(5.bölüm) mantık da bir duygudur.

1504 Words
Ertesi sabah, çok şiddetli bir kan kokusuyla uyanmıştım. Hem açlık hem de bu koku midemi bulandırmıştı. Nefes almak için dışarıya çıktığımda, babam; yorgun ve bitkin bir hâlde karşımda duruyordu. Panikle "Baba, bu ne hal?!" diye bağırdım. Babam; yerde, derisi vücudundan tamamen ayrılmış bazı parçaları eksik et yığınını göstererek, "Kızım, neyse ki anan günün ağırmasını bekleyebildi. Yoksa geceden kesecektik." dedi Normalde hasta hayvanların mundar olmaması için gecenin bir vakti de olsa kesildiğini bildiğim için merakla, "Neden yaptınız ki?" diye sordum "Ananın adağı varmış, 'Kızım sağ salim köyüne dönerse, kurban keseceğim' demiş, Sen de dönmüşsün ya o yüzden adağını yerine getirdi." Furkan'ın durumundan dolayı geri dönme ihtimalini düşündüğüm için, "İyi de baba, ben kesin dönüş yapmadım ki." deyince Babam yıllardır beni anneme karşı idare etmekten yorulmuş ve pes etmiş bir şekilde, "Ne demek yapmadım. Bana bak Cansu, sakın bunu annene söyleme kızım. Kendini de beni de yakarsın." dedi Annemin; dominant yapısından dolayı, evin reisi ünvanına sahip olduğu için isyan bayrağını çekerek, "Baba, neden ailenin en korkulacak insanı olma statüsünü anneme verdin ki, bunu konuşacağım kişi sen olmamalıydın. Neden ben bütün sırlarımı anneme değil de sana vermek zorundayım. Benim annemle paylaşmak istediğim çok önemli bir sırrım var ama ben sana güveniyorum. Ne yapacağız?" deyince acı çeken yüzüme bakarak ciddi olup olmadığımı kontrol etti. Yüzümde espiriye dair en ufak bir şey göremeyince konunun ciddi olduğunu düşünerek, babacan bir ifadeyle, "Eğer çözüm bulabilecekse, sen yine annene söyle. Çözüm bulamadığı gibi seni üzüp yargılayacaksa bana söyle. Benim de çözüm bulamayacağım bir şeyse kendine sakla, sen akıllı bir kızsın elbette bir hâl çaresini bulursun." dedi Babamın konuşmasına tebessüm ederek, karşılık verdikten sonra, "Teşekkür ederim babacığım. Bu kadarı bile o kadar iyi geldi ki, bir şey daha sorabilir miyim?.." dedi. "Ergenlik çağında, ilerisini düşünmeden yaptığın basit bir şaka, yedi sekiz yıl sonra gerçek olup karşına çıksaydı ne yapardın?" "Biraz düşünebiliyor muyuz?" "Annem gelene kadar!" Annem elinde üzeri streç filmle kaplı bir leğen ile yanımıza gelince konuşma yarım kalmıştı. Babam bana göz kırparak, "Sonra konuşuruz." deyip içeri girdi Annem, "Kızım, al şunları Neriman teyzenlerin evine git selamımı söyle, annemin adağı yerine gelmiş de!" derken gayet ciddiydi Annemin elime tutuşturduğu, içerisinde et parçası olan kabtan gelen kan kokusunu almamak için kafamı geriye doğru çekerek, midem bulanıyormuş gibi, "Anneciğim, sabah sabah bu komikliğini neye borçluyuz acaba!" diye sorunca; vücudunun belli belirsiz yerlerinden terlerin çıktığı penyesiyle, baskıya dayanamayarak bağımsızlığını ilan etmeye çalışırken yakalanıp duvarda asılı kalmış mahkûmlar gibi, türbanının altından çıkıp terden şakaklarına yapışmış saçlarıyla, büyük ihtimalle terini silerken; elindeki kanın bulaştığı alnına özensiz yapılmış resimle, yorgunluğun acısını çıkartacak birini arayan bakışlarıyla beni bulmuş gibi, bağırarak, "Boş boş konuşma da yürü hadi." dedi Sabah sabah yürek yemiş gibi bir cesaretle, "Anne neden ben, Derya götürsün." deyince, Eline gol fırsatı bulmuş futbolcu gibi atağa geçerek, "Derya'nın götürmesini isteseydim ona söylerdim." dedi Annemden aldığım pası avantaja çevirmek için ana yüreğini harekete geçirmeye çalışarak, "Anne, bu yaptığın çok acımasızca." dedim Annem ise o kadar uğraştığım hamlemi boşa çıkartarak, "Neymiş o acımasızca olan? Bi gidip beş yıl gelmemek mi?" diyerek karşılık verince Bir adım daha geriye çekilerek, dünün de etkisiyle neredeyse ağlayacak çocuk gibi, "Anne, ben veterinerim ve sen benim yüzümden kesilmiş bir hayvanı taşımamı istiyorsun. Ayrıca ben okumaya gittim, yapma böyle." dedim Ses tonum ve bakışlarım bu sefer olumlu sonuç vermiş, Anneme beş yılın özetini daha ılımlı bir şekilde söyletmişti. "Anlamanı beklemiyordum zaten, inşaallah anne olunca da anlamazsın. Beş yıldır gecem gündüzüme karıştı." "Anne, abartma lütfen, görende Amerika'ya gittim zanneder. Alt tarafı buradan yarım saat sonra sabah oluyordu." dedim mesafenin çokta uzak olmadığını belirterek. "Ben sana okuma demedim ki, buradaki okulların neyi vardı da gittin. Anandan, babandan doğduğun köyden neden kaçtın?" "Anne bunun cevabını vermektense, şu yerde yatan hayvanı alır çiğ çiğ yerim. Öğrenince altından kalkamayacağın şeyler sorma. Tamam ver götüreyim ama bu yaptığını da ömrüm boyunca unutmayacağım." Ellerini yıkayıp yanımıza gelen babama baktım. "Daha fazla uzatma!" der gibi kaşlarını kaldırımca sustum. Kılıbık baba ne olacak... Bende elimi yüzümü yıkayıp çaresiz olarak Furkan'ların evinin yolunu tuttum. Furkan'ların harmana geldiğimde her iki arabanın da orada olduğunu gördüm. Furkan evdeydi, ondan geriye sayarak yavaş yavaş eve doğru yürüdüm. Bir yandan Furkan'la karşılaşmak istemiyor, bir yandan da elimdeki ağır kokunun kaynağından bir an önce kurtulmak istiyordum. Avlunun kapıya geldiğimde, yine nefes egzersizlerimi yaptıktan sonra, iki kere vurup içeri girdim. Furkan'lar avluda oturmuş kameriye de kahvaltı yapıyorlardı. Furkan, sol omuzunun üzerinden başını çevirip beni görünce gülümsedi. (kameriye de, baba tek anne en küçük oğlu *erkanla yan yana, Türkân ve Hakan yan yana Furkan'da tek oturuyor)* Ağır adımlarla masaya yaklaşıp, "Afiyet olsun." dedim Furkan'dan tarafa bakmadan Neriman teyze, eliyle masada Türkân'ın yanını göstererek, "Gel kızım, birlikte olsun!" deyince, "Ben, önce şu işkenceden bir kurtulayım!" diyerek elimdeki et dolu leğeni gösterdim. Neriman teyze, Türkân'a, "Kızım kalk, bir bardak getir, kabı da götür." diyerek leğeni gösterince arkadaşımın omuzuna dokunup, kalkmasına mani olarak, "Hayır hayır, sen otur, ben alıp gelirim. Bunu da bırakırım." deyip mutfağa gittim... ~~~~~~•~~~~~~• Neriman hanım, arkasından masadakilere, "Oldum olası bu kızın bu huyunu hep sevmişimdir. Gittiği yerde yabancılık çekmiyor maşaallah." dedi... ~~~~~~•~~~~~~• Kabı bırakıp bardak, çatal ve kaşık alarak tekrar masaya geldim. Elimdekileri masaya bırakıp, üst kata çıkan merdivenlerin yanında duran lavaboya gidip ellerimi sabunla yıkadım. Duruladıktan sonra havlu kullanmadan ellerimi aşağı yukarı silkeleyip sularından arındırdım. Masaya gelince, Furkan, ani bir hareketle sedirden yana kayarak yanını boşalttı. Bende el mecbur çaktırmadan boşmuş gibi oraya oturdum. Neriman teyze, "Kızım Allah kabul etsin, doğru mu anladım, annenin adağımı oluyor." deyince yine Furkan'dan ötürü, "Bilmiyorum, aslında kararsızım. Burada ilerleyen günlerde yaşayacağım şeylere bağlı." dedim yarınını düşünen bizden değildir der gibi... "Hımımm, orada sana talip biri vardı, onunla mı alâkalı?" "Aaa! Öyle mi? Kimmiş?" dedim mini bir şok geçirerek. "Haberin yok mu?" "Hayır yok!" deyip bütün ciddiyetimle baktım "Amanıınn! Pot kırdım desene!" derken mahçup olmuş gibi bakıyordu. "Merak etme Neriman teyze, bildiğimi belli etmem, söyle sen, kimmiş?" deyip sır saklama konusundaki maharetimi sergilemek istedim "Arkadaşının abisi." deyince şokum ikiye katlandı,"Hangi arkadaşım?" dedim gözlerimi belertip "Hani bi yaz buraya gelmişti, iki gün tatil yapıp gitmişti ya, o arkadaşının annesi seni çok beğenmiş öyle duydum." "Annesinin beni beğendiğini biliyorum da oğlu için olduğunu düşünmüyorum." "Anneni aramışlar." deyince biraz düşündüm. Söylediği şeyin dışta ki etksinden dolayı yüzüm ekşiyince Hakan, "Ne oldu Cansu, Neden üzüldün?" dedi Yine üzgün bir ifadeyle, "Onun bir kız arkadaşı vardı, kızın ailesi birlikteliklerini karşı çıkıp başkasıyla evlendirdi. Biz de iki arkadaşım ve ablasıyla yanında olduk, neredeyse aklını kaybedecekti. İnsan onun gözlerine baktığında kendini o kadar yabancı hisseder ki, kimseye aşık olabileceğini düşünmezsin. O kıza o kadar bağlıydı ki, 'Hayatta başkası ile olamaz' derdik. Demek ki annesinin ısrarına dayanamamış, bu duruma sebep olduğum için üzüldüm." deyince Hakan, "Kendini neden üzüyorsun ki, mantık evliliği de insanın duygularıyla olan bir şey, o kadar kız içinden en evlenilecek seni gördü demek ki." dedi Yine uzaklara gidip geldikten sonra, "Olabilir ama bunu da ben kabul edemem, kimsenin yara bandı olmak istemiyorum. Her ne kadar evleneceğim karakter onun gibi olsun istesem de onu istemezdim. Annem en doğrusunu yapmış." dedikten sonra masada kısa bir sessizlik oldu. Furkan, masanın altından diziyle beni dürterek, tam yeri ve zamanıymış gibi sessizliği bozdu, "Demek ki neymiş, insanın kalbi kimin için atıyorsa, onun yanında mutlu olurmuş. Onunla olması gerekirmiş. Ailelerin, çocuklarının mutluluğunun önüne geçmemesi gerekirmiş." deyince, Türkân'a manalı manalı baktım. Cevabı sen ver diye. Türkân'da Furkan'a dönüp, herhalde başka bir kız ile görüştüğünden emin olduğu için, kız arkadaşı ile ilgili nasihatler vererek, "Evet kardeşim gönül eğlendirip bırakmamak lazım, kiminle başladıysan onunla bitirmek lazım, ümit verip aklını bulandırmamak lazım." Dedikten sonra da vurucu cümleyle susmuştu. "Dengi dengine olmak lazım." Furkan, artık ablasının da bilmesi gerektiğini düşünmüş gibiydi, "Değil mi abla, haklısın. Çocuk dememek lazım! On iki on üç yaşında, bir şey anlamaz dememek lazım! Dalga geçmemek lazım, söz vermemek lazım, değil mi?" deyince Türkân ile tekrar göz göze geldik. Bence artık ablası da emindi. Furkan, saçlarını benim için uzatmıştı.mm Türkân, kardeşinin bana ilgisini anlayınca uzatmayıp sustu. Yüzüme bakamayışından, Bana inanmayıp yüklendiği için kendini mahçup hissettiğini anlamıştım. İkimizinde gözlerine bakmadan önündeki çayı karıştırıyordu. Evin en küçük oğlu Erkan, ablasına dönerek, "Abla, şekeri erittin, sıra bardakta galiba!" deyince Türkân, üç parmağının ucuyla Erkân'ın şakağına vurarak, "Çok konuşma da yemeğini ye çabuk. Sonra da çıkın gidin bende işime bakayım!" dedi. Masadan ilk ayrılan Furkan oldu. "Ellerinize sağlık," diyerek ayağa kalktı. Ben kendimi sedire yaslayıp, bacaklarımı yan çevirmeme rağmen Furkan dizlerime sürterek geçti. Neriman teyze, oğlunun az yediğinden emin bir ifadeyle, "Oğlum, ne yedin ki, iki lokma bir şey. Al şu bir dilimi de ye!" diyerek börek uzatınca Furkan, tekrar geriye dönüp bacağını dizime değdirerek annesinin elindeki böreği alıp, "Seni kırarmıyım ben hiç ana kraliçem. Çok şükür bugün çok güzel bir kahvaltı yaptım, inşaallah her günüm böyle geçer deyip dizimi dürterek masadan uzaklaştı. Ellerini yıkayıp masadakilere, el selamı ile birlikte, "Görüşürüz!" deyip avlu kapısından çıktı. Biraz daha oturduktan sonra Furkan'a yetişmek için ayağa kalktım, "Ellerinize sağlık, kesenize bereket." deyip izin isteyecektim ki, Hakan'da ayağa kalkıp, "Bende çıkıyorum, bekle bırakayım." deyince moralim bozuldu ama belli etmemek için, "Tamam" dedim. Hakan ellerini yıkarken çaprazda oturan komşunun kızı Melek geldi. Onunla kalmak isteyerek Hakan'a teşekkür edip, tekrardan masaya oturdum. Evin erkekleri gidince sofrayı toplayıp birlikte bir süre daha muhabbet ettik.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD