(⁠◍⁠•⁠ᴗ⁠•⁠◍⁠)⁠❤(⁠◍⁠•⁠ᴗ⁠•⁠◍⁠)⁠❤(⁠◍⁠•⁠ᴗ⁠•⁠◍⁠)⁠❤(⁠◍⁠•⁠ᴗ⁠•⁠◍⁠)⁠❤

2754 Words
----> ***** <-----bu yıldızlar, Cansu'nun duyup görmediği kısımlar. Yazarın gözünden... Türkân'ın sakladığı yerden anahtarı söylemesi ile Hakan, benden korumak istediği Şirwan'ın esaretine son verdi. Gözüm bir an olsun Furkan'dan ayrılmıyor, odaya kim gelip gidiyorsa umursamıyordum. Bir bakışım bakışına denk geldiğinde koşup sarılmak için öne atıldım... Meriç, orada Furkan'ı dışarı çıkarırken, Nazo'da beni durdurdu. "Bu Hakan'a saygısızlık olmaz mı?" dediğinde orada bilmemesi gereken başkalarının olduğunu da gördüm. "Onu çok özledim." dedim hiç abartmadan... "Zaman..." dedi ama bize ayrılan zamanın sonuna o hangarda gelmiştik. Nişanesi de parmağımda duruyordu... ... Adamları Şirwan'ı kucaklayıp arabaya götürürken, Dilan, "Biz hastaneye gidiyoruz." dedi... Onlar, altı kişilik bir araba ile Cihan'ın arabasına doluşup gittikten bir saat sonra, Meriç ve Engin "Tamam, bizde gidebiliriz. Burayı hallettik." diyerek yanımıza geldi. İki araba, on kişi... Aramızda ilk konuşan aşiret ağası olacaktı tâbi ki, öyle de oldu. "Naz, Cansu'yla Derya'yı al arabaya geç." İkinci konuşan aşiret ağası değildi ama gönüllerin padişahıydı... "Engin, sen arabayı kullan, Türkân, Nalan sizde geçin, Hakan yada Furkan da Neçirvan'ın arabaya geçsin." Meriç'in emri Neçirvan kadar çabuk tatbik edilmedi çünkü, Hakan da Furkan'da Türkân'ın kalbini kırmak istemediği için yanına oturmak istemiyordu... Yine son sözü söyleyen Neçirvan oldu, "Hayatım sen öne gel, Türkân sen bu arabaya gel, hadi." Türkân'ın oturmasıyla, kime söylediğini bilmediğim, "Hastanede görüşürüz"ü diyen Neçirvan direksiyona oturdu... ..... İlk emri dinlenmeyen Meriç şansını ikicide kullandı, "Nalan öne geç, hadi beyler, binin hadi." Hakan, Nalan'a bakmadan arkasına oturup yolu izlemeye başladı... Engin, yol boyunca Nalan'a kızarken Hakan yumruk yaptığı sağ eliyle dişlerine bastırıyordu... Ortada oturan Meriç, Engin'in koluna vurarak, "Yeter lan, bi sus... Beynindeki kan geçmeden bu kadar streslenme." dedi Hakan ve Nalan merakla bakarak, "Ne kanı?" dedi aynı anda... Engin, Meriç'in yalanını ikiliye söyleyince Nalan inanmadı ama Hakan inanmıştı. "Bu Şirwan'ın adamları, Meriç'i Cansu'nun sevgilisi zannedip takip etmişler, Meriç Ankara'dayken bu kız geldi, beni rehin aldı, Ela da başıma vurdu... Önemli bir şey yok." Nalan, geriye bakıp cam kenarında oturan Furkan'la göz göze gelince, "Bir şey yok Nalan gerçekten." diyen Meriç'in sesiyle önüne döndü... İki araba, diğer iki araba gibi hastaneye geldiğinde saatler beşi gösteriyordu. Şirwan, bir hafta boyunca sadece idrarını yapmış büyük tuvalete çıkmadığı için karın şişkinliği vardı... ...... Engin, kendi arabasını bizim arabanın yanına park edince Furkan ile yan yana geldik, Neçirvan, hemen arkadaşının yanına koşmuş, biz dört hanım arabada bekliyorduk. Nazo' geriye dönüp, "Türkân, göğüslerim çok doldu, sızlamaya başladı." deyince, Türkân kendine "koş" denmiş gibi kapıyı açıp, "İn çabuk, yoksa mastit olursun, sağıp boşaltalım." dedi. Onlar içeri girince başımı cama dayayıp Furkan'ın eline baktım, bir kerecik sarılsam, kokusunu içime çeksem ne olurdu ki? Arabanın yanında Engin ve abisinin olması bize engel miydi? Dilan Engin'in yanına gelip, "Şirwan iyi, röntgen çektiler bir de karnındaki şişliği boşaltmaya çalışıyorlar." deyip Engin'le Meriç'e anlatınca, "Bunlar nereden tanışıyor" diye merak ettim. Nalan'ın, "gel de o saçını bir yolayım" der gibi gözlerini dikmesi arabada öğrendiğini gösteriyordu.. ~~~~•~~~~• Türkân, doğum haneden aldığı süt pompası ile Civannaz'ın sütünü sağmasına yardım ederken arkadan arkadaşı geldi... "Kızlar, gördünüz mü? Hastaneye gelenleri." Türkân, umursamayıp kulak asmazken, diğer arkadaşı, "Ne oldu? Ben bilmiyorum." dedi "Acile birini getirdiler, mafya tipli adamlar, adam yıkılıyor." Yüzüne bakmadan, "Değnek verseydin." diyen Türkân'a arkadaşı, "O istesin ben ona değnek olurum." dedi Civannaz, Türkân'a bakıp, "Arkadaşlarına söyle, Şirwan öyle kızlardan hoşlanmaz." dedi Türkân göz devirip, "Allah Allah, neyi varmış, gül gibi kız." deyince Naz, "Şirwan, güzel çirkin bakmaz; sert, haşin, inatçı, korkusuz, tek başına bir mandayı devirebilen, baktı mı bacak titreten, güldü mü yürek hoplatan kızlardan hoşlanır." dedi Türkân, bakışını kaçırıp, "O yüzden Cansu'nun peşinde desene." diyerek odağı kendinden çevirip Naz'ın konuşmasına fırsat vermeden oradan ayrıldı. ~~~~•~~~~• Şirwan, doktorun verdiği ilacı içtikten yarım saat sonra tuvalete çıkmış, müşahade odasına doğru gitmek üzere dışarıya çıkınca, sağ mıydı yoksa sol muydu diyerek koridora bakarken, sol tarafından Türkân'ın telefonla bir şey yaparak yaklaştığını gördü. Bir adım geri girip saklanırken sağ koridordan yaklaşan var mı acaba diye bakıyordu. Türkân, tuvaletin kapısından geçerken Şirwan kolundan tutarak içeriye çekip kapıyı kapattı. Kapının arkasında; altında temizlik malzemesi olan eşya koyma tezgahına Türkân'ı yaslayıp sağ avuç içiyle de ağzını kapattı. Türkân, kendine yaklaşmasın diye ellerini Şirwan'ın göğüs kaslarına koyup iterken, Şirwan, sol eliyle Türkân'ın bacaklarından bir şeyler arıyordu. "Ne ooo, Bengal kaplanı, silahsızsın, şimdi ne yapacaksın?" Türkân, gözlerini kısıp, Şirwan'a acır gibi bakınca, "Böyle savunmasızken bile korkmuyorsun?" dedi aynı miniklerle o da Türkân'a bakarak. Türkân'ın gözlerinde; korku, endişe ve de zerre kadar pişmanlık görmeyen Şirwan, "Sana bu yüzü unutma demiştim yaa, yine söylüyorum...." deyip gözlerine bakarken dudaklarını kendi eline yaklaştırdı. "Bana bunu boşuna yaptın... Bugün buradan gideceğim ve sen olmayan vicdanına rağmen bu yaptığını asla unutamayacaksın." Türkân kurtulmak için debelenince Şirwan, "Çırpınma boşuna, gücüme karşı koyamazsın... Burada sana yardım edecek kimse de yok... Kurtulmak için şimdi ne yapacaksın merak ediyorum." dedi yine gözlerini gözlerine bakarak Türkân, kendinden emin bir şekilde dudağını dişlerinin arasına alıp ısırırken, yüzünü ekşitince Şirwan elini çekip Türkan'ın omuzuna silerken bakışını kaçırdı. "Ne yaptın sen?" derken Türkân'ın dudağını kanattığını düşünüyordu. Türkân, başını çeviren Şirwan'ın boynuna yaklaşıp, "Hiç bir şey yapmadım, işte sen hep bu yüzden bana yeniliyorsun, sen de bu sözlerimi unutma, seni bir daha sevdiklerimin yanında görürsem pişman ederim." derken baldırı dayalı tezgahı elleriyle sıkıyordu. Şirwan, Türkân'ın dudağına baktığında kan olmadığını ama kızardığını görünce tekrar gözlerine baktı. "Son bir şey daha, benim gözlerim kahverengi iken neden gök bakışlı dedin?" "Bir gün dayağımı özler gelirsen gösteririm." Şirwan'ın, üzerine diktiği gözler eşliğinde dışarıya çıkan Türkân, yutkunup arkasına bile bakmadan dışarıya çıktı. ~~~~•~~~~• Furkan, arabadan inip hızla hastanenin kapısına giderken "ne oluyor" diye baktım. Türkân, zafer kazanmanın aksine morali bozuk bir şekilde gelerek, kendini Furkan'ın kollarına bırakıp ağlarken bende arabadan indim. Derya, kapının açıldığını duyup bana baktıktan sonra uyumaya devam etti. Türkân, bir süre ağladıktan sonra, yavaşça geriye çekilip göz yaşlarını silerken Neçirvan, ensesinden tuttuğu Cihan'ı arabada sorgulamış benimle yüzleştirmeye getirdi. "Hadi!" derken ne olacağını merak ettim "Özür dilerim abla." "Senin özrünü istemiyorum... Neden?" diyerek Özcan'ın yüzüne nefretle baktım. O ise bana bakmak yerine, iki saniye kadar Türkân'a bakıp tekrar yere dikmişti bakışlarını. Şirwan'ın serum, tahlil sonuçları derken, en son acil teknisyeni bacağın röntgenini bir de ortopedi görsün diyerek gitmişti... ... Neçirvan, Naz'ın sağdığı sütü ve Derya'yı köye bırakmaya giderken biz de kantinde oturmuş bir ay önce uykularımı kaçıran kişiden iyi haberler gelmesini bekliyorduk. Kadınlar bir masada otururken, erkekler iki ayrı grup olarak oturmuştu. Dilan, arada ters ters kardeşine bakarken ben Furkan'a arkam dönük oturuyordum. D: "Gözün aydın Civannaz, Oğlun olmuş." Naz, geçmişte Dilan ile Neçirvan nişanlanırken misafirlerin hizmetine baktığı için mi, yoksa; Neçirvan'ın nişanı isteyerek değil de evlenmeye gerek kalmayıp bozduğu için mi bilemiyorum, Dilan'dan hiç haz etmiyordu. N: "Aramızda yirmi beş kilometre var Dilan, altı yüz kilometre gelince mi aklına geldi?" D: "Canıma ve namusuma kasdedenler ile ortak olan bir aşiretin kapısı yanım olsa da girmem." N: "İnşaallah sadece onun içindir." D: "Bu zamana kadar Neçirvan seni ikna edemediyse ben ne desem boş." Nalan ve Türkân, "ne oluyor" der gibi bakarken, ben konuyu biliyor ve müdahale etmiyordum... .... Saat dokuz olunca kantini terk edip üç grup halinde kapıda beklemeye başladık... Şirwan, doktorun yatan hastaları kontrol edip polikliniğe gelmesini bekliyordu... ~~~~•~~~~• Nazo', Cansu'ların yanında Neçirvan'ın gelmesini beklerken daha fazla dayanamadı... Hastanenin kapısından girince, koridorda onlara bakan hemşireleri görüp koşarak kocasının koluna girdi... "Gidiyor muyuz hayatım?" deyince Neçirvan, kulağına eğilip, "Aşk olsun Nazo'm, ne konuştuk?" derken, karısının Dilan'a nispet yaptığını zannetti... Nazo', "Neyi, anlamadım?" derken hem geriyi kontrol ediyor hemde ayak üstü Neçirvan'ın koluyla sevişiyordu. Dilan, geriye bakıp hemşireleri görünce, "Yürüyün hadi liseli aşıklar, biraz da eve saklayın..." diyerek Şirwan'ın koluna girince Neçirvan geriye bakmak istedi ama karısının iki parmağı arasına aldığı etini sıkmasıyla bu girişimine son verdi. Dört kişi ikişerli olarak yürürken, Neçirvan sadece Naz'ın duyacağı şekilde Cihan'ın niyetinin ne olduğunu söyledi... ~~~~•~~~~• Neçirvan'ın bir an olsun başından ayrılmadığı Şirwan saat ona doğru doktora muayene olmuş koltuk değneği ile kapıya çıkmıştı. Arkasında Neçirvan ve Nazo, solunda Dilan ile yürüyen Şirwan bizi görene kadar gülerken, içimizde moralini bozan her kimse, onu görünce suratını asmıştı. En son iyi güzel oturduğumuz için bu kişinin ben olmadığımı düşündüm... Önümüzde dikilip, orada üç kişi değil mişiz gibi bana bakarak, "Nasılsın?" diye sorunca göz ucuyla Furkan'ların bölüğüne baktım. Furkan, elleri cebinde bize bakarken, Hakan, kollarını bağlamış tetikte bekliyor gibiydi. "Ben iyiyim, sen nasılsın? Geçmiş olsun." dedim kendime bile zor duyurarak. "Benim ki en geç iki saat içinde geçmiş olacak, asıl sana geçmiş olur inşaallah," deyip kaşlarıyla Türkân'dan yana olan sağ tarafımı işaret ederek devam etti. "Kurtar kendini, çık gel Amerika'ya... Arkadaş dersen al bak, bu Naz sana kimseyi aratmaz." Ben, "Benim arkadaşlarımın hepsi bir birini aratmıyor çok şükür," deyip Türkân ile Nalan'ın koluna girince karşıdan jandarma arabası hastanenin bahçesine girdi. Komutan Eyüp abi inip, bir düzine insanı görünce, bir zamanlar sınıf arkadaşı olan Hakan'a bakarak, "Hayırdır?" diye sordu. Arkadaşı, "Bir şey yok çok şükür." deyip Eyüp abinin içini rahatlatınca sıra bana geldi. "Cansu, nasılsın, daha iyi misin?" "İyiyim Eyüp abi, ufak bi baş dönmesiydi, doktor stresten dedi." Eyüp abi, Türkân ile benim aramda duran Şirwan'a bakıp, "Kız eli maşalı, bunu sen mi yaptın yoksa?" deyince Türkân titremeye başladı. Şirwan, "Ben şikayetçi olmamıştım, siz neden geldiniz ki?" dedi değneğini Eyüp abi ile Türkân'ın ayaklarının arasına koyup bedeniyle de araya kaynak yaparak. Türkân bir adım geriye çekilmese nikah masasındaymış gibi Şirwan ayağına basacaktı. Şirwan'ın bu çıkışı Eyüp abinin şakasının doğruluğunu gösteriyordu, "Şaka yapmıştım ama Türkân yine beni şaşırtmadı." dedi, Şirwan'ın set çektiği Türkân'a bakmaya çalışarak. "Devletin kurumunu daha seviyeli ve ciddi zannederdim." derken Şirwan çok ciddiydi. "Haklısınız beyefendi, ciddiyetimizi takınalım ve işimizi yapalım." deyip ciddileşen Eyüp abi, "Veli, beyefendinin gbt ye bakalım." dedi Şirwan'a bakışını sürdürerek. Şirwan, ne kadar dik başlı olduğunu koca komutana racon keserek gösterdi. "Aşti, askerlere tc kimlik numaramı söyle." Aşti, kendi tc'si gibi ezbere söylerken, Nazo arkamızdan gelip kollarını omuzumuza koyarak, "Kızlar, taze bilgi, yaklaşın... Cihan'ın derdi, madem Cansu ex oldu yerine onu aratmayacak birini ayarlamakmış." deyince, sol kolumdaki Nalan, "Kimmiş o?!" dedi alaycı bir şekilde, cevap benim sağımda durmuyormuş gibi. ***Şirwan'ın gözü komutandaydı ama kulakları kızları dinlediği için, algısı da arkadaydı*** "Böyle mi ayarlanıyormuş?" diyen Türkân'a gerekli cevabı yine aşiret hatunu vermişti, "Ha yani başka türlü olsa, ayarlayabilecekti öyle mi?" T: "Ne alakası var, ben öyle mi söyledim?" N: "Ama bak, olursa çok güzel olur, seninle acayip anlaşırız." T: "Ben seninle anlaşırım da başkasıyla anlaşamam." N: "Sana garantinin de garantisini verebilirim ki, ondan başkasıyla onunla anlaştığın kadar anlaşamazsın." T: "Aman aman, benden uzak, Amerika'ya direk." *** Türkân, "Aman aman, benden uzak, Amerika'ya direk." deyince Şirwan, "Sen istesen de ben kabul ederim sanki" der gibi burnundan verdiği nefesle güldü alaycı bir şekilde. *** Hakan, yanımıza yaklaşıp, "Bir şey yok Eyüp, Şirwan beyler de gidiyordu, daha fazla oyalamayalım." deyince Eyüp abi, "Sana, bir de şu içerideki kıza dua etsinler, yoksa bunun devamı karakolda devam ederdi." deyince Hakan, "Ne oldu haber var mı?" diye sordu. Üç adım ötede durup bizi duyanlardan Engin merak ederek Eyüp abinin yanına geldi. E: "Yok, intihar gibi... Öğretmen diyor ki, ben sınıfa geldiğimde camdaydı ikna etmeye çalıştım ama atladı. Dün çok kötülerdi ifadelerini alamadım, şimdi annesi ve babasıyla konuşacağım." H: "Tamam, kolay gelsin." Eyüp abi gidince Engin abi herkesin merak ettiği soruyu sordu. "Ne olmuş?" H: "Dün okul çıkışı bir kız, camdan atlamış." E: "Hadi yaa, kimlerden?" H: "Babam söyledi de ben tanımıyorum... Unutmuşum." Bu çok feci bir durumdu ve bende çok etkilenmiştim, "Sen bi kafana baktırsana Hakan, ne sorulsa unuttum diyorsun." diyerek atarlandım. Hakan, sertçe, "Unutmam gereken şey o kadar büyüktü ki, küçükleri de onunla birlikte unutmuşum." deyince, nişanlıyken ki ilk tartışmamızı yaptığımızı gördüm... Dilan, Engin'in yanına gelip, "Biz gidiyoruz Engin, hoşçakal, dedi. E: "Güle güle, yine bekleriz ama mümkünse yalnız." Dilan, "Galiba ben iki defa gelmiş oluyorum, sıra sende, bu anahtar ve ruhsat şu arabanın, sana zahmet galeriye teslim eder misin?" deyince Nalan görümcelik yaparak, "Bunlar ne ara bu kadar samimi oldu yaa?" diye sordu kısık sesle. Engin, normalde her şeyi hızlı yaparken, anahtarı ve ruhsatı almada yavaş davranınca, Şirwan, "Çek lan elini artık." dedi, Engin'in, Dilan'ın elini tutan kolunu tutup. Türkân, araya girerek bütün fitnesini gün yüzüne çıkartıp, oradaki hiç bir erkeğe söylenmemesi gereken şeyi söyledi. "Ne oldu, sen onun kardeşini konakta hizmetçi yaptıktan sonra Cansu'ya kuma yapacaktın yaa!" Hakan, otuz buçuk yıldır ki bütün gücünü bu âna saklamış gibi Şirwan'ı diz üstü yere düşürdükten sonra, sol kolunu geriye katlayıp, ensesine çökerek, "NE YAPACAKSIN, BANA DA SÖYLESENE BAKAYIM HAAA!" diye kükredi kulağına. Nazo'ya bakıp, "Neçirvan neden müdahale etmiyor?" diye sorduğumda, gözüyle bakarken, başı da ileriye seğirerek arkası dönük olan kocasını işaret etti. "Bak bakalım, etmiyor mu?" Neçirvan, elleri belinde gözleri kendisinde olan adamlara bakıyor, arada da sağ elinin parmakları seğiriyordu... Nazo', "Biri bile silaha davransa biletini keser." derken kocasını ne kadar tanıdığını gösteriyordu. Furkan'a baktığımda yüzünde donuk bir ifade vardı, "Benden nefret ediyor." dedim ağlayacak gibi... Nazo', "Şu durumda düşündüğün o mu Allah aşkına, kendine gel... Çocuk ne hâle gelmiş, olsun o kadar." dedi... ... Dilan, Engin'i durdurarak Hakan'a destek olmasına izin vermezken, Nalan yanımdan gidip, "Bırak gitsinler de kurtulalım bu beladan artık." dedi. Hakan, bir tonluk düveyi yere serecek güce bürünmüşken, üç yüz gramlık bir ele yenilmiş, Şirwan'ı bırakarak yerinden doğrulmuştu. Şirwan, kimseyi muhatap almadan Neçirvan'a bakıp yutkunduğunda, aralarındaki saygının ne derecede olduğunu gördüm... Neçirvan, bize doğru gelerek, "Bana bak kız, bu sefer iki emanet bırakıyorum, bir delilik yaparsan acımam... Çekirdek aileme iyi bak." deyip benimle konuşurken karısının alnından öpüyordu. Dilan, yere düşen değneği alıp Şirwan'ın koluna vererek, önden yürümesi için yol gösterirken bize de, "Her şey için özür dileriz, hoşçakalın." dedi. Şirwan, bir kaç adım ilerledikten sonra, başı yerde kendine yaklaşan kuzenine gerilerek yumruk atınca, Cihan iki seksen yere kapaklandı. ***"Bir daha kendi başına iş yapanı bundan beter ederim." derken işaret parmağı ile Cihan'ı gösteriyor gözüyle adamlarına bakıyordu.*** Neçirvan, Şirwan'ın koluna girip yürümesine yardım ederken, iki adım atan Şirwan yerdeki kuzenine elini uzatıp kaldırdı. ***Şirwan, Cihan'ın yüzündeki kanı görmemek için gözlerini kaçırıp, alnından öptükten sonra sarılırken birinin arkadan hastaneye yürüdüğünü gördü. "Ben bu adamı nereden hatırlıyorum yaa." diye düşündükten sonra geriye dönüp, "Bu giden kimdi?" diye sordu. Herkes adamın peşinden bakarken, "O buranın öğretmeni." diyen Nalan'dı.*** Üç adam, sarılarak ilerken Dilan önlerine geçip, "Haniymiş benim Şirwan'ım, day day day." diyerek geri geri yürüyordu. Civannaz, "Bunlar çocukken de böyleydi, okul dönüşü böyle giderlerdi" dedi arkalarından tebessüm ederek... Şirwan, Bargiran'dan telefonunu alırken, "Sen burada kal, biraz önce içeri giren öğretmeni araştır." deyip yürümeye devam etti. ***Arabaya geldiklerinde; Dilan, arka kapıyı açıp Engin'e bakarak, işaret ve orta parmağının uçlarını şakağına vurup çekmek suretiyle asker selamı yapıp binmiş, Şirwan ise, gülerek arabanın önünü dolandıktan sonra, kapıyı açarken Türkân'ın gözüne son bir defa bakmıştı. Türkân'ın tabiriyle gök gök bakarak arabaya binip kapıyı kapattı.*** Ben ortada dururken, Nazo kollarını bağlayıp sağ koluma, Nalan'da kollarını bağlayıp sol koluma dayanırken Türkân hâlâ giden arabanın arkasından bakıyordu. Araba, uzun yolun en ucunda gözden kaybolmak üzereyken, Nazo', "Gel hadi gel, Neçirvan onu bir daha buralara getirmez. Merak etme," deyince Türkân gözünü boş yoldan ayırıp bana dikerek, "Ben değil o merak etmesin, şimdi işimin başına gidiyorum, sende bize git, öyle bir şey yap ki, gece başımı yastığıma rahatça koyayım." dedikten sonra Furkan'ı öpüp, "Abi görüşürüz." deyip Meriç ve Engin'le vedalaşarak hastaneye girdi. Onun çöken omuzlarının altında ezilerek bakarken, Hakan yanıma gelip, "Ben gideyim, şunları bindirip geleyim," diyerek arkadaki üçlüye bakıyordu... "Kaçta gelirsin, seninle çok önemli bir şeyi halletmem lazım." dedim nişanı bozmayı kasdederek, "Ben gelmiym, sen bize geç bekle, ne konuşacağımızı acayip merak ediyorum." deyip, göz kırptıktan sonra arabaya binip oradan ayrıldılar. Bu sefer ben Furkan'ın arkasından baka kalmıştım... Nazo', "Cansu, size bakarken aklıma, üzüm üzüme baka baka karararır sözü geliyor." deyince, "Söyle arkadaşını söyliym seni." deyip göz kırptım. Nalan da, "Kişi dostunun dini üzeredir." deyip devam ettirdikten sonra, "Arkadaşlar, Türkân'ın yirmi altı yıllık boş kalbi, o arabanın içinde gitmiş olabilir ben diym." deyince Nazo' heyecanlandı. "Ne diyorsun Nalan, gerçekten mi?" "O kadar heyecanlanma, yanılıyor da olabilirim, sonuçta Şirwan'ın nefretini biliyor." Nazo, "Sen bekle bi bakalım, Şirwan ne kadar nefret ediyor görelim." deyip telefonunu çıkarttı... ~~~~•~~~~• Arabada "çıt" çıkmazken Neçirvan Şirwan'a baktı, kolunu cama dayayıp, çenesini de sağ elinin avcuna koymuş, gözleri uzakları izliyordu. Telefonu çalınca, Dilan öne doğru bakıp, "Ne oldu, bir şey mi unuttuk yoksa?" dedi. Neçirvan, Şirwan'a bakıp, "Bilmiyorum ki, Türkân arıyor." deyince Şirwan hemen dönüp telefona baktı. "Efendim Türkân?" "Hayatım?! Benim." "Aaa, Nazo'm, neden Türkân'dan arıyorsun?" "Sende durumlar ne demek için aramıştım ama anladım... Hayatım, galiba o arabada, buradan birinin gitmesini istemediği bir şeyi götürüyorsun." "Bence de ben, burada birinin arkada kalmasını istemediği bir şeyi bırakarak gidiyorum." "Ne yapacağız peki?" "Onsuz yapamam." "Gelirken birlikte gelin o zaman." "Ben geç kalırım o zaman." "Başka bir yolu yok mu?" "Cihan'a sorarım o bir yolunu bulur." "Biz senden haber bekliyoruz." .... Neçirvan, telefonu kapatınca Şirwan, "Deneme bile, bu sınırlar içine bir daha asla girmem." deyip tekrar camdan bakmaya başladı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD