(17.bolum)

1601 Words
Furkan, "Olur Yılmaz amca!" diyerek karşısında ki koltuğa oturmak için yaralı ayağının topuğuna basarak aksaya aksaya yürüdü. Enes'in yardım teklifini eliyle geri çevirmiş, Yılmaz Bey'in de bütün ısrarlarına rağmen ayağını sehpaya koymadan oturmuştu. Yılmaz bey, Enes'e, "Birer çay olsa fena olmazdı" deyince Enes hemen çay istemek için ayağa kalktı. Kapıya çıkalı iki adım olmuştu kii, bir şey hatırlamış gibi geriye döndü. Yılmaz Bey'in arkası dönük olduğu için Furkan'a, işaret diliyle, "Sen ne içersin" deyince Furkan, dudaklarını, "Su" diyecek kadar öne uzatıp geri bıraktı. Enes, tekrar gittikten sonra Yılmaz bey, "Baban nerede?" diye sordu. Furkan, babasını en son Cansu'ların evde gördüğü için, "Bilmiyorum Yılmaz amca." deyip sustu. İçinde kopan fırtınalar tüm vücudunu titretirken sesini de kontrol altına almak üzereydi. Yılmaz bey, Furkan'ı germe niyetinde olmadığı için, lafı bir türlü konuya getiremiyordu. "Biraz işimiz vardı da, buradadır diye düşündüm. Neyse akşam konuşuruz artık" deyip telefonunu çıkarttı. Seher hanımı arayarak, "Hatun neredesin yine nereye sevgini gösteriyorsun?" deyince konuşması Furkan'ın hoşuna gitmiş ve elini dudaklarına bastırarak gizli gizli tebessüm etmişti. Yılmaz bey konuşmasına devam ederken Enes çayı söyleyip, yanlarına gelmişti. Yılmaz beyin görmediği gözüyle göz kırparak durumu öğrenmek istedi. Furkan, yan yan bakarak yanına oturmasını işaret etti. "Hatun, akşam Rasim'lere gidiyoruz, geçmiş olsuna!.. Yok yok, Furkan ufak bir kaza geçirmişte onun için... Ben şimdi yanındayım durumu o kadar kötü değil... Tamam sen Derya ile Derin'e söylersin...Haaa bir dee sabahki tatlıyı bitirmeyin, akşam da yicem, tadı çok güzeldi... Hadi görüşürüz" Yılmaz bey konuşmasını yüzündeki anlamsız bir tebessümle bitirerek, telefonu cebine koydu. Furkan'a "konuşalım" demesine rağmen Enes'e dönerek, "Taner yine köpek mi aldı?" diye sordu. Enes, sorunun neden kendisine sorulduğunu bilmese de cevabı biliyordu. "Evet Yılmaz amca." "Bana bak, söyle o it herife köpeğine sahip çıksın. Geceleri evimin etrafında dolanıp kızlarımı korkutup huzurlarını kaçırmasın. Taner'in can dostuymuş arkadaşıymış demem dağıttığı odunlarla kovalarım onu." Enes, sanki tehdit kendine edilmiş gibi birden titremeye başladı. Çaylar ve su gelmişti. Çocuk çayları verirken suyu isteyen Furkan değilmiş gibi Enes atılarak aldı, çok ihtiyacı varmış gibi arka arkaya içtiği için boğazında kalmıştı. Kesik kesik öksürürken Yılmaz bey, "Helal oğlum helal, yavaş bu ne acele!" dedi. Enes'in beş dakikaya yakın süren öksürük krizi geçerken, Yılmaz bey, "Acele dedim de aklıma geldi. Geçenlerde bi sohbet dinledim. Peygamber efendimiz (sav) “Kim bir borçluya mühlet verirse, her gün için bir sadaka sevâbı kazanır. Kim onun borcunu vâdesi geldikten sonra tehir ederse, tehir ettiği müddetçe, her geçen gün sadaka yazılır.” “Allah Teâlâ sizden önceki ümmetlerden bir kişiyi bağışladı. Çünkü o sattığında kolaylaştırır, aldığında kolaylık gösterir ve borçludan alacağını isterken kolaylığı tercih ederdi.” “Allah Teâlâ’nın kendisini, kıyâmet gününün sıkıntılarından kurtarmasını isteyen kimse, borcunu ödeyemeyene mühlet tanısın buyurmuş. Yani bir şeyi yaparken haklı ve hakkı olmasına rağmen acele etmemek lazımmış. Zaten bi söz var ya, Acele işe seytan karışır diye..." deyince Furkan söz ister gibi bakarak, "Yılmaz amcaaa, acele etmeyince de insanlar karışıyorsa ne yapsın?" dedi. "Alacaklıya mı verecekliye mi?" "Vereceklinin borcunu tamamen silmeye çalışıyorlarsa?" "Arada bi senet kefil yok mu?" "Alacaklı kayıtsız şartsız kabul etmiş!" "Borçlu borcunu hatırlamıyor mu?" "Zaman aşımına uğradığı için unutmuş." "Borç borçtur yıllar geçse de unutulmaz ki?" "Karışan insanlar yüzünden unutmuş işte!" "Olsun, eğer borca sadık, sözüne güvenilir biriyse elbet öder, sen hatırlattıysan daha fazla huzursuzluk vermeki boğulmasın." Furkan, alenen nasihati almış cevap vermemişti. "Aklıma bir fıkra geldi, birgün Nasreddin hoca evine giderken alacaklısı karşısına dikilmiş, demiş hocaa artık yeter ver borcunu, hoca borçlu olduğunu bildiği için bir şey diyememiş. eve gelmiş düşünmekten yemek yiyememiş, yatağa yatmış ama sağa dön sola dön gözüne bir türlü uyku girmemiş, en sonunda bakmış olacak gibi değil, gitmiş alacaklının kapısına, komşu komşu kalk demiş, alacaklı kim bilir kaçıncı rüyasından uyanmış, ne oldu hoca gecenin bu saatinde ne istersin demiş, hocada, bana bak efendi ben borcumu tez vakitte ödeyemiyorum, zamana ihtiyacım var demiş, adam şok olmuş gibi bakınca da, Nasrettin hoca patlatmış bombayı, bu saate kadar ben uyuyamadım bu satten sonra da sen uyuyamayıver deyip arkasını dönüp gitmiş." Furkan, boş bulunup tebessümünü arttırarak kahkahaya yakın bir gülümsemeden sonra boğazını temizleyen bir öksürükle ciddiyete bürünmeye çalıştı. Yılmaz bey ayağa kalkıp, kalkmasına izin vermemek için omuzuna bastırarak babacan bir ses tonuyla, "Rahat uyku uyumak istiyorsan, kimsenin uykusunu kaçırma. Hadi akşama görüşürüz kalın sağlıcakla" diyerek dışarı çıktı. Furkan, Yılmaz beyin arkasından bakarken, "Her şeyi geçtim sırf senin damadın olmak için bile evlenirdim kızınla." dedi. Enes, sanki konuşmaların asıl odağı kendisiymiş gibi, "Hass.ktir lan, o neydi. bir yaş yaşlandım valla! Ne oldu şimdi ben hiç bir şey anlamadım.". deyince Furkan ayağını kaldırıp yavaşça sehpanın üzerine koyarken, "Neyini anlamadın laaann, kızımın üzerine gitme diyor işte" dedi gülerek, Cansu ile ilişkilerine karşı çıkacağını düşündüğü üç kişiden birinin de kendi safına geçmesinden mutluluk duyarak keyiflendi... •~~~~~~• ...Yılmaz bey, Furkan'ın yanından çıkıp Cansu'nun çalıştığı dükkana gitti. Enver bey bi köyde doğuma gitmiş Cansu'ya da isterse erken çıkmasını söylemişti.•~~~~~~• Dükkanda kara kara düşünürken kapıdan içeri giren babamı görünce, "Babacığımmm hoş geldin" diyerek boynuna sarıldım, hâl hatırdan sonra, "Babacığım ne içersin ne vereyim?" dedim. Babam, soğuk bir şeyler isteyince, bir bardak meyve suyu ile kuru pasta getirdim. Tepsiyi sehpaya bırakırken, saçları öne doğru düşmüş ve saçlarımın arasına takılmış kıymık parçasını ortaya çıkarmıştı. Babam kıymığı gördü, "Kızım dur!" diyerek nazikçe aldı. Saçlarımı biraz daha kurcalayınca eline gelen bir iki ağı da alarak, "Kızım sen nereye girdin bunlar ne?" deyince saçlarımı kaşıyarak, yalan söylemek zorundaymışım gibi bakıp, elimi arkaya götürerek, "Babacığım arkada ses duydum daa..." deyince babam *(doğruyu başka türlü öğrenmek için)*, "Saliha ablaların oradan gelen enik sesini mi duydun?" diye sordu. babamın imdadıma koştuğuna sevinerek, "Evet baba." dedim "Bende bakındım ama göremedim, sende bir daha duyarsan bana haber ver, odunluğa tek girme sakın, mazaallah ayağına çivi batar." deyince, karşımdaki adamın feleğin çemberinden geçmiş, benim daha yeni yeni yürüdüğüm yolları dönen biri olduğunu hatırladım ama iş işten geçmişti. Sakin kalmaya çalışarak meyve suyunu yudumlayan babama baktım. Babam pastasını yerken, "Bugün erken çıkabilir misin? diye sordu. "Evet" demeden, "Ne kadar erken" diye sordum "Dört beş gibi!" "Çıkarım baba!" "İyi, direk Rasim amcanlara gel!" "N.Nedeeenn?" dedim şaşırmış gibi bakarak "Ortanca oğulları yok mu? Furkan, kaza geçirmiş, geçmiş olsuna gideceğiz." "Baba ben eve gitsem." dedim Yalvarır gibi "Olmaz kızım ayıp olur, hem bak Taner yine köpek almış, sokakta başı boş dolanıyormuş. İçim rahat etmez." "Tamam babacığım." dedim mecburen kabul ederek. "Neyse ben gidiyorum, sende çok geç kalma, haa bir de Enes'te buralarda istersen onunla gel." "Baba ben hallederim!" derken Enes'in arabada benden uzak durmasını söylediğim kişinin olacağını tahmin ediyordum "Cansuuu, bu aralar sen bana ne kadar çok itiraz eder oldun, hayırdır?" diyerek sitem edince, "Estağfurullah babacığım sen dedin ya Furkan kaza yapmış Enes onunladır onu götürür diye dedim." deyip düşündüklerimi kısaca özetlemiştim "Araba iki kişilik mi? Sende bin arkaya gel, ne var sanki?" "Anladım babacığım tamam." "Hadi kal sağlıcakla!" "Güle güle baba" dedim arkasından uzunca soluyarak •~~~~~~• ... Yılmaz bey dışarı çıkınca Enes'e telefon ederek, "Oğlum, Cansu bugün dörtte çıkacakmış onu da getirir misin ben bekliyeyim mi?" deyince Enes, "Sen bekleme Yılmaz amca ben getiririm!" deyip telefonu kapattı. Babası, Cansu'ya destek olduğunu göstermek için; kendi eliyle ilk ve belki de son defa Furkan'la bir araya getirip, kenarda akıbetlerini bekleyecekti. *(tabii ki ileride ne olacağını kimse bilemez)* •~~~~~~• ... Babam gittikten sonra Enes'ten ayrı gideceğimi düşünerek yapılacak işlere bakmıştım. Saat dördü gösterdiğinde, dükkanın kapısını kilitleyip, yan dükkanda tanıdıklara selam vererek devam ederken, arkadan Enes kornaya basıp yanımda durdu. Camdan bana, "Abla, nereye?" diye sorunca öglende babamın söyledikleri bir kulağımdan girmiş diğer kulağımdan çıkmış gibi, "Eve gidiyorum" dedim. *(Babamın Enes'i aradığını bilmeden)* Enes şaşırarak, "Aaaa, Yılmaz amca sana söylemedi mi, seni ben götürecekmişim." deyince yüzümde "biliyorum ama ben yine de şansımı denemek istedim" gibi bir ifade olunca: Enes'te, durumuma üzüldüğünü belli eden bir ses tonuyla, "Bin hadi biiinn!" dedi. İstemsizce arabaya binip, daha altı saat önce artık görüşmeyelim dediğim kişiye bakarak, "Nasılsın?" diye sordum. Furkan, arkasına bakmadan, "İyiyim" deyip sustu. Furkan'ın bazı sessiz harfleri anlaşılmayan, "İyiyim"i bana yeterli gelmemişti. "Ağrın var mı?" "Yok!" "Kolun tekrar kanadı mı?" "Hayır!" "İlaçlarını içtin mi?' "Hıııı hııııı!" "Antibiyotik on iki saat arayla, biliyorsun değil mi?" "Evet!" Furkan'ın kısa cevaplarından sonra artık daha fazla uzatmak istemeyerek, susmayı tercih ettim. Kasabanın çıkışına doğru arkadan gelen bir ıslıkla Furkan yan aynalardan geriye baktı, camı kapalı olduğu için Enes duymamıştı. Furkan, halsiz bir ses tınıyla Enes'e, "Baban ıslık çalıyor dur bi baksana!" dedi. Furkan'ın bu hâli içimi parçalıyordu. Yıllarca birine aşık olup bu köyden gitmek isteyen ben, şimdi ise aşık olmamak için çırpınıyordum. Furkan'ın sürekli hatırlatmaya çalıştığı geçmişi unutmak için hafıza kaybına uğramak istiyordum... •~~~~~~•... Enes, arabayı durdurup aşağı indi. Babası kan ter içinde, bir yerde işi olduğunu dükkana göz kulak olmasını söyleyince, Enes arabayı gösterip, arabada Furkan'la Cansu'nun olduğunu söyledi. Ali bey Furkan'ın kazayı bildiği için yarım dakika kadar error verdikten sonra, "E Cansu var yaa, nasılsa araba kullanabiliyor, söyle o götürsün!" deyip Enes'in herhangi bir şey demesine fırsat vermeden oradan uzaklaştı. Furkan, Ali Bey'in gittiğini ve Enes'in markete girdiğini görünce arabada homurdanarak telefonunu çıkartıp Enes'i aradı. Müşteri var mı diye marketin içine giren Enes, son müşteriyi de gönderip dışarı çıktığında telefonu çaldı. Marketin kapısını kapatıp telefona bakınca arayanın Furkan olduğunu görüp meşgule atarak arabanın yanına geldi... •~~~~~~• Enes, Furkan'ın tarafına gelip, "Abi babam gitti dükkanı bana bıraktı yaa," deyince içimden, "Oh bee" dedim. Biz, Ali amcanın önerisini bilmediğimiz için kapıyı açıp inmeye çalışınca Enes, "Durun durun inmeyin, siz gidiyorsunuz!" dedi. Meraklı gözlerle bakarken, "Babam dedi ki arabayı Cansu'ya ver Furkan'ı o götürsün." Furkan'la aynı anda, "N.Neee!" diye bağırdık. Ben arabadan inip, "Hayır!" deyince Enes, "Ablaaa, Furkan'la buradan köye ilk defa yalnız gidecekmiş gibi davranma, ayrıca adamın kendine hayrı yok sana ne yapsın?" deyince Furkan böğrüne yumrukla vurdu. Enes, markete müşteri girdiğini görünce, "Ben gidiyorum, ne haliniz varsa görün!" deyip hızlı adımlarla yanımızdan uzaklaştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD