Genç adam, şehri yukarıdan izleyen lüks dairesinde koltuğa uzanmış, televizyonun loş ışığında sakin bir akşam geçiriyordu.
Yurtdışında tamamladığı eğitimden sonra bir yıl daha burada kalıp kendi düzenini kurmuştu. Yirmi dört yılın olgunluğu yüzüne vurmuştu ama gözlerinin ardında henüz sönmemiş bir ateş vardı.
Tam o sırada masanın üzerindeki telefon titremeye başladı.
Ekranda babasının adı belirdi.
Babasının bu saatte araması, asla sıradan bir meseleye işaret etmezdi.
Telefonu açtı.
“Alo baba?”
Babasının sesi, alışıldık sertliğinin altına gömülen derin bir telaşla geldi.
“Uras… oğlum… konuşmamız gerek. Hemen.”
Genç adam doğrulup oturdu.
“Ne oldu baba?”Bir süre ses çıkmadı. O sessizlik, bir evin içine çöken ağır bir tül gibiydi.
Ardından kelimeler döküldü.
“Deren’e ulaşamıyorum Uras. Kızımı sabahtan beri arıyorum, telefonunu açmıyor.”
Sesindeki kırılma, bir babanın çaresizliğini taşıyordu.
Genç adamın bakışları bir anda karardı.
“Deren telefonu kapatmaz. Ne demek açmıyor?”
“Daha kötüsü var…” dedi babası, nefesi titreyerek.
“En son… o şerefsizle konuştuğunu duydum. Alkıranlara çalışan o adam var ya… Kızın davranışları da son zamanlarda biraz tuhaftı. Bir şey gizliyordu sanki ama üzerine gitmedim, hata ettim.”
Genç adamın parmakları yavaşça koltuğun kenarına gömüldü.
“Baba… açık konuş.”Babasının sesi bir anda yükseldi, paniği artık saklayamaz hâle gelmişti.
“Uras, kızımı o herifin kaçırdığını düşünüyorum! Alkıranların ellerinde olabilir! O aileyle düşman olduğumuzu biliyorsun. Kızımı bize karşı bir koz yapmak için aldılar diye korkuyorum.”
Urası'ın içinden geçen öfke, göğsünü yakan bir kor gibi büyüdü.
Salondaki ışıklar, duvarların gölgesi, dışarıdaki şehir… bir anda anlamını yitirmişti.
“Alkıranlar…” diye fısıldadı genç adam, kelimenin içinden bir karanlık sızarak.
“Demek yine başladılar.”
Babasının sesi artık yalvarmaya yakın bir hâldeydi:
“Oğlum, hemen dön. Deren’in başına ne geldiğini bilmiyorum… korkuyorum Uras. Çok korkuyorum.”
Genç adam ayağa kalktı, şehir ışıkları gözlerinde birer kıvılcıma dönüştü.
“Tamam baba. Bu gece yola çıkıyorum.”
Sesi soğuk, net ve keskindi.
“Deren’e dokunan herkes… Alkıranların hepsi… yaptıklarının karşılığını alacak.”Telefon kapandı.
Ve genç adamın yüzündeki sakinlik bir anda yok olup yerini keskin bir kararlılığa bıraktı.
Bu dönüş bir evlat dönüşü değildi.
Bu dönüş, bir savaşın başlangıcıydı.