Furkan, önüme oturup, sağ sol derken iyiden iyiye bisiklet sürer gibi egzersiz yapmaya başlamıştım.
Meriç, buzu çenesine tutup, Hakan ile birlikte çıkarken, "Furkan, sende bir göz at istersen. Sonuçta proje senin." dedi
F: "Tamam abi, hemen geliyorum."
Furkan, beni Türkân ile Erkan'a bırakıp, onlarla birlikte gidince, arkasından özlemle baktım... Ben, şimdiden karşı odama giden adamı özlemiş gelmesini isterken, iki buçuk yıl başka şehirlerde olmasına nasıl dayanacaktım...
Furkan, olmayınca modum düşmüş, çalışmak istememiştim. Sağ ayağımı yukarı kaldırıp, sola sıra gelene kadar iki kilometre yol gidilirdi... Bunu bile abartacak kadar özlemiştim onu... Ne vardı sanki yanımda çalışsa... Yada iki hafta sabretselerdi ne olurdu... Hastane yapılmış bitmiş miydi de bu kadar acele ediyorlardı...
T: "Erkan, Cansu yoruldu galiba, bu günlük yeter bu kadar, gidelim de dinlensin."
"Bana da öyle geldi abla."
Türkân, "dinlensin" demesine rağmen beni o şekilde bırakıp Erkan ile dışarı çıktı.
_"Eee, ben ne yapacağım şimdi..." derken pedallara bağlanmış ayaklarıma bakıyordum.
Kapı açılıp bir süre giren olmayınca, _"Herhalde Türkân, benim kendi başıma yatamayacağımı anlayıp geldi." diye sesli düşünürken, "Bıd bıd bıd, yalnızken bari açık konuş." diye söylenerek Furkan içeri girdi...
"Furkan!" dedim sanki bir aydır görmemişim gibi.
"Çalışmıyor muşsun Cano'mm?"
_"Cano'n kurban olsun sana."
"Vallaa Meriç abi haklı, sen bana sövüyorsun."
"Seviyorum."
"Bende seni seviyorum Cansu'yum... Hadi biraz daha çalışalım, hadi yüreğimin atar damarı. Hadi..."
"Furkan?"
"Efendim, beyin zarım."
"Ggg..iiiit.mmm...ee."
"Nereye canım?"
"Yyy.aaa.nnn..ııımm...dda...nn."
"Tamam, anlaştık ama sende gayret et, tamam mı? Cansuuu, bir sonraki geldiğimde yürüyor ol lütfen, ben senin kafana taktığın şeylerin bunlar olduğunu bilseydim daha önceden anlatırdım..."
"Nn..ee..rre...de.nnn... bb..iill.iii...yyy...oorr...suuunnn?"
"Neyi?"
"Kkk...a...fffa... Ttt...ak-"
"Kafana taktığını mı?"
"Hııııı hııııı."
"Biliyorum çünkü senin yatağını gören yere kamera taktırdım... Dört aydır gizli kamerayla seni izledim."
Aklıma direk bezimin ve üzerimin değiştiği anlar gelince kaşlarımı çatıp yere baktım...
"Seni anlıyorum... Kızma boşuna, ben daha çok geceleri izliyordum...Seni görmeden seninle konuşmadan uyuyamıyordum, ne yapayım?"
Konuyu değiştirmek için sağ bacağımı yukarı kaldırıp, "Ha.aa..dd..iii." dedim
"Cansu, kızmadın değil mi?"
"Bb.ii.r.aa..zz."
"Ben gidene kadar seni ayağa kaldırmak istiyorum... Bana yardımcı olacak mısın?"
"Hııııı hııııı."
"Hadi o zaman, tam gaz devam."
Bir saat de beşer dakika mola ile çalışmış, bayağı yorulmuştum.
Türkân, elinde tepsi ile, "Bu kadar yeter, çifte kumrular... Bu gidişle Cansu arabanın arkasına takılıp bizimle gelecek." diyerek yanıma geldi.
"Ooo..lll..uuu..r."
"Bence de olur Cano'mm."
Furkan, odadan çıkmak için yeltendiğinde, "Iıııığğğhhh!" diyerek dikkatini bana çektim...
"O nasıl bıd'dı kız öyle... Ne dedin?"
T: "Cansu, bir yerin mi ağrıyor."
"Iıı ıııııııhhh!"
F: "Neden öyle inledin o zaman?"
"Yyy.oo.r.uu.lll-"
T: "Yoruldun mu?"
"Hııııı hııııı."
F: "Abla, sen tamamlama, bırak konuşsun."
T: "Kıyamıyorum ne yapayım?"
F: "Ben kıyabildiğim için yapıyorum değil mi?"
T: "Tamam, git ellerini yıka da gel hadi, yoksa ben yedireceğim."
F: "Geliyorum bekle... Sen şimdi kıyamazsın az yedirirsin."
Furkan'ın ayağa kalkması gideceği için değil, ellerini yıkadıktan sonra gelip bana yemek yedireceği için olduğunu duyunca içim rahatlamıştı.
Arkasından, "Çabuk gelse bari" der gibi bakarken Türkân, "Cansuuu, bir ân önce toparlan, Furkan babamla konuşacak." deyince, "NEEE?" diye bağırdım bir çırpıda.
"O ses nerenden çıktı kız, harbi sana acımamak lazım, isteyince ne güzel konuşuyorsun."
Kuru lafın sırası mıydı şimdi, Furkan gelmeden konuşmaya devam etmeliydi... Ne konuşması, ne zaman, ne için, neler oluyordu?..
"Annn...lll...aaa...ttt?"
"Anlat?"
"Hııııı hııııı... _çabuk."
"Cansu, Furkan kararlı, babamlar ile konuşup, düğün yapmak ve seni de Ankara'ya götürmek istiyor."
"Nnn...eee...zz...mmmm.aa..nnn?"
"Anlamadım Cansu? Bir daha söyle?"
Ben, gücümü toplayıp tekrar, "Nnn...eee...zz.aa..mmmm.aa..nnn?" derken, Furkan, "Ne ne zaman Cano'mm?" diyerek içeri girdi.
Türkân, yanımdan kalkarken, bana sus işareti yapınca, Furkan'ın bunu bilmemi istemediğini anladım...
O anda karnıma bir ağrı girdiğini hissettim...
Heyecanlanmıştım... Türkân, kapıyı kilitleyip elinde telefonla sandalyeye otururken, Furkan bana yemek yedirmek için kollarını sıvıyordu.
"Aç bakalım, sıcak mı?" dediğinde ağzımı araladım... Furkan'ın iki üç defa üflemesine rağmen dudağım yanınca başımı geriye çektim.
Furkan, kaşığı bırakıp, "Yandın mı?" deyince Türkân, "Bana bak, kızı yakacaksan bırak ben yedireyim, belli ki sen gerçekten acımıyorsun." dedi
Furkan, ablasını duymamış gibi bana yaklaşıp, dudaklarımı üfledikten sonra, "Dur öpeyim de geçsin." dedi.
Türkân, gayrı ciddi kızarak, "Bana bak, sen kızı öpmek için mi yaktın, gebertirim lan seni." deyip gülüşmelerine sebep olurken benim yine beynimde şimşekler çakıyordu...
Kendimi, yıllar önce bir yaz mevsiminde, Furkan'ın sünnet düğününün hazırlığında buldum...
Neriman teyzenin, "Oğlum, gel yat..." diye arkasından bağırdığı Furkan, penguen gibi yürüyor, annemle bana doğru geliyordu...
"Anneee!" deyip, annemin arkasına saklandığında annem, "Neriman bırak oğlumu. Acımıyorsa dolaşsın." demişti...
Furkan ve Enes'in arasında bir kardeşim vefat ettiği için, annem ikisini de evlat yerine koymuştu...
Furkan, her düştüğünde, "Gel öpeyim geçsin." deyip sakinleştirdiğim için, Furkan, annemden de aldığı destekle yanıma sokuldu... Bize yakın olanların çok net duyduğu, uzak olanların merak ettiği ama duyanların söyleyemediği şeyi, bana çekinmeden söylemişti...
"Cansu abla, pipim çok acıyor, öp geçsin."
Hakan, benden önce fırlayıp, "Sus lan, salak... Ayıp." demesi üzerine annem yine Furkan'ı korumuştu...
"Hakan, çocuk ne bilsin? Sıkıştırma bırak."
Yıllarca Furkan bizde ben onlarda kalmıştık... "Annem, Furkan ile Enes olmasaydı ne yapardı kim bilir?" diye düşünürken aklıma birden bebeklikleri geldi...
Annem!.. Annem, Neriman teyzenin olmadığı birgün Furkan bizdeyken onu emzirmiş olabilir miydi?
Anne!.. Hayır!.. Lütfen!.. Furkan'ın bizi, bizim Furkan'ı bu derece sevmemiz bu sebepten olabilir miydi?
Furkan, "Özür dilerim Cansu'yum. Hadi aç, bak bu sıcak değil." diyerek ağzıma kaşık uzattığında ağlamak üzereydim...
"Cansu, o kadar çok mu yandın?"
"Furkan, çekil Allah aşkına yaa... Cansuu, ben yedireyim mi?"
"Sss...üüü...ttt."
T: "Süt?"
F: "Süt mü istiyorsun? Hemen getireyim."
"Hhh..aay..ııırr."
T: "Cansu, ne oldu bana bak söyle hadi?"
"Ssüü..ttt.. kkk...aa..ddd...eee..şş."
F: "Kim süt kardeş?"
T: "Süt kardeş mi diyor?"
F: "Evet..."
T: "Cansu, süt kardeş mi?"
"Hııııı hııııı."
T: "Süt kardeş kim peki?"
"Bbb...eeenn... vvve... Furkan."
Türkân, "NEEE'." deyip çığlık atarken, Furkan elindeki kaşığı yere düşürmüştü...
Pekiii ya, biz bunu nasıl öğrenecektik...
...
Furkan, ilk şoku atlatıp ayağa fırladığında ben ağlıyor, Türkân düşünüyordu...
"Hadi oradan bee, ne sütü, ne kardeşi?" diyerek bana kızan Furkan'a, ablası daha çok kızarak, "Furkan, sus bağırma... Bi dur, Seher teyze öyle bir şey yapsa annem bilirdi." deyince Furkan kapıya doğru yürüdü.
Türkân, arkasından, "Furkan, nereye gidiyorsun?" diye seslenince, bir an önce öğrenmek istermiş gibi, "Dedin ya annem bilir diye, ona soracağım." dedi
T: "Saçmalama yaa, gel otur şuraya... Nereden çıktı bu, durup dururken demez mi?"
F: "Konuşuyorduk öyle aklımıza geldi deriz."
T: "Ne alaka peki?"
F: "Ooofff! Kendi kafasında kuruyor, beni de böyle kudurtuyor yaa..."
T: "Olabilir Furkan, bekli bu da hastalığının bir alametidir, bilemeyiz... Gel bi sakin ol."
F: "Hem, olsa ne olur... Ben tınlamam kii, s.kerim sütünü de kardeşliğini de..."
T: "Saçma sapan konuşma mal, Allah korusun dee. Otur şuraya."
F: "Sus kız ağlama sende... Kurup kurup kendini üzdüğün gibi beni de ne hâle getiriyorsun."
T: "Furkan, kes sesini... Üzerine gitme, üzme kızı gebertirim seni bak..."
F: "O beni üzüyor amaa bana bunu neden yapıyor kii?"
T: "Bilmiyorum... Bir şey mi gördü, duydu mu? Nereden bilelim... Kafasından uyduracak değil ya! Bi anlayalım otur şuraya..."
F: "Ablaa, yoktur öyle bir şey değil mi?.. Anası emzirdiyse Enes'i emzirmiştir değil mi?.. Afife teyzenin ameliyat olduğu zaman?.. O bunlarda daha çok kalıyordu?"
"Bi sus Furkan, soralım tamam... Cansu, canım, sen Furkan'la süt kardeş olabileceğinizi nereden çıkarttın?"
"Aaa.nn.ee..mmm, ooo.nnnuu.. çççok... sse...vviy...ooor."
F: "Her sevgiyi süte bağlayacaksak, abim de emdi ablam da Erkan da o zaman, onlarıda çok seviyor."
T: "Furkaaann!.. Cansu, sen bir şey mi gördün?"
"ııı ıııııııhhh."
F: "Nerenden uydurdun o zaman?"
"Sseenn, aaağ..lll...aağ.. ken."
F: "Ne olmuş ben ağlarken?!"
T: "Kıza kızıp durma!.."
F: "Ne yapayım abla... Görmüyor musun ne hâle geldim... S.çtı bütün günümün içine yaa."
"Kız bilerek mi yapıyor Furkan, görmüyor musun o ne hâlde?"
"Olmasın abla, olmasın... Kafasına her s.ki takmasın."
"Gebertirim seni köpek, doğru konuş, seni de çıkartırım baakk."
"Ben değil de, sen bi çıksana... Onun anlayacağı dilden konuşayım bak hiç bir şeyi kalmaz."
"Fuuurkaaann!.. dediiimm!"
"Neee, dedim bende neee, sevgiyle ağlamayla kardeş olunuyorsa, Nalan! Nalan'ı bunlardan da çok emzirdi o zaman."
"Furkan, git şu kaşığı yıka getir, karnını doyuralım, ilaç saati geçiyor."
Türkân, yerden aldığı kaşıkla Furkan'ı odadan gönderip, "Sen merak etme, ben öğreneceğim ama sen kafana takma, süt kardeş olsaydınız annen kesin söylerdi... Emzirmek o kadar basit değil. Bak, Afife teyze ameliyat olduğunda bile Enes'i senin annen değil benim annem emzirmiş, neden?.. Onunla akran kızları var, ileride ne olacağı belli olmaz, diye... Bu süt kardeşlik basit bir şey olmadığı için... Ben hatırlıyorum, babam hocaya sormuştu, hoca da, 'Emecek çocuk sana diğerlerinden farklı olmayacaksa, sen ve çocuğun babanın rızası varsa, her iki ailede bunu ölene kadar bilecekse, onun babasına bir şey olacak olsa, ona babalık yapacaksan, mirasından pay vereceksen, düğün dernek, her ihtiyacında yanında olacaksan' demişti... Babam her seferinde, 'gel süt oğlan, onlar Allah'ın lütfu, sen emanetisin' der... Bu şartları düşünerek değerlendir bakalım, kardeş olabilir misiniz?"
"Iıı ıııııııhhh!"
"Yaaa, boşu boşuna Furkan'ı da delirttin... Ama ben yine de senin için rahat etsin diye soracağım tamam mı?"
"Hııııı hııııı."
Biz konuşurken kapı açılınca, gelenin Furkan olduğunu düşündük ama giren annemle birlikte, Neriman teyze ve elinde ıslak kaşığı aşağı yukarı sallayarak kurulamaya çalışan, suratı da sirke satan Furkan'dı.
Türkân, ayağa kalkıp, "İyi insan lafın üstüne derler, bizde sizden konuşuyorduk." dedi.
Neriman teyze, "Hayırdır." diyerek merakını söyleyince, Türkân verdiği sözü benden çabuk tuttuğunu gösterdi.
"Diyordum ki, hani sen Enes'i emzirdin yaa, keşke Cansu'yu da emzirseydin, bizim kardeşimiz olurdu."
Neriman teyzenin suratı, Furkan'dan da çok asılarak, "Tövbe estağfurullah, o nereden çıktı kız." deyince, "Fena mı olurdu anne, Enes gibi Cansu da istediği gibi gelip burada kalabilirdi." dedi.
N. t: "Cansu'nun, siz kardeş olmadan da rahatça gelip kalabilmesi mümkün kızım..."
T: "Seher teyze, o zamanlar hatırlıyorum, senin de sütün geliyordu, Enes'i sen değilde neden annem emzirdi?"
N. t: "Bunlar bugün saçmalamış Seher."
Annem, başıyla Furkan'ı işaret edip, "Ben ikisinden birini emzirmeyi çok istedim de." deyip Enes'i de kasdettikten sonra, "Anan bazı sebeplerden ötürü izin vermedi... Üç kız anası olarak, ben evdekilerden başka kimseye emzirmedim." deyince Furkan'ın bakışı, kızgınlıktan, "S.ktim seni Cansu!"ye döndü.
Annemin bu son sözünü piçliğine çeken Neriman teyze kıkırdayıp odadan gidince, süt kardeşimin Furkan değil de babam olabileceği gerçeği ile yüzleştim. Neyse ki süt kardeş olmak için, hicrî aylar ile iki yaşını doldurmamış olması gerekiyordu...
Annemin, "Yani kendi çocuklarımdan başkasını emzirmedim." diye açıklama yapmasıyla, ben içimden, Furkan sakallarının arasından sinsice güldü... Eminim Türkân da bizimle aynı şeyi düşünüyordu ama ciddiyetini korumak zorunda olduğunu biliyordu...
O an, bizi çocuk zannedip bir birini uyaran iki kadını düşündüm... Birinin kızı, diğerinin oğlunu taciz etme derecesine getirmiş, arkadaşını uyaran kadının oğlu ise kurtulmak için arkadaşının kızının göğsünü ısırmıştı... Biz, kendi aramızda nelerle uğraşırken, bu iki kadın bizleri hâlâ sabi sıbyan zannediyordu...
Garip anam yanıma gelip, "Kızım, nasılsın?" diye sorarak konudan tamamen uzaklaşınca, Türkân, "Çok şükür Seher teyze... Çok iyi, daha da iyi olacak inşaallah." dedi.
Gerçekten çok iyiydim...
"Elbisesini neden çıkarttınız?"
"Seher teyze, Cansu hastanedeyken benim bir adağım vardı, iyileşirse arkadaşıma en sevdiğim elbisemi vereceğim diye, o düzeldi ya, o yüzden."
Annem, Türkan'ın çıkarttığını düşünerek, "Baktınız mı, bir şey var mıydı?" diyerek tuvaletimi kasdedince, Türkân içini rahatlatmak için, "Yoktu merak etme." dedi.
Neriman teyze odada olsaydı, "Elbiseyle geldi, siz giydirmediyseniz kim giydirdi o zaman?" der miydi... Yada Türkân annesi varken ne söylerdi...
"Kızım, tuvalete gidelim mi?"
"Iıı ııııııııhhh!"
"Sen merak etme Seher teyze, biz annemle hallettik."
"Gerçekten mi?"
"Ben hastanede Cansu gibi kaç kadına yardım ediyorum, bir de onlar iki canlı, bazıları bütün yükünü bize veriyor, ben antrenmanlıyım yani."
"Zorlanmadınız yani iyi, güzel..."
"Hatta, bence bu gece burada bile kalmak isteyebilir."
Annem sormadan, yalvarır gibi, "Hııııı hııııı." deyince izni de aldım...
Buğday tenli yarimin, buğday kokulu odasında kalacaktım... İçim kıpır kıpırdı, Furkan'da göz kırpınca, "O gecelerden biride bu gece olabilir mi acaba." diye düşünüp utandım...
"Sen annemin yanına gidebilirsin Seher teyze ben yemeğini yediririm." diyen Türkan'ın eline, "Evet sen git, o yedirsin." der gibi dokundum.
Annem, "İyi, hadi bakalım... Bir şey olursa içerideyim." deyip çıkarken Furkan'da çıkmak için yeltendi.
Türkân, "Furkan, bana bir bardak su getirir misin?" diyerek Furkan'ın tekrar gelmesine bahane buldu...
Böyle giderse, ileride oluşabilecek herhangi bir sıkıntıyı Türkân sayesinde aşabiliriz diye düşünüyordum.
Furkan, elinde bir bardak suyla gelip yanımıza oturunca, Türkân emaneti sahibine devr eder gibi kaşığı Furkan'a uzattı.
Furkan, kaşığı bir hışımla çekip, elime tutuştururken, "Bırak abla yaa, kendi yesin..." dedi...
Elinin içine aldığı parmaklarıma destek yapıp, yemeğe daldırdıktan sonra, "Ye çabuk, sıkı tut sıkıııı!" derken yine geceyi ima ediyor gibiydi.
Türkân yine benden taraf olarak, "Doğru yedir, yoksa elinden alırım." dedi
Furkan, bana kızgın kızgın bakarak ablasına cevap verdi.
"Ablaa, sen karışma!.. Ömrümden ömür gitti, salak, bir anda aramızdaki yaş farkını sıfırladı a.k."
Evet, aptallık etmiştim ama iyi de olmuştu, içimde olmamamız için bir sebep kalmamıştı... Üçüncü bir şahıs aramıza girmedikçe Furkan'la bizi kimse ayıramazdı...