Mustafa Sandal-gidenlerden bir tek seni bana etkiledi

2117 Words
Furkan, fotoğraf geldiğinde merdivenlerden iniyordu, yazıyı ve fotoğrafı görünce bir anda nefesi kesilip başı döndü. Sol eliyle yakasını aşağıya çekerek kendini sakinleştirmeye çalışırken sağ eliyle de yanındaki trabzandan tutunmaya çalıştı ama dengesini sağlayamayarak beş altı basamağı yuvarlandı.... Gözünü açtığında acil müdahale odasında koluna serum takılı haldeydi... Meriç, başına eğilip, "Uyandın mı paşam?" diye sordu. Furkan, "Abii, neden uyandırıyorsunuz ki, bırakın gideyim." deyip ağlayınca Meriç, "Ne oldu Furkan, neden böyle oldun?" diye sordu. "Annem foto atmış, ikisi aynı yatakta uyuyor." "Ver bakayım?" "Telefonumdaydı." Meriç ceplerine bakınca telefonu düşürdüğünü farketti. "Ben gidip bi bakayım." deyip odadan çıktı. Güvenliğe Furkan'ı buldukları yerde telefonu bulup bulmadıklarını sordu... Emanetlerden Furkan'ın telefonunu bulan Meriç, ekranı parçalanmış telefonu cebine koyup, Türkân'ı aradı. "Meriç abi, hayırdır?" "Ne oluyor Türkân?" "Anlamadım..." "Kızım Furkan'a bi fotoğraf gelmiş, Cansu'yla Hakan!" "Yatakta aşk yaşarken mi abi?" "Ne diyorsun yaa?" "Abii, ben dayanamıyorum artık... Cansu intikam alıyorum diyor ama abim neden böyle?.. Sen biliyorsundur abim Cansu'ya aşık mıydı?" "Ne intikamı?" "Hangar!" "Sonunda Cansu'nun bana aşık olduğu malum hangar mı?" "O zaman mı olmuş?" "Hakan, on dokuz yirmi yaşındayken değil miydi? Üniversiteden yaz tatili için gelmişti." "Evet." "Tamam işte, o zaman... Cansu o zamanlar on beş on altı yaşındaydı. Biz lise sonduk." "Hatırlamıyorum Abii." "Cansu, İstanbul'da ya da hastalığında ne hissetti bilmem ama Hakan, hayatının hiç bir döneminde Cansu'ya aşık olmadı. Ondan eminim" "Abi, sana bir foto atayım Furkan'a gösterme... Adam bi oda çizmiş, ortada direk, kenarda başında çubuklar olan yatak... Abim o zaman evlenelim demiş. Adamın abimi korkutması Cansu'nun işine gelmiş gibi... Kör kütük aşık gibi davranıyor. Anlamıyorum..." "Cansu'nun yeri Hakan'da bir başka ama bu aşk değil... Cansu ne diyor?" "Kabul ediyor, Şirwan'ın gideceğini söyledim, onun kalması gitmesi umurumda değil diyor." "Bak kızım, rahat dur, kimseye bir şey söyleme, Furkan fenalaştı..." "NEEEE!" "Allah'tan duyurma dedim." "Abi umurumda mı? Ne oldu?" "Şuan iyi, tansiyonu tepe taklak olmuş, merdivenlerden düşmüş... Ben telefonunu buldum ama ona vermeyeceğim, bir süre oradan haber almasa iyi olur." "Abi, sesini bi duyayım." "Ne duyacaksın Türkân, ben bilgi akışı olmasın diyorum... Şuan iyi merak etme... Konuşursanızda bilmiyor gibi davran ve annenlerle bir süre görüştürme." "Tamam, Erkan'la deneriz." "Bana bak, rahat durun, aklım sizde kalmasın." "Tamam abi." ..... Meriç, Engin'in odasına gelip, "Evet, Dilan hanım, hazır mısınız? Şu dakikadan itibaren esirimizsin." diyerek elini Dilan'a uzattı. Engin, "Nee, saçmalama." diyerek yerinden fırlayınca başı zonkladı... "Oğlum manyak mısın? Canına mı susadın, kız psiko manyak, ne yapacaksak üçümüz birlik olup yapalım, bu karıya mı kaldık?" derken bir yandan da ağrıyan başını tutuyordu. D: "Birincisi, ben bu adam kılığına bürünmüş odunla aynı evde kalmak istemiyorum, ikincisi kabul, kardeşimle Şirwan'ı benden başkası buradan alıp gidemez." E: "Meriç, buna güvenme oğlum, aşiret ağasını yola getireceğini söyleyen bize ne yapmaz? saçmalama." Meriç, "Anlaştık o zaman Dilan, bir kaç gün misafirimiz olacaksın." deyip elini sıktı ~~~~•~~~~• Hakan, Neriman hanımın yaklaşmasına uyanınca, "Bu ne?" sorusuyla karşılaştı. Cansu'nun ayağından düşen buz torbasını ve ayağını göstererek. "Cansu'nun ayağını arı soktu." "Hiiii', kör olasıca emi?" "Anne, ölmüş arının arkasından konuşma." "İyi olmuş, gebersin... Başka sokacak kişi mi bulamamış?" "Kimi soksaydı anne?" ....Gözlerimi açtığımda Hakan ile Neriman teyze, kısık sesle konuşuyordu.... "Seni soksaydı, beni soksaydı, bu küçücük ayaktan ne istemiş?" "Uyumuş muyum?" derken şakaklarım çatlayacak derecede ağrıyordu. "Uyusaydın kızım." Hakan da benimle uyuya kalmış olacak ki, uyuşan kolunu ovalayarak hareket ettiriyordu. Neriman teyze, "Çok acıyor mu kızım?" deyip ayağımın üstünü öpünce neye uğradığımı şaşırıp, "Estağfurullah Neriman teyze." diyerek ayağımı sandalyeden yere indirdim. Hakan, kulağıma yaklaşıp, "Annemin, diğer gelinleri arasında en çok seveceği iki kişiden biriyle evleniyorum ama ne yazık ki gerçek değil." diyerek önümden kendini aşırıp geçip giderken, "Yaa, giittt, deliii." dedim. "Bak yaa, kızı rahatsız ediyor." deyip Hakan'a vuran Neriman teyze, yanıma oturup ayağıma bakmak isteyince, ayağımı dizime aldım. "Kör olasıca arı, o da biliyor cennetin yerini, ama oraya girmek o kadar kolay değil bir kere." Neriman teyzeyi hayâl kırıklığına uğratacak olmak beni çok üzüyordu... Hakan, dolaptan kıyafet alırken, "Bana bak kız, ihtiyacın var mı? Götüreyim mi?" diyerek banyoyu işaret edince, "Yok." dedim. Eski günlerimi hatırlayıp üzülerek. Neriman teyze, "Nereye gidiyorsun?" deyince, "Onun yok ama benim var, e benim de ayaklarım tutuyor çok şükür." diyerek banyoya giden Hakan'ın arkasından baktım. Neriman teyzenin, "Ooohhh, ya Rabb'im elhamdülillah, hep bu günlerin hayalî ile yaşadım." sözü sağ kulağımdan girerken soldan çıkmadı, beynimde yankılandı durdu... ...Birlikte Hakan'ın odasından çıkıp orta odaya geldik, koltukta biraz oturup saati görünce, "Ben artık gideyim." diyerek ayağa kalktım. Merdivenlerden çıkan Erkan'ı görünce, "Bana yardım eder misin?" dedim. "Geçmiş olsun?" derken hiç ciddi durmuyordu "Sağol." "İşte, olmaman gereken yerde olursan öyle canın yanar." Neriman teyze araya girerek, "Sus bakayım, o nasıl üslup öyle, saygılı ol." deyince aldırış etmediğimi göstermek için, "Haklısın, hadi gidelim." dedim. Neriman teyze Erkan'a engel olup, "Sen dur, düşürürsün emaneti, ne gücün yetecek, abin taşısın." deyip banyoya doğru yürüdü. Erkan, annesi uzaklaşınca, "İnşaallah sebebin bu sevgiyi ayaklar altına almaya değmiştir." deyip kolunu bana uzattı. Erkan'ın her sözü kalbimi parçalıyordu... Koluna girip, merdivenlerden inmeye başladık. Arkadan, "Dur dedim sana." diyen Neriman teyzeyi duymuyorduk. Avluya inince, beni bırakan Erkan, "Aman bana da bir şey hissetme emi ablacım, ya da bu sözümden dolayı intikam alma." deyip tekrar yukarı çıktı... "Canın sağolsun kardeşim." diyerek kapıya yürürken Hakan, "Burada yaralı bir ceylan varmış, onu evine götüreyim." diyerek beni kucağına aldı, arabayla eve bırakırken, "Biraz sonra annemle konuşacağım, bu akşam yada yarın geliriz." deyip gitti. ~~~~•~~~~• Nalan, babasının arabasını alıp Türkân ile kasabaya inmişti. Türkân, yatakta gördüklerini anlatıp ağlamaya başlayınca Nalan, kollarını sıvazlayarak destek oldu... .... Onlar otururken karşıda onları izleyen bir kaç çift göz kendi aralarında konuşuyordu. C: "Millet, kendinize gelin, abim bu kızı almadan değil Amerika'ya şuradan şuraya gidemez." B: "Ne yapacağız Cihan, zorla mı olacak, belli ki Cansu'dan aldığı elektriği bu kızdan almadı." "Bana bak Bargiran, bana çözümlerle gel... Bunu bende biliyorum ama evet, gerekirse trafo bağlayacağım ve bu kızla zorla evlendireceğim." J: "Neden ağam?" C: "Neden mi Jehat efendi, cebimde nereden geldiğini bilmediğim tonla param var ve istediğim yere harcıyorum ama o Şirwan öyle değil, maaşlar iki gün gecikse sabaha kadar uyuyamıyor, yirmi beş yaşında sırf oğlum oldu diye aşiretin başına geçemem... Düğün var Cihan koş, cenaze var Cihan koş, işte sorun var Cihan koş... Kaç defa ateşli, yatak döşek yataktan kalktı gitti, ayaklarını kaldıracak hâli bile yokken, sırf ağa olduğu için gitti, ben bu sorumluluğun altına giremem. Şimdi anladın mı neden?" B: "Ne yapacağız peki?" C: "Birincisi abim bu bengal kaplanına gideceğini söylemiş." J: "Neye?" C: "Bengal Bengal... Aslanı bile parçalayan gaplan." B: "Nasıl aklına geldi Allah aşkına?" C: "Benim değil loo, abim söyledi, bu kız da ona gök gök bakma demiş." J: "O ne demek?" C: "Bilmiyorum, sen google dan baksana Sivas'ca da gök gök bakmak ne demek." J: "Tamam, bakıyorum." C: "Sen de bana bak Bargiran, şu kızların yanına gidip, mizansen yapacağız... Sanki abim Amerika'ya giderken Cansu'yu da götürecekmiş gibi... Bunları bi korkutalım bakalım ne yapacaklar?" B: "Tamam." Cihan, ikiliyle Türkân'ların yan masaya oturup konuşmaya başladı... Türkân'la Nalan'ın belli etmeden dinlemeye çalıştığını farkedip, "Jehat, hazır mı?" diye sordu. J: "O dediğinle ilgili bir şey bulamadım abi." C: "Bargiran, bu beceriksize iş emanet edilmez, sen yap." B: "Tamam da ağam, ya Cansu havaalanında sorun çıkartıp uçağa binmek istemezse?" C: "Biraz sessiz konuş salak." (Göz kırparak) B: "Pardon abi." (Biraz volüm kısarak) C: "Şirwan ağam Neçirvan'ı kandırmak için biletleri aldı ama öncesinde biz kızı alıp yaptığımız eve kapatacağız... Eee, ağam istediğini aldıktan sonra kızda salak değil herhalde namusunu korumak için peşinden havaalanına gidecek... Anladın mı şimdi... Biz elimizi çabuk tutalım, evi bir an önce bitirelim. On gün var." J: "Tamam ağam, hemen gidelim." Cihan ve adamları hesabı ödeyip oradan ayrılınca, Nalan elini ağzına kapatıp ağlamaya başladı. Türkân, neye uğradığını şaşırmış gibi geriye yaslandı... Cansu'ya yaptığı haksızlıktan dolayı kendi kendini yiyordu... N: "Türkân, ne yapacağız?" "Bi dur, hazmedeyim... Öncelikle bunu sakın kimse duymasın, Enes'e söyleme yoksa Furkan bu adamı öldürür." N: "Abine söylesen?" "Saçmalama, diyecek ki ben zaten evleniyorum. Siz karışmayın." N: "Cansu da bunu biliyor yani öyle mi?" "Aynen, resmi görünce şaşırmadı bile, aptalım ben Nalan... O neler çekti ben..." N: "Tamam, üzülme... Ne yapacağız onu düşünelim." "Öncelikle bunlara belli etmeden Şirwan'ın yerini öğrenelim. Zaten on günümüz var... O zamana kadar illa ki bir şeyler buluruz." ~~~~•~~~~• Hakan, annesiyle nişan tarihini belirlerken Erkan da yanlarında telefonla oynuyordu. Neriman hanım, Hakan'ın düğünü istediği tarihî duyunca şok olmuş gibi baktı. "Oğlum, kış ortası düğün mü olur, ilkbahara doğru yapsak ya?" "Anne, gitmem lazım, ayrıca Cansu ile konuştum, kabul etti. Biz şimdi nikah kıyalım, seneye yazın güzel bir mevlüt okutur o hevesini alırsın." "Aayyy, size ne oluyor anlamadım, bi yok dediniz bi hee, şimdi de iki elimizi bir papuca sokuyorsunuz." Erkan: "Ayak..." "Nee?" E: "İki ayağımızı bir papuca sokuyorsunuz olacaktı." H: "Sus lan sen. çık git şuradan." E: "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış, onuncu köye gidiyorum." Hakan'ın ısrarına, "Anası babası kabul ederse." diyerek başından savan Neriman hanım, Seher hanımı arayıp, "Bu akşam geleceğiz." diyerek haber verdi. ~~~~•~~~~• Hakan'ın beni bırakmasının üzerinden bir saat geçmişti ki, Neriman teyze akşama gelelim diyerek aradı. Biz onları bütün aile karşılarken, onlardan Türkân'la Erkan gelmemişti. Babam ve annem bana bakıp şaşırsa da babamdan bakışımı kaçırıp, Hakan'ın istediğine onay verdim. Derin; onay Hakan'dan olacağı için ayağa kalkıp yanına oturarak, "Hakan abi, bak, 25.12.25 geçen arkadaşım abisinin böyle yapacağını söyledi, siz de öyle yapsanız?" deyince Hakan, "Dur bakayım, güzel... Ablan da isterse olabilir." dedi. Odaya bomba gibi düşen bu konuşmaya, babam, "Sen görürsün." der gibi Derin'e bakarken, Rasim amca, "Hanımlar yetiştirebilir misiniz?" dedi. Neriman teyze annemin dizine dokunup, "El ele verirsek olur galiba." demek zorunda kalmış gibiydi. Annemin yüzünde, "Bu da nereden çıktı böyle." der gibi yalancı bir tebessüm vardı. Nişanı kasımın son haftasında yapıp, sade gerçekleşecek olan nikahı da yirmi beş Aralık'ta yapacaktık. Yeni yıla Furkan'ın soyismi ile girerken abisiyle evli olacaktım... ~~~~•~~~~• Engin ve Dilan taburcu olunca Furkan'ın evine geldiler. Ela ile Furkan, Engin'le Dilan'a yatak hazırlarken, Meriç'te kan olan yerleri siliyordu. F: "Abla, kusura bakma, evde başka oda yok, Meriç abiyle ben benim odada yatacağız." D: "Sorun değil de, ben Ela ile de yatabilirdim." F: "Şey, maalesef o imkansız, Ela yanında biri olunca uyuyamıyor." D: "Peki, tamam, hastanede kaldıysak?" Meriç: "Aynen öyle, burası da hastaneden farksız zaten, üst kat ruh ve sinir hastalıkları hastanesi, bu koltukta nöroloji, senin orada genel cerrahi, benim odam da kardiyoloji." D: "Tek başına bu kadar hastayla baş edebilecek misin? Aşti'yi çağırabilirim." F: "Aman abla, sen dur, hepimiz antrenmanlıyız, hallederiz." ...... Ertesi günü Furkan okula, Meriç'te İstanbul'a giderek işleri halledip gelmek için evden çıktı. Ela, Furkan çıkar çıkmaz katına çıkıp kapısını kilitledi. Dilan, "Ona ne olmuş?" dedi, Ela'nın arkasından bakarken Engin, derin bir nefes çekip, "Tam olarak bilmiyorum ama tahminime göre, beni senden kurtararak Furkan'ın kendine yaptığını yaptı." deyince Dilan üzülerek mimiklerini sıktı. "Eee, Dilan ağa, sen mi hemşire olacaksın ben mi?" "Sen olacaksın tâbi kii, sen komandoymuşsun ya." "Senin yüzünden beynim sarsıldı, sen daha iyisin, sen ol." Dilan, "Ağlama bee, getiririm..." deyip ayağa kalkarken söylenmeye devam etti "Ben kurşunlara göğüs geleyim, seni kurtarayım sen?" Engin, mutfağa giden Dilan'ın arkasından bağırırken, "Senin tabancanla bayılmışım, kendi kurşununu yedin ne şikayet ediyorsun?" dedi... ... Dilan'ın getirdiği suyu ve ilaçları içen Engin, çok geçmeden uyumaya başladı. ... Dilan, Engin'in uyuduğunu görüp, sessizce evden çıkmaya çalışırken, Engin, gözlerini açmadan, "Nereyee?" diyerek çıkmasına engel oldu. Dilan, "Harbi komandoymuşsun aferin." diyerek yatağına geri yattı... ~~~~•~~~~• Meriç, çalan telefonunu, "Efendim Türkân." diyerek açtığında Furkan'ı okula bırakmış İstanbul'a gidiyordu. "Abi, sana kötü haberler verip aksine iyi haberler duymak istiyorum." "Haberin kötülüğüne göre kızım, başla." "Abi, iki hafta sonra nişan var, aralıkta da nikah, ne diyorsun?" "Dua et de Engin'le kız çabuk iyileşsin diyorum." "Onlara ne oldu?" "Sen bana kötü haber verirsen ben daha kötüsünü veririm... Ela, Engin'in başına silahla vurdu, hafif bir kanaması var, şuan evde yatırıyor, kızı da omuzundan vurdu, o da karşı koltukta yatıyor... On gün sonra birinin dikişleri alınacak, diğerinin de mr var... Beynindeki kan dağılmış mı ona bakılacak." "Abiii, bunlar benim haberimden de berbat... Furkan nasıl?" "Biraz önce okula bıraktım, doktor ona da ilaç verdi... Dün akşam Yavuz aradı, tansiyonu ile ilgili bilgi almış, Furkan'ı Check-up için İstanbul'a çağırdı... Şimdi sen söyle, ne yapayım, Cansu hanımın kaprislerine iki kardeşimi feda mı edeyim... Bak kızım, bu dünya da ne edersen kendine edersin kendi kendine, unutma bunu... Cansu, sözümü dinlemedi, bırak dedim... Bir yıldır kadın kaçıp gitmemişte, sana ne oluyor bayan kahraman?.. Hadi onu kabul etmedi, sen bırak ben yapayım dedim, yemin ediyorum ölümü göze aldım, Nazo'yu ben kaçırdım, Bugün Furkan'ın güvendiği Neçirvan, karısını almak için silahını bana doğrulttu... Cansu bu, yine rahat durur mu, gitmiş orada da, Nazo sizin gelininiz değil, onların evliliği formalite demiş... Şimdi ne yaşıyorsa, koca dili yüzünden, inadı yüzünden... İntikamına kapılmak yerine benimle olsaydı hem Şirwan'dan kurtulurdu hem de benden." "Ne yapacağız peki?" "Hakan'a destek ol... Engin'le ben bir yolunu bulup Furkan'ı devreye sokmadan düğünü iptal edeceğiz." "Tamam abi." "Hadi göreyim seni, bi cahillik yapmayın."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD