Murat, karakolun sessizliğinde yürürken elindeki cevizle bir süre duraksadı. Alacakaranlığın serin rüzgarı yüzüne çarparken, kararının ağırlığı altında eziliyordu. Şöhret’i görmek istiyordu ama bu istekle birlikte gelen suçluluk duygusu onu yerle bir ediyordu. Bir an durup elindeki cevizi sıkıca tuttu, ardından derin bir nefes alarak kararlılıkla hareket etti. Köye doğru hızla yürüdü. İlk gördüğü küçük çocuğu çağırdı ve cevizi eline tutuşturdu. “Bu cevizi Şöhret’e götür,” dedi, sesindeki sertlikle heyecanını gizlemeye çalışarak. “Sadece ona ver, kimse görmesin." Çocuk başını salladı ve hızla karanlıkta kayboldu. Murat’ın kalbi, o küçük çocuğun adımlarına ayak uyduruyormuş gibi hızla atmaya başladı. Şöhret’in nasıl tepki vereceğini, gelip gelmeyeceğini, ona kızgın olup olmadığını bilmiyor

