Yaser, Mardin’in eski taş evlerinden birinde sancılar içinde kıvranıyordu. Odanın loş ışığında ter damlaları alnından süzülüyor, elleri sımsıkı yatağın kenarına yapışıyordu. Daha yedi aylık hamileydi, henüz zamanı gelmemişti. İçindeki korku ve endişe, sancılarının ağırlığını daha da artırıyordu.
Eşi Mesut, ne yapacağını bilemeden bir ileri bir geri dolanıyor, panik içinde etrafına bakıyordu. Sonunda bir karar verip, kapıyı hızla açarak sokağa fırladı. Gece vakti Mardin’in dar sokaklarında koşarak en yakın ebenin evine vardı.
Kapıyı çaldığında yaşlı kadın uykulu gözlerle kapıyı açtı. Mesut’un nefes nefese ve korku dolu yüzünü görünce, ne olduğunu hemen anladı.
— **Ebe hanım, ne olur çabuk gel!** dedi Mesut, sesi titriyordu. **Henüz yedi aylık, çok erken!**
Ebe, yılların getirdiği bilgelikle başını salladı.
— **Allah’ın dediği olur beyim. Sen dua et, gerisini merak etme.**
Kadıncağız eline küçük çantasını alarak hızla Mesut’un peşine takıldı. Mesut onu Yaser’in bulunduğu odaya götürdü. İçeri girerken Yaser’in acı içinde inlediğini duydu. Yaşlı ebe, kadının yanına çömelerek nazik ama kararlı bir sesle konuştu.
— **Korkma kızım, haydi bakalım, bebeğin gelmek istiyor. Güçlü ol.**
Yaser, sancılar arasında nefes almaya çalışırken başını salladı. İçinde hem korku hem umut vardı. Ebe, tecrübeli elleriyle doğumu kolaylaştırmak için çalışırken, Mesut dışarıda, kapının önünde ellerini ovuşturuyor, içeri girmeye korkuyordu.
Saatler süren çabanın ardından, nihayet küçük bir bebek ağlaması duyuldu. Ebe, bebeği kundaklarken yüzünde bir memnuniyet ifadesi vardı. Odayı mutlulukla dolduran sesiyle bebeği kucağına aldı ve dışarı çıktı.
— **Biraz erken geldi ama çok sağlıklı bir erkek!** dedi, Mesut’a gülümseyerek. **Oğlun oldu, hayırlı uğurlu olsun!**
Mesut’un gözleri parladı, şaşkınlık ve mutluluk arasında bir yerde donup kaldı.
— **Oğlum mu?** diye fısıldadı.
Ebe, gülümseyerek başını salladı. Mesut, sevincini tarif edecek kelime bulamıyordu. Oğlunu usulca kollarına aldı, minik yüzüne dikkatle baktı. Ama o sırada, odadan hâlâ sancı sesleri geliyordu.
Ebe’nin kaşları çatıldı. Yaser’in sancıları neden devam ediyordu? Şaşkınlık içinde hızla odaya geri döndü. Yaser’in yüzü ter içindeydi, ama vücudu hâlâ bir çaba içindeydi. Ebe hemen harekete geçti.
Ve birkaç dakika sonra, odada bir bebek ağlaması daha yankılandı.
Ebe, bu kez daha da büyük bir şaşkınlık içinde Yaser’e baktı.
— **Demek ki ikizmişsin kızım!** dedi, yüzüne hafif bir gülümseme yayılırken. **O yüzden erken doğurdun.**
Yaser yorgun ama mutlu bir ifadeyle başını kaldırdı. İkinci bebeğin de sağlıklı olduğunu görmek içini biraz rahatlatmıştı.
Ebe, kız bebeği de kundakladı ve dışarı çıktı. Mesut, oğlunu hala hayranlıkla izliyordu. Ebe, ona yaklaşarak ikinci müjdeyi verdi:
— **Bir de kızın oldu!**
Mesut, kulaklarına inanamaz gibi başını kaldırdı.
— **Kızım mı?**
Ebe başını salladı. Mesut’un kalbi sevgiyle doldu, gözleri bu sevinci kaldıramayacak kadar parladı. Allah ona tek seferde hem bir oğul hem bir kız vermişti. Bu, iki farklı evlat sevgisini aynı anda tatması demekti.
Bebeği usulca kollarına aldığında, içindeki minnet duygusu tarifsizdi. Ebe’ye döndü, gözleri dolu doluydu.
— **Allah razı olsun Ebe Hanım!** dedi ve cebindeki tüm parayı çıkartarak yaşlı kadının ellerine sıkıştırdı.
Ebe, bu içten minnettarlık karşısında duygulandı ama parayı kabul ederken sadece başını salladı.
— **Allah sağlık, sıhhat versin. Evlatların analı babalı büyüsün.**
Sonra dua ederek memnun bir şekilde oradan ayrıldı.
Mesut, odada Yaser’in yanına gitti. Yorgun ama huzurlu bir şekilde yatan eşinin ellerini tuttu.
— **Bak Yaser, Allah bize iki güzel evlat verdi. Hem oğlumuz hem kızımız oldu.**
Yaser, gözlerinde yaşlarla gülümsedi. Onların bu dünyaya gelmesi her şeyden önemliydi.
O gece, küçük taş evin içinde, iki bebek sesi yankılanıyordu. Bir mucize gerçekleşmişti. Allah, tek seferde Mesut ve Yaser’e iki büyük lütuf vermişti. Ve artık bu küçük evde, sevgi ikiye katlanmıştı.