Tehlikeli Sular

1349 Words
Cem telefonunun ekranına baktığında Betül’ün aralıksız aradığını fark etti. En sonunda dayanamadı ve telefonu açtı. "Dinliyorum, Betül," dedi soğukkanlı bir sesle. Cem’in tok ve etkileyici ses tonu, Betül’ü bir an duraksattı. Telefonun diğer ucundan gelen hafif bir nefes sesi, onun şaşkınlığını ele veriyordu. Ardından, toparlanmaya çalışarak konuşmaya başladı. "Ehm... Şey... Acaba Derya orada mı? En son gördüğüm şey bir limuzinin bagajına binişiydi. Sağlığı yerinde mi, Cem?" dedi endişeli ama merak dolu bir sesle. Cem, köşeli çenesini hafifçe sıvazladı ve alaycı bir tebessümle, "Yerinde, merak etme. Şu anda karşımda ve keyfi oldukça yerinde. Sen de gelmek ister misin?" diye sordu. Sesindeki hafif alaycılık, Betül’ü daha da tedirgin etmişti. Betül önce ne diyeceğini bilemedi, ardından sesi biraz titreyerek, "Ehm... Ehm... Eee... Yok ya, siz eğlencenize bakın. Belki sonra baş başa bir şekilde görüşürüz sizinle, Cem Bey," dedi. Sözlerindeki yapay rahatlık, sesine yayılan hafif bir çekingenlikle bozuluyordu. Sanki Cem’in varlığı bile onu rahatsız ediyor ama bir o kadar da cezbediyordu. Cem, iç çekerek telefonu kapattı. Derya gözlerini kısarak Cem’e baktı. "Arkadaşın seni soruyor Derya. Baş başa görüşmek istediğini söylüyor. Senin olayını çözdükten sonra Betül’e de sıra gelir," dedi soğukkanlı bir ifadeyle. Ardından gözlerini Derya’nın üzerine dikti ve bir adım yaklaştı. "Şimdi anlat bakalım. Kime çalışıyorsun? Bana yaklaşarak ne elde etmeye çalıştın? Arabanın bagajına neden girdin ve evime ne amaçla geldin? Hepsini anlat," dedi sesi tehditkâr bir ton alarak. Derya bir an Cem’in yüzündeki sert ifadeyi inceledi, ardından kahkaha attı. "Tamam, o zaman bunu sen istedin!" dedi, sesi alaycı ve meydan okur bir tonla çıkıyordu. "Ben Betül’ün adamıyım. Senden çok hoşlanmış. Önce beni yolladı, yatakta iyi olup olmadığını merak etmiş. Sonrasında da Betül’e rapor verip ona göre seni kaçırıp taciz edecektik," dedi kaşlarını kaldırarak. Gözleriyle Cem’i süzerken, sözlerinin ciddiye alınıp alınmadığını anlamaya çalışıyordu. Cem başını hafifçe yana eğerek Derya’yı süzdü. Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme belirdi. "Demek öyle, Derya Hanım? O zaman işleri biraz tersine çevirelim," dedi ve hızlıca mutfağa yöneldi. Birkaç saniye sonra elinde büyük bir su damacanasıyla geri döndü. Gözlerinde haince bir ışıltı vardı. Derya bir şeylerin ters gittiğini hissetti ama hareket edemiyordu. Cem, hiç tereddüt etmeden damacanayı kaldırdı ve soğuk suyu Derya’nın başından aşağı dökmeye başladı. Su, ince bir şelale gibi saçlarından süzülüp yüzüne, ardından kıyafetlerinin her noktasına nüfuz ediyordu. Buz gibi damlalar tenine değdiğinde irkildi. Omuzları titredi, nefesi kesildi. "Hey! Hemen beni böyle ıslatamazsın!" diye bağırdı ama Cem umursamıyordu. Cem, başını hafifçe yana eğip gözlerini kısarak Derya’ya baktı. "Ne oldu? Hoşuna gitmedi mi? Daha yeni başlıyoruz, Derya Hanım," dedi soğuk bir ses tonuyla. Derya, titreyen dudaklarıyla Cem’e dik dik baktı. Soğuk suyun vücudunda bıraktığı serinlik, içinde bir huzursuzluk yaratıyordu ama Cem’in bakışları onu daha çok ürpertiyordu. Acaba bu adam gerçekten kimdi? Cem, gözlerini Derya'nın yüzüne dikmişti. Gözlerindeki ifadeyi çözmeye çalışırken, adamlarından biri içeriye girdi. Adam gözlerini Cem’e dikerek başını hafifçe öne eğdi ve net bir ses tonuyla konuştu: “Abi, temiz.” Cem, kaşlarını hafifçe çattı. Başını yavaşça aşağı yukarı salladı. “Tamam, öyle olsun,” dedi alaycı bir edayla. Ardından gözlerini tekrar Derya’ya çevirdi. Kadının gözlerinde hem öfke hem de inat vardı. Cem’in yüzüne meydan okuyan bir bakışla baktı ama içinde bir gerginlik olduğu da her halinden belliydi. “Demek temizmişsin, Derya Hanım. Fakat seni bırakmak istemiyorum. Sesin çok hoşuma gitti. Biraz daha eğleneceğim,” dedi Cem, köşeli çenesini okşayarak. Derya gözlerini devirdi, dudaklarını büzerek konuştu: “Bari şu ellerimdeki bantları çöz, sonra sevişiriz.” Cem bir an duraksadı. Sonra sert bir kahkaha attı. “Hahaha! Gerçekten komiksin, Derya. Seninle sevişeceğimi mi sandın? Bu imkânsız! Hiç bir mafya babasının oyuncaklarıyla seviştiğini gördün mü? Sen benim eğlencemsin. Ve ben eğlenceyi severim.” Odadaki gerilim daha da yükselmişti. Derya, Cem'in bu umursamaz tavrına sinir olmuştu ama belli etmemeye çalışıyordu. O esnada Cem, gözünü kırpmadan adamına döndü. “Özel uçağımı hazırlayın. Yolculuk Bodrum’a. Orada en güzel villayı ayarlayın. Sonrası bende,” dedi kendinden emin bir şekilde. Adam, “Tamam Cem abi, nasıl istersen,” dedi ve hızla odadan çıktı. Derya, Cem’in ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Cem gözlerini kısmıştı. Hafifçe Derya’ya yaklaştı. “Şimdi ellerini çözüyorum. Sonra valizini toplayabilirsin, oyuncak. Aa, pardon ya! Sen buraya kaçak geldin, değil mi? Senin eşyaların yoktur. Neyse, artık bir şeyler ayarlarız sana.” Derya’nın kaşları çatıldı. Olan bitene inanamıyordu. Cem’in her hareketi, her kelimesi, sanki onu tamamen kontrol altına almak istermişçesine dikkatli ve baskındı. Ellerindeki bantlar çözüldüğünde bileğiyle bileğini ovuşturdu. Kırmızı izler çıkmıştı. “Telefonumu istiyorum,” dedi kısa ve net bir şekilde. Cem gözlerini kısarak kadını süzdü. “Bir saniye,” dedi ve cebinden çıkardığı telefonuna hızla bir uygulama indirdi. Sonra telefonu Derya’ya uzattı. “Bak şimdi,” dedi sakin ama tehditkâr bir ses tonuyla. “Telefonuna özel bir uygulama yükledim. Bu uygulama sayesinde telefonda ne yaptığını, kimlerle konuştuğunu, nerede olduğunu ve hatta kamera görüntülerini anlık olarak görebiliyorum. Ona göre hareket et. Ve sakın uygulamayı silmeye kalkma. Yoksa bu senin için çok kötü olur, Derya.” Derya, Cem’e öfkeli gözlerle baktı ama içinde bir merak da vardı. Onun bu kadar kontrollü, bu kadar her şeyi düşünen biri olmasını beklememişti. Ciddi ve acımasızdı, ama bir yandan da ilginç bir çekiciliği vardı. Ellerini ovuşturup geriye yaslandı. “Tamam, anladık. Tehlikeli bir adamsın. Ama ben senden daha tehlikeliyim, Cem. Ve unutma, asıl sen benim oyuncağım olacaksın.” Cem, dudaklarında belli belirsiz bir gülümsemeyle Derya’nın gözlerine baktı. Gamzesi ortaya çıkmıştı. O gamze, Derya’nın dikkatini çekmişti. O an, Cem’in nasıl göründüğünü fark etti. Keskin yüz hatları, kendinden emin duruşu, kahverengi gözlerindeki karanlık bakış… Ama bunu asla belli etmeyecekti. Çünkü iddia ettiği bir şey vardı ve bu iddianın arkasında sonuna kadar duracaktı. Cem hafifçe başını eğdi ve fısıltı gibi konuştu: “Göreceğiz bakalım, Derya. Derya, Cem’in karşısında otururken ellerini ovuşturdu. Bileklerinde hâlâ bantların bıraktığı izler duruyordu. Özgürlüğünü geri kazanmıştı ama içinde bulunduğu durumun hiç de iç açıcı olmadığı kesindi. Cem’in sert bakışları, onun üzerinde ağır bir baskı yaratıyordu. Adamın yüzündeki hafif tebessüm, gamzelerini ortaya çıkarıyor ve Derya’nın gözlerini oraya çekiyordu. Ancak içindeki öfkeyi bastırarak kendini toparladı. O, Cem’in oyuncağı olmayacaktı, tam tersine Cem onun oyuncağı olacaktı. Cem, oturduğu deri koltuğa yaslandı, bacaklarını hafifçe açarak rahat bir pozisyon aldı. Derya’yı baştan aşağı süzdü. “Bakıyorum da fazla korkmuş gibi değilsin,” dedi sesi alaycı bir tonda. “Beni tehdit etmeye mi çalışıyorsun, yoksa sadece blöf mü yapıyorsun?” Derya, saçlarını geriye atarak gözlerini kısarak baktı. “Ben blöf yapmam, Cem Bey,” dedi. “Eğer bir şey söylüyorsam, onu gerçekleştirecek gücüm de vardır.” Cem kahkaha attı. “Güçlü kadınlardan hoşlanırım ama fazla kendine güvenmek tehlikelidir. Şimdi ayağa kalk ve benimle gel. Seni biraz tanımak istiyorum.” Derya istemsizce dişlerini sıktı ama Cem’e karşı çıkmanın şu an için bir mantığı yoktu. Derin bir nefes alarak ayağa kalktı ve Cem’in peşinden yürümeye başladı. Cem, geniş salonun diğer ucuna geçti. Büyük cam pencerelerden dışarıdaki havuzun ışıkları yansıyordu. İki yanda silahlı adamlar nöbetteydi. Cem, camın önünde durarak cebinden bir sigara çıkardı, çakmağını çakıp sigarasını yaktı ve dumanı havaya üfledi. “Senin gibilerle çok karşılaştım, Derya,” dedi yavaşça. “Sözde korkusuz, dik duran, bana meydan okuyan kadınlar… Ama sonunda hepsi gerçeği gördü.” Derya kollarını kavuşturdu, kendinden emin bir şekilde başını kaldırarak Cem’e baktı. “Senin yanındaki kadınlar kimdi bilemem ama ben onlar gibi değilim. Eğer gerçekten tanımak istiyorsan, benimle bu saçma oyunları oynamayı bırakmalısın.” Cem sigarasını küllüğe bastırarak söndürdü. Derya’nın sözleri ona meydan okuyan birinin varlığını hissettirmişti. Bu durum hoşuna gitse de, kendisinin her zaman üstün olduğunu kanıtlamak zorundaydı. Gözlerini Derya’nın gözlerine dikerek yavaşça konuştu: “O zaman bana kendini kanıtla, Derya. Bakalım gerçekten söylediğin kadar güçlüsün.” Derya başını hafifçe yana eğdi. “Nasıl yapacağımı söyle, Cem Bey. Senin kurallarına göre mi oynayayım, yoksa kendi kurallarımı koyabilir miyim?” Cem bir an durdu, sonra başını sallayarak bir köşede bekleyen adamlarından birine işaret etti. Adam hızla yanlarına geldi. “Bize iki içki getir,” dedi Cem soğukkanlı bir sesle. “Bu gece uzun olacak.” Derya içten içe bir şeylerin farklı olacağını hissediyordu. Buradan kaçabilirdi, hatta Cem’i alt edebilirdi. Ama bunun için doğru zamanı beklemeliydi. Cem, onun kim olduğunu gerçekten bilseydi, şu anda onunla böyle oynamaya kalkmazdı. Derin bir nefes alarak Cem’in yanında durdu ve sabırsızlıkla bu oyunun nasıl ilerleyeceğini beklemeye başladı. özel uca onları bekliyordu fakat çiftimizin bir eğlencesi daha vardı
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD