ne edersen kendine, edersin kendi kendine

3561 Words
Kediyi severken Hakan'la konuşmaya devam ediyordum. "Başka bir yolunu bulamaz mıydın?.. Kendine bu kadar aşık etmekten başka bir yol mesela." "Evet, öldürebilirdim mesela... Hakan, inan bu en insaflı davranışım, benim onlara en ihtiyacım olduğu zamanlarda yanımda olmadılar, hâlâ da olamıyorlar... Biri abimi aldı diğeri hayallerimi çaldı..." "Sen öyle bir şey yaptın kii, ikisiyle de aranı düzeltemiyorum. Engin'le barışsan Meriç bitecek, Meriç'le olsan Engin gidecek, biliyorum." "E işte bende ikisiyle de olmayacağım sorun bitecek." "Yok mu yani?.. İkisine de bir şey hissetmiyor musun?" "Hissetmiyorum Hakan, bir zamanlar ki üçlüden en sevdiğim sensin..." "Sağol yaaa, ne çok sevindiğimi anlatamam." "Rica ederim canım ne demek." "Pekiii, Meriç kaçırıldı dedi... O ne iş?" "Heee doğru, kaçırıldım." "Nedeenn, kim, ne oldu?" "Yaa bi dur, sakin... Benim bi arkadaşım vardı yaa, sevgilisinden ayrıldı diye burada sevdiği şarkıları söylemiştim..." "Geçen sene seni isteyen çocuğun sevgilisi mi?" "Sende de ne hafıza var haa, evet ooo?" "Eee?" "Eee siii, kızın okul yarımdı, kocası da insafa gelmiş Türkiye'ye okumaya getirdi, bende evliliklerinin sahte olduğunu bildiğim için sevdiğine söyledim. Plan yaptık, arkadaşım ve kocası normal ziyaret zannederken ben ikisinin kaçmasını sağladım." "Sana ne Cansu? Adamın eli kolu yok mu, kendi kaçıramıyor mu?" "Yaa kızma, ne bileyim böyle olacağını." "Sonra ne oldu?" "Onun ailesi de beni kaçırdı. Ben de onlara peşlerini bırakın onlar oğlunuzla gerçek evli değil dedim." "Ne dedin ne dediiiinnn?.. Bir aşirete oğullarının eksiğini mi söyledin?" "Evet yaptım öyle bir hata." "Sonra ne oldu?" "Bana dediler onun yerine sen gelin olcan?" "Haklılar..." "Sen deli misin yaa?" "Estağfurullah, sen dururken bana delilik düşer mi?.. Biz seni iyi güzel okuyor diye düşünürken sen aksiyon filmi çekiyormuşsun?" "Evet yaa, öyle oldu biraz." "Burada olduğuna göre?.." "Tehlike devam ediyor!" "Nasıl devam ediyor... E bırakmışlar seni." "Hakaaann, çok karışık... Sana burada kedi severken anlatamayacağım kadar da uzun!" "Düğünden sonra konuşalım o zaman?" "Olur, hattaa çok iyi olur. Bana bir fikir verirsin belki... Ne yapacağımı bilmiyorum." "O arkadaşın nerede, geri dönsün?" "O geri döndü, onlarla sıkıntım yok." "Peşinde olan başkası mı yani, kardeşi falan mı?" "Hayır, düşman aşiretinin ağası." "Hay Allah'ım ya Rabb'im... Kız onu nereden buldun?" "O düşmanından intikam almak için beni arkadaşım zannedip kaçırınca..." "Duurr Cansu duuurrr... Kafamı çorba ettin... Ne yani sen, aşiret kaçırdıktan sonra kaçıran aşiretin elinden başka bir aşiretin kaçırdığını mı söylüyorsun?" "Haahh aynen, bak anlamışsın işte." "E ooo zıkkım ağa senin o kız olmadığını anlayıp bırakmadı mı? daha neyin peşinde?" "Şimdi şöyle kii, ben orada silahları alıp ağayı tehdit edip adamlarından kurtulmaya falan çalışınca, mazoşist ağa da bundan hoşlandı, 'Tam aşiretime layık hanım ağasın' diyerek peşime düştü." "Hay ben seniiinnn cesaretine... Tövbe ya Rabb'im yaa, kurtulmanın bir yolu yok mu peki?" "Arkadaşımın kocası evlensin öyle kurtulabilir diyomuş, ama benim bunu kimse duymadan yapmam lazım." "Hıııımm, o yüzden mi Meriç'le Engin'e ihtiyacım vardı dedin?" "Engin asla daa Meriç'le onu affetmem şartıyla anlaşmalı evlenirim diye düşünüyorum..." "Dur hele yaa... Adam akıllı bi oturup konuşalım... Buluruz bir yolunu... Evlilik en son çare olsun..." "Teşekkür ederim Hakan yaa, şimdiden rahatlamış hissediyorum." "Sen yine de Meriç'le arayı iyi tut." "He yaa, denize düştüm yılana muhtaç oldum." "Abaarrtttmaa! Meriç iyi bir çocuk bi kere." "İyiyse kardeşini versene?" "İstesin vermezsem ne olayım?.." "Neysee, boşverelim... Beni arkadaşımdan etme şimdi." "Ya daa anlaşmalı kocandan." "Dalga geçme Hakan, düşündükçe ağlayasım geliyor." "Ağla zaten salak... Bir daha da kendi başına saçma sapan işler yapma. Bi sor danış." "Tamam abiciğim bundan sonra sen ne dersen ooo." "Haaahhh şöyle, akıllı ol..." Kediyi muayene bahanesiyle iyice muhabbet ettikten sonra babam, "Detayları sonra konuşuruz." diyerek ayağa kalktı. Bende, "Görüşürüz Rasim amca hayırlı akşamlar." diyerek sedir tarafına baktığımda Furkan'ın başını önüne eğip masadan gözünü ayırmadığını gördüm... Furkan'ın ısrar etmemesi gözümden kaçmamıştı, gerçekten çok olgunca zaman tanımaya başlamıştı... Meriç'in aksine... Hakan'la da vedalaştıktan sonra eve doğru yürüdük, geç olduğu için ineğe bakamadık... Babamın düşünceli halinden acaba bunu nasıl kıvıracağını düşündüğünü düşünüyorum... Eve geldiğimizde Derya ve Derin koşup boynuma sarılırken babam başını önüne eğip, eve girdi... Annem ise hesap sormayı beklerken yüzünde merak ifadesi oluşarak babamın arkasından koştur koştur eve girdi... Bahçede çay çekirdek ikilisine eşlik ederek kızlarla muhabbet etmeye başladım... •~~~~~~• Yılmaz bey odaya girip kapıyı kapatacakken, arkasından Seher hanım gelince yüzüne bakmadan yatağa oturdu... Seher hanım da yanına oturarak, "Ne oldu, hasta kötü mü yoksa?" diye sorunca Yılmaz bey tebessüm ederek, "Yakalandık mı?" dedi "Koca adam oldun, senin yaşındakiler dede oluyor sen hâlâ çocukça işler peşindesin." "Hanım, bu kıyaslama yapılacak illa ki değil mi? Siz kadınların günlük rutini mi itiraf et, kızlara yapılamayınca kocaya mı yapılıyor ne yaanii?" "Konuyu değiştirme." "Konu ne kii? Konu dedelikse az kaldı sabret, haberi geldi..." "Aaayyy, ne haberiiii?" "Rasim, bir şeyler çıtlattı." "Aaayyy, hadi inşaallah." "Hanım bu konuda seninle bir şey konuşmak istiyorum." "Aaayyy, ne söylersen hee heee..." "Bu konu ciddiii, çocuklaşma hemen... Şimdi öncelikle söz konusu kızımızın mutluluğu, huzuru... Sevdiği kişiyle huzurlu olacağı bir yuva kurması benim önceliğim..." "Benim de benim dee..." "Keşke bana da öyle gelse... Neysee, Rasim ve ben bazı şeyleri kolay hazmeden bir yapıdayız, daha mantıklı, ileriyi gören, gençlerin gözüyle görmeye çalışan babalarız, bu akşam bunu daha iyi anladım..." "Biz öyle değil miyiz?" "Siz de öylesiniz çok şükür dee, bazı şeyleri kabullenmekte sıkıntı çıkartıp işi yokuşa sürecek mişsiniz gibime geliyor." "Ne alakası var canım, biz de gördük geçirdik, o kadar geri kafalı mıyız?" "Haaahhh, işte... Bazı şeyleri duyupta geri kafalılık yapmayın, gençlere güvenin biraz. Bu konuda da acele etmeyin, Cansu'nun hazır olduğunu düşününce kabul edeceğim onu bil." "Cansu biliyor mu?" "Hayır, ağzını aradım. Evlilikle ilgili bir şey düşünmüyor ama bu işler nasip kısmet... Ne olacağı belli olmaz... Sende bekle, zamanı gelince, anlayışlı yumuşak huylu birer ebeveyn olalım diye şimdiden söyledim." "Tamam tamam... Baba kız siz ne derseniz ooo..." "Bir de, Rasim iki oğluma da baba olursun inşaallah dedi." "Hiii, Erkan mı?" "Aynen..." "Sen bugün bana bundan daha güzel haberler veremezdin." "Sen biliyor musun yoksa." "Bu saçları değirmende ağartmadık bey, bakışlarından anlıyordum." "Rasimler de anlamış demek ki ama ben Cansu'yla işe güce dalmışım, bu kadar önemli bir olayı atlamışım." "Bizimkinde bir şey yok. O normal davranıyor." "Hayırlısı olsun ne diyeyim." "Aaaamiiiinn aaamiiinn. Nasipte bir eve iki kız vermekte vardır inşaallah." "Sen hangisini daha çok seviyorsun peki?" "İleri de ne olur bilemem ama şuan Erkan'ı. Sen?" "Erkan'ıda seviyorum ama abisinin yeri bende başka." "Üçüde bizim evlatlarımız gibi oldu, çok şükür... Allah korudu varyaa, Engin'le nasıl yakıştırdım kendime kızıyorum..." "Hanııımmm, kasaba da Ali'nin oğullarına kızını vermeyen salaktır deniyor..." "Onu şimdi de söylesinlersene?" "O gün orada değildik, ne oldu bilmiyoruz... Ayrıca ben biraz önce gördüm, Cansu Meriç'in yanında gayet normal davranıyor, çocuğu bi dövmediği kaldı... "Dövse keşke." "Vallaa Meriç'in haline bakılırsa dövse daha iyiydi der gibi." "Ooohhh, anasının kızı vallaa, süründürsün..." "Bak bak baaaakkk... Anasının kızı haaa, senin yaptığını mı yapsın... Üç yıl süründürmeseydin şimdiye yaşıtların gibi anane olabilirdin?" "Sende işini doğru yapsaydın o kadar beklemezdin." "Demek öyle, seeenn duuurrr, ben o işi şimdi erken yapayım da gööörrr." "Yaaa, bi duuurr adaaamm... Akşam akşam... delirdin mii?.. Tövbe estağfurullah..." "Ne olduuu, kaçma gız, anane dede olunca unutacağız zaten... Zamanını bulmuşken yapalım." •~~~~~~• İkinci bardağıma şeker atıp avucuma aldığım çekirdekle kızlara dönerek köyde başka neler olduğunu konuşmaya devam ettik... Okula yeni öğretmen atanmış ve şimdiden kızlar tarafından kimya hocalarıyla shiplenmişti... Köyde yakıştırılanlar arasında bende vardım ve kardeşlerim ikiye bölünmüştü. Derin ısrarla Meriç abi derken Derya Engin'i istiyordu. Bende gülerek tatlı atışmalarını izliyordum. Derin: "Bi kere Meriç abi daha romantik." "Nee, Meriç abi miii? Saçmalama bee, bu yaşta sen ne anlarsın romantizmden?" diyerek Derin'i küçümseyen Derya'nın kafasına elimin ucuyla vurarak, "Aranızda bir yıl var kız..." diyerek onu da ben küçümsedim... Derya, "Ablaa, Allah aşkına doğru söyle hangisi daha romantik." deyince biraz düşündüm. "Hayatımda bu zamana kadar tanıdığım en romantik erkek kim diye mi soruyorsun yoksa ikisi arasında hangisi diye mi?" diyerek soruya soruyla cevap verdim. "İkisi dee?" "Hııımm o zamaaann, bu zamana kadar gördüğüm en romantik erkek Nazo' ablanız var ya, onun kocasıydı... Bir gün biriyle olursam o kalas gibi olsun diye dua ediyorum..." Derya; "Abla madem hoşuna gidiyor neden kalas diyorsun?" "Ben romantik dedim, Geri zekalıyı sevdiğimi söylemedim... Neysee, ikincisi ise Engin her ne kadar daha romantik gibi dursa da Meriç gizli romantiktir, sana bir şey yaptı diyelim, daha sonra farkettiğinde sana öküzüm ben yaa dedirtir. O kadar gıcık... Maaall..." Derin: "Yaa ablacım ne olduuu, hani anlamazdımmm." Derya: "Ablaa, en iyisini sen bilirsin ama bence Engin abiye bi şans ver." Derin: "Hiçte bilee, Meriç abiye verdiğini devam ettirsin." Derya: "İyi dee Meriç abi de denemiş olmamış işte, ama Engin abi kesin kendini affettirir. Tekrar kendine aşık eder." Tekrar kendine aşık etmek!.. Kardeşim bile Engin'i affedeceğim kadar aşık olduğumu düşünüyordu. Bir elimde çekirdek çitlenmeyi beklerken diğerleri avucumda kala kalmıştı... Bir anda yeme isteğim gidince elimdekileri kaseye bırakıp Kuytu'nun yanına gitmek için masadan kalktım... Kızların arkamdan pişmanlık sözlerine karşılık, "Kuytu'yu özledim bee, kuruntu yapmayın boşuna." deyip kızımın yanına geldim. Kuytu'yu alıp tekli koltuğa yaslandım. Kucağımda gözlerini kapattığında hırıltısına kendimi kaptırıp bende gözlerimi kapattım... Derin bir nefes alıp, "Minnak kızım, ben senin babanın romantikliğini nasıl unutacağım." diyerek iç çektim... Babama, "sözlerin bana etki etmez" demiştim ama Furkan'ın aileme yaptıklarını görmezden gelemiyordum. Benim yapmadığım evlatlığı yapıp, kardeşlerime beni aratmamıştı... Ona minnetimi her sıkıntısında yanında olarak ödeyecektim... •~~~~~~• ... Bir aydır sabahlara kadar oturup öğlene kadar uyuduğum için bugün de, annemin başımda iki dilim ekmek ve sütle beklemesine zar zor uyandım... "Kızım kalk hadi, şunları ye de ilacını iç." "Annee, bu sütle o ilaçları içemem." diyerek biraz daha uyumaya bahane ararken, "Derya, kızım ıhlamuru getir." deyince b planının olduğunu fark edip yatağımda geriye doğru kayarak oturdum. Halam annemden daha yumuşaktı, bana beş dakika daha müsade ederdi ama annem ağzıma tıkar yine de onları yedirtirdi... O yüzden boşuna dilenci gibi yalvarmanın anlamı yoktu. Kuytu, annemin koluna yapışıp elindekilerin ne olduğunu merak edince annem elini yukarı kaldırıp, "Git oradan köpek, ben sana mamanı verdim." deyince komiğime gitti. Biz insanken sıpaydık kuytu da kediyken köpek olmuştu... "Sende gülme sıpa, siz eksikmişsiniz gibi bir de bunu getirdin başıma." demesiyle kahkahaya boğuldum... Bir yandan gülüp bir yandan öksürünce canım annem boğazımda bir şey kalmış gibi panik olmuştu... Kahvaltımı yapıp ilacımı içtikten sonra bir gün önceki ineğe bakmak için evden çıktım. Babamın x aşkının kapısının önünden geçmek benim için tehlike arz etmese de içim almıyordu... Yolu uzatmak pahasına arka tarafı dolanıp içimden saydıra saydıra yürürken, İstemediğin ot burnunun dibinde biter gibi Serap ve Furkan'ın ileride ayaküstü konuştuğunu gördüm. Geriye dönemeyecek kadar Furkan'ın kadrajına girdiğim için, kulaklığımı takıp, dikkatimi karşı yola çevirmiş gibi ilerledim... Beni görüp kıskandığımı düşünmesini istemiyordum çünkü gerçekten kıskanmıyordum... Hatta mutlu olacaksa ikisinin yuvasına aracılık bile yapabilirdim... İçimden: görme, bakma, seslenme diye yalvarmama itirazı, köyümüzün muziplik abidesi Ayşe abla edince kulaklığımı çıkartıp, "Efendim Ayşe abla!" dedim. "Ne ooo gız, geçiyorsun da bi selâm kelam etmiyorsun? Bize de mi küssün yoksa?" "Estağfurullah Ayşe abla, o nasıl söz... Ben kimseye küs değilim." "Ne o zaman başını diktin goca gamyona da bahmıyon buraya." "Hadi Cansu, cevap ver." dedim içimden, "görmedim de dee cehenneme zümera!" "Şey... Ayşe abla dalmışım, bu kamyon kimindi ilk defa görüyorum. O yüzden..." Furkan, bunu duyup gülmemişse bende bir şey bilmiyordum...Ayşe abla kamyona bakıp, "Gııızz, gış günü gelinliği çamur oldu diye ağlayasıca." diye dua ettikten sonra, "O gamyon gaç yıldır orada. Bizim gamyoonn..." dedi... Buna yalan söylemeyecektim çünkü gerçekten onların olup olmadığını bilmiyordum... "Ama ben onu çalışırken görmedim." "Çalışmıyor zaten." "Nedeenn?" "İlham gelmesi lazımmış." "İlham, derken?" "Hee hee ilham, Cihan abin tamirci çağırdı onu bekliyor." "Haaa, ooo... İyi de Ayşe abla onun adı ilham değil ki İlhan?" "Bende biliyorum ama o buraya gelene gadar ilham olacak galibaa, üç aydan fazla oldu, ha geldim ha gelecem oyalıyor. Bahalım bizim İlhan ne zaman ilham olacak." "Hay sen çok yaşa emii? Neyse ben gideemm dee işime bakeeemm." "Annene selam söyle." "Aleyküm selam." deyip gülümseyerek yola devam ettim... Nihat amca ineği yaylıma çıkardığı için göremeden geriye dönmek zorunda kaldım... Köyde bir sessizlik hâkimdi... Büyük ve küçük baş hayvanların yaylada olmasından dolayı etrafta kuş, tavuk, ve horoz sesinden başka bir ses yoktu... Huzurun sesi ve aldığım mis gibi kokuyla eve doğru yürürken Derin'in favori eniştesiyle karşılaştık... "Günaydın... Nasılsın?" "Seni görene kadar iyiydim." "Beni gördün daha iyi oldun değil mi?" "Yaaa yaaa ne demezsin?" "Şu burnuna bak, silmekten ne hâle gelmiş." "Olur öyle, geçince unuturum." "Keşke kînin de geçse de unutabilsen..." "Fırsat vermiyorsunuz kii?" "Ne istiyorsun?" "Defolmanızı istiyordum amaa." "Hâli görüyorsun Cansu, babamı bu hâlde bırakıp nasıl gideyim." "Biliyorum biliyorum uzatmaa, Salih amca nasıl?" "İyii, pazartesi fizik tedaviye gidecek, kontrolü de var." "Yaşı genç, atlatır merak etmeyin." "Öyle ümit ediyoruz... Bir şey sorcam." "Nee?" "O gün oraya benim arabaya bakmak için çıktın değil mi?" "Yooo, nereden çıkarttın?" "Daha doğrusu Furkan'a bakmak için." "Saçmalama yaa, ne alâka?" "Cansu, Furkan kimliğini unutmuştu, geri döndü... Neden gelmedin?" O an burnumun direği sızlamış gözlerim dolu dolu olmuştu. Bakışlarımı Meriç'ten kaçırıp, "Ben oraya gelseydim baban..." deyip sustum. Aslında Furkan'ın arabadan inip eve doğru yürüdüğünü görünce bende ona koşmuştum ama inilti sesini duyunca ikilemde kalmıştım... Furkan'ların harmana bir dönemeç kalana kadar koşsam da arkamda ki inilti aklımdan çıkmamıştı... Bende, "Alnımda yazıyorsan on yıl sonra da olsa benimsin, yazmıyorsan ne yaparsam yapayım elinsin." diyerek geriye dönmüştüm... Oğlu, Furkan'ı otogara götürürken: Engin, Enes ve bende Salih amcayı hastaneye yetiştirmiştik... "Sen, geri dönerken mi babamın sesini duydun?" "Evet, ama ben onu insan sesi zannetmedim, can çekişen bi hayvan gibi inliyordu." "Sonra ne oldu?" "Önce dedim gidip Meriç salağına bakayım, arabada yer varsa beni de alsın... Sonra dedim... Cansu bu senin imtihanın... Sen bu meslek için yıllarını verdin, dön geriye bak o hayvana... Döndüğümde Salih amcayı yerde görüp hemen müdahale ettim..." "Enes'le Engin'i nasıl çağırdın?" "Salih amcaya ilk yardımı yaptıktan sonra yardım istemek için su deposunun oraya geldim. Ben oraya gelirken Engin kapıdaydı, baktım hâlâ gitmemiş Enes'le konuşuyor, "Enes, araba araba!" diye çığlık atarak yardım isteyince onlarda geldi işte ." "Sen Furkan'a rağmen babamı kurtardın yaa, bende bundan sonra senin ayağına takılan, önünü kesen ne engeller varsa kaldıracağım..." "Öyle mii? Kendinle başla o zaman, önümden çekil, eve gideceğim." "Yarın akşam görüşürüz." deyip sağ ayağını geriye atarak kapı gibi önümden çekildi... Evet bir de o vardı... Offf'layarak yola devam ettim. Bu sefer köyün giriş yolundan eve dönmek istedim çünkü aynı manzarayı tekrar görmek istemiyordum... Türkan'la Nalan gelmeden biraz dinlenmek istiyordum... Eve geldikten sonra gün boyu annem ne derse onu yaptım... Ertesi günü rahatça dışarıya çıkmak ve bağımsız bir şekilde dolaşmak istiyordum... ... Nalan ve Afife teyze akşam namazına doğru traktörle gelmişti. Yükleri indirmeye gelenleri balkondan izlemeye başladım... Engin, Kaan ve yanında duran çıtı pıtı bir kızla traktörün yanında konuşuyordu... Kaan'a baktım... Ne ara bu kadar büyümüşlerdi bunlar... Evlenecek kadar... Pekii ya biizz, hâlâ çocukça şeyler peşinde koşan ben... Ne oluyordum... Bu kızla aramda beş yaştan fazla vardı ama o benden daha olgun duruyordu... Kaan karısının elinden tutup giderken tebessümle onları seyrettim... Gözden kaybolana kadar izledikten sonra yüzümdeki gülümsemeyi Engin'in bana baktığını görünce sonlandırdım... Gülmek bulaşıcı olduğu için oda bana gülümsüyordu... Ben yüzümü asınca, bir süre daha gülmesine devam ederek göz kırpıp "naber" der gibi başını sağa sola salladı... Sinir kat sayım artarak odama girip kapıyı kapattım. İlacın etkisiyle bu gece sabahlamadan uykuya daldım... •~~~~~~• ...Düğünün ertelendiğini bilseydim iki gün daha kalırdım ama şuan arkadaşıma görevimi yapmak üzere hazırlanmalıydım... Nalan'da annemin gazabından korktuğu için yanıma gelemiyordu, annemin yıllarını verdiği dostlukları Meryem yüzünden bitecek gibi duruyordu... Akşama doğru hazır bir şekilde arabanın yanında babamı beklemeye başladık. Küçükken tencere dibi yiyenin düğün günü kar yağar dedikleri doğru olmalıydı. Hava da yağmur bulutları toplanıyordu. Bu da Meryem'in şansına olmalıydı... Salonda masalar içeriye hazırlanmış, yağmur yağması durumunda misafirler sandalyelerini alıp içeri gireceklerdi... Türkân'ın tavırlı bakışlarına rağmen Nalan ile birlikte yanına gidip, "Hoş geldin." dedim "Hoş bulduk, sende hoşgeldin." derken ki soğukluğu havayı ikiye katladığı için, hoş buldum diyerek boşuna çenemi yormak istemedim... Annemin sert bakışları ile birlikte bende ilerleyen saatlerde oyun havasına dahil olmuştum... Derya'nın, "Ablaa, terlemeyecekmişsin." diye haber getirmesi annemin beni her an pistten alacağını işaret ediyordu... Annemin çocuğunu pistten alma zamanına kadar eğlenmek istediğim için onun görmediği yerlerde oynamaya devam ettim... İlk şimşek çakmasıyla misafirlerden bazıları salona girmeye başlamıştı bile... Ama ben içeri girmeyi düşünmüyordum... Meryem'de benden destek alarak benimle oynamaya devam etti... Yağmurun başlaması onun kalıcı makyajına bir şey yapmayacağı için, benim de zaten makyajsız olmamdan dolayı ıslanmaktan korkmadığım için dışarıda oynamaya devam ettik... Gelin neredeyse davulcular orada olacağı için çalgıcılar da bizimle devam ediyordu... Sudan etkilenen aletler içeri taşınmış çalarken biz hâlâ dışarıda eğleniyorduk... Muhammed abi ertesi günü hasta uyanmasın diye Meryem'i götürmek istese de Meryem gitmek istemiyor gibi "Beş dakika daha!" diyordu. Islanmanın beş dakika daha zevki ne olabilirdi kii? Muhammed abinin ısrarıyla Meryem ve çalgıcılar içeri girince bizler kapıda kalmıştık... Nalan ve ben içeriden gelen sese eşlik ederek el ele oynarken salonun bahçesine arabaların girdiğini gördük... Kaan, Enes, Taner arabalarla girerken arkasında dorse olmayan tır kafasını da çay bahçesindeki çocuk kullanıyordu... Ne oluyor diye bakınırken, dört araç ön tekerleri bir birine yakın, hilal şeklinde park etmişti... Hoparlörü en yüksek olan Kaan'ın arabasından çalan müzikle neye uğradığımızı şaşırmıştık... Biraz sonra Meryem ve Muhammed abinin tekrar gelmesiyle: kına, ıslanmak istemeyenler ile ıslanmaya doyamayanlar olarak ikiye ayrılmıştı... Damada yaklaşıp, "Enişte süpersin." diyerek arkada kalan seyyar diskoyu gösterince, "Ben yapmadım vallaa ama yapana helal olsun." dedi... "Böyle bir şey ancak Meriç'in aklına gelebilir" diye düşünürken arkamdan bir elin beni kolumdan çekiştirdiğini görüp arkama döndüm... "Eneeess, ne oluyor?.. Nereye gidiyoruz?" "Abla, şu tırın arkasından ses geliyor, galiba yavru girmiş..." "Neee, çabuk gidelim hadiii?" "Bu seferki kedi değil abla, enik..." derken Furkan çekicinin üzerinden önümüze hoplayı verince korktuğumu belli etmek için, "Aaayyyhhh!" diye bağırırken bir yandan da dilimi yutmamak için baş parmağım yardımıyla üst dişlerimden destekle çenemi yukarı çektim... Ben, oyuna getirdiği için Enes'in koluna vururken, Furkan'da köpek dediği için vurmuştu... Enes kollarını ovalayarak yanımızdan giderken, Furkan'a sert sert bakmaya başladım... "Böyle bir şey yapmana gerek yoktu, biz öyle de eğlenebiliyorduk." diyerek nankörlük yapınca Furkan, "Sizin için yapmadım, kendim için yaptım." dedi... "Ne saçmalıyor buu?" der gibi bakarken Taner'in, "Bir iki üç..." diye saydığını duyup o tarafa baktım... Dört araç aynı anda uzun farlarını açarak bizim olduğumuz yeri karanlıkta bırakmıştı... "Sen ne yapıyor-" derken Furkan beni kendine çekip dudaklarımdan öpmeye başladı... Furkan'a karşılık vermeyip kendimi de çekmeyerek kıpırdamadan durunca, Furkan kendiliğinden çekildi. Neden karşılığını vermediğimi merak eder gibi bakıyordu... "Bundan sonra böyle Furkan, sen ne istersen yapacaksın sana verdiğim sözün cezasını da bu şekilde ödeyeceğim." Furkan, hayâl kırıklığına uğramış gibi bakarken, "Ceza mı? Seni öpmem sana eziyet mi verdi?" deyince ciddi bir şekilde, "Evet." dedim... Ellerini teslim olmuş gibi yukarı kaldırıp yarım adım geriye gitti. "O zaman bende bundan sonra sana eziyet etmem... Bakalım bizi nasıl bir gelecek bekliyor?.. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi tarihe mi geçeceğiz yoksa birlikte olup tarih mi yazacağız göreceğiz." deyip giderken birden geriye dönerek kolumdan tutup çekicinin arkasına götürdü... Yerde çömelmiş beklerken, babamın ışıkları ve müziği kapattırmasıyla neden saklandığımızı anlamıştım... "Çocuklar, ne yapıyorsunuz... Size hiç yakışıyor mu?" K: "Yılmaz amca biraz eğlenelim dedik." "Sus, hele sen hiç konuşma... Evlendin barklandın hâlâ çocuk gibi hareket ediyorsun... Oğlum azıcık Furkan'a bakın, ondan örnek alın... Olgunlaşın artık, aaa olmuyor böyle..." Babam yine Furkan'dan çok Furkan'cı olunca elimin tersiye koluna vurup kısık sesle, "Sen babama ne yaptın böyle yaa?" dedim "Babasına yaptığımı kızına da yapsaydım keşke." deyip arkayı kontrol ederek yanımdan ayrıldı... Arkasına bir defa baksaydı biraz önceki söylediklerine inanmayacaktım ama şuan Furkan'la resmen ayrılmıştık... O dağ gibi dediğim omuzları çökmüş bir şekilde bahçeden çıkıp gitmişti... Arkasından uzun uzun baktıktan sonra kendimi toplayıp ayağa kalktım. Annemle, onu zar zor tutan Neriman teyzenin yanına gelince kendimi tutamayıp ağlamaya başladım. Sırılsıklam olmama rağmen Neriman teyze aldırış etmeden bana sarılınca boynuna sarılıp hıçkırıklara boğuldum... Sırtımı sıvazlayan dokunuşlar yaparak, "Kızım." deyince daha fazla ağlamaya başladım. Onların verdiği sevgiye ben hakkıyla karşılık verememiştim... .... Kınanın ardından ıslak ıslak arabalara binip konvoy yaparak köyün yolunu tuttuk... Ertesi günü ateşlenmiş olarak uyandığım için annemin gazabından kurtulamamıştım... Neriman teyzenin, "Gençtir iki gün yatar iyileşir bir şey olmaz, sıkma kızı." demesini annemin arkadan ona da söylenmesiyle öğrenmiştim... "Aaahhh Neriman teyze, aklın varsa bugün annemden uzak durursun." diye düşünerek hazırlanmaya başladım. Halamlardayken aldığım: kolu manşetli, yakası pileli kalçalarıma kadar uzanan mavi bluzumla, siyah normal paça pantolon ve içinde aynı tonların olduğu şalımı takarak dışarı çıktım... Konvoyun köyden çıkışını görüp bizde arabaya bindik... Şiş gözlerim ve al al yanaklarım ile hiç davetkar durmuyordum. O halde tebrik için Meryem'in yanına gidince onun da hasta olduğunu gördüm ve üzüldüm... Aslında biraz da güldüm... Muhammed abi gözlerinden kin saçarak, "Bunu unutma Cansu, intikamım acı olacak." deyince ne yapabilir ki diye düşündüm... Hortumla beni mi ıslatacaktı yada damadı buzlu suya mı yatıracaktı... Değişmeye başlamış sesiyle Meryem, "Sen ona bakma Cansu, çok teşekkür ederim çok eğlenceli bir kınaydı, inşaallah daha güzeli senin olsun." dedi... Bende boğuk sesimle, "Rica ederim canım, hep gülün inşaallah, en kötü günümüz böyle olsun." dedikten sonra yerime geçmek üzere arkamı döndüm... Bir kaç adım atmıştım kii, Enes'in yanında, altında siyah kumaş pantolon üstünde mavi gömlekle Furkan şaşırmış gibi bana bakıyordu... Uzun, kalıplı ve erkek olmasaydı aynaya bakıyorum zannederdim... Oda aynı şekilde benim üstüme bakıyordu. Sanki alışverişe birlikte gidip aynı tonları seçip almış gibiydik. Aramızdaki tek fark, benim ekstra başıma bağladığım şaldı... "Neden bu kıyafeti giydim kii?" diye kendi kendimi yerken Furkan kendini toplayıp Enes'le yürümeye başladı... Bana yaklaştıklarında durup bir şey söyleyecek zannetsemde o görmezden gelerek yanımdan geçip gelinle damadın yanına gitti... Yine arkasından baka kalmıştım... Erkan'ın yanıma gelip, "Abii nerdesin yaa?" demesiyle kendime gelip, şaşırarak, "Efendim?" dedim. Erkan işi şakaya vurup, "Aaayy pardon abla, seni abim zannettim..." deyince kızgın kızgın yüzüne baktım... "Abla, sizin kumaştan arttıysa bana da bi gömlek dikelim mi?" deyip göz kırpınca Erkan'ın kesinlikle beni bildigini anladım... Ama nasıl ve kimden duymuştu... Erkan'ın Derya'larla arkadaşlığını bildiğim için kızların duymasını istemiyordum. Bunu da en kısa zamanda Furkan'a söylemeliydim... Furkan'ı görenin bana, beni görenin Furkan'a kısa bir şok geçiren bakışlarıyla birlikte düğünü de bitirmiştik...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD