Askıdan çantamı alıp dışarı çıkmak üzere kapıya yaklaşınca, "açık" yazısını çevirip kapıyı kilitlediğini gördüm.
Yani ben onu kendimden uzaklaştırmasaydım sonumuz ne olurdu kim bilir. Bazı malûm duygularım için farketmese de ilk deneyimimi bi hayvan sedyesinde geçirmek istemezdim doğrusu.
Yüzünde aynı hüzünle peşimden gelip dükkanın ışıklarını kapatarak dışarı çıkmamı bekledi. Bana öyle geliyordu kii: bu "Bırak"ıma pişman edecek ve tersi için yalvartacaktı...
Aklıma yine atkım geldi, annem yanı başımdayken elime alamazdım. Hemen geriye dönüp iki kutu bit ilacı alarak birini Furkan'a uzattım.
"O kadar emek ettik değil mi? Kesersek yazık olur." deyince yüzüme bakmadan sadece başını sallayarak ilacı aldı.
Furkan, benden utanıyordu. Bu demekti ki o gece yaptığına pişman olmuştu. Bir gün ondan kaçma sebebimin o gece olduğunu söylermiyim diye düşünürken artık gerek kalmamıştı...
Arabaya yaklaştığımızda direksiyon tarafına doğru yürüdü. Kapıya gelince elini kaldırıp parmaklarıyla anahtarı istedi. İtiraz etmeden verip yan koltuğa doğru yürüdüm.
Sessiz yolculuk yapacağımızı gösterir gibi bir hâli vardı. Köye soldan gidilirken o sağa sapınca başka bir yere gittiğimizi anladım ama nereye gidiyoruz diye de sormadım.
İnsan içine çıkacak halimiz yoktu, ikimizde tehlike arz ediyorduk. Gideceğimiz yere bunu bilerek gidiyoruzdur diye ümit ediyordum.
Yarım saat yolculuğun ardından bi restorana geldik. Dükkana gelip "Hadi yemeğe gidelim." dediği yer burasıymış meğer. Restoranın içinden direk terasa çıkıp dışarıda bir masaya yöneldi, bense peşinden suç işlemiş çocuk gibi tıpış tıpış gidiyordum.
Masaya oturduğu gibi manzarayı izlemeye başladı dalgın dalgın. O, yıllar önceki yaptığına pişman olmuştu ben ise bir saat öncekine. Biri zaman makinesi icat etse ben hep saniyeler yada saatler öncesine giderdim ve makineyi hor kullanmazdım bu bi kesindi.
Ne yapsam da bana yine aşk ile baksaydı... Bakışlarında kaybolup, malûm yerlerimle kavga etmek için ne yapmalıydım bir bilsem...
Bunlar olmasa bile, içini yiyip bitiren bakışlarından kurtarsaydım yine yeterdi. Arada oynayan adem elması zor nefes alıp yutkunduğunu gösteriyordu.
Garson, "Hoşgeldiniz." demese kim bilir daha ne kadar o boşlukta kendini hırpalayacaktı. Boğazı kurumuş gibi öksürdükten sonra, bana bakıp, "Ne yersin?" dedi buuzz gibi soğuk ve donuk bir şekilde, ben zıkkımın pekini yemiştim daha ne olsun. Yiyecek iştahım mı kalmıştı...
Bir erkeğin en sevmediği olmasa da hoşlanmadığı şeyi söylemiştim. "Farketmez!"
Bir saattir ilk defa gözlerime bakarak, "Buranın köftesi de güzeldir." deyince, "Biraz önce değil ama şimdi kendimi sana bırakıyorum" der gibi, "Tamam köfte alayım" dedim.
Oda kendine köfte söyleyip içecekleri de ayran diyerek siparişi verdikten sonra kolunu sandalyenin koluna koyup baş parmağını şakağında sabitleyip diğer parmaklarını alnına paralel olarak ileri geri götür getir yaparak bu sefer de bacaklarına bakıyordu.
Bu çocuktan çıkma adam gerçekten de dağ gibiydi. Yaptığımın iki katını bana yansıtan gıcık bir dağ. Kolunu kaldırmadan kulak arkasını kaşıyınca sesli güldüm. Yüzünü çok kaldırmadan gözleriyle bana bakıp tebessüm edince, birden kendimi bi boşlukta hissettim.
Oturacakken altımdan sandalye alınmış gibi bir histi bu. Kontrolümde olmayan bir düşüş ve kaçınılmaz son... O an, bu gözlerin benden kaçma sebebinin, yine sevgisine esir olup, vicdanının önüne geçmemesi için olduğunu anlamıştım. Ben ne yaparsam yapayım o beni sevmekten vazgeçmeyecekti ve bende buna nedense çok sevinmiştim...
Yemekte yolculuk gibi sessiz sakin yendikten sonra kalktık. Onun buraya gelirken bir hayalî var mıydı bilmiyorum ama ben bu sefer arkasından yürürken elini tutmayı hayâl ettim.
Hesabı ödeyip çıkarken, "Hadi kızım bi cesaret, ucundan bi parmak değdirsen gerisini o getirir!" diyerek biraz daha yanına sokulup eline dokunma planı yaparken, bir şey hatırlamış gibi geriye dönünce vücutlarımız birbirine değdi.
Geriye düşmemden korkup dengemi sağladıktan sonra, teslim olmuş gibi ellerini kaldırarak, "Pardon!" dedi. Başa dönmüştük, yine soğuk bir ses ve donuk bakış, kokusunu ciğerime soka soka yanımdan geçip gitti.
Kasada ki kızla konuşurken ikisini de boğmak ister gibi bakmıştım. "Ne konuşuyor bu bee" diyerek yanına giderken konuştuğu yetmiyo gibi bir de elini kaldırıp "Kolay gelsin." diyerek dışarı çıkmıştı. Başkasına kalkan o eli dürüp büküp...
Derken, bir hışımla iki merdiven aşağıdaki kapıya gelip sinirli sinirli baktım. O donuk bakış bir anda şaşkınlığa döndü, başıyla da göstererek, "Neee?" dedi.
"Kim o kız?" derken sanki yatakta basmışım gibi sert ve sinirliydim... "Sanane!" demek yerine korkmuş gibi bakarak, "Buranın işletmecisinin oğlu okuldan arkadaşım, onu sordum, o kız da kardeşi." dedi.
"Ayağını denk al" der gibi bakarak o kıza salladığı elin serçe parmağını tutarak geriye katladım. Sızlanmıştı ama elini çekmemişti, bende biraz gevşetip parmağını bırakmadan çekmeye başladım, bunu yapma sebebim tabii ki kıskandığım için değildi, biz bitliydik ve başkasına geçmemesi lazımdı.
"Zaten bitliyiz bir de millete bulaştıracaksın, yürüü şapşal!" dediğimde yağın suyun üstüne çıkması gibi, "Kızla yatmadım Cansu sadece bir şey sordum." deyince parmağını yine geriye katlayıp arkamı döndüm, "Sıkıyorsa aynı şeyleri bir de gözlerime bakarak söyle" der gibi gözlerimi belerterek baktım...
Yüz ifadesi, yine canının acıdığını gösteriyordu. Dayanamayıp elimi çektiğimde önce parmaklarını aç kapa yaparak elini salladı. Sonra da diğer eliyle parmağının dibini ovuşturdu...
Herhalde, "bu kadardan bir şey olmaz" diye düşünmüş olacak ki bileğimi tutup yürümeye başladı. İstediğim bu şekilde götürülmek değildi, ben elini tutmak istiyordum.
Kolumu hafifçe oynatıp sıkmasını gevşettikten sonra birden çekiyormuş gibi yaptım ve o refleksle parmak uçlarımdan yakaladı. Oradan kurtulabilecekken çekmediğimi farkedip yavaşça parmaklarını parmaklarıma kenetledi.
Benim elim terlerken o titriyordu. Heyecanını hissedebiliyordum. Arabayı park ettiği yerin aksine yürüyünce, bunun çabuk bitmesini istemediğini anlamıştım. Bende bozmadan devam ettim...
Biraz yürüdükten sonra, "Araba neredeydi yaa?" diyerek sağa sola bakınınca bende işaret parmağımı kaldırıp boşluğu göstererek, "Galiba bu taraftaydı!" dedim.
Hâlâ yüzüme bakmıyordu ama galiba arayı düzeltmeyi başarmıştım. Keşke her küskünlüğü bu kadar kolay yenebilseydim. Sol kulağı sağ elle tutar gibi uzun yoldan yürüyerek arabanın yanına geldik.
Benim tarafıma gelince arabayı açıp koltuğa oturmamı bekledi. Kapımı kapatıp arabanın önünden gitmek yerine arkayı dolanmıştı. Merak edip aynadan baktığımda avcunu öptüğünü gördüm... Arabaya binince gördüğümü belli etmedim...
Bu romantik aşık, benim gibi bi odunu hâk etmiyordu ama ben, artık onun romantikliğini başkasına kaptırma niyetinde değildim... Furkan benimdi, çocukken olduğu gibi şimdi de sonra da benim olacaktı...
~~~~~~•~~•İki gün sonra~~•~~~~~~•
... Enver amcadan iki gün izin isteyip evde bit şampuanı ve tarakla kendimi aklamaya çalıştım. Evdekilere bir şey söylemedim çünkü söyleseydim gece gündüz annemin dizinin dibinde oturacaktım ve atkım yarım kalacaktı. Bir kişiye: ne kadar hırslı, inatçı ve kararlı biri olduğumu bu şekilde bile ıspatlayabilirdim.
Derya'nın ara ara kaşınmasıyla evdekilere de bulaştırdığımı anladım ama hedefime giden yolda kardeşime bile acımazdım. Nitekim de öyle oldu.
Meriç'in geldiği günün sabahı annem Derya'dan şüphelenmeye başladı ama ben bu geceye hiç bir şeyin engel olmasını istemediğim için Derya'yı alıp Furkan'lara gittim. Beş yıldır almak için sabırsızlandığım ilk öcümü bu gece alacak ve yatağıma huzurlu bir şekilde yatacaktım.
Furkan'lara geldiğimizde nefes egzersizimi Derya'dan dolayı erteleyip, kapıya vurduktan sonra içeri girdik. Masada Türkân ve Furkan hariç herkes vardı. Yüzümde hoşnutsuz bir ifadeyle selâm verme nezaketinde bulundum. Niyetim o akşam ki yemeğe çağırmaktı ama ortalarda gözükmüyordu.
Rasim amca, bizi masaya davet edip yer gösterdi. "Gel kızım, hoş geldiniz şöyle oturun."
Neriman teyze, "Yayla şenliği belli olmuş bizde onu konuşuyorduk." deyince merak etmiştim. "Ne zamanmış?"
"Önümüzdeki ayın ikinci pazarı nasipse."
"Allah Allah neden o kadar erken."
"Geçen sene üçüncü pazarıydı kızım, bu sene halıca yaylası üçüncü haftaya kararlaştırmış aynı gün olmasın diye bizimkini erkene çekmişler."
"Ne bileyim Ali amca Engin'in gelmesini bekletir diye düşünüyordum."
"Aza'lıkta bir yere kadarmış!" diyen Hakan'ı bakışımla da tasdik ederek "Öyle herhalde!" dedim.
"Meriç'te geldi!"
Hakan'ı severdim ama bazen imaları beni sinir ediyordu. Sıkıyorsa kardeşi varken yapsaydı yaa, neyse... Alt tarafı bir kere yemek yerken karşılaşmıştık, öyle bir söylüyordu ki bilmeyen de adamı odama attım zannederdi.
"Aaaa! Gerçekten mi? kaçta geldi." diyerek salağa yatmıştım.
"Geç geldi, bire doğru."
"İyi, giderken görürsem bi hoşgeldin derim!" deyip çokta umurumda değilmiş gibi davrandım. Sonra da Neriman teyzeye dönüp, bana bir örnek daha göstermesini istedim.
"Yukarıdan ip şiş getir" deyince üst kata çıktım. tv sehpasının çekmecesini açıp elişi çantasını alarak aşağı inerken, gözüm Furkan'ın kapısına takılı kaldı.
O, oda beni yine kendine çekti ve ne yapacağımı bilmeden içeriye girdim. Biraz etrafa bakındıktan sonra neredeyse bitmiş bir defteri açıp hızlı hızlı sayfalarını çevirdim, Furkan'ın yazısı çok hoşuma gitmişti.
Nasılsa geçen senenin defteridir belki benimle ilgili bir şey vardır diyerek hemen çantadan bir ip çıkartıp defteri bağladım ve sağa sola bakarak camdan aşağı sarkıttım. Otların arasında kaybolunca ipi orada bir yere sabitledim...
Tekrar sağa sola bakarak, camı kapatıp arkamı döndüm ki Furkan, kapıda meraklı gözlerle beni izliyordu.
"AAAYYYHHH!" deyip geri gittikten sonra baş parmağımla damağımı yukarıya kaldırdım.
"Yine mi korkuttum."
"Ayyy yoookk boş bulundum..." deyip baş parmağımı omuz hizamdan dışarıya sallayarak, "Arkadan civciv sesi duydum da ona baktım ama göremedim." Derken hem bitimin hem yalanın etkisiyle ensemi kaşımıştım. Furkan bite yoracağı için sıkıntı yoktu, yüzüm kızarsa da önemli değildi.
"Odama neden girdin?"
İşte buna verebilecek bir cevabım ve söyleyecek bir yalanım yoktu. Bazen doğruları söylemekte insanı kurtarabilirdi, inşaallah kurtarır diyerek, "Biliyorsun bu odanın kokusunu çok severdim, hâlâ aynı mı kokuyor diye baktım." dedim.
Furkan, bir adım içeri girerek, "Eeee aynı mı peki?" dedi
Niyeti bana yaklaşmak değil gibiydi, ama aramızda bir adım kala durmuştu.
"Yıllar her şeyi değiştirmiş ama buranın kokusu hâlâ aynı, değişmemiş!" dedim.
"Geri geri yürüyerek yatağa oturdu, çıkmamı bekler gibi bir hâli vardı. Kapıya bir adım yaklaşıp geriye döndüm "Akşam geliyorsun değil mi?" dedim.
Meraklı gözlerle bakınca "Kaan'ların harmanda buluşuyoruz yaa onun için!" dediğimde "Meriçe hoş geldin partisine mi?.. Geleceğimi sanmıyorum." deyince planımda aksaklık yaşamak istemediğim için, "Gel lütfen!" dedim rica eder gibi.
Bakışı ve başını sağa sola sallamasından yine gelmeyeceğini anlamıştım. Yanına yaklaşıp yatağa oturdum. İki elimle kolunu tutup, "Lütfen!" dedim yalvarır gibi, biraz önceki kaşınmamı gerçekten bite yorduğunu belli ederek, "Sen temizlendin galiba?.. daha kaç kişiye bulaştırmak istiyorsun acaba?! otur oturduğun yerde!.." diyerek benim de gitmemi istemediğini söylemişti.
Elimi yavaşça kolunda sürükleyerek parmaklarımız eşit olana kadar götürdüm. parmaklarımı boşluklara gömerken gözlerine bakıp, "Bu gece benim için çok önemli lutfen gel." dedim.
Hoşnutsuz bir ifadeyle bir elimize bir bana bakarak, "Tamam" deyince bu hareketimle yılanı deliğinden çıkartacağıma olmasa da Furkan'a her istediğimi yaptıracağıma emin olmuştum.
Sevinçle yerimden kalkıp dışarı çıkarken geriye dönüp, "Gitarını da getir!" deyince "Aldık başımıza belayı" der gibi baksada umursamadım. Kapıyı kapatıp çıktım...
Koştura koştura merdivenlerden inecekken aklıma bir şey daha gelmişti.
Oda, benim odammış, adam, kocammış gibi bodoslama içeri daldığım da Furkan'ı yataktan doğrulurken buldum. Hemen yatmıştı...
"Yine ne var" der gibi mi yoksa "Ahıra mı giriyorsun" der gibi mi bakıyordu bilmiyordum ama merakımı gidermek için "Başka kime bulaştırmışız ki?" dedim.
"Bu muydu" der gibi gülerek, "Bütün köye dersem abartmış olur muyum?" deyince şok geçirmek üzereydim...