İlk kontrollerim sonucunda her şeyim yerli yerinde gibi hissetsem de kötü haberi doktor ailemle birlikte bana aynı anda söylemişti ama ben ailemden geç anladım ve annemden sonra ağlamaya başladım...
Uzun cümlelerde bazı kelimeleri anlamadığım için cümle kuramazken kısaları da geç kavrıyordum...
(Mesela, ailem benimle ilgili şeyleri o an öğrenirken, ben tam olarak ne olduğunu altı ay sonra anlayabildim.)
*(Bundan sonraki yazılar her ne kadar Cansu'nun ağzından olsada, kim olduklarını kavrayamadığı için anne yerine Seher hanım baba yerine Yılmaz bey geçecektir. Etrafında olanları kavrayamadığı için düz yalın diyaloglar ile anlatmaya çalışacak... Sizin okuduğunuz bazı cümleleri Cansu duysa da çoğunun ne olduğunu anlamıyor... Anlayıp anlamadığını da anlatamıyor, sadece ağlıyor!.. Kendini çaresiz hissettiği için...)*
D. Rcp: "Yılmaz bey, öncelikle geçmiş olsun. Cansu'nun ne kadar güçlü bir kız olduğunu buraya geldiğinde de söylemiştim... Azmi ve hayata tutunma isteği sayesinde bu noktadayız."
Shr. hnm: "Çok şükür, çok şükür."
D. Rcp: "Evet, çok şükür... Şimdi, şuan ki durumuna gelecek olursak, Cansu'nun beyni otuz saniyeden fazla oksijensiz kaldığı için bazı organları işlevselliğini yitirmiş yada geç hareket ediyor, ki bunlardan bazıları el ayak koordinasyonu... Yılmaz bey, hatırlarsanız, Cansu komadayken size, yaşarsa ve kendine gelirse bundan sonra size verebileceğim en iyi haber bu olacak demiştim... Burada size bir tavsiyede bulunmak isterim... İstanbul'da Özel medocalin hastanesi var. Sahibi Yavuz bey ile bi seminerde tanışmıştık, kendisi başarılı olduğu gibi hastanesinde de yurt dışından alanında uzman hekimler mevcut. İmkanınız varsa sizi oraya yönlendirebilirim."
Ylmz bey: "Hastaneyi biliyorum. Gidebiliriz."
D: "O zaman ben Cansu'nun dosyasını hazırlayayım bi ambulans ile gönderelim."
Ylmz bey: "Çok teşekkür ederim doktor bey, önce Rabb'im sonra size ne kadar teşekkür etsek az gelir... Çocuğumuzu bize bağışladınız."
... Yine bir yerlere götürülüyordum... Benden ne istiyorlardı... Organ nakli olunca böyle mi oluyordu yoksa, gözlerim başka yeri görürken kalbim başka yerde atıyordu... Hafızam gel gitler yaşadığı için zihnimde çok bulanıktı...
İlk net hatırladığım şey adımın Cansu olduğuydu... yani eğer hafızam bir kere daha oyun oynamıyor ise benim adım Cansu'ydu...
... ... Ylmz bey: "Merhaba doktor bey."
+"Merhaba Yılmaz bey, Cansu'nun babasıydınız değil mi?"
"Evet."
+"Öncelikle geçmiş olsun, ben Yavuz ASLANER... Cansu'nun dosyasını inceledim... Burada da bir takım tetkikler istedim, onların sonuçlar çıkar çıkmaz tekrar görüşeceğiz."
"Çok teşekkür ederim Yavuz bey."
D. Yvz: "Merhaba Cansu... ben Yavuz... Bir süre burada kalacaksın... Seni anlıyorum... Çok zor günler geçiriyorsun..."
Shr hanım: "Kontrollerde duyuyor denmişti ama şuan konuşamıyor."
D.Yvz: "Merak etmeyin... Cansu en zorunu atlattı, bundan sonra ondan ziyade size büyük iş düşüyor."
Ylmz bey: "Elimizden ne gelirse yaparız doktor bey, yeter ki kızımız iyi olsun."
... .... ....
Işıklarının gözümü aldığı koridordan giderken yine kimin nereye götürdüğünü bilmiyordum...
Har har har, hır hır hır, Doz doz doz... bip bip bip... tık tık tık... bu sesler beynimi delen matkap sesi gibiydi....
Gözümü açtığımda beyaz bir şeyin içindeydim... Ellerim ve kollarım bağlanmış gibi hissediyordum...
+"Cansu, beni duyuyor musun?"
"Yardım edin, imdattt... Kurtarın beni..."
+"Cansu... Beni duyuyorsan sakin ol... Sadece beş dakika... Şuan mr çekiliyorsun ve biraz uyanık kalman gerek... Beni duyduğunu biliyorum... Beş dakika bekle, benimle kal... Ayaklarını ve ellerini oynatma... Sadece beş dakika Cansu... Bak yarısı bitti bile... Aferin sana... İşte böyle... Sen ne akıllı uslu söz dinleyen bir kızsın böyle... Aferin Cansu, çok az kaldı..."
... Sesimin anlaşıldığını bilseydim eğer "kes sesini anlıyorum karşında geri zekalı yok" derdim... Bana, "Süpersin, bitti işte..." dediği âna kadar sürekli konuşup durmuştu...
...Yine, en son olduğum yerden farklı yerde uyanmıştım, son zamanlarda bu bana çok sık olmaya başlamıştı...
En son "bi sussa da uyusam" dediğim fanusun içinde gözlerimi kapatırken şuan çok güzel bir odada yarı uzun oturur pozisyonda etrafıma bakıyordum...
Kocaman televizyonu, mini buzdolabı, koltuk takımı, orta sehpasının üzerinde canlı çiçeği olan bu yer neresiydi bilmiyordum ama çok hoşuma gitmişti... Kendimi çok daha iyi hissediyordum...
... ... ... D. Yavuz: "Merhaba Yılmaz abi, nasılsın?"
"İyiyim Yavuz... Sayende çok iyiyim, vereceğin güzel haberlerle daha da iyi olacağım inşaallah."
(Yavuz mu? Abi mi? Ben bi hastanedeydim eminim, karşımdaki bu kişi de doktordu ondan da emindim, peki biz ne zamandır buradaydık da babam ile doktor bu derece samimi olmuştu?)
D. Yavuz: "Öncelikle çıkan sonuçlar beni çok sevindirdi, itiraf etmeliyim ki buraya geldiğinizde dosyada yazanlar bu kadar iç açıcı durmuyordu. Son kontrollere göre Cansu kendini tanıyor ve ismiyle verilen komutu dinliyor. Hemen bi test edelim istersen?"
Doktor, yanıma gelip elimi yukarı kaldırdığında, "Hissediyorum, hissediyorum, elini, elimi tuttuğunu hissediyorum." demek istiyordum...
Yavuz: "Cansu, sakin ol... Bana bak... Bana bak... Elime değil... Bana bak..."
Elindeki sivri aleti parmağıma bastırdığını gördüğüm hâlde, "Bana bak" deyince uslu bir kız gibi sözünü dinledim...
Yavuz: "Aferin sana... Beni, duyuyorsan, gözlerini, bir defa, yum."
Ben aslında, "Evet, duyuyorum." diye içimden geçirsem de benden isteneni yapacakken parmağımda şiddetli bir acı hissettim...
"Iııhh!" diye inlediğimde kendi sesimi duymuştum...
Doktor, bunu bekliyormuş gibi gülümsemişti. Acım devam etse de komutu yerine getirip, gözlerimi kapattım...
Açtığımda, parmağıma o delici aleti bile isteye batırmamış gibi ovalıyordu.
D. Yavuz: "Yılmaz abi gördün mü? Verilen komutu da acıyı da algılıyor ama biraz gecikmeli... Yani bir süre Cansu'nun hayatı biraz geriden gelecek. Seher abla, Yılmaz abi, burada size büyük iş düşüyor... Öncelikle Cansu'nun yeni hâlini tanımanız lazım. Cansu acıktığını hissetmeyecek, doyduğunu geç anlayacak, çok yedirirseniz ya kusacaktır yada aşırı kilo alacaktır. Böyle bir şey olmaması için günlük kalori miktarını geçmeden, saatlerine uyarak yemek yedirin... Bir süre tuvalet ihtiyacını da geç hissedeceği için altına yapabilir... Bir de koma ve yoğun bakımdayken halüsinasyon görmüş olabilir. Anladığım kadarıyla Cansu'da şuan zaman kavramı yok. Kendini sorguluyor olabilir."
Seher hanım: "Neyini mesela?"
D. Yavuz: "Kim olduğunu geçtiğini düşünüyorum ama geçen gün bakımını yapan kadına 'anne' demiş. Yani sizi, kardeşlerini, yaşadığı yerleri hatırlamıyor olabilir... Bu durumda kendini farklı biriymiş gibi düşünebilir mesela."
Yılmaz bey: "Farklı biri derken, kendini erkek zannediyor olamaz değil mi?"
Yavuz: "O derece olmasa da yaşını, boyunu, kilosunu, mesleğini hatırlamıyor yada farklı düşünüyor olabilir. Mesela, kendini on yaşında da hissedebilir, elli yaşında da, evli yada bekâr... Hiç olmadığı yerde olduğunu hayâl edebilir. Yaşamadığı şeyleri yaşamış gibi hissedebilir... Ben de iki yıl önce trafik kazası geçirdim ve Cansu'nun şuan ki sürecinde olduğum zamanlar kendimi polis olarak gördüm... Üniversite de ders anlatırken kendimi birden suçlu peşinde koşuyor buluyordum... Buna da çocukken polis olmak istememin etken olduğunu düşünüyorum."
Yılmaz bey: "Peki, aynı şey, Cansu içinde geçerli midir?"
Yavuz: "Olabilir, bunu zaman gösterecek... Cansu'ya bunu çabuk atlattırabilirsiniz, mesela, geçen ay beyin kanaması geçiren bi hastanın kocası odasına bi tahta koymuş ve tanıdıklarının fotoğrafını yapıştırmış, başka bir tahta da harf yazıp ne söylemek istediğini ses ve göz kapatma ile anlayabiliyormuş. Ve son olarak devamlı egzersiz yapmak çok önemli. Fizik tedaviye gidecek de olsa siz her fırsatta eli ve ayaklarına masajlar yaparak daha çabuk kendine gelmesini sağlayabilirsiniz... Burada bir hafta daha kalıp ona neler yapılabileceğini öğrendikten sonra taburcu olabilirsiniz... Unutmayın, Cansu şuan yetişkin bir çocuk, bebek ile farktan biri de normalde alışkın olduğu şeyleri yapamadığı için çok üzülecek ama siz bu süreçte güçlü olursanız ona daha fazla destek olursunuz."
Yılmaz bey: "Allah razı olsun Yavuz, gerçekten çok yardımcı oldun, hakkını helal et."
Yavuz: "Helal olsun Yılmaz abi, lafımı olur. Sende hakkını helal et... İstanbul'da olsaydınız Cansu ile daha sık bir araya gelebilirdim ama Recep beyde çok ilgilidir. Kontrolleri ve fizik tedaviyi ihmal etmeyin olur mu? Tekrar geçmiş olsun. Bir şey olursa odamdayım."
Seher hnm: "Allah razı olsun Yavuz bey, size her zaman dualar edeceğim, Rabb'im ne muradın varsa en kısa zamanda en hayırlı şekilde nasip etsin."
Doktor Yavuz, tebessüm ederek, "Amin." dedikten sonra dışarı çıktı...