Ben dananın ve annesinin iğnelerini yaparken Furkan'la Erkan dışarı çıkmıştı...
•~~~~~~•
Furkan, ahırın kapısındaki lavaboda ellerini yüzünü yıkarken Erkan bir o yana bir bu yana dolanıyor içinden homurdanıyordu...
Furkan sinirli bir şekilde Erkan'ı kolundan durdurup, "Yeter lan dur artık." deyip yanında ki saman balyalarının üzerine oturdu.
Erkan, içinde ki homurtusunu daha fazla içinde tutamadı.
"Biliyor muydun?"
"Saçmalama laann."
"Abiii, farkında mısın kim bilir ne olacaktı, ne bu rahatlık, aklım almıyor."
"Yaa bi duurr... Belki son anda gelişmiştir, kapıda söyleyecekti belki de."
"Süpersin... Tam bir polyannasın bravo... Abii kız bas baya seni eve atmaya çalışmı-"
Furkan, aniden yerinden fırlayıp Erkan'ı susturarak, "Kes sesini, biri duyacak." deyip içeriyi kontrol ettikten sonra, "Bana bak bunu kimse duymasın, aramızda kalacak tamam mı?" dedi
Erkan, abisinin elini sertçe aşağı indirip, "Aaa, gerçekten mi ben de elime hoparlör alıp anons ettirmeyi düşünüyordum..." dedi dalga ve sinir karışık.
"Erkan, dalga geçme."
"Abii, bu kızdan uzak dur. Belli ki tuzak kurmuş. Bu kadar kör olamazsın yaa..."
"Anladık laann tamam, zaten başım çatlıyor, bir de sen car car başımda ötme."
"Bana baaakk, sana ilaç falan vermedi değil mi?"
"Yoookkk artık, daha neler... Ne ilacı oğlum..."
"Başım ağrıyor diyorsun yaa, uyku ilacı falan."
"Saçmalama, beni uyutarak istediğini elde edemez."
"Bilemiyorum artık abii, ne istediğine bağlı bence. Bence sen gidene kadar dikkat et. Bir şeyler verirse de yiyip içme. Hatta bir an önce git..."
... "Abartma Erkan yaa, benim nasıl biri olduğumu bütün köy bilmiyor mu?"
Kapıya yaklaştığım da Furkan'ın sözünü duyup şaşırdım... Beni görünce Erkan gıcık tutmuş gibi öksürüp abisini susturunca bi Erkan'a bir Furkan'a baktım...
Kapının yanında bulunan muslukta ellerimi yıkadıktan sonra, ellerimi aşağı yukarı sallayarak sulardan arındırırken, "Nasıl biriymişsin söyle de bende bileyim." dedim yüzüne bakmadan...
"Babana sor." diyerek yanımdan gitmek isterken önüne dikilip gitmesine engel oldum...
"Nereye gidiyordun?" diye sordum cevabı az çok tahmin etsem de.
"Sana ne?" dediğinde ona hak vermiştim, ben kim oluyordum ki?
"Biraz önceki, 'beni bilir' dediğin köylünüm."
"O zaman neden soruyorsun?" Her söylediğiyle beni susturup dumur ediyordu.
"Bilmediğim kişilerle ilgili bilgi alıyorum."
"Git onuda bilmediklerinden al."
Bana direk sormaktan başka çare bırakmamıştı. "Sen Serap'ın evine mi gidiyordun?"
"Evet!" Bu cesareti Furkan'a ben vermiştim, sonucuna da katlanmak zorundaydım.
"Annesi babası evde yokken mi?"
"Eveettt."
"Sen salak mısın?"
"Neden?"
"Ya benimle karşılaşmasaydın, bir şey yapsaydı?"
"O küçücük bir kız, bana ne yapabilir ki?"
"Aaayy ayyy küçülsün de cebime girsin... Her neyse, büyüğün olarak söylüyorum, görmüş geçirmiş biri olarak. Sana dokunmadan da her şeyi yapar, misal sana ait olan bir şeyi ailesine sen unutmuşsun, düşürmüşsün gibi gösterebilir."
"Serap mı yapacak güldürme."
"Aaa pardoooonnn, akşam akşam Serap'cığın günahını almayayım... Geçen sene senin ağzından Derya'ya aşk mektubunu da o değil sen yazdın o zaman."
"Neee?.. Ne mektubu?" derken önce bana sonra Erkan'a bakınca, Erkan bildiğini belli eden bir bakışla abisine baktı... Enes, Furkan'a söylemeyip Erkan'a söylemeyeceğine göre Erkan kimden öğrendi ki diye düşündüm.
Aysun teyze ve Nihat amca ahırdan çıkınca konuşmamızı sonlandırmak zorunda kaldık...
Nihat amca, "Hadi eve gidelim çok yoruldunuz, bir bardak çay içmeden göndermeyiz." diye ısrar edince Furkan'la Erkan üzerini gösterdi. Ben de geç olduğu için gelemeyeceğimi söyledim...
Erkan, "Abi sen Cansu ablayı bırakırsın değil mi? Ben de bi elimi yüzümü yıkayayım." diyerek musluğa doğru yürüyünce güncel durumumuzu bilmediğini anladım...
Furkan'ın beni götürmeye gönlü yok gibi durduğunu görünce de, "Erkan, görmüyor musun abinin her yeri kanlı, o gidip üzerini değiştirsin, beni sen götür." diyerek yükünü hafifletmek istedim.
Ciddi olmadığı her halinden belli olan bir şekilde, "Götürebilirim yaa, farketmez." derken babam arkadan selâm vererek yanımıza geldi. Ayaküstü Nihat amcayla konuştuktan sonra, "Gidelim mi doktor hanım?" derken ki gururu her şeye bedeldi...
Babamı gururlandırmanın gururuyla koluna girerek eve geldim...
•~~~~~~•
Derya, Derin ve Erkan okul kitaplarını almış kararlaştırdıkları yerde Furkan'ı bekliyordu... Derya, diğerlerine bakarak, "Benim canım çikolata istedi yaa, Furkan abi gelmeden bi alıp geleyim, sizde ister misiniz?" diye sorunca Derin, "Olur, kayısılı cino, eti puf, bir de eti cin istiyorum." deyince Derya, "Hepsini alamam kusura bakma, param neye yeterse." diyerek markete doğru yürüdü...
Enes, markette Nazlı ile mesajlaşırken Derya içeri girmiş ve panik olmuştu. Birden telefonu ters çevirip ayağa kalkarak, "Hoş geldin?" dedi sesi titreyerek.
"Hoş bulduk. Annem bir iki şey istedi de."
"Olur, vereyim hemen."
"Yoookkk yoookk, sen verme... Ben alırım... Nalan abla bana siyah poşet iste, sonra istediğini al demişti dee."
Enes, "Siyah poşeeett... Al bakalım." diyerek arkadan bir poşet uzatınca Derya poşeti sert bir şekilde elinden alarak deterjan reyonunun oraya gitti... Enes'in panik olmasından Nazlı ile mesajlaştığını düşündü... Sinirden yüzünü gözünü ovuşturarak raflara bakındı... İstediğini göremeyince sakinleşmek için derin derin nefes alıp vererek raflardan istediği pedi aradı...
... Enes, güvenlik kamerasından Derya'ya bakarken Furkan, "Selam kardeşim naber." diyerek içeri girdi.
Enes, yine yakalanmış gibi sıçrayıp, "Ne sessiz sedasız geliyorsun laann, aklım çıktı." deyince Furkan gülümseyip, "Kusura bakma beyefendi. Bundan sonra bando takımıyla gelirim." dedi
Enes elini uzatıp, "Sen bugün geleceğini söylemedin hayırdır?" diye sordu şaşırarak... Furkan elini sıkıp bıraktıktan sonra dışarıyı işaret etti.
"Baldızlarla Erkan kitapları almaya gelmiş, bende onları almaya geldim." dediğinde Enes öksürüp arkayı işaret ederken Derya arka reyondan ikilinin yanına geldi. Enes'le Furkan, "Derya duydu mu acaba?" diye yüzünde bir ifade aradı...
•~~~~~~•
Nihat amcalara bugün son gidişim olacak gibiydi, Çünkü artık dana ciğerlerindeki suyu tamamen atmışa benziyordu. Yine de içim rahat etsin diye son bir kontrol yapmaya gidiyordum. Biraz da kontrolü bahane ederek danayı seviyordum...
Her doğurttuğum hayvanı alsam ne olurdu acaba diye düşünüp kendi kendime gülerken, karşımda ilk defa gördüğüm kişinin sağa sola bakınarak yürüdüğünü görünce ona doğru yürüdüm...
"Merhaba, birine mi baktınız."
"Size de merhaba... Evet Meriç'le Engin beni bekliyordu ama."
"Nerede bekliyoruz dediler, söylerseniz yardımcı olmaya çalışırım."
"Burada bi su deposu varmış."
"Hah tamam, şimdi şu iki katlı ev var ya."
"Tuğlalı olan."
"Evet o... Onun yanından sağa dönüp yokuş yukarı çıkın, yolu takip ettiğinizde su deposu solda kalıyor."
"Çok teşekkür ederim, siz olmasaydınız yarım saat daha dolaşır dururdum herhalde."
"Estağfurullah ne demek... Telefon edebilirdiniz, internet zayıf olsada şebeke çoğu yerde çekiyor."
"Engin'in numarası bende yok, Meriç'i de aradım kapalı görünüyor."
"Acaba ağıla mı indi, oraya inince telefonlar çekmiyor da."
"Salih dayının fenalaştığı yer mi?"
"Evet orası ama Salih dayı derken? Siz salih amcanın neyi oluyorsunuz?"
"Aahhh, kabalık ettim kusura bakmayın... Ben Alper. Salih dayı da annemin kuzeni... Yani ananemin kardeşinin oğlu."
"Aytül ablanın İstanbul'da ki oğlu?"
"Aytül'ün oğluyum ama ben İstanbul'dan gelmedim. Nedense herkes beni İstanbul'dan geldi biliyor..."
"Hıııımm, olur öyle... Neyse, köyümüze hoş geldiniz o zaman."
"Hoş buldum... Önceden geldiğimde pek zevk almazdım ama şimdi hoşuma gitmeye başladı. İnsanları çok sevecen, sıcakkanlı, yardım seveeer!.."
"Köylüm diye demiyorum gerçekten öyle insanlar..."
"İnsanlarız demeliydin, ben seni de kasdettim."
"Öyle mii? Pardon... Ben bir süredir buralarda olmayınca kendimi es geçtim."
"Siman bana yabancı gelmedi."
"Ben Cansu, sizin alt sokakta önünde dut ağacı olan evin kızıyım."
"Tabiii yaa, hatırladım... Biz sizin oralardan çok dut yerdik, sen beni hiç sevmezdin."
"Bu tanışmayı geriye alamaz mıyız çünkü bende seni hatırlar gibiyim."
"Hatırla hatırlaaaa, fasülye sırığı ile kovalıyordun benii."
"Şahsi algılama lütfen."
"Şahsıma değil ama cinsime münhasırdı herhalde."
"Biraz öyleydi yaa..."
"O zamanlar ki eli maşalı kız: böyle nazik, kibar ve yardımsever birine dönüştü haa, çok güzel."
"Teşekkür ederim."
"İşin yoksa gelsene birlikte çıkalım."
"Sizin diğer akrabanın danasını kontrol etmem lazım."
"Sağlıkçı mısın?"
"Buralarda baytar deniyor."
"Estağfurullah, senden olsa olsa bayantar olur."
"a-ahahahahahhaahah... Yaa inanmıyorum... Hiç beklemiyordum bende ciddi ciddi dinliyorum yaa."
"Neyse ki uzunca bir süre buradayım... Daha müsait bir zamanda daha uzun görüşürüz, böyle ayaküstü olmadı."
"Aynen, geçmişten çok konuşmazsak hoş sohbet edebiliriz."
"Pekii Cansu, tekrar görüşüne kadar kendine dikkat et."
"Sende, görüşürüz."
Annemin annesini, benim kardeşini sevmediğim biriyle ayaküstü yapılabilecek en iyi konuşmayı yapıp ayrılmıştık...