Hakan'lar otogara gelip Furkan'a Ankara'ya, Meriç ile Engin'e de İstanbul'a bilet aldılar.
Yarım saat sonra Meriç ile Engin'in otobüs hereket etmiş, Furkan'ın saatine kadar bir şeyler yemek için çay bahçesinin kapalı kısmına geçmişlerdi.
Hakan, yüzü aldan mora dönmüş Furkan'a bakıp, "Bana bak, senin canını sıkan bir şey mi var, neden böylesin?" deyince Furkan, gözlerini bir süredir boş boş karıştırdığı çay bardağından kaldırıp abisine baktı.
"Abi, bizim aile de böbrek yetmezliği olan var mıydı yada kanser?"
Hakan, Furkan'a bakarken düşünüyor gibi dursa da içinden sayısız felaket senaryoları geçiyordu.
Abisinin yüzünden anlayan Furkan, "Abi, bir şey yok, sordum sadece." deyince Hakan bu sefer de ikna olmamış gibi bakmaya başladı.
"Abi, gerçekten bir şey yok, bir iki defa burnum kanadı ya, ne olur ne olmaz diye Meriç abi kontrole götürdü, doktor doldurayım diye bir kağıt verdi, ben 'yok'u işaretledim ama Meriç abi 'var' dedi, o yüzden sordum."
"Sonuçlar ne zaman çıkacak?"
"İki hafta sonra."
"Ben hafta sonu geliyorum, Yavuz'la konuşalım oraya da bir gözük."
"Abi, merak etme, testleri Yavuz abinin hastanede yaptırdım zaten."
"Yavuz neyden şüpheleniyor peki?"
"Karaciğerle böbreklere ağırlık verdiler, özellikle bunlar tansiyon düşüklüğüne sebep oluyormuş."
"Burada halletmem gereken şeyler olmasa hemen gelirdim ama hafta sonu görüşürüz inşaallah."
"Abi, acele etme, merakta etme... Kimseye de söyleme."
"Sussana biraz, başım ağrıyor zaten."
"Abi, söylediğime pişman etme, bir şey çıkarsa hazırlıklı ol diye söyledim."
"Bir şey çıkmayacak inşaallah... Hayır konuşalım hayır olsun."
"Kalkalım mı? Saat geliyor."
Hakan, kolunu Furkan'ın omuzuna atıp yürürken Furkan, titrediğini hissediyordu.
Furkan da abisinin belinden sarılıp, "Abiii, kendine gel. Pişman oldum yaa." derken otogardan giriyorlardı.
Hakan, Furkan'a sarılıp yüzünü boynuna gömdü, ağladığı belli olmasın diye.
"Abiii, kız olduğu hâlde ablam senden daha güçlü, ben ona mı sorsaydım?.. Yapma böyle."
"Doldum Furkan, aklımı kaybetmek üzereyim."
Furkan, abisine son sarılışıymış gibi sarılırken güçlükle yutkunuyordu.
~~~~•~~~~•
Nalan, arabasıyla kendini markete bıraktıktan sonra direksiyona ben geçtim, Türkân'ı bu gece huzurlu bir şekilde uyutmak için Hakan'a yüzüğü vermeye gidiyordum...
İlk iş olarak Civannaz'ı Neçirvan'ın hatırasına kavuşturduktan sonra Nalan'ların arabayı kapılarına bırakıp Furkan'lara doğru yürüdüm...
~~~~•~~~~•
Nalan, kapıdaki malzemeleri düzeltirken Hakan'ı dalgın dalgın yürürken görüp ona doğru yürüdü.
Hakan, o kadar dalgın yürüyordu ki, karşıdan Nalan'ın geldiğini görmediği için neredeyse kucak kucağa çarpışacaklardı.
İlk özür Hakan'dan geldi. "Kusura bakma görmedim."
"Ne oldu, neden bu kadar dalgınsın?"
"Başım ağrıyor, iki gecedir de uykusuzum."
"Bunlar bedenin yorgunluğunu gösterir ama senin ruhun yorgun gibi?"
"Son zamanlarda olanlar yıprattı haliyle, bir de sanırım kendimi evliliğe biraz fazla kaptırdım, aşırı yük yüklendim, şimdi de boşa çıkınca bocaladım gibi."
"Cansu'dan ayrılmak istemiyor musun yoksa?"
"Beynim o kadar alt üst ki, ne yapacağımı bilmiyorum."
"Hakkınızda hayırlısı ne ise öyle olsun."
"Amin... Hepimizin."
~~~~•~~~~•
Meriç - Engin...
Mola yerine geldiklerinde kahvaltı yapmadıkları için acıkan ikili, restoranda ikişer tost ve çay ile kahvaltı yaptıktan sonra ücreti ödemek için kasaya geldiler.
Meriç, kredi kartını okutunca limit yetmediği için onay alınamamıştı.
Meriç, para vermek isteyince Engin, "Dur, ben hallederim." diyerek elini cebine götürdü.
Cüzdanından birkaç farklı bankaya ait kartları çıkartıp birini seçerken, iki kart arasına sıkışmış üzerinde numara olan bir kağıt yere düştü.
Meriç, kağıdı alıp Engin'e vermek isterken, Engin, kağıdın üzerindeki numaranın ne olduğunu hatırladı ve Meriç'ten evvel davranarak kağıdı alıp bir kaç parçaya yırtarak çöpe attı.
Meriç, Engin'in paniklemesine bir anlam vermediği için, bir Engin'e bir çöpe bakıyordu.
"Ne vardı o kağıtta?"
Engin, âni hareketle almasa Meriç bu kadar merak etmeyecekti ama dikkatini çekmişti bir defa. Yüzü kendine kızgın bir şekilde, "Bir şey değil yaa, numaraydı, işe yaramaz." diyen Engin, Meriç'i ikna edemedi.
"Kimin numarası?"
"Ya, Meriç önemli değil. Atacaktım zaten kartın arasına sıkışmış."
Meriç, "Sen söylemiyorsan ben kendim bakarım." deyip çöpe yönelince Engin kolundan çekti.
"Saçmalama, çöpü mü kurcalayacaksın?"
"Söylemezsen evet!"
"Yaa, bi kızın numarası."
"Kimin?"
"Iııımmm, geçen bi gördüm hoşuma gitti, tanışmak için aldım ama Enes öyle olunca kaldı."
"Sence ben bunu yedim mi?"
"Yaa ne inatçı tekesin... Senlik bir şey değil işte, yürü gidelim otobüs kalkacak,"
Meriç, kolunu yukarı sıvayıp çöpe uzatınca, "Oooffff Meriç ooofff, rezil etme insanı, tamam bırak... Cansu'nun arkadaşının numarası." dedi çöp kovası ile Meriç'in arasına girerek.
"Cansu'nun arkadaşı mı? Sende ne arıyor?"
"İş için lazım oldu."
"Veterinere senin ne gibi bir işin düşer acaba?"
"Kız istemiş yaa, klinik için, ben tasarlayacaktım."
"Hâlâ ikna olmadım, yalan söylüyorsun... Öyle olsaydı benden kaçırmazdın ve böyle otomatiğe bağlamış dansöz gibi titremezdin."
Meriç, kovaya bir hamle daha yapınca, Engin doğruyu söylemekten başka çaresinin olmadığını gördü.
"Tamam dur dur, pes..."
"Haaahhh şöyle... Başla."
"Otobüste konuşsak?"
"Başla dedim."
"Cansu'nun arkadaşının doğru ama."
"Amaa?"
"Siz o sene birlikteyken kız senden hoşlanmış."
"Eee?"
"Cansu da bir iki defa görüştür dedi ama ben vermedim."
"Demek öyle haa, Cansu hanım, götümüze vurduğu tekme yetmemiş bir de pazarlamış öyle mi? Hangi arkadaşıymış söyle de Cansu hanımı mahcup etmeyeyim."
"Ya Meriç saçmalama, kazadan önceydi, bir yıl oldu, kız bile unutmuştur. Belki de çoktan başkasıyla birlikte olmaya başlamıştır."
"Olur mu kardeşim, Cansu'yu en iyi şekilde temsil etmek boynumun borcu."
"Gerçekten saçmalıyorsun Meriç, salak gibi neden atmadıysam?"
"Hangi arkadaşıydı?"
"Adına bakmadım."
"Önemli değil ben onun bütün arkadaşlarını tanıyorum zaten?"
"Bak, kendimi kötü hissettirme bana, delice bir şey yapma, yırttım bitti gitti."
"Senlik bir şey yok kardeşim, Cansu'nun bunu düşünüp numarayı vermesi bile beni ne kadar ayaklar altına aldığını gösteriyor."
"Gidelim hadi, dedim ya, kazadan önceydi... Hatırlasa pişman olurdu emin ol."
"Hııııııı tâbi tâbi."
Otobüsün ikinci anonsuyla ikili otobüse binip yolculuklarına devam ettiler...
~~~•~~~•
Neriman hanım, Seher hanımla anlaşmış, kendine düşen kişilere Cansu ile Hakan'ın davetiyelerini dağıtıyordu... Kapıya vurup evde bulamadığı komşularını, dönerken yolda gördü.
Kadın, "Neriman abla, bize mi geldin?" deyince Neriman hanım, "Evet, Hakan'ın davetiyeyi verecektim, beklerim." dedi elindeki davetiyeyi uzatarak.
"Aaa, ne çabuk?.. Daha dün nişan olmadı mı, bu ne acele abla?"
"Biliyorsun Hakan Cansu'yla ilgilendiği için İstanbul'daki işleri boşladı, bir an önce düğünü yapıp gitmek istediler, biz de hayırlı işlerde acele edin emrine uyalım dedik."
"Hayırlısı olsun inşaallah... Furkan erken gelmiş, düğüne kadar gitmeyecek mi?"
"Furkan mı gelmiş?!"
"Evet, çay bahçesinde Hakan'la oturuyorlardı."
"Dur, ben hemen gideyim o zaman."
"Görüşürüz abla, şimdiden hayırlı olsun."
"Sağol görüşürüz."
~~~~•~~~~•
Avlunun kapısını açıp içeri girdiğimde Erkan evin kapısını kapatmış merdivenleri iniyordu.
"Abla?"
"Annen nerede?"
"Annen derken? Neriman teyze nereye gitti, yoksa m'ye kolay geçmek için ağzını mı alıştırıyorsun?"
"He canım heee, abiNNN de olduğu gibi, geldi mi?"
"AbiMMM Gelmedi... AnneMMM de davetiyeleri dağıtmaya gitti."
"Nee, ne çabuk?"
"Biz de öyle dedik ama?"
"Onu demiyorum davetiyeler ne çabuk geldi."
"Bilmiyorum, babam rica etmiş, Lokman amca da basmış hemen."
"İyi, tamam." deyip merdivenlerden çıkarken Erkan kapıyı açıp dışarı çıktı...
Yukarı çıktığımda Furkan'ın kapısının açık olduğunu gördüm. Azgın kocanın çıplak karısına saldırması gibi kendimi odaya atıp yatağa oturdum...
Yastığını kucağıma alıp sarıldığımda burnumun direği sızlamıştı.
Biraz evvel Furkan'a yapmayı istediğimi yastığına yaptım...
**** Neriman hanım, eve geldiğinde kapı açıktı... Furkan'ın geldiğini düşünerek direk odasına doğru yürüdü...****
Yastığa sıkı sıkıya sarılırken hem konuşuyor hem de aralarda koklayarak öpüyordum.
"Geldim aşkım... Geldim birtanem... Bitti artık... Geldim... Seni çok özledim..."
Furkan'ın kokusuyla boğulmak için yüzümü yastığa gömdüğüm anda, yüksekten bir şeyin yere düştüğünü hissedip başımı kaldırdım.
O ân Neriman teyze ile göz göze geldik, öylece durmuş bana bakıyordu. Yere düşenler ise dağıtmak üzere olduğu davetiyelerdi.
Yutkundum...
"N.NNeriman tteyze!"
"Ssenn ne yapıyorsun öyle?"
"Neriman teyze, benn-" derken bakışlarından düşeceğini hissedip kollarına koştum. Ağırlığına dayanamadığım için ben de düşmesini hafifleteyim diye onunla birlikte yere oturdum.
"Neriman teyze yapma ne olur, kendine gel."
"Sen... Senn... Nedenn..."
Zar zor söylediği bu üç kelimeye yapacak hiç bir açıklamam yoktu, "Özür dilerim... Özür dilerim."den başka...
"Neden, bize bunu neden yaptın?" derken bütün aileyle birlikte benimkileri de kasdediyor olmalıydı.
Hıçkırıklara boğulmuş ağlarken beni kendinden uzaklaştırmaya çalışıyordu.
"Giittt, git kaybol... Gözüm görmesin seni... Mikrop!"
Ağlayarak kendimi ifade etmeye çalıştım, "Neriman teyze, açıklayabilirim lütfen."
"Neyi neyi? Neyi açıklayacaksın, küçüğüne aşık olup büyüğü ile evlenmenin neyini açıklayacakmışsın?"
"Biz, Hakan'la evlenmiyoruz... Bitti... Ayrılıyoruz." dedikten sonra, keşke bunu söylemeseydim diyeceğim aklıma gelmezdi ama o an aklıma başka bir şey gelmemişti.
"Sen ne mikrop bir şey olmuşsun, ama yoookk o ananında alacağı olsun... Bunun hesabını sormaz mıyım ben."
"Neriman teyze, bilmiyor, annem bilmiyor söyleme yalvarırım... Lütfen... Gideceğim buralardan, söz veriyorum... Lütfen... Söyleme kimseye, kimse bilmesin." derken niyetim gerçekten Nazo ile gitmekti.
"Hakan biliyor mu?"
"Hayır."
"Furkan?!"
"Evet."
"Karşılığı da var değil mi? Yavrum... Oğlum... Seni abisiyle gördü de o hâle geldi değil mi?"
"Evet."
"Dediiii... Babaannesi dediii... Bu kızla çok bırakıyorsun dediii... Analığını doğru yap dediii... Oğlunun başında dur, sevgiyi senden alsın dedii... Abla diyor dedim... Kardeş gibi büyüdüler dedim... Aynı kaptan yediler dedim... Dinlemedim... Aynı karında büyümeyen kardeş olmaz dediii... Dinlemedim, geri kafalı dedim... Aralarında çok yaş var dedim... O büyüyene kadar diğeri evlenir gider dedimm..."
Evden cenaze çıkmış gibi hem konuşuyor hem sallanarak dizlerini dövüyordu.
"Ben... evimde kendime gelin değil kız büyüttüm zannederken... sen... çocuklarımın arasına fitne olmuşsun... yavrularımı bir birine düşman edecek kişiyi kendi ellerimle besleyip büyütmüşüm... Koynumda yatırmışım... Oooyyy ben bu günleri de mi görecektim, yavrum, evladım... Senin sonunu anan mı getirecekti oğlum."
"Neriman teyze yapma böyle lütfen." deyip, tekli koltuğun yanındaki sehpanın üzerinden bir bardak su doldurdum.
"İç biraz lütfen, sakinleş ne olur."
"İçmem... İçmem... Bu saatten sonra senin elinden şifa olsa istemem..."
"Özür dilerim."
"Neden neden... Bana nedenini söyle çabuk... Yoksa avazım çıktığı kadar bağırıp seni bütün köye rezil ederim, neden yaptın çabuk anlat."
"Tamam, anlatacağım... Gel... Koltuğa otur lütfen."
Kolumu kendinden itip, "Dokunma bana!" derken koltuğun minderinden destek alarak kalkmaya çalışıyordu. Beni itmesine rağmen yine de yardım edip oturmasını bekledim.
Aynı sallanmasına oturduğu yerde devam ederek bacaklarını sıkıyordu.
"Başla!" derken sert, kararlı, sabırsızdı...
Nereden anlatmalıydım bilmediğim için yakın gelecekle başladım...
"Beni tehdit ettiler Neriman teyze."
"Kimler?"
"Mardin'li bir kaç kişi."
"Senin Mardin'liyle ne işin var... Bana yalan söyleme."
"Söylemiyorum yemin ederim, benimle evlenmek isteyen birinden korumak için Hakan yardım etti. Biz anlaşmalı nişanlanmıştık..."
"Anladıkk, biz şüphelendik zaten, anan da bende işkillendiydik... Bunlara ne oldu dedik. Madem nişan göstermelikti daha niye düğün deyip durdun?!"
"Adamlar beni klinikte sıkıştırdı, Furkan'a silah çekmişlerdi, Türkân'la Nalan'ı kaçırmakla tehdit ettiler... Evlenmezsen iki kızdan birini alırız Furkan'ı da-"
"Oooyyyhhh yavrum... Ben seni okullarda zannederken, sen silahların gölgesinde miydin ciğerimin köşesi... ciğer parem... O akıttığın yüreğinin kanı mıydı kurban olduğum... Evladım, kimler kıydı sana?.."
"Neriman teyze, kimseye söyleme lütfen, benim arkadaşımın kocası geldi, bütün adamları aldı gitti."
"Furkan nerede?!"
"Hakan, onu otobüse bindirip gelecekti, seninle konuşup yüzüğü verecektim, lütfen kimseye söyleme... Ben gidiyorum buralardan yemin ederim."
"Canım yavrum, o kadar yol gelip anasını babasını görmeden gidecek miydin? Sana acımayana Allah da acımasın oğlum, size bunu yapana Rabb'im gün yüzü göstermesin oğullarım."
Bedduaların çoğu banaydı ama ben de onlar kadar mağdur, en az onlar kadar suçsuzdum.
"Anneme babama bir şey söyleme lütfen." diye yalvarıyordum...
Neriman teyze bir süre içinden içinden kendini dövmüş ama göz yaşları hiç durmamıştı.
Avlu kapısının açılmasıyla, göz yaşlarını silip kendini toparlayacaktı ki merdivenlerden çıkan kişinin Hakan olduğunu görünce, kendini onun kollarına bırakıp tekrar ağlamaya başladı.
Hakan, bana bakınca ne söyleyeceğimi bilemeyip başımı önüme eğdim...
"Annee, dur... Ağlama... Gel otur şöyle."
"Oğlum, oğlum, oğlum."
Üç kelimeyle öyle şeyler anlatmıştı ki, konuyu bilen yedi cihan, ne söylediğini anlardı.
"Bir şey yok anne, yapma böyle." diyen Hakan da kendince olanı anladığı için rahatlatmaya çalıştı.
"Ne yaptın sen oğlum, nee?"
"Annee, yok bir şey... Bitti gitti..."
"Neyi bitti oğlum, sana neydi sana, bir kızı kimler korur haa, babası abisi kocası, sen neyisin, ne için korudun?.."
"Türkân'ın abisiydim, Yılmaz amcanın oğluydum, kimseye bir şey vaadetmedim, ben abilik ve evlatlık görevimi yaptım... Sonuç lehimize dönünce de eskiden ne isem ona döndüm hepsi bu."
"Yok öyle bir dünya, ha deyim yüzük, ha deyim düğün, ha deyim bırak... Yoookk... İzin vermiyorum... Duydun mu beni?"
"Anne, ne söylemek istediğini anlamıyorum."
"Geç otur şuraya!" dediği yer üçlü koltukta benim yanımdı.
"Enik eliyle yal yeme, ya ağzına bulaşır ya gözüne diye boşuna dememişler... Önünüzde iki seçenek var!"
Neriman teyze hem bağırıyor hemde elinin parmaklarıyla da söylediklerinin altını çiziyordu.
Neriman teyze, "Ya gerçekten evlenir, gider İstanbul'da çoluk çocuk ne yapıyorsanız yaparsınız..." dedikten sonra işaret parmağını bana sallayarak devam etti... "Kiii, bu saatten sonra ben bunu istemiyorum... Ya da aynı plana devam edip nikahı yaparsınız, sonra da sen salondan eve gelmeden direk İstanbul'a giderken, bu da bir süre burada kalıp, sonra da nereye istiyorsa gider, tamam mı?"
"Anneee, buna gerek yok."
"Bana bak bana... sus... Konuşma... Siz iki deli yirmi yıllık arkadaşınızı koruduysanız, ben de kırk yıllık arkadaşımı koruyorum... Siz şimdi ayrılırsanız bütün kasaba ne söyleyecek haa, Engin'le öyle oldu, Meriç'le ayrı, şimdi de seenn... Seher'in kızı aylarca kendine baktırdı, ulu orta el ele göz göze gezdi tozdu, kim bilir ne yaşadı, sonra da ne olduysa ayrıldı derler..."
H: "Anne, başkaları ne der diye hareket edecek değiliz."
"Başkası ne EDER diye çıktığınız bu yola, başkası ne DER diye devam edeceksiniz... Duydun mu beni... Bunlar ne bunlar, ben bunları gösteriş olsun diye dağıtmadım." derken işaret ettiği yerde davetiyeler vardı.
"Bu kız daha bir hafta önce sebepsiz yere bayıldı, ne düşünürler hiç düşündün mü acaba?"
Suçu olmadığı hâlde oğluna böyle bağıran, ağzımı açarsam bana ne söylerdi kim bilir diye düşünürken, çok geçmeden ayağa kalkıp bir adım üzerime yürüyerek düşüncemin cevabını verdi.
"Kalk, elini yüzünü yıka kendine gel... Ananlara belli edecek olursan, yapacaklarımdan ben sorumlu olmam, duydun mu?.. Yerdeki davetiyeleri de topla, dağıtmama sen yardım edeceksin... Sakın eskisi gibi oluruz diye içinden geçirmeyesin, bitti artık... Aranızda dini nikahta kıyılmayacak... Küçükken Türkân ile yatıp kalktığın gibi defolana kadar yine aynısı olacak."
Neriman teyze, Hakan'a dua et der gibi sayıp sövdükten sonra odasına gitti. Ağlama sesi bize kadar geliyordu...
Hakan, kollarını dizlerine dayayıp yerdeki halı desenlerini incelerken ben, "Ne yapacağım ben şimdi." diye düşünüyordum...
"Annem haklı Cansu, biz bunu neden düşünemedik?"
"Hakan, sen ikna etsen."
"Neden sabretmedin, ben gelince konuşup vazgeçirirdim bu derece tepki vermezdi... Bodoslama mı söyledin ne oldu da bu hâle geldi?"
Başımı önüme eğip susmayı tercih ettim... Neriman teyzenin söylediğini yapıp yüzümü yıkamak için yavaşça banyoya girdim.
Suyu açıp bir posta da lavaboya dayanarak ağladım...
Öyle bir şey yapmıştım ki, herkesin başı ağrıyacaktı...
Neriman teyzenin, "Hadi!" deyip kapıya vurması ile kendimi toplayıp banyodan çıktım... "İn aşağı bekle beni... Bundan sonra seni Türkân'ın odasından başka bir odada görürsem bacaklarını kırarım... O odaya da gözünün ucuyla baktığını görmiym yoksa sadece ananla kalmam bütün köye rezil ederim seni." derken parmağıyla gösterdiği yer Furkan'ın odasıydı.
Kendi elimle kendi sonumu hazırladığımı biliyordum ama bu kadar canımı acıtacağını tahmin etmemiştim.
Nazo, Furkan'ın vurulduğunu benden gizlemese, "Bekle bizi." demesini kulak ardı etmez, bu sözü asla yapmazdım ama şuan her şey için çok geçti.
Avlu da Neriman teyzeyi beklerken, neredeyse bir buçuk sene önce Furkan'ın kucağına düştüğüm yere bakıyordum...
Furkan'ın hayalî bile güzelken ben bir ömür onsuz ne yapacaktım...
Ben, Neriman teyzeyle gerçekten davetiye dağıtacağız diye düşünürken; o, kapıdan çıktıktan sonra beni aşağı yola doğru itip, "Çık git şuradan, gözüme gözükme." diyerek niyetinin Hakan'dan da uzaklaştırmak olduğunu belli etti.
Aytül teyzelerin oradan geçerken, arkama bakıp kimsenin olmadığını görünce, sol yola sapıp köyün sonuna doğru yürüdüm...
~~~~•~~~~•
Akşam yemeğinden önce Hakan, kollarını başının altına almış yatarken Türkân heyecanla odaya geldi.
Abisinin yanına oturduktan sonra midesinin üzerine kollarıyla çenesini koyup, "Ne o canım abicim, nişanlından ayrıldın diye üzüldün mü yoksa?" diye sordu.
Hakan, derin bir iç çekip, sol elini başının altından çekip, "Bak bu Neriman hatun." dedikten sonra, sağ elini de yüzüğü gösterecek şekilde tuttu. "Bu da yüzük takılı parmağım. Annem geldi bunun çıkmasına böyle engel oldu." derken elleriyle T yaptı.
Türkân, kendini abisinden çekerken, "Nedeenn?" diye sordu büyük bir şaşkınlıkla.
"Cansu'nun adı çıkar diye, geçen nişanda bayıldı yaa, 'neden' derler diye, bu kadar çabuk evlenmek istemelerinin altında ne var acaba derler diye."
"Annem, ne zamandan beri başkası ne der diye hareket eder olmuş?"
"Bilmiyorum vallaa, ben geldiğimde ikisi de perişan bir haldeydi, Cansu nasıl başladı ne söylediyse annem çok kötü olmuştu... Sürekli kızıp durdu, sen yirmi yıllık arkadaşını korudun ben kırk yıllık dedi."
Türkân, bir şey söylemeden boş gözlerle abisine bakınca, Hakan, "İşte biz de böyle kaldık, bir şey söyleyemedik." dedi
Türkân; bir an, bir kaç gün öncesine gidip, "Ne yani, ben bunca tehlikeye boşuna mı girdim?" deyip üzülürken Hakan, "Boşuna değildir belki." deyip göz kırptı.
Türkân, abisinin kendine Şirwan hakkında laf attığını düşünerek, "Aşk olsun abi, sen de mi onlar gibi düşünüyorsun?" dedi
Hakan, kendini toplayıp, "Onlar kim, ne düşünüyorlarmış ki?" deyince Türkân yutkundu...
"Sen o adamı kaçırmasaydın ben Cansu'yla evlendikten sonra onu alıp İstanbul'a gidecektim, yaptığın şey sayesinde ben gideceğim Cansu burada kalacak, kimse bizi gerçekten evlendi zannetmeyecek, bu durumda boşuna değil yani demek istemiştim... Ben ne kaçırdım?"
"Bir şey değil abi yaa, boşver... Ben annemle bi konuşayım... Belki ben ikna ederim."
"Boşuna uğraşma derim ama sen bilirsin."
Türkân, abisinin yanağından öpüp, "Üzülme, her şey yoluna girecek inşaallah." deyip mutfağa gitti.
Annesi sinirli sinirli iş yaparken, Türkân elindeki bıçağın kendisine tutulmaması için sessizce dolaptan kıvırcık mor lahana çıkartırken Neriman hanım, "Bu akşam salata yok, turşu yiyin." dedi, "zıkkım yiyin" der gibi.
Türkân, aldıklarını yine sessizce dolaba koyarken Neriman hanım söylenmeye devam etti. "Kim dedi ki sana onları çıkar diye, dünkü bebeler büyüdü kendi başlarına iş çeviriyorlar, bir de sor değil mi sor, ana baba yerine koymuyorsun bari insan yerine koy, ne düşünüyorsunuz de, ama nerde."
Türkân, bir adım geriye atıp kapının kenarında beklemeye başladı... Annesinin huyunu biliyordu, şuan "çıt" dese çığ gibi üzerine gelecekti.
Annesi, "Yorulmadın mı sen, git yat... Durma elimin ayağımın altında." deyip yanından gönderirken, elimin ayağımın altı dediği yer mutfağın bir ucuydu...
Türkân da sessizce odasına gidip yatağa uzandı, telefonunu çıkartıp kulaklığı takarak şarkı açtı...
Abisi gibi dalgın dalgın tavanı izlerken bu seferde Hakan kapıya vurup içeri girdi.
"Canım?"
Türkân, kulaklıklarını çıkartıp yerinde otururken Hakan yatağa yaklaştı, "Ne dinliyorsun bakayım." deyip kulaklığı taktı.
"Aman aman, yandım amman
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler
Kaldı aklımızda
Aman aman, acı yüzler
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler
Kaldı aklımızda"
Hakan, kulaklığı çıkartıp Türkân'a uzatırken, "Hııııımm, Sezen... bayılırım... Ben de çok seviyordum." deyince Türkân şarkıyı durdurup, "Öyle denk gelmiş, eskilerden." diyerek açıklama yaptı.
Hakan, kardeşinin yüzünün kızardığını görünce göz kontağını kesmeden konuştu.
"Mimar olduğum için ona göre de verirdim ama bu sefer sağlıktan misal vereceğim... Diyelim ki durumu kötü bir hasta geldi, doktorlar ne yapıyor?"
"İyileştirmeye çalışıyorlar."
"Diyelim ki durumu stabil ama iyide değil... o zaman?"
"Ellerinden geleni yapıp zamana bırakıyorlar abi."
"Ne yani, bunu kendi haline bırakalım kalsın demiyorlar mı? Ya da boşuna yatak kaplıyor deyip göndermiyorlar mı?"
"Olur mu abi? Asla."
"Söyleyeceğime geleyim o zaman, biz de kendimizin doktoruyuz ve ona göre hareket etmek zorundayız... Eğer bir gün, 'his' adında bir hasta gelirse, durumu stabilse sakın öldürmeye, geri göndermeye çalışma, bırak stabil kalsın, baktın iyileştirecek güce sahipsin, durma... Elinden geleni yap, olmazsa zaman onu iyi ederse eder nasılsa... Ama hislerini öldürmeye çalışırsan ileride vicdan azabı çekersin."
"Pekii, ya komadaysa? Tedaviye yanıt vermezse."
"Değil koma, bitkisel hayatta bile olsa sen vazgeçme... Elinden geleni yap. Unutma! elektro şok sende..."
"Yapmazsam ne olur peki?"
"Hislerini gömüp üzerine toprak atmak zorunda kalırsın, o öldü, bitti, unuttum zannedersin ama öyle bir gün gelir ki, geriye döndüğünde o his işkence çekiyordur ve artık, o zaman elinden hiç bir şey gelmiyordur."
"Abii, yoksa?!"
"Ben on sekiz yaşındayken babamla buna yakın bir konuşma yapmıştık... O zamanlar ben cahildim, ne istediğimi biliyor ama nasıl davranacağımı bilmiyordum, şimdi büyüdüm olgunlaştım, bu seferde nasıl davranacağımı biliyor ama ne istediğimi bilmiyorum... Yaşın benim kadar küçük değil, tam ortadasın... Bana, 'Her türlü arkandayım' diyen bir abim olsaydı, ben ona güvenir, adımlarımı dikkatli atarak yere daha sağlam basardım."
"Çok üzgünüm."
"Bana değil, kendine üzül ve başkasının da sana üzülmesine izin verme."
"Teşekkür ederim abicim, bu nasihatini hiç unutmayacağım... iyi ki varsın."
"Sende!.. Neriman hatunun da üzerine gitme, boşver zaman bize ne getirse onu yaşayıp görelim."
"Aaahhh abiiimm keşke o kadar basit olsaydı."
"O ne demek kız?"
"Abii, Cansu... Başkasına aşık."
"Biliyorum ama karşılığı yok."
"Öyle mi söyledi?"
"Ben öyle anladım, öyle olmasaydı onunla evlenmez miydi?"
"Ne söylemem gerektiğini bilemiyorum."
"Bana bak, bilmem gereken bir şey varsa söyle."
"Cansu'nun söylemediğini ben nasıl söyleyeyim abi."
"Benimle olan durumu takacak biri mi?"
"Cansu'yu tamamen silecek biri."
"Cansu'ya söz vermiştim, aralarını yapacaktım."
"Çok kasma yaa, sözünü tutamayan tek sen değilsin."
Neriman hanım, kapıyı açıp, "Ne ooo hazır sofraya da mı davet bekliyorsunuz, kalkın..." diyerek konuşmalarının arasına bir azar çekmişti.
Hakan, "Hadi hadi, Neriman sultan, Rasim celladı kışkırtmadan gidelim." deyip Türkân'ı kolundan kaldırarak sofraya götürdü...
~~~~•~~~~•
Cansu...
Havanın soğukluğunu değil kararmasını dikkate alarak eve geldiğimde çoktan akşam olmuştu.
Bizimkiler Nazo'yu benden daha iyi ağırlamış, bütün misafir perverliklerini göstermişlerdi.
Dışarıdan içeriye girdiğimde neyse ki tek kızaran ağlayan gözlerim değildi.
"Ben biraz yatacağım," deyip odama giderken annem ayağa kalkmaya çalışmış, Nazo da, "Ben bakarım." deyip engel olduktan sonra peşimden gelmişti.
Sabah kendimi Furkan'ın yastığına gömdüğüm gibi, bu sefer de kendi yastığıma kapanıp ağlamaya başladım.
"Cano', ne oldu... Söyler misin?"
Hıçkırıklarımdan Nazo'yu duymuyordum bile...
"Cansu, korkutma beni kalk." deyip kolumdan kaldırınca başımı koluna bırakıp ağlamayı sürdürdüm.
"Ne oldu? Yoksa, Cihan yine bir şey mi yaptı?"
"Hayır... Neriman teyze... Nişanı bozdurmadı."
"Neden?"
"Beni Furkan'ın odasında gördü, aşık olduğumu anladı."
"İyi de, bu durumda ayırması gerekmiyor mu?"
"Sen arkadaşlarını korurken bende annenleri koruyacağım dedi, Seher'in kızının adını çıkartmam dedi."
"Hadi yaa, o kadar düşünceli biri mi, yoksa?!"
"Biraz öyle, birazda, Furkan ile olma ihtimalimi tamamen sıfıra indirmek için... Hakan'la da sadece resmi nikah yapacaksın, salondan sonra Hakan İstanbul'a gidecek dedi."
"Hakan ne diyor?"
"Haklı diyor?"
"Türkan ile konuşup bir şeyler yapalım, bu sefer seni ben kaçırayım, benimle gel."
"Hakan'la konuşucam ona göre hareket etmek istiyorum."
"Tamam canım. Hadi şimdi dinlen, ben annenlere yorulmuş derim."
Arkadaşımın yardımıyla yatağımın içine girip uyumaya çalıştım.
~~~~•~~~~•
Hakan ve Türkân moralsiz gibi tabaktaki yiyecekleri ile oynayken Rasim bey, onları izliyordu.
"Hakan, sen üç yaşında değilsin o da oyuncağın değil. Nimetle oynama!"
"O başlattı baba, ben çiğnedikce ağzımda çoğaldı."
"Tabağındakileri bana ver o zaman."
Hakan, "Teşekkür ederim babacığım." diyerek tabağını babasına verip gideceğini zannederken Rasim bey Türkân'a bakıp, "Kızım, sen de tabağını abine ver." dedi
Hakan, tabağını gülerek boşaltan Türkân'a, gözlerini kısarak bakıyordu.
Türkân, "Teşekkür ederim babacığım... Kalkabilir miyim?" deyince Rasim bey, "Tabağını sünnetledikten sonra kalkabilirsin kızım." dedi.
Türkân, eline bir lokma ekmek alıp tabağı sıyırdıktan sonra, "Afiyet olsun." diyerek odasına gitti.
Hakan, bu sefer de çaktırmadan gülen Erkan'a kızarak bakmaya başladı...
"Gülme lan, kırarım kafanı."
"Beni tehdit etme abi, bu aralar ablamla aram çok iyi, ona söylersem seni babama söyler."
"Bana bak, ona çok güvenme... Aşrı aşrı memlekete giderse hem cinsin olarak ben kalırım, huzur vermem sana."
"Kim, ablam mı? Bence yanılıyorsun, ablam gitmez, aşrı aşrı memleketten enişte gelir."
Neriman hanım, geçmeyen siniriyle çatmak için bu sefer de Hakan ile birlikte onunla konuşan Erkan'ı hedef aldı. "Bana bak, yiyorsanız yiyin, yemiyorsanız defolun gidin."
Erkan, susup yemeğini yerken Hakan, çaresizlik içinde babasına baktı.
Rasim bey, gözüyle "Tabağını Erkan'a boşalt" dedikten sonra Neriman hanımın görmediği tarafını kaşır gibi "Git" dedi.
Hakan, Türkân gibi tabağını sıyırdıktan sonra, "Afiyet olsun." diyerek odasına gitti.
~~~~•~~~~•
Neçirvan, Şirwan'ları merkeze getirip otele yerleştikten sonra iki gün sonrası için İstanbul'dan bilet aldı.
Bargiran Cihan'ı arayıp, Şirwan'ı telefona istedi. "Ağam ne yaptınız?" deyince Şirwan otelde olduklarını söyledi.
"Ağam, şimdi sana bir video göndereceğim."
"Ne videosu lan?"
"Ağam, senin kiraladığın arabayı nereye çektiklerini buldum, parasını verdim kurtardım. Sonra da yedek anahtarla yerine teslim ettim."
"Eee video?"
"Araç içi kamera görüntüleri var ağam. Şirket videonun kartı veriyormuş."
"Banane oğlum at gitsin."
"Ağam, görüntüler de kaçırılmanda var."
"Ulan Giran, sen de benim gibi başta söyleyeceğini sona saklıyorsun... Tamam... Bakarım... Sen şu öğretmeni araştır, elini çabuk tut."
"Emredersin ağam, bugün burayla uğraştım, yarın telefonunu getirip hemen araştırmaya başlayacağım... Başka bir şey ister misin?"
"Bir daha benimle ilgili bir şeyde Cihan'dan emir alma."
"Emredersin ağam."
Şirwan telefonu kapatıp, video indikten sonra izlemeye başladı...
...Video da, Şirwan bayıldıktan sonra Nalan, yana eğilip bacağını gazdan çektikten sonra el frenini çekip arabayı durduruyordu...
Nalan, arabayı durdurduktan sonra elini kalbine bastırıp geriye dönerken, Türkân aksine sevinçten uçacak gibi bakıyordu...
Şirwan, bir yandan izliyor bir yandan arada videoyu durdurup, kızıyordu.
"Şuna bak, görende zanneder ki, her ay beş kere birini kaçırıyor, rahatlığa bak a. k."
T: "Nalan, Allah kahretmesin kız, bizim c planı işe yaradı yaa, bu kadar kolay olacağını bilseydim bir hafta uykusuzluk çekmezdim."
Ş: "Vay anasını, en kolay planla kaçırılmışsın ya Şirwan, puuhh sana!.. Ulan dua et bir daha karşılaşmayalım, yoksa ben seni öyle bir uykusuz bırakacağım ki iflahın kesilene kadar..."
Kendini yan koltuğa geçirmeye çalışırken Nalan'ın, "Kız Türkân, bu ne kadar ağır?" demesine, sinirlenen Şirwan; Türkân, "Eşek leşi pislik." deyince tekrar videoyu durdurup, "Sensin eşek geri zekalı... Hem gel güpe gündüz kaçır hem de şikayet et." diyerek Türkân karşısındaymış gibi kavga ettikten sonra videoyu tekrar başlattı.
N: "Ama yakışıklı adammış haa?"
Ş: "Hadi yaa, cidden mi?!"
T: "Sana verelim, eli boş gitmesin."
Ş: "Aman aman, istemez, o da sen de benden uzak olun."
N: "Saçmalama bee, Cansu harbi maldan anlamıyormuş onu gördük."
Ş: "Sana malın kralını gösterirdim de tipim değilsin işte şansına küs."
T: "Nalan, her yanı Johnny Depp olsa ne yazar, abimle Furkan bundan daha yakışıklı bi defa."
Şirwan, videoyu durdurup, "Ne ne nee?" diyerek biraz geriye sarıp tekrar dinledi. "Nalan, her yanı Johnny Depp olsa ne yazar, abimle Furkan bundan daha yakışıklı bi defa."
Ş: "Vay vay vaaayy, Bengal kaplanına bak seenn?"
N: "Johnny Depp mi, sana öyle mi geldi?"
Ş: "Ne o beğenemedin mi?"
T: "Lafın gelişi dedim, çek şu gök bakışlının kolunu hadi."
Ş: "He hee, lafın gelişi, ben de yedim. Pis yalancı pinokyo seni, gördük o bakışını bir kere kızım, kaçın kurasıyım ben, yer miyim?"
Nalan'ın, "Bunun neresi gök, kız?" diye sormasına, Türkân'ın, elini itip, "Acele et, ayılmadan gidelim." dediğini gören Şirwan, "Pislik, arkadaşının dokunmasına bile izin vermiyor." dedi gülümseyerek...
Videonun sonunda Nalan arabayı bırakıyordu...
Şirwan videoyu kapatıp, gözlerini belerterek arkasındaki aynaya bakmaya başladı, göz bebeklerinin içine bakarak anlamaya çalıştı, kısıyor açıyor sağa bakıyor sola bakıyordu ama anlayamıyordu...
Neçirvan, arkadan onu görüp, "Ne yapıyorsun lan?" deyince Şirwan yerinde zıpladı ve gözünü açtığı parmak içine girdi...
"Aaayyyhhh, korktum... Ne o öyle sessizce geliyorsun." dedi, gözünü ovalarken.
"Daldığını farketmedim kusura bakma."
"Önemli değil de, gözlerime bir baksana ne görüyorsun?"
"Göööz!"
"Hadi yaa, cidden mi? Naz'a da böyle öküzlük yapmıyorsundur inşaallah."
"Hayır tâbi ki?"
"O yüzden mi bir yıl tavlayamadın da Cansu'dan sonra mecbur kaldınız."
"Birincisi biz mecbur kalmadık... İkincisi, bu soruyu O sorsaydı eğer, dünyamda ki en huzurlu yeri görüyorum derdim tâbi ki. Üçüncüsü de, bir yıl benden nefret eden kişinin bana yeniden sevdalanmasını bekledim... Bunu da ona Cansu gösterdi, neyse bu kadar yeter çok acıktık hadi yemeğe gidelim."
......