Geçmişe son iki bölüm...

2723 Words
Yalvarır gözlerle arkama döndüğümde Şirwan, sinsice sırıtıyordu. Bir hışımla üstüme geldiğinde gözlerimi kapatıp kendimi kapıya yapıştırdım... İki saniyeden fazla geçmesine rağmen dokunmadığını görünce gözümü açtım... Türkân, sağ el ve sol ayak bileğinden kelepçeli zincirle bağlamıştı... Şirwan, ne tarafa çekse de bana elli santimden daha fazla yaklaşamıyordu, en az benim kadar şaşkınlık geçiren Şirwan, bir zincirlere bir bana bakıyor ama Türkân'a sövüyor gibiydi. İkinci defa, bir odada yalnız ve göz göze geliyorduk... Bir süre sessizce birbirimize bakınca aklıma yerdeki balta geldi, hızla almak istesem de balta ona daha yakındı, sinsi gülüşüne tekrar dönerek, "Alsana?" dedi. Baltaya uzandığım an beni kendine çekebilirdi, Şirwan'a belli etmeden kafamdan odanın planını çıkarttım. Solumda soba olduğu için, sağımda kalan taraf biraz daha uzundu, o tarafa doğru koşarsam kurtulabilirdim... Baltaya uzanacak gibi yapıp, Şirwan'ı soluma çekerken ben aksi yönde sağa koştum... "Küçük şeytan seniii, beni yine kandırdın haa." deyip baltayı eline aldı. Kendi silahımı kendi elimle getirmiştim... Şirwan, sağ bileğinin zincirine baltayla vurup kırdı ve aramızdaki o mesafeyi de kapattı. "Eee, şimdi ne olacak?" dediğinde kaçacak yerim kalmamıştı... Odanın köşesine kıvrılıp başımı bacaklarıma kapatarak cenin pozisyonunda ağlamaya başladım... "Cansuu?" "Yapma lütfen..." "Cansu!.. Ağlama... Bana bak!.." "Lütfen..." "CANSU, KALK ŞURADAN, BU SEN DEĞİLSİN!.. NEREDE LAN O GÖZÜNÜ KIRPMADAN TETİĞİ ÇEKEN KIZ?" "Gittiii, o kazada öldü." "KENDİNE GEL... BAK BANAA, KARŞIMDA KÖPEK GİBİ İNLEME." "Ne istiyorsun benden," "SENDEN NE İSTEYEBİLİRİM Kİ, KALBİ KİMİN İÇİN ATTIĞI BİLE BELLİ OLMAYAN BİRİNDEN BEN NE İSTEYEBİLİRİM." "Ben, Furkan'ı seviyorum." "ABİSİYLE NİŞANLANACAK KADAR SEVİYORMUŞSUN GÖRDÜM." "Senin yüzünden." "BEN NE YAPTIM NEE, OYUN OYNADIĞINI ANLADIM BİR HAFTA FAZLADAN KALMAK İSTEDİM, FURKAN'I GÖRDÜM GİTMEK İSTEDİM." "Yine bırak, bırak gideyim lütfen." "SENDEN BİR ŞEY İSTEMİYORUM CANSU, O ÇİYAN SURATLIYA BU YAPTIĞININ CEZASINI VEREYİM YETER." "Beni korumak için yaptı, onun bir suçu yok." "ONA GİDİYORUM DEDİM BEN... AMA O BENİ KÖPEK GİBİ BAĞLAYIP GİTTİ. KÖPEK BİLE DEĞİL KÖLE GİBİ... MADEM SENİ KORUMAK İÇİN YAPTI, KORUYAMADIĞINI DÜŞÜNMESİNİ SAĞLAYACAĞIM..." "Ne demek istiyorsun?" "SANA DOKUNMAK İSTEMİYORUM, ÜSTÜNÜ BAŞINI YIRT, SENİ KÖTÜ HÂLDE GÖRSÜN KAFAYI YESİN BANA YETER..." "Yapamam, yapamam Şirwan, onlar adına özür dilerim lütfen yapma." "YALVARMA!" "Lütfen, Şirwan, Allah aşkına, yapma lütfen." "SUS DEDİM, SUSS... YALVARMA!" ikimizde de susmuş ağlıyorduk. Yanındaki baltayı bana doğru atıp, direğe yaslanınca baltayı alıp sıkı sıkıya sarıldım... "Onun eline de balta geçse, böyle olur muydu?" deyince, başımı kaldırıp yüzüne baktım Ağlamamak için kendini sıkıyor ama yaşlar ondan bağımsız akıyordu. "Kim?" derken annem yada kardeşim demesinden korkuyordum, gerçi kim olursa olsun, şuan kimseye konduramıyordum ama merak etmiştim... "Halam..." deyip başını ve birbirine bağladığı kollarını dizlerine koydu. Şirwan'ın o gece bana neden yumuşak davrandığını anlamıştım, Neçirvan bile korkutmak için üzerime gelmiş ama Şirwan, her seferinde ikna etmeye çalışmıştı... "Halana ne oldu?" "Anlamış olman lazım, neden soruyorsun?" "Seni bu kadar etkilemesine şaşırdım." "Benim bir halam vardı, üç erkek kardeşe verilmiş bir emanet, ama onlar koruyamadı." "Kaç yaşındaydın?" "Ben on, kardeşim altı." "Neçirvan'ın aşiret?" "Değil, onlar değil... Neçirvan'ın babası ile benim babamın dedeleri kardeşmiş... Biz yıllarca kardeş gibi büyüdük, aileler kalabalıklaşınca iki dost aşiret olarak ayrılmışlar... Ama iki aşiretin de bir düşmanı varmış... Babam, annem ölünce o aşiretin kızıyla evlenmek istedi, kız; babama yeşil ışık yakıp, Neçirvan'ın babasıyla evlenince düşman olduk... Babam, kıza karşılık berdel olarak halamı vermek istemiş, kız gidince berdel ortadan kalkmış ama adam halamdan vazgeçmemiş, küçük amcamın düğününde ..... Ertesi günü babamlar halamı onunla evlenmeye zorladı... Ama halam, ilk fırsatta sevdiği adamla kaçtı... Cihan'ın babası, düğünü olan amcama, gerdek istiyorsan, gerdeğe girecek namusun olsun... Bul temizle, al karını diyerek, yengemle bir araya getirmedi... Amcam, bir yıl sonra halamı buldu, bir kızı olmuş... Amcam... Namusta namus deyip, amcama öldürttü..." "Sonra ne oldu?" derken köpek oturuşum yerini bağdaşa bıraktı. Balta elimde rahatladığımı gören Şirwan yerinden kalkıp, "Çay içelim." deyip benimle olan seansına ara vermek istedi. Arkadan Şirwan'ı izlerken gerçekten köle gibi durduğunu gördüm. "Sen neden aksıyorsun?" dedim topallayan bacağına bakarak. "Arkadaşın kırdı." derken yalan söylüyor gibi değildi. "Türkân mı?" desemde Şirwan'ın cevabıyla aynı düşünüyordum. "Adı her ne bok, bengal kaplanıysa o yaptı... Neden şaşırıyorsun ki?" "Sınıfta dayağını yemeyen erkek yoktu, erkekler Türkân demez Rambo geliyor derdi." "Bende nasiplendim çok şükür ama son gülen iyi gülecek." "Şirwan, yapma, iyilikle güzellikle çıkalım şuradan. Neçirvan, herkes seni arıyor." "O kızlar nerede?" "Onlar gitti." "Arkadaşların kendilerini kurtarmak için seni mi feda etti yoksa" "Onlar burada olduğumu bilmiyor... Önlerine en ağır seçeneği de koysan, yine de beni sana vermeyi tercih etmezler." "Neden geldin öyleyse." "Seni kurtarmaya," "Ben iki hafta öncesinden aldım bileti, bugün gidiyordum, senin arkadaşların engel oldu." "Ben abisiyle nişanlanmayayım diye." "Nişanlanma a. k. kim dedi ki sana onunla nişanlan diye." "Adamların beni tehdit etti, evlenmezsem ikisinden birini kaçıracaklardı." "Kim tehdit etti seni?" "Sapık kuzenin?" "Sapık derken, Cihan mı sapık?" "Evet, başka adamın karısına göz diken şerefsiz." "Cihan seni ne diye tehdit etti?" "Aşiretin başına geçecekmiş." "Kim, Cihan mı? a-ahahahahahhaahah." "Ne gülüyorsun?" "Komik çünkü, keşke adam olsa da bütün herşeyin başına geçe bilse... Ama öncelikle bir yanlış anlaşılmayı düzelteyim... Cihan, başkasının karısını kaçırmadı." "Nazo' öyle söyledi ama." "Naz ne biliyor da konuşuyor?" "Yalan mı yani?" "Yalan değil yanlış...Pervin benim halamın kızı, halam ölünce eniştem köye geri geldi... Babam ver kızı ben büyüteyim dedi ama eniştem vermedi." "İyi yapmış, anasına bakamayan danasına mı bakar?" "Biz yine de onunla irtibatı kesmedik, Cihan'la birbirine aşık oldular, yengem kabul etmedi, eniştem size vereceğime dağda çobana veririm dedi... Verdi de... Ama Cihan, Pervin'in düğününü bekleyip, damadı ağaca bağladı... Silahı da enişteme verip... 'Sen halamı alıp kaçırdın, bende Pervin'i kaçırıyorum, sen halam ölürken onunla ölmedin ama ben kızın için ölürüm' diyerek aldı kızı geldi... Gerçeği öğrendiğine göre, şimdi söyle bakalım, benden bu kadar korkmana rağmen neden inime kadar girdin?" "Dilan'a söyleyeceğimi sana söylemek için." "Senin Dilan'la ne işin var, ona ne söyleyecek mişsin?" "Buraya gelince, seninle evlenmesi için yalvaracaktım." "Kime, Dilan'a mı? Dilan buraya mı geliyor, kiminle neden?" "Ne demek neden? İşte seninle evlenirse, Cihan aşiretin başına geçecekmiş?" "Neymiş neymiş neymiş? Ben miii, Dilan'la?" "Evet, beni onunla tehdit etti." "Harbi y.rak kafalı bu çocuk yaa." "Neden öyle söyledin?" "Kendini yengemin yerine koyup bir düşün bakalım, ailede bir aşiret ağası var ve yaşına yakında kızın var... Rahat durur muydun?" "Ben, o kafada bakamıyorum ama az çok tahmin ediyorum, Evet durmazdım." "Ama yengem bir şey yapamıyor." "Neden?" "Çünkü annem, kız kardeşim doğunca gizlice Dilan'ı da emzirmiş, ileride evlenmek zorunda kalmiym diye." "Gerçekten mi?" "Evet.. Annem, Dilan'ı emzirirken ben görmüşüm, yengem git bak bakalım Dilan uyanmış mı deyince, annem emziriyor demişim, yengem de yakalamış." "Cihan bunu bilmiyor mu?" "Biliyor, ben de o yüzden şaşırdım yaa, y.rak kafalı aklınca bir şeyler yapmaya çalışıyor ama ne?.. Bunun altından da bir şey çıkarsa bu sefer bunu fena ödeyecek..." "Derdi ne peki, neden böyle yaptı?" "Küçük amcam ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı, Cihan'ın babası da yirmi yıl... Amcam beş yıl sonra hapisten çıkacak, düşünsene bir kahraman gibi karşılanacak... Bu beş yıl içinde evlenmezsem ve oğlum olmazsa aşiretin başına Cihan'ı getirip kendi de arkadan yönetecek." "Ama bu çok kötü olur." "Öyle, düşünsene, Pervin annesinin ölüm emrini verene itaat etmek zorunda... Cihan biraz da bundan kaçıyor..." "Üzüldüm." "Bir şey soracağım, bunu biliyor olsaydın, benimle evlenmeyi kabul eder miydin?" "Hayır." "Ulan, bi beş saniye olsun düşünseydin?" "Düşünmeme gerek yok... Kusura bakma, ben o bengal kaplanı gibi sert görünüşün arkasında pamuk gibi bir kalp taşımıyorum. Neysem oyum." "Desene beni Allah kurtarmış." "Komik olmadığı gibi gülecek halim de yok." "Çay oturdu, açık mı olsun?" "Orta." deyip yine Şirwan'ı izledim, kendi bardağını doldurup sıra bana gelmişti ki, "Neden Nazo'yu kaçırmaya çalıştın?" diye sordum. "Çünkü Neçirvan sözünü tutmadı." "Ne sözü?" "Halam ölünce, amcam Dilan'ı, bu şerefsizin abisinin oğluna vermiş... Ben evlenemediğim için yengem ayaklarıyla gidip kızımla evlen dedi, iki aşiret bu vesileyle tekrar barışacaktı ama ne olduysa ben Amerika'dayken olmuş, bir geldim ortalık yıkılıyor... Babam'la onun babası arasında bir problem olmuş... İki aşiret, Neçirvan'ın analığının tarafları onları tutarken çatışmaya girmiş... Neçirvan'ın babası ölürken, babamı bacağından vurmuş, babamı öyle görünce... Kustum... kurtarmak için çırpındım ama kurşun atar damara gelmiş, kan kaybından öldü... Nişan da bozuldu... Aslında Gerdo'nun planda oymuş, Dilan ile evlenmek için Neçirvan'ı vuracakmış ama gel gör ki, Naz'ın babası, ilerideki torununun babasını mı dersin kızının kocasını mı dersin, Neçirvan'ı korurken ölmüş... Gel devam et, Dilan ile evlen, ben onu alıp Amerika'ya giderim dedim ama o kabul etmedi... Bende, senin sayende onların evliliğinin sahte olduğunu öğrenince Nazı kaçırmaya karar verdim... Naz karşılığında Dilan ile evlenmeye zorlayacaktım ama duvağın altından sen çıktın." "Her türlü Neçirvan'a yaramış desene, Annen neden vefat etti?" "İkinci doğumunda doktor, bir daha hamile kalma, kurtulamazsın demiş... Kardeşim bir hafta yaşadı o bir ay." "Sen kaç yaşındasın?" "Neçirvan'dan bir kaç ay küçüğüm ne oldu ki?" "Bu yaşına kadar yaşadıkların benim yüreğime oturdu, sen, siz nasıl dayandınız?" "Hep bir umut ışığı oldu, önce kardeşime tutundum, sonra Dilan'la Cihan'a, sonra Pervin'e, şimdi de onların olacak bebeğine tutunuyorum." "Sen Neçirvan'dan neden korkuyorsun?" "Kiiimmm ben mii, ne korkacağım ondan bee, o benden korksun... Evet tamam, kabul... Eli çok ağır... Dayağını yemek istemiyorum. Tersi çok terstir...Ve ben birinden ne zaman korkarım söyliym mi?.. Karşılık veremediğim zaman, fiziksel yada psikolojik, elimden bir şey gelmediği anda çıldırma noktasına gelirim... Bu da korku olarak görünebilir." "Neçirvan'ın kızgınlığını o sene gördüm. Seninkinin nasıl bir şey olduğunu da biraz önce gördüm." "Neçirvan'ınkini bir daha görmezsin inşaallah... Seni çok seviyor... Benimki de sana değildi, o Tazmanya canavarınaydı." "Kaç gündür buradasın, nasıl çıkacağız hesapladın mı?" "O Bengal kaplanı öyle bir hesap yapmış ki, kapıya yaklaşamıyorum, senin kırman lazım." "Olmaz," "Neden, yoksa bana güvenmiyor musun?" "Bu kapı kırılırsa ne olur sen biliyor musun?.. İçeri de ne oldu olur, kimsenin bilmemesi lazım." "İyi, o zaman al şu yatağı sen yat, ben battaniyeyi altıma alırım, odunları da çok koyarsak, üşümeyiz." "Türkân ne zaman gelecek?" "Bugün geldi, yarın değil sonraki gün." "Oooofff, Neçirvan bulamazsa iki gün burada mıyız yani?.. İhtiyacın?" "Şuradaki kovaya?" İğrenerek ve acıyarak kovaya baktığımı görünce, "O arkadaşının zulmünü görüyor musun?" dedi, öfkesi bütün mimiklerinden belli olarak. "Seni buraya nasıl getirdiler?" "Bayılttı." "Aaa, beni dee?!." dedim aydınlanma yaşayarak "Ben de dün bayıldım." "Aklın varsa kaç bu kızdan, ben öyle yapacağım vallaa, seni bilemem." "Bu teklifini değerlendireceğim... Bir gün buralardan gitmem icap ederse Amerika'ya geleceğim." "Kapımız açık... Bekleriz." ~~~~•~~~~• Neçirvan, kızları takibi bırakıp kasabaya geri döndü, Cihan'ın arıyorum demesine rağmen aylak aylak gezdiğini görünce sinirlendi... İki gündür Furkan'a da ulaşamadığı için işin içinde bir şeyler olduğunu düşündü... Yeni yapılan evde Cihan'ın başına silah dayayıp, "Şirwan nerede?" diye sorunca Bargiran ve Jehat Neçirvan'a silah çekti. Cihan, Neçirvan'ın neler yapabileceğini bildiği için, "İndirin lan onları geri zekalılar." diyerek adamlarına kızdı. Neçirvan, "Ne haltlar karıştırıyorsun çabuk söyle?" deyince Cihan, "Abi, yerini bilmiyorum ama bir şey yok, abim iyi... Layığını buldu... Onunla beraber. Karışma." deyince Neçirvan hemen köye döndü. Eve geldiğinde akşam olmuş, hava kararmıştı. "Nazo', Cansu nerede?" dedi, kızlardan Şirwan'ın yerini öğrensin diye Cansu'ya sorduracaktı. "Sabah bi doğum haberi geldi, oraya gitti." "Neden gelmedi peki?" "Büyük ihtimalle doğum geceye kaldığı için, sorun varsa bekleyecekti." "Ne demek bekleyecekti yaa, arabası yok mu? Neden gel git yapmıyor?" "Seher teyzenin o köyde akrabası varmış, orada kalacak." "Olmaz öyle şey, yürü gidip alıp gelelim." Nazo', çocuğu emzirip altını değiştirdikten sonra Seher hanıma verip, Derya'yı da yanlarına alarak komşu köye doğru yola çıktılar... Derya'nın tarifiyle önce Dürdane hanımın yanına gittiler... Kızı, "Cansu buraya hiç gelmedi" deyince köyde inekleri hamile kim varsa onlara sordular... Halim bey, söylediklerini anlatıp gittiğini söyleyince Neçirvan telaşlandı... Nazo', kocasının halini hiç beğenmiyordu. "Neden böylesin Neçirvan, ne oluyor?" "İnşaallah değildir ama Cansu şuan Şirwan ile olabilir." Derya ağlamaya başlayınca, Nazo' sakinleştirmeye çalıştı. "Canım, korkma... Şirwan kötü bir şey yapmaz." Neçirvan, ikisini de bir an önce bulmak için, "Yürüyün hadi oyalanamayalım." diyerek arabaya bindi... Yine Derya'nın tarifiyle Hakan'ların evine geldi. Derya, Hakan'a tekefon edip harmana çağırdı. Neçirvan, Hakan gelince arabadan inip, Hakan'ın elini sıktı. "Hayrola akşam akşam." "Hakan, ben emin değilim ama bir şeyden şüpheleniyorum." "Neyden?" "Şirwan'ı sizin kızlar tutuyor olabilir mi?" "Cansu'yla-" "Hayır hayır, kardeşinle arkadaşı?" "Nalan?" "Evet, onlar. Bi çağırabilir misin?" "Türkân evde yok... Hastaneden sonra teyzemlere gideceğini söylemiş." "O zaman teyzenlere gidelim hadi." "O derece mi yaa?" "Aynen, hadi bekliyorum." Neçirvan arabaya binince Civannaz inip Derya'nın yanına oturdu. Hakan, evdekilere haber verip kendi arabasına yönelince Neçirvan selektör yapıp yanına çağırdı. Hakan, öne oturup arkada Derya'yı ağlarken görünce de endişelendi. "Ne oluyor?!" Neçirvan, tek hamlede arabayı ters çevirip giderken, "Cansu, sabahtan beri ortada yok." dedi Nazo', "Derya'yı eve bırakıp gitsek?" deyince Neçirvan dikiz aynasından bakıp, "Civan ne olacak?" dedi "seni de bırakacaktım," der gibi "Seher teyze bir şeyler yedirir ona merak etme." "O zaman bu kızı bırakmaya hiç gerek yok, evdekileri de meraklandırır." Hakan, Nalan'ı aradığında telefonuna ulaşılamıyordu, tıpkı Türkân ile Cansu'ya olduğu gibi. H: "Üçü birlikte olabilir mi?" N: "Üçe kadar değillerdi..." H: "Nereden biliyorsun?" N: "Gördüm, çünkü." Hakan, kardeşinin böyle bir şey yapacağını bildiği için, "inşaallah yanılıyoruzdur" diye umuyordu... .... Cihan, Neçirvan'ı daha fazla sinirlendirmemek için Fezan'ı aradı, nerede olduklarını sorduktan sonra arabadakilerin telefonlarını açmalarını söyledi. ...Furkan, telefonunu açar açmaz yeni aldığı telefondan ilk olarak Cansu'yu aradı, Meriç'te Hakan'ı arayıp nerede olduklarını sordu. Hakan, telefonu açıp, "Teyzemlere gidiyoruz, Türkân Şirwan'ı kaçırmış olabilirmiş, şuan Cansu'ya da ulaşamıyorum." deyince Meriç telaşla telefonu kapatıp Furkan'a döndü. Meriç, "Furkan, ablan birini kaçıracak olsa, nereye götürür?" diye sorarken, en arkada Aşti ile oturan Engin onları dinliyordu... Furkan, "Abii? Kimi, Cansu'yu mu kaçırmış?" diye sorunca, Meriç, "Şirwan'ı olabilirmiş!" dedi ...Furkan, biraz düşündükten sonra, "Cansu olsaydı, burada çok arkadaşı var, onlardan birinin evine götürürdü ama bir erkeği götüreceği tek yer-" deyince Engin ve Meriç aynı anda, "Yaylaya!" dediler. Furkan, öne yaklaşarak, "Dilan abla, ablam Şirwan'ı kaçırmış olabilir, adamına söyle, benim tarif ettiğim yoldan gitsin." dedi. .... Neçirvan, Hakan'ın teyzesine yaklaştığında iki kız, dönüyordu... Hakan, "Onlar!" diyerek Nalan'ın arabayı işaret etti. Neçirvan, hızla arabayı çevirip, kızlara yetişti, arabayı sollarken, Hakan camı açıp, "Çek sağa çek." diye bağırdı... .... Kızlar, panik olmuş bir şekilde bir birine bakarken Nalan az ileride arabayı durdurdu. Neçirvan yavaşlar yavaşlamaz, Hakan inip hızla arka arabaya yürüdü, Türkân'ın yanına gelip arabaya yumruk atarak, "ŞİRWAN'LA CANSU NEREDE?" diye bağırdı. Türkân, Nalan'a bakıp, "Cansu?.. Biz bugün Cansu'yu hiç görmedik." deyince Hakan bu seferde Nalan'a dönüp, "Cansu sabahtan beri kayıp, Şirwan nerede?" dedi nefes nefese kalmış bir şekilde ama bağırmadan. Nalan, "Yaylada." deyince Hakan, "NEÇİRVAN, BİZİ TAKİP ET." dedi ... Türkân arkaya, Nalan tekrar şoför koltuğuna oturdu, Hakan Nalan'ın tarafına gelip, "Geç yana." diyerek direksiyonu devr aldı. Koltuğu kendine göre ayarlayıp, arabayı sürmeye başlarken, Nalan'a kızıyordu. "Hadi bu deli, akılsız, gözü kara, sen... Sen neden böyle bir şeye ortak oldun... Ya size bir şey yapsaydı?" dedi son cümlede sesi titreyerek. Türkân, öne gelip, "Abii, boşversene... Adam sözde tehditçi, hiç bir halta yaramaz, belindeki silaha güvenen korkağın teki." deyince Hakan, "SUS ORADAN, YASLAN GERİ, YÜZÜNÜ GÖRMİYM." deyip Türkân'ı geriye gönderdi.... .... Ferzan, Cihan'ı arayıp, "Ağam, sana konum atıyorum, Şirwan ağa orada olabilirmiş, gel." deyip kapattı. ..... Yaylaya doğru dört araba hızla giderken beş dakika arayla Furkan'lar önce geldi... Arabadan inip eve doğru yürürlerken, Furkan'ın kolundan tutan Meriç, "Furkan, sakin ol... Cansu içeride olabilir." dedi, bacası tüten eve bakarak... Furkan, sakin olmak yerine ok gibi fırlayarak eve girdi... ~~~~•~~~~• Son bir yıldır elektriği olan yaylada Türkân'ın sigortayı kaldırmaması yüzünden karanlıkta oturuyorduk... Şirwan, kaç gecedir insan yüzü görmediği için car car konuşup başımı ağrıtmıştı. Neçirvan'ın Nazo'ya aşkını milyon kere duymuş, milyon birinciyi de ondan dinlemiştim... "Şerefsizler, ben onlara o kadar yardım ettim, onlar gitti oğullarına sırf bir defa gördükleri adamın adını verdiler." "Şirwan, sen trip mi atıyorsun bana mı öyle geliyor?" "Senin o korkusuz aşkınınnn." "Furkan'ı neden vurdurdun?" "Furkan, benim adamla Mardin'e gelmiş, Neçirvan'ı sormuş, bende takip ettirdim. Şirkette Neçirvan'a silah çekince bende y.rak kafalıya dedim ki, 'Benim düşmanıma benden başka kimse silah çekemez, korkutun,' Onlarda yaylım ateşine tutarken senin kahraman da kurşunların önüne atlamış." "O seni hiç bilmiyormuş." "Eksik anlatırsan bilmez tâbi." "Cihan'ın niyeti neydi peki?" "Furkan'la abini bir birine düşürüp seni bana gönderecekti herhalde." "Geri zekalı, ben gelseydim Neçirvan'ın evine gelirdim." "Bizim evimiz karşılıklı." "Olabilir." "Furkan'ı üzme, onun yaşındayken saçma sapan şeyler yapardım, kim yapmıyordu ki, yirmili yaşlar en saf, cahil yaşlar... Her ne olduysa geride bırakın." "Burada öyle olmuyor maalesef, bir kızı aileden bir kişi alır." "Sizi Mardinli yapalım o zaman. Bizim oralarda sorun olmaz." "Bak o olabilir." Şirwan ile, sobadan gelen ışık eşliğinde sohbet ederken, dışarıdan gelen far ile ayağa kalktık. Ben yine baltama sarılırken Şirwan camdan bakmaya çalışıyordu. Sigortaların açılmasıyla gelen kişinin tanıdık olduğunu düşünüp sevindim... Bizi bulan Cihan'ın adamları değildi. Kapı açılınca, yüzümüze gelen nur yüzünden gelen kişiye bakamıyordum... Kısa sürede gözlerim alışınca, "Bu ne yaa?" diyeceğim insan topluluğu ile karşılaştık... .... Dilan, koşup Şirwan'a bakarken, Meriç Furkan'ın kolundan tutmuş bana göndermiyordu... Engin, "Cansu!" diyerek koşup bana sarıldı. Engin'in omuzundan Furkan'a bakıyordum, beni kim kurtarmıştı... Furkan mı? Meriç mi? Engin mi? Arkadan herkesi yararak kendine koridor açıp gelen Hakan mı?..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD