım acaba?" derken yaptığından bi haber ama yine de kabul eder gibiydi "Benim buraya geldiğim günden beri hasta zavallı, bir türlü toparlayamıyor, bana da sen çok düşünme boşver, benim rahatım daha önemli diyor." "Allah Allah! sen iki günde beş şehir dolaşıp mideni üşütmedin de yarım saat benimle kaldın diye mi oldu?" "Yemin ederim çay bahçesinde başladı!" "Tamam işte yolda üşüttün, gelince de başladı." "Öyle olsun!" deyince ikimiz de tebessüm ettik Uzun yol kaptanı edasıyla artanları muavine verir gibi uzatıp, arabayı çalıştırdım. Furkan, kapısını kapatırken, "Bir şey sorabilir miyim?" deyip benden merak ifadesini alınca devam etti. "Belli ki babana danışmışsın, ne söyledin de sanki o gün oradaymış gibi oldu." "Size et getirdiğim gün, geçmişte yaptığın bir şaka yıllar sonra gerçek olup karşına çıksaydı ne yapardın dedim, oda dün gece alacak verecekle ilgili üstü kapalı konuşayım dedi ama cuk oturdu." "Gerçekten mii? Biz de dedik ciddi ciddi konuşmuşlar demek ki?" "Yok yoookk! Sadece nasihat etti" "Benide odunla döverim diye tehdit ettiiii!" "İyi kurtarmışsın, seni seviyor demek ki, yoksa tehdit etmez direk yapardı." "Ondan alt yapım sağlam çok şükür. "..........." "Babanla ben konuştum Enes altına etti." "Ona ne oluyorsaa?" "Bilmeeeemmm! Pekii sana Saliha teyzelerin orayı neden sordu?" "Saçlarımın arasında odunluğun kalıntıları çıktı." "Oooovvv direk suç üstü." "Ben biraz kıvranacak gibi oldum, oda zaten bildiği şeyin yalanını duymak istemedi herhalde." "Sana bir fıkra anlatayım mı?" "Konumuzla alakalı galiba?" "Baban anlattı." "O zaman hemen başlaaa!.." ~~~~~~•~~~~~~•~~~~~~• ... Yılmaz bey, Cansu'ların çoktan gelmiş olabileceğini düşünerek, Seher hanım ve kızları da alarak Rasim beylerin evine gitmişti. Neriman hanım, gelin olduğu günden beri yakın arkadaşı olan Seher hanımın yüzüne bakarak bir şeyler olduğunu anlamıştı. - "Seheeeerr?!" - "Neriman, sen bana gelince ben seni gülerek karşılıyorum daa, sen neden ben gelince kötü haber verecekmişim gibi bakıyorsun?" - "Çünkü senin bakışın kötü haber verecek gibi oluyor da ondan!Ne olduu?" - "Yılmaz bey, ben sana söyledim değil mi ben gitmiyeyim, yüzüme bakar daha çok endişelenir dedim!.." - "Furkan değil mi? Ne olduu?" bütün çocuklar evde olduğu için... - "Eski yaramazlıkları ne olacak Cansu da almış geliyormuş." - "Ne olmuş?" - "Ne olacak, senin yeni kankanın odunlukta ayağına çivi batmış!" - "Yeni kankam kiiimm?" - "Sen daha iyi bilirsin!" Türkan: "Seher teyze sana hayran olmamak elde değil, kötü haberi verirken odağı nasıl başka yöne çekiyorsun bana da söyler misin?" deyince Neriman hanımın aklı başına geldi "Aaaa!Furkan'ın ayağına çivi mi battııı?" S: "O kadar önemli değilmiş yaaa, Herhalde, kolu duvara sürterken canı acımışta olmuş!" Neriman hanım: "Kız koluda mı yaralıııı?" diyerek çığlık attı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD