Saat sekize yaklaşırken, sabah beni uyandıran o aynı hizmetli yine kapıda belirmişti. Bu evde zaman bile başkalarının iradesine göre akıyordu sanki. Akşam yemeği için aşağıya beklediklerini söyledi. Karademir ailesiyle… kelimeler özellikle vurgulanmış gibiydi. Yapacak bir şeyim olmadığı için yatağa uzanmış, telefondan bir kitap okuyordum. Ne bir çantam vardı yanımda ne de bana ait tek bir eşya...Ben ve telefonum. Hepsi bu. Tam saat sekizde aşağıda olmam gerektiğini söyledi. Tonu öyle netti ki cümle kurmamı beklemeden dönüp gitti. Ardından kapı kapandığında odada kalan tek şey, içime çöken o tanıdık ağırlıktı. İnmek istemiyordum. Onlarla aynı masaya oturmak, tabakların arasında boğulan bakışlara maruz kalmak, sorulara yarım cevaplar vermek… hele ki dedenin ağzından yen

