... "hahahahshdhbd, ay canım babam yaaa!"
"Nasreddin hocanın fıkralarına, bununla neyi söylemek istemiş acaba derdim. Mesela göle maya çalmak yada kazan doğurması, baban sağolsun hocayı da çözdürdü."
"Adam adaaamm!.. Navigasyondan baksana yakınlarda eczane var mı?"
"Bu saatte artık nöbetçi eczaneler açıktır biliyorsun değil mi?"
"N.Nee o kadar oldu mu yaaa? Saat kaaççç?"
"18:40."
"İnanmıyorum yaa neden öyle oldu kii? Bana en fazla beş gibi geliyor."
"Bunu, benimleyken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığına yorabilir miyim?"
"Sormana gerek var mı?"
"Yoktaa, ağzından duymak istedim!"
"Cıvıma hemen! Şu benzinliğe yaklaştık mı bakta kaçırmayalım."
"Ben bakıyorum merak etme, sana söylicem."
Benzinliğe yaklaştığımızda Furkan, yüz metre tabelasının yanından geçerken, sinyali gösterip, "Yakabilirsin!" dedi...
Benzinliğe girip, "Rahat dur geliyorum!" diyerek aşağı indim...
•~~~~~~• ... Furkan arkasından bakarak, "Neredeyse iki katınım hâlâ çocuk görüyorsun a.ına koym!.. Hemde bütün realiteyle..." dedi...•~~~~~~•
... Arabayı pombacıyla Furkan'a bırakarak markete girdim. Benzininkiyle birlikte marketten aldığım bir kaç şeyin de parasını ödeyip arabaya bindim. Arabayı çalıştırırken, "Hayırdır?" dedim meraklı bir ses tonuyla.
Furkan, ne olduğundan bi haber, "Anlamadım?" deyince, bir yandan benzinlikten çıkmak için yolu kontrol ederken, bir yandan da ne söylemek istediğimi anlatmaya çalıştım.
"Bi ara kahkaha attın daa, ne oldu?"
"Haaa, o muuu?"
"Haaa, oooo" dedim yine taklidini yaparak.
"İnsanlık için küçük benim içinse büyük bir realiteyi söyledim de, ona güldüm."
Realite deyince, aklıma çeşme başında ki muhabbetimiz gelmişti ama "Senin aklın hâlâ orada mı?" demesin diye sormaktan vazgeçtim.
Elinde verdiğim poşeti gösterip, "Sevdim bu benzinliği yaa, ne ararsan var." deyince Furkan, poşeti açıp içine baktı; gazlı bez, baticon, sargı bezi, bir kaç tane de çikolata...
İçinden bir tane alıp açtı. Bir ısırık aldıktan sonra, "Bu midene ağır gelmez mi?" deyince elindeki çikolataya bakıp, geri döndüm.
"Ben onları çocuklara almıştım!" dedim gülerek
"O zaman ben afiyetle yiyebiliriiiimm."
"Ayneeeennn."
"Teşekkür ederim, kesene bereket."
"Bizimkilere ne diceeezzz?"
"Çikolata artık serbest!"
"Onu mu diyorum beee, biz eve vardığımızda hava kararmış olacak!"
"Sana bir şey diyeyim mi? Annem bu çikolatayı aldığına kızar ama bu saate kadar neredeydiniz diye kızmaz."
"Hadi onlar neysee dee, babaaamm?"
"Enes'i arayıp seni almasını istediyse bunun olacağını da hesaplamıştır. Hatta Ali amcanın acil işinde de katkısı olduğunu düşünüyorum."
"Neden kii?"
"İkimiz de rahat uyuyalım diye olabilir?"
"Hadi bakalım, bu gece göreceğim?"
"Nasıl yaaa! Sen geldiğinden beri uyuyamıyor musun yoksaa?"
Bu soruya acınacak bir haldeymişim gibi üzgün bir ifadeyle, başımı, "Evet" anlamında sallayarak cevap verince; Furkan, gerçekten üzerime çok geldiğini düşünmüş olacak ki yüzünden de anladığıma göre, içten içe kendini hırpaladı.
Gözlerinden; artık bu serüvende ne olacaksa, en başta olduğu gibi, yine benden bekleyeceği belli oluyordu. Bir süre sessiz yolculuk yaptıktan sonra yanımızdan benim arabanın modelinden araba geçince, Furkan bir şey hatırlamış gibi başını âni bir şekilde dönderip, "Senin araban nerede?" dedi.
Sessizliği böyle bozunca başımı bir iki defa Furkan'dan tarafa çevirerek kısa bakışlarla neden böyle bir soru gereksinimi duydu diye baktım.
"Ne zamandır kullandığını görmedim, soracaktım da unuttum, şimdi aklıma geldi."
"Arabayı satıyorum."
"Nedeenn?"
"Babamın arabası var burada gerek yok, birde dükkan açmak istiyorum, burada ultrason cihazı yok. Onu almak istiyorum o yüzden satıyorum. Köyün yolları da malûm, sağına soluna bir şey gelmesin diye kullanmıyorum."
"Araba nerede pekiii?"
"Meryem'lerin garajda duruyor."
"Meriç'lerin yani!"
"Farkeder mi?"
"Bana hayır daa?!"
"Ablan sana tam olarak ne söyledi bilmiyorum ama bu konuda sana açıklama yapma gereği hissettirecek bir şey yok!"
"Sazan yârim!"
"N.Neee?!"
"Yem attım, ablam isim vermemişti."
Bir elimle direksiyonu sabit tutmaya çalışıp, diğeriyle de yine böğrünü yumruklarken, "Seni gebertirim çocuuuuukkk, elimde kalacaksın baaakk!" deyince Furkan kendini korumak yerine direksiyonu tutarak, "Yapmaa, kontrolü kaybedeceksin, bu araba seninkine benzemez, yol tutuşu zayıf, tut şu direksiyonu!" dedi
Arabanın yaşı ve modeli, Furkan'ın haklılık payını yüzde doksana çıkarttıyordu. Dayaktan kaçmak istediği için söylediğini düşünmeyip elimi direksiyona götürdüm.
"Tamam senin dediğin gibi olsun ama sana bi dayak borcum oldu, unutturma!" dedim
"Yaa, sağ salim eve varalım daa, istersen falakaya yatır."
"Hiiii'iii o kadar da değil?"
"Kıyamam bana kıyamayan o merhametli yüreğine!"
"O yürek biraz sonra küt diye duracak amaa!"
"Nedeeenn?"
"Yaklaştıkça heyecan bastı." dedim yüzümü yelleyerek
"Seni sakinleştirmek için ne yapabilirim."
"Ben bile bir şey yapamıyorum sen hiç yapamazsın!"
"Boş boş muhabbet etsek?"
"Ne mesela!"
"Ne bileyim, okulda diploma notun?"
"Bana okulu da hatırlatma!"
"Pekiii, ııımmm, sen bi tatlı yapmıştın ya tarifi ne?"
"Bak bu olabilir, normal kurabiye hamurunu yoğuruyorum, piştikten sonra çikolatayı eritiyorum, mısır gevreğine bastırıp dolapta soğutuyorum."
"Tadı çok güzeldi. Evdeki tatlı da ondan mı?"
"Hangi tatlı anlamadım?"
"Sabah Yılmaz amca konuşurken 'tatlı çok güzeldi bitirmeyin akşam da yicem' dedi!"
"Böyle mi söyledi!"
"Eveeettt???"
Dudaklarımı kemirip gülme krizine girmemek için iç sesimle "kığhk, kığhk" diye gülünce Furkan tufaya düştüğünü anlamış gibi, "Evde tatlı yok değil mi?" dedi
Bu şifreli konuşmanın ailem arasında özel bir durumu çağrıştırdığı için, olumlu yada olumsuz bir cevap vermedim.
Furkan'da, üstelemeyip camdan tarafa döndü. Güneş; bizimle, batış mı varış mı yarışı yaparken yarışı önde bitirecek gibi duruyordu.
Furkan'ların evlerine dönen yol ayrımına gelince, sakinleştiğini düşünmem için kısa süreli normal ritimde atan kalbim, tekrar ağzımdan fırlayıp karşı cama yapışacakmış gibi atmaya başlamıştı. Son yarım dakikayı; ağzımdan aldığım nefesi, yine ağzımdan sufiler gibi, "Hûûûû" diye verince, Furkan'a kızarak. "Hiç yardımcı olmadığın gibi şu halin beni daha çok sinir ediyor!" dedim
Arabayı durdurup yüzüne bakmadan söylediğim bu cümle karşısında afallamış bir şekilde cevap verdi.
"Ne var ki halimde?"
"Sus konuşma da in, yada dur bekle ben tutayım, yada dur ben içeriye gideyim kapıda yaralı bi köpek var sizin mi diyeyim."
"Ben çarpıp kaçtım da deee!"
"En iyisi Erkan'la Hakan'ı çağırayım onlar yardım etsinler!"
"Cansuuu, telefonlarımız mı açık nasıl aramayı düşünüyorsun acaba? Telepati mi kuracaksın? Yaa anladık, sakin olamıyorsun daa, bu panik nedeeennn?"
"Benim yüzümden olduğu için."
"Bir kişi hariç orada bunu kimse bilmiyor panik yapma!"
"O bir kişi de yetiyor ama!"
"Tamam, şöyle yapalım. Ben inip gideyim, senin park ettiğini söylerim. Ablama da işaret edeyim gelsin seni alsın."
"Olmaaaz! Babama malzeme veririm."
Furkan, ne alaka der gibi baktı.
"Yaralı oydu ama taşınan sendin' der."
Furkan; geriye yaslanıp, el kol hareketiyle de göstererek, ne istiyorsam onu yapmamı bekledi. Yine gıcık olmuş gibi bakarak kapıyı açtım. Arka koltuktan posetleri alıp ön koltuğun kapısını açtım.
Furkan'a elimi uzatıp, "Gel hadi geeell, bindik bi alâmete gidiyorum kıyamete!" deyince Furkan, "çatt" sesi çıkartacak bir sertlikte elime vurarak tuttu.
"Alâmete birlikte binipte kıyamete tek gidiyorsun yaa, peeesss! Ben artık bir şey söylemek istemiyorum, ne biliyorsan onu yap!"
Heyecandan bir parçasını hissettiğim vücudumla Furkan'a destek olduğumu zannederken, nerede olduğunu bilmediğim beynimi tamamen kaybetmiş gibi, "Haaaa?!" dedim
Furkan, bir yandan benim soğukta kalmış köpek gibi titreyen bedenime sarılıyor bir yandanda ümitsiz vakaya bakan doktor gibi başını sağa sola sallıyordu.
Avlunun kapısına geldiğimizde; ilk gün yaptığım nefes egzersizini tekrar yapınca Furkan bunun bir ilk olmadığını düşünmüş gibi, "Sen bu kapıdan hep böyle mi giriyorsun?" dedi. zamanını hatırlamadığım için, "Bir süredir evet" dedim.
Furkan, yakın zamanda bir kere geldiğim ve onu da unutmamın mümkün olmayacağını bildiği için, "Ne zamandır?" diye sordu.
Titrememin şiddetlenmesi bu durumun yıllar öncesine dayandığını göstermekteydi. Ama ne zaman ve kim içindi.
Erkan'ın camdan gördüğü arabanın gelişini haber vermesiyle, Türkân'ın kapıyı açmasının arasından sadece bir kaç saniye geçmişti.
İstediği cevabı alamamış olduğundan mıdır bilinmez Furkan'ın bembeyaz yüzüyle karşılaşan Türkan hemen koluna girerek, "Furkaaaannn!" diye çığlık attı.
Furkan'ın ağırlaşan vücudunu iki kız kontrol altında tutamadığımız için Türkân yardım istedi. Hakan ve Erkan yanımıza koştular ama Furkan'ı bizim kolumuzdan Hakan ve yeni gelen Enes almıştı.
Girişteki sedire oturup biraz su içirilen Furkan morarmış dudaklarını yalayarak, "İyiyim, biraz başım döndü." dedi.
bense, oşetlerin içinden bir çikolata daha çıkartıp hızlıca paketini sıyırarak, "Yer misin!" demeden eline tıkıp bir adım geriye çekildim.
Yediği çikolatanın nabzını arttırması ve kan basıncını yükseltmesi sonucunda, soluk benzi oturmanın da etkisiyle normale dönmeye başlamıştı.
Erkan'a göz kırparak, "Bir tarafımızı kanatınca annemden yırtmak için küçükken de böyle yapıyorduk hatırladın mı?" deyince Neriman teyze, pazısından parmakları arasına aldığı bir lokma eti yüz seksen derece çevirerek, "O zamanlar suratınız bu hâle gelmiyordu ama sıpa!" dedi
Rasim amca, Türkân'a, "Hemen şekerli su yap getir!" dedi Erkan da ardiye odasından bir tabure getirdi, Furkan'ın ayağını üzerine koydular.
Babam ayağının kanadığını görüp, "Oğlum hayırdır maratonda mı koştun? Bu ne böyle, ben seni bıraktığım da daha iyiydin. Gerçi doğru, saat dörtte çıkıp bu saatte geldiğine göre yürümüş olmalısın!" dedi.
Furkan, başını öne eğip, "Direksiyon bende değildi?" deyince babam bu sefer de bana dönüp "Kızım sen bu çocuğu peşinde mi koşturdun? Ceza falan mı verdin nee, arabayı itse bu hâle gelmezdi." deyince, "Baba evde tatlı bitmişti senin de canın tatlı istemiştir diye düşündüm!" demek istesem de; vazgeçip poşetten bir çikolata çıkardım, Önceden hep Furkan'la yediğim çikolatayı göstererek, "Baba uzun zamandır yemiyordum, özlemişim!" dedim.
Rasim amca araya girerek, "Sahi Furkan, sen neden o odunluğa girdin kii?" deyince Furkan, *(bir anlığına, "Acaba teyzemlerde insem miydi?" diye düşünüp,)* "Baba Saliha teyzelerin kızı geldi, buraya taşınacaklarmış. Bende odunluğa baktım." dedi
Annem imdadına yetişmiş gibi, "Haaahhh! Tamam! bir birinizden çıkmazsınız artık." diyerek Neriman teyzeye trip attı.
Neriman teyze, konunun ne ara kendine döndüğünü anlamadan, "Hadi yukarı çıkalım yaa, böyle dikilecek miyiz?" deyince ortamda mini bir kıpırdanma oldu. Büyük bireyler yavaşça yukarı çıkmaya başladı.
Furkan, cebinden telefonu çıkartıp Erkan'a uzatarak, "Şarja takar mısın?" dedi, Erkan merdivenleri çıkarken, geride kalan kızlara "Hadi biz oyuna devam edelim." deyip yukarı çıktı.
Hakan'da işten yeni geldiği için üzerini değiştirip geleceğini söyleyerek odasına gidince, bende ailemin peşinden gitmek ister gibi elimdeki poşeti Türkân'a vererek, "Pansumanını yapsana." dedim
Türkân kendine uzatılan poşetten ellerini arkada birleştirerek kurtuldu.
"Hadi yaaa! Bana nee! Sen yap."
Türkân da sağlıkçı olduğu için, "Kızıımm burada insan tenine en hâkim sensin, ben hayvanlara alışkınım, sen yap işte!" deyince Türkân'ın bakışındaki imasıyla sözleri birbirine uygun bir şekilde, "Cansuuu, insan bedeninde hâkim olduğum yeri biliyorsun yemezler, sen benden daha çok hasta görmüşsündür. Hem Furkan'ın da hayvandan bi farkı yok kii! Bende sağlıkçıyım diye yırtacağını sanma sen doktorsun ben ebeyim." deyip ölümcül darbeyi vurarak, "Bir deee, hani bir söz var yaa "iti öldürene sürdürürler" diyee, buyur canım buyur. Yemezler!" dedi.
Furkan atarlanarak, "Bugün de bi "it"tir gidiyor bitmedi gitti." deyince Enes arkadaşının omuzuna destek dokunuşu yaptı...
Neriman teyzenin, "Kızım kahveleri yapın hadi!" demesi üzerine Nalân ve Türkân kendilerine görev verildiği bahanesiyle mutfağa giderken bende, "Bende kahve yapabiliyorum, sen bunları al ben Nalân'la yaparım." deyince Nalân Türkân'ın kolundan tutup mutfağa sürüklerken, "Sen sizde yaparsın, büyüsü bozulmasın." deyip gitti.
El-mecbur elimde poşetlerle Furkan'a yaklaştım. Enes, bir sandalye getirdi, poşetleri uzatıp, "Enes sen hazırlar mısın, ben ellerimi yıkayıp geliyorum." dedim.
Enes, poşetten malzemeleri çıkartırken, poşetin içindeki fişi görüp, eline almış ortaya bayrak gibi sallarken, "Ablaaa, baya gezmişsiniz, hemde bensiiizz aşkolsun!" dedi
Fişi unuttuğum için kızan Furkan'a bakmamaya çalışarak önüne oturdum, "Yarında seninle gideriz kıskanma hemen!" deyip sargıyı açmaya başladım.
Pamuğa döktüğüm baticonu yaraya tampon yaparken elimin üzeri tenine değdi, Furkan'ın ayağı buz gibi olmuştu. Bir şey söylemeden birden ayağa kalktım.
Elimi boynuna götürüp ateşine bakmak istemiştim kiii, Furkan'da birden geriye gidince boş bulunup dengemi kaybederek Furkan'ın da desteğiyle kucağına düştüm.
Furkan'ın üzerine boylu boyunca yatmamam Furkan'ın ellerinin göğüs bitimimde olduğu içindi. Aramızdaki bir karış mesafenin korunması, ellerimin Furkan'ın omuz başında ki sedirden destek almamdan dolayıydı.
Göğsümün hizasına gelen gözlerine baktım. kısık sesle, "Neden kaçtın?" diye sordum
Furkan, kontrolü kaybetmek üzere olduğunu anladığım bakışlarıyla, hızlı hızlı nefes alıp başını da sağa sola sallayarak, "Bilmiyorum!" dedi
Nasıl olduğunu anlamadığım bu saçma pozisyonun sebebini merak ediyordum. "Vuracağım mı zannettin?"
"Hayır! Bilmiyorum başka bir şey."
"Ateşine bakacaktım!"
"Farkettiiiimm ama şuan bakma, çünkü cayır cayır yanıyorum."
Enes; "Furkan kalkın! Hakan abi geliyor!" demese bizi ayıracak bir sonraki hamle ne olurdu kimbilir...