Furkan, sedirin kenarından sarkan tek bacağıyla destek alarak beni kaldırmaya çalışırken, bende ağırlığımı tamamen Furkan'a vermemek için dizimi sedire koyup, kolumla da omuzundan tutarak kalktık.
Hakan gelmeden toparlanıp sandalyeye geri oturdum. Daha şaşkınlığım geçmeden bir de Furkan; Enes'e işaret ederek istediği kırlenti alıp karnına koyunca, önce minderin hizasına sonra da gözlerini kaçıran Furkan'ın yüzüne baktıktan sonra utanarak başımı öne eğdim.
Hakan, yarayı merak ettiği için bacaklarını kırıp tabureye doğru yaklaştı, yüzünün ekşimesinden yaranın durumunun kötü olduğu anlaşılıyordu.
Enes'te merak edip benim omuz hizama eğilerek yaraya baktı. Hakan, "Bu yara neden bu kadar büyük?" diye sorunca bende elimle tarif ederek, "Çivi çapraz bu şekilde girdiği için delmeden ziyade yırtmış" deyince Hakan, "Sen nasıl olduğunu gördün mü kii?" dedi.
Yine bir boş boğazlık yapmış, kendi bacağıma sıkmıştım. Furkan'a, yardım ister gibi anlık bakınca Furkan "Kendin kaşındın!" der gibi baktı. Mindere dayadığı kolunun eliyle başı ağrıyor gibi alnını ovuşturunca Enes imdadımıza yetişti...
•~~~~~~•...Yıllar önce de arkadaşını pratik zekasıyla kurtaran Enes, Hakan'a; "Abi biz nasıl çıkartalım, Cansu ablaya çıkarttırdık." dedi... •~~~~~~•
Bu çocukların büyümesine bir gün şükredeceksin deselerdi O gün bu gün derdim.
Yaranın etrafında sert dokunuşlar yapınca Furkan'ın canını acıtıp, "Aaaahhhh!" demesine sebep olmuştum. Hakan, bir gün önce yakasından tutup hırpalamamış gibi, kardeşinin canının acısına dayanamamıştı, "Cansuuu, yavaş yapsana kızım, canını acıtıyorsun!" diyerek bana kızdı.
Ben aslında minderin altındakinin Furkan'a yaptığı baskıyı azaltmak için canını yakmaya çalıştığımı söyleyemeyeceğim için, "Ne yapayım, hayvanların derisi kalın, bizde böyle öğrendik." diyerek kendimi savundum.
"Hayvanla, kardeşim bir mi? Daha nazik olur musun lütfen!" deyince bir gün önce söylediklerini hatırlatmak yerine, "Aman da aman, sevsinler. Kardeşine de kıyamazmış!" dedim
"Kıyamıyorum tâbii, ölürüm lan ben onlar için." dediğinde dünden razıymışım gibi, "İyiii, kıyamıyorsan al sen yap." deyip pamuğu uzattım.
Sanki becerebilecekmiş gibi, "Veeerr, yaparım!" demişti...
•~~~~~~•... Furkan, ayaklarının dibinde ki bu muhabbetin daha fazla uzamasını istemeyerek, "Abiii, bir bardak su getirebilir misin?" diyerek abisini Cansu'nun yanından kaldırdı.
Hakan mutfağa gidince de Cansu'ya sinirli sinirli bakıp, elindeki kırlenti omuzuna vurarak, "Sen de çabuk yapıyorsan yap, kalk şuradan!" dedi. Neler olduğunu anlamayan Cansu hızlı hızlı ayağını sarıp kalktı... •~~~~~~•
... Kızlar kahveleri yapmış önden giderken ben ellerimi yıkıyordum. Hakan ve Enes Furkan'ın koluna girerek yukarı çıkarttı.
Elimi yıkamış tepsi bırakmaya gelen Türkân'ı kolundan tutup gözlerimle yukarıyı işaret ederek, "Karşı koltuğu boş değil dimi?" deyince Türkân telefonunu çıkartıp Nalân'a, Furkan'ın paralelinde kalan koltuğa oturup yanını bana ayırmasını söyledi. Mesajı okuyunca, "Cansııınn" deyip yanağından öperek yukarı çıktım.
En az üç yıl önce çıktığım bu kata gelince; bazı mobilyaların olmadığını, halının yanına ufak bir kilim geldiğini, boyanın renk tonunun değiştiğini gördüm. Yavaş adımlarla Nalân'ın yanına oturdum.
Furkan'ın karşısında değildim ama diğer bireylerin oturuşundan dolayı L şeklinde ki düzende çaprazda kalıyordum. Furkan'la göz göze gelmemek için eskiden ambar odası olarak kullandıkları odanın kapısına bakarak geçmişi düşündüm. O odada yaşadığımız günleri hayâl ederken gözlerim doldu...
Gözümü ayırmadan sadece o kapıya baktığımı gören Nalân kolumdan dürterek cebimi işaret etti, "Sana mesaj geldi galiba?" diyerek telefonuma bakmamı istedi. Odadan bakışımı memnuniyetsiz bir şekilde dudak büzerek sonlandırıp, bu güzel ânın bitmesine sebep olan arkadaşıma kızar gibi bakarak, "Benim telefonun sarji bitti, kapalı!" deyince Nalân, "Aaaa pardon benim telefonuma gelmiş!" diyerek biraz önce yazıp bana attığı mesajı gösterdi.
"Sana gelen mesajdan bana ne" der gibi baksamda mesajın içindeki "Furkan" yazısı gözüme çarpınca okumak istedim.
"Cansu, o baktığın oda Furkan'ın odası."
Beyninde şimşekler çaktı, Yutkundum...
Okuduğum mesaj kendi sesimle beynimde yankılar hâlinde dolanıyordu.
"Furkan'ın odası".
"Furkan'ın odası."
"Furkan'ın odası."
Midemde başlayan ve boğazım ile ağızımı birleştiren yere kadar uzanan bir yanmayla yüzümü ekşiterek kısık sesle, "Ne zamandır?" diye sordum
Nalân, hiç dikkat etmediği için, "Ne bileyim, bayâğıdır!" deyince nereye bakacağımı bilemeden gözümü bir oraya bir buraya çevirirken, koltuğun kolunda Furkan'ın parmaklarını oynattığını gördüm.
Görenin ritim tuttuğunu zannettiği parmakları aslında 4 yılı gösteriyordu. Zaten ne olduysa dört yıl önce bir gece benim bu evde kalmamla olmuştu.
Kafamdan o geceyi unutmaya çalışarak, odanın düzenini sordum. Nalân, eliyle; yatağın masanın komodinin yerini tarif edince elini aşağı indirip kulağına eğilerek, "İstersen kapıyı açta göreyim böyle olmuyor, ne yapıyorsun seenn?" diyerek arkadaşımı susturdum...
Furkan, Enes'in kulağına eğilip bir şey söyleyince Enes kafasını sallayarak "olur" deyip aşağı indi. Enes'ten boşalan yere oturan Hakan, Nalân'ın önünden bana yaklaşarak, odada sadece kulak verenlerin duyabileceği bir tonla, "Meriç geliyor!" dedi. sanki basılmışız gibi utanmış, rengim kırmızıdan mora dönmeye başlamıştı...
•~~~~~~•...Furkan, abisinin imasina sinir olsada Meriç'in anne babasının planını bozacak kişi olmasından dolayı içi rahatlıyordu. Bir ara, Cansu; Meriç'le mi olsa yoksa abisiyle mi olsa daha kötü olurdum diye düşündü. Her türlü kalbine mızrak yemiş gibi hissetse de abisiyle olursa çifte acı yaşayacağı için Meriç'in olmasını tercih etti. Abisiyle aralarındaki bağın ölene kadar kopmasına dayanamazdı... •~~~~~~•
... Hakan, gülümseyerek, "Yanlış anlama ama aklıma geldiğinden, bir şey düşündüğüm için değil yani, espirisine!" diyerek beni kızdıracak bir söz söyleyeceğinin hazırlığını yapar gibiydi.
Hakan'a bakmadan Furkan'ın ellerine yoğunlaştım, elinin üzerindeki damarlar top top olmuş neredeyse patlayacak balon gibi duruyorlardı.
H: "Nalân bi düşünsene bunlar evleniyormuş, çocuğun adını Deniz, pınar vs koyarlar herhalde."
Furkan'ın karnının hızlı hızlı inip kalkması ve yumruğunu sıkması artık orada durmak istemediğini gösteriyordu. "AAABİİİİİİİ!" herkesin susup oraya bakmasını sağlayan bu bağırma, Hakan'ın korkuyla dönmesine sebep oldu. "Furkannn bir şey mi oldu?"
"Abiii canım acıyor! Odama götürür müsün?"
"Tâbi aslanım, gel. Neden en başta gitmedin kii, gel. Tut benden."
Hakan'ın Furkan'ı götürüp yatırmasıyla misafirler kusur işlemiş gibi utanmışlardı.
Ali amca)"Lafa daldık amacı unuttuk, hadi kalkalım, 'hasta ziyaretinin kısası makbuldür' diye boşuna demiyorlarmış!" dedi
Rasim amca)"Cansu, kızım yarası o kadar ağır mı kii? Bi hastaneye falan mı götürseydik."
Sesim titreyerek, "Rasim amca, ağrı kesicinin etkisi gitmiş olabilir. Sonuçta yara, ağrı yapabilir." deyip suçu gözle görülen bir sebebe yıkmıştım
Neriman teyze de doktor diplomamdan ötürü olacak, "Cansu, kızım sen bi bakıversen mi ne yapabiliriz." diyerek benim iyi edeceğimi zannediyordu.
"Aşağıda ilaçları vardı içebilir." dedim herkesin aklına gelebilecek bir şeyi söyler gibi
Neriman teyze, benden aldığı taktiği emir gibi addederek, "Hakan, ilaçları getir hadiii..." dedi...
Hakan'ın getirdiği ilaçları alan Neriman teyze Furkan'ın kapısına giderken yolda beni de çağırıp, "Şimdi o inatlık eder gel sen ver!" deyince babama baktım. Babam çaktırmamak için, "Tamam kızım biz biraz daha kalırız sen ver" diyerek bakışımın izin değilde kalkmayı bahane ettiğimi düşünmelerini sağladı.
Neriman teyze ilaçlarla içeriye girdi, "Oğluuuumm!"
Furkan yatağa yatıp, kafasını da yastığa bastırmış, yumruklarını sıkarak kendini boğmaya çalışıyor gibiydi. İçeriye girince Furkan'dan sonra odanın düzenine baktım.
Neriman teyze, "Haklı çıktım gördün mü" bakışı ile "Kızım gel" deyince Furkan âni bir hareketle geriye döndü. Yavaş adımlarla yanına gelip yatağa oturdum.
Neriman teyze, odanın dışında ki hareketliliğin sebebini bildiği için, poşeti bana verip, "Ben Ali amcanlarını yolcu edeyim!" dedikten sonra kapıyı kapatıp dışarı çıktı, Furkan elleriyle destek alarak kendini yukarıya kaydırdı.
Biraz önceki muhabbetten dolayı kafamı kaldırmıyor elimdeki ilaç poşetini hışırdatıyordum...
"Neden acele ediyorum anladın mı?"
".........."
"Senin adının yanına başka bir isim hayâl bile edemiyorum."
"Furkaaannn!"
"Bana öyle Furkan deme dedim sana!"
"Ne olur derseeeemm?"
Furkan, biraz daha yaklaşmak için gömüldüğü yerden mabadını debelendirdikten sonra bakışlarını yüzüme hapsetti.
Elinin biriyle ellerimi tutarak poşetin sinir bozucu sesini durdururken, diğer elinin parmaklarıyla da saçlarımı geriye tarayıp boynumun orada sabitledi.
Açığa çıkardığı yanağıma eğildi, "Göstereyim mi?" dediğinde içimde bi ürperti hissettim, Yutkundum... Dudakları yanağıma değdiğinde gözünden akan yaş yanağım ile Furkan'ın dudakları arasında kayboldu.
Hakan'ın densizliğinin cezasını çekmeye razı olarak elimin birini Furkan'ın elinin altından çekerek yine Furkan'la buluşturdum. Yüzüne dokunduğum elimle, abisinin adına özür dilemek için yanağımı dudaklarından ayırmadan sürüklemeye başladım.
Dudak gamzelerimizin birleştiği yerde kalbim duracak gibi hissediyordu. Bu hareketim aslında tamamen vicdanımı rahatlatmak içindi, yada kendimi öyle kandırıyordum. Midemden ses gelmiyor ve yanımızda kötü haberi verecek bir kişi de yoktu...
Furkan, kendini tamamen bana bırakmış, kendisinin yapmayı kasdettiği şeyi kendisine yapılmasını bekliyor gibiydi. Furkan'ın dudaklarının sıcaklığından yanıp tutuşurken, burnundan gelen mini rüzgarla da ferahlık hissediyordum. Abisinin intikamını alması için kendimi tamamen Furkan'a bırakmıştım.
Furkan alt dudağımı dudaklarının arasında sıkıştırarak içimdeki kelebekleri özgür bırakacak kadar bi sertlikle dişleyerek, "Haa söyle?!" dedi...
Ne sorduğunun bile farkında değilken, ne cevap vereceğimi düşünmeye başladım. En son nerede kaldığımızı çoktan unutmuş gibiydim. Furkan ikinci defa, "Hadiiii" deyince sinirlenmeye başladım, ilk defa kendimden ödün vererek, (başkasının vebalini ödemek için bile olsa) yaptığım şeyde bunu beklemiyordum.
"Sana diyoruuuumm!" bu sesin bunu yaparken burada ne işi vardı. âni bir karar aldım; gözümü açacak, suratına bir tane yapıştıracak ve öpüşme esnasında yapılmayacakları öğrenene kadar bir daha yapmamasını söyleyip oradan gidecektim...
Kararımı tatbik etmek için gözümü açtığımda Furkan'ın geriye yaslanmış kollarını bedeninde birleştirmiş bana baktığını gördüm.
"Neden acele ediyorum şimdi anladın mı? Ki daha anne babalar var, seni, kim kime düşünüyor Allah bilir." diyordu
Furkan'ın suratına vuramamaktan mı yoksa yaşadığım şeyin hayâl olması mı daha çok sinirimi bozdu bilmiyordum. Furkan'ın konuşmasının yarısını net yarısını boğuk duyuyordum ama ne söylediğini anlamıyordum. "Tüh yaaa vuramayacak mıyım yani, oysa ben çok güzel öpüşebiliyor muşum. Kendi kaybetti, bir daha da Hhııııhh rüyanda görürsün, "Geri zekalı!.."
O kadar düşündüğüm şeyin sadece son iki kelimesinin sesi çıkmıştı, kendi sesimden irkildim.... Kendi sesinden korkmayanda ne bileyimmm.
Furkan, bakışlarını sertleştirmişti belli ki son iki kelime gerçekten sahibini bulmuştu.
"Bu mu Cansu, sana inanamıyorum gerçekten, Tamam. Hadi git ve rahatça uyu çünkü sana söz veriyorum bundan sonra sen gelene kadar ben burada böyle bekliyor olacağım."
Minnet bakışıyla bakarken, kafamı kaşıyıp, "Acaba ne söyledi de benim 'geri zekalı'm ona bu kararı aldırdı diye düşünürken Furkan daha da sinirli bakarak, "Ya tamam çık git, kaşınma karşımda uyuz gibi!" dedi
Elimdeki poşeti komodinin üzerine bırakıp, sanki kovulmamış gibi "Ben artık gideyim!" deyip ayağa kalktım. Furkan duvardan tarafa dönüp, "Sessizliğe, sensizliğe gömülüyorum!" der gibi bakıyordu.
Bana da gün doğmuş gibi, biraz önce öpüşmemizin hayalini kurduğum dudaklarına baktım. "Bir gün bu dudakları çılgınca öpecek miyim acaba" diye düşünürken, sertçe açılan kapı kafama ve kulağıma vurunca, içimden, "Ahanda böyle Allah belanı verir kızım." dedim...