Bölüm 8: Kaderin Kesiştiği An

517 Words
Yaser ve Mesut’un küçük taş evinde mutluluk her köşeye sinmişti. Oğulları Sinan ve kızları Simya, kırk günlük olmaya yaklaşırken, evde bebek ağlamaları, ninni sesleri ve tatlı bir telaş hiç eksik olmuyordu. Yaser, uzun zamandır ilk kez gerçek bir ailenin sıcaklığını hissediyordu. Mesut, ona karşı her zamankinden daha şefkatliydi. Sinan ve Simya, Mesut’un kucağında uyuduğunda, Yaser onların ne kadar şanslı olduğunu düşünmeden edemiyordu. Çünkü Mesut, çocuklarına hem annelik hem babalık yapacak kadar sevgi doluydu. Geceleri Yaser, bazen uykusuz kalıyordu ama bu yorgunluk tatlı bir yorgunluktan ibaretti. Küçük Sinan bazen sabaha kadar huysuzlanıp ağlıyordu. Simya ise daha sessiz, daha usluydu. Mesut işten geldiğinde çocukları alıp Yaser’in biraz dinlenmesini sağlıyor, evin içinde onların mutlu kahkahaları yankılanıyordu. Tam her şey yoluna girdi derken… Kader, yine acımasızca yollarına çıktı. ... O sabah Mesut, her zamanki gibi erkenden evden çıkıp çarşıdaki dükkana gitti. Küçük dükkânda çalışıyor, ekmeğini alın teriyle kazanıyordu. Yaser ise evde, bebeklerini büyütüyordu. Ama çarşıda farklı bir hal vardı. Sokaklardan geçenler, onun çalıştığı dükkânın önünden geçerken tedirginlikle başlarını çeviriyor, bazıları kaçar gibi uzaklaşıyordu. Mesut, dükkânın önüne geldiğinde kapı aniden açıldı. İçeriden çıkan adamın ayak sesleri sert ve kendinden emindi. Mesut, başını kaldırdığında onu gördü. Halit Ağa. Yıllardır kaçtığı, peşinde bir gölge gibi dolaşan, eski hayatının en karanlık parçası, abisi... Mesut, o an her şeyin bittiğini düşündü. Halit Ağa’nın acımasız gözleri onun üzerindeydi. Abisi, sert ve alaycı bir ifadeyle konuştu: — Hayırlı uğurlu olsun, Mesut. Sesindeki o soğuk alay, dükkânın içindeki havayı bıçak gibi kesmişti. — O soysuz kadından çocukların olmuş. Mesut’un yüreği sıkıştı. Kanı çekilmiş gibi oldu. Gözleri büyüdü, ağzı kurudu. Yavaşça ona baktı ama ona bakar bakmaz Halit Ağa’nın elinde tuttuğu silahı gördü. Soğuk çelik, tam ona doğrultulmuştu. Mesut’un zihninde bir an Yaser ve bebekleri belirdi. Onları bir daha görememe korkusu, tüm bedenini sardı. — Abi… diye fısıldadı, kelimeler boğazına düğümlenmişti. Halit Ağa, silahı daha sıkı kavradı. Gözlerinde kin ve nefret vardı. — Sana defalarca söyledim, Mesut! Ama sen aşireti de töreyi de babamızı da çiğneyip gittin. Mesut derin bir nefes aldı. Kendini savunmak istiyordu ama ne dese boştu. Halit Ağa onun konuşmasına bile izin vermedi. — Ailemizi utanç içinde bıraktın. Babamın yüzünü yere eğdin. Mesut, ellerini kaldırdı. — Bırak bizi abi. Biz sadece kendi hayatımızı kurduk. Kimseyle bir alıp veremediğimiz yok. Halit Ağa’nın yüzü bir an için daha da sertleşti. Ama sonra çenesini sıktı ve Mesut’a bir adım daha yaklaştı. — Hayatını kurmak ha? Geride herkesi utanç içinde bırakıp, töreyi çiğneyip gitmek hayatını mı kurmak oluyor? Silahın namlusu, Mesut’un tam göğsüne doğrultulmuştu. Mesut, gözlerini kapattı. Yaser’i ve çocuklarını düşündü. Onları bir daha görememek... Bu düşünce, ölümden bile ağır geldi. Ama içgüdüleri harekete geçti. Mesut, aniden Halit Ağa’nın silah tutan eline hamle yaptı. Bir arbede yaşandı, dükkânın içinde bir masa devrildi. Silah patladı. Çığlıklar çarşının dar sokaklarına yayıldı. Dışarıda insanlar kaçışırken, Mesut yere düştü. Göğsüne dokundu, ama kan yoktu. Halit Ağa, birkaç adım geri çekilmiş, gözlerini kısıp ona bakıyordu. — Bu iş burada bitmedi, Mesut. Sonra kapıdan çıktı, kalabalığa karışıp kayboldu. Mesut, nefes nefese yerde yatarken tek düşündüğü şey vardı: Yaser ve çocukları. Kader, yine en mutlu anında onu yakalamıştı. Ama bu sefer sadece kendisini değil, ailesini de korumak zorundaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD