⍅ İki Yabancı ⍆

1650 Words
Leyal'den Karşımda tüm kayıtsızlığıyla oturan adama bir kez daha nefretle baktım. İşte yıllar sonra karşımdaydı ve beni tanımamıştı bile. Masanın altındaki elimi öfkeyle sıktım. Doğal davranmaya çalışıyordum ama gerginliğim barizdi. Okyanus kenarındaki bir restoranttaydık ve buranın terasıda vardı. Biraz hava alma bahanesiyle masadan ayrıldım. Zaten koyu bir sohbette oldukları için çoğu bunun farkına varmadı bile. Sadece Aylin iyi olup olmadığı mı sormuştu. Onu yatıştırmak için ufakça gülümseyip bir sorun olmadığını söyledim. Teras esintiden dolayı serindi ama umursamadım. Ciğerlerime dolan havayla rahatlamaya çalıştım. Aylin haricinde kimse evli olduğumu bilmiyordu. Aylin'in ise kocam hakkında bildiği tek şey sallantı da bir ilişkimiz olduğu bazı sebeplerden boşanmadığımız ama bağımsız hayatlar yaşadığımızdı. Kocamın Karan Turanoğlu gibi bir milyoner olacağını aklının ucundan bile geçirmezdi. O yüzden rahat olmalıydım ama lanet olsun ki olmamıyordum. Kimsenin bu lanet herif tarafından terk edildiğim gerçeğini öğrenmemeliydi. Burada kendime sıfırdan bir hayat kurmuştum ama şimdi herşey bu kadar yolundayken öylece gelip her şeyi mahvedemezdi. Zihnimdeki düşüncelerle boğuşurken omuzlarına bırakılan ceketle irkildim. Aniden arkamı dönmemle geniş bir gövdeyle karşılaştım. Bakışlarım yukarı tırmandığında gece karası gözlerle karşılaştım. Kaşlarım derince çatıldı ve omuzlarıma bırakılmış cekete uzandım. " Titriyordun" dedi. Aldırmadan omuzlarımdaki ceketi bir çırpıda çıkarıp ona geri verdim. " Sizden yardım istediğimi hatırlamıyorum. O yüzden lütfen bir daha sizi ilgilendirmeyen konulara karışmayın." Onun da kaşları çatılmıştı. Elimdeki ceketi inatla almıyordu. Bana bir adım daha yaklaşıp bakışlarını gözlerime kitledi. " Herkese karşımı bu kadar kabasınız yoksa bu tavrınız bana mı özel." Duruşu dikleştirip burnumu havaya diktim. " Bilmem daha önce bana arkadan sinsice yanaşma cesaretini gösteren bir yabancı haricinde bu soruyu hiç duymadım." Yüzünde eğlenen bir ifade belirdi. " Demek sadece bir yabancıdan duydunuz bu soruyu o halde hayatınızdaki diğer insanlar size karşı hiç dürüst davranmamış." " Ya da sizin aksinize kimse haddini aşmaya kalkmadığı için onları sert bir dille uyarmak zorunda kalmamışımdır." Elimde ki ceketi aldı ve o da benim gibi tırabzanlara yaslandı. " Pekala, ben özür dilerim o zaman. " Yüzünde yarım bir sırıtma vardı. Ah o yakışıklı suratını dağıtmak istiyordum. Adi herif resmen benimle flört etmeye çalışıyordu. Halbuki yıllar önce yüzüme bile bakmaya değer görmemişti beni. Dişlerimi istemsizce sıktım. Kendime hakim olmalıydı. " Neden bu kadar sinirlisiniz bu gün?" Kayıtsızca sormuştu. Sesi çok sakin ve buyurgandı. Önce cevap vermemeyi düşündüm ama sonra onu şüphelendirmenin en mantıklısı olduğuna karar verdim. Bu günden sonra mahkeme gününe kadar lanet suratını bir daha görmek istemiyordum zira. " İçeride dediğim gibi hiç hazzetmediğim biriyle karşılaştım bu gün. " Kaşları merakla çatıldı. Bu ilgisini çekmiş olmalıydı. " Sizi bu kadar kızdıracak ne yaptı merak ettim doğrusu? Onun yerinde olsam kendim için korkardım." Ona alayla baktım. " Maalesef bunu anlamayacak kadar aptal biri kendisi. " Gözlerine bakarak onunla alay ediyordum ama o bunun bile farkında değildi. Bu bana nedensiz bir haz verdi ve sözlerime devam ettim. " Beni de bu aptallığı sinir ediyor zaten bu hayatta aptal ve kibirli insanlar kadar tahammül edemediğim başka hiçbir şey yok." Bir süre sessiz kaldı. Bi şeyleri anlamaya çalışır gibiydi. Gözlerimin içine baktı. Karşımdaki adam aptal değildi maalesef ve sözlerimin onunla alakalı olup olmadığını çözmeye çalışıyordu. Gözlerinin karası geceden daha koyuydu istemsizce için ürperdi . Bu adam gerçekten tehlikeliydi ve bu kadar oyun yeterdi. Başıma bir bela istemiyordum. Kafamla ona ufak bir selam verip içeriye doğru ilerlemeye başladım. İçimdeki şeytan vesvese vermeye başlamıştı bile. Onu şüphelendirdin de , çeneni neden tutmadında diye. Kafamı bir kaş kez sallayıp bu düşünceleri kovmaya çalıştım. Kimsenin birşeyden şüphelendiği yoktu. Bi rşey anlamasının da imkanı da yoktu. Gerçi gerçeği öğrense bile bundan utanması gereken oydu ben değil. Kendi karısını tanımayan oydu sonuçta. Yine de kimsenin bu kadar utanç verici bir durum için de olduğunu bilmesini istemiyordu. Kimsenin ona acımasını ona üzülmesini kaldıramazdı yeniden. Yeni hayatının da içine etmesine izin vermeyecekti. Karan bile öğrenmeyecekti bu gerçeği boşansalar bile. O adi herif onu tanımayı hak etmiyordu. Aylin'in yanına oturduğumda bana imalı gözlerle baktı. " Ne konuşuyordunuz Karan'la dışarıda öyle dip dibe." " Hiç, hiç birşey konuşmuyorduk." İlgisizce cevaplamıştım sorusunu. Biliyordum ki eğer onu şüphelendirirsem bu işin peşini bırakmazdım. En son istediğim şey onun meraklı sorularıyla boğuşmaktı. Bana manidar bir bakış attı. " Sen öyle diyorsan öyle olsun ama bence Karan için hiçte öyle sıradan bir konuşma değildi. Gözleri bütün gece üstündeydi bence çokta yakışırsız. Off sizin çocuklarınız varyaa." Koluna hafif bir çimdik attım. " Saçmalama Aylin yine başladın." Kolunu tutsada sırıtarak konuşmaya devam etti. " Ne var kızım ya. Ne olacak sanki birileriyle flört etsen biraz. Hem gayette haklıyım. Şimdi bir daha baktımda bayada yakışıyorsunuz." Sinirli çıkan sesimle uyardım onu. " Aylinn." " Ne Aylin, Aylin." Bana bütün vücuduyla dönüp konuşmaya başladı. " Neden her gördüğün kısmete burun kıvırıyorsun Leyal. Biraz hayatını yaşa işte. " Ona kaşlarımı çatarak baktım. " Hayatımda bir erkek istemiyorum Aylin. Hem Allah aşkına kısmet dediğin her gece başka kadınla yatan bi adam mı?" Sesim tiksinir gibi çıkmıştı. O ise bana gözlerini devirerek baktı. " Aman zaten herkesi görür görmez etiketle. Tamam Karan biraz fazla çapkın diyelim sende onunla gönül eğlendir biraz. Sana git evlen illa demiyorum ki." Klasik Aylin karşımdaydı işte. Onun için erkekler gönül eğlendirdiği varlıklardı. Benim için bu düşünce sadece küçük düşürücüydü. Karşındakini sen kullanıyorsan o da seni kullanıyordu sonuçta . Ben bu tarz ilişkiler içinde olabilecek biri değildim. Aylin ise havai bir insandı. Nerede eğlence, flört varsa Aylin orada biterdi. Erkeklerin onunla ilgilenmesi daima hoşuna giderdi. Benim için bu durum tam tersiydi ben abartılı iltifatlardan, bakışlardan hiç bir zaman hoşlanmamıştım. İnsan sevmiyordum galiba. Romantizm yanıma uğramamıştı zaten. Genelde erkekler yanıma gelip konuşmaktan çekinirdi. Çoğu insanın küstah ya da kibirli diye tanımladığı bir auraya sahiptim. Dışarıdayken elimde olmadan çehrem ciddileşirdi. Normalde tanıdığım insanlarla ne kadar yakınsam dışarıda bir o kadar soğuk bir insandım . Hiç bir zaman etrafa gülücükler saçan neşeli kızlardan olmamıştım. Küçük yaşlardan itibaren olgun bir çocuk olmuştum hep. " Aylin rica ediyorum beni bu işlere bulaştırma. Birincisi hayatımda bir erkek istediğim bir dönemde değilim. Kariyerimde gayet beni tatmin eden bir noktadayım ikicisi ise ikimizde biliyoruz ki ciddi bir ilişkiye başlamak için durumum uygun değil. Bu duruma ne kendimi nede bir başkasını sokmak istemiyorum." Aylin çocuk gibi ofladı. Belli ki evlilik mevzusunu hatırlatmam onun canını sıkmıştı. " Ne zaman kurtulacaksın ondan?" İlgisiz gözlerle etrafı süzüp omzumu silktim. Özellikle bu konu açıldığında rahat davranmaya çalışıyordum. İnsanlara dert anlatan biri asla olmamıştım. Çoğu zaman sanki sorunsuz bir hayatım varmış gibi davranırdım. Ben her sırrını paylaşan çenesi düşük bir değildim zaten konu özel hayatım olduğunda çok daha ketum birine dönüşürdüm. " Kurtulacağım bir durum yok Aylin. İkimizde kendi hayatlarımızı yaşıyoruz ve bu bir süre daha böyle devam edecek." " Saçmalama Leyal. Ya yarın birine aşık olursan. Hah gerçi sen zaten sırf bu yüzden kendini kısıtlıyorsun ya." " Benim kendimi kısıtladığım falan yok Aylin. Ben böyle biriyim insanlarla derin bağlar kuramıyorum ve romantik bir ilişkide istemiyorum. Ha, eğer bu durumdan hoşlandığımı düşünüyorsan inan bende bu durumun bir an önce son bulmasını istiyorum. Ama şuan bunun için doğru bir zaman değil ve bekleyeceğim. Dediğim gibi sonuçta beni kısıtlayan bir durum yok." Yalandı söylediğim beni gayette kısıtlayan bir durumun içindeydim ama gururum insanların karşısında aciz görünmeme asla izin vermiyordu. Kimsenin bana acımasını, üzülmesini en kötüsü hor görmesini kaldıramazdım. Tamam belki Aylin böyle biri değildi ama kimseye güvenmemem gerektiğinin gayet farkındaydım. Zaten istesem de güvenemiyordum insanlara. Bu hayata tek başına başlamıştım ben ve yalnız yürümeye devam edecektim bu yolda. Aylin konuşmayı daha fazla uzatmadı ve masada dönem koyu sohbeti dinlemeye başladı. O sırada masaya geri dönen Karan'la gözlerimiz kesişti. O inatla gözlerini tam gözlerimin içine dikerken ben gözlerimi kaçırmayı tercih ettim. Gözlerinin üzerimde olduğunu hissediyordum ama aldırmamaya çalıştım. Masadan bana bir soru yöneltilmesiyle dikkatimi o tarafa vermeye çalıştım. Sonran kişi Andrew'du. " Bu arada seni tebrik etme şansım olmadı Leyal. Chevening bursunu kazanmışsın doktaran için. Hangi okullara başvurdun ya İngiltereden. " Masada bütün bakışlar bana dönmüştü. Birkaç saniye durduktan sonra sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladım. " Teşekkür ederim Andrew. Henüz kararımı vermedim açıkçası. Açıkçası hala Amerikadaki opsiyonlarıda değerlendiriyorum." Berk konuşmaya başladı gücenmiş bir ses tonuyla. " Neden burs kazandığını bize söylemedin Leyal. Kutlama yapardık hep beraber." Çekingen bir şekilde gülümsedim. " Çok büyütülecek bir şey değil." " Tanrı aşkına Leyal pek büyütülecek bir şey değil mi? Nobeli kazanınca mı bize haber vermeyi düşünüyorsun? " Hafifçe gülümsedim. Ben övünmeyi seven biri değildim. Bu hayatı kendi halimde yaşamayı seviyordum. Andrew yanındaki Karan'a dönüp beni kast ederek konuşmaya başladı. " Bu arada Leyal tam bir laboratuvar faresidir Karan. Tanrım , bazen sadece biz insanların nasıl canlılar olduklarını gözlemlemek için mabedinden çıktığını düşünüyorum." Onun eğlenen ifadesine karşılık ben sadece gülümsemekle yetindim. Andrew neşeli bir adamdı. Etrafındakilere takılmayı severdi. Ona bir süre ayak uydurdum. Belki bu biraz olsun rahatlamamı sağlardı. " Aslına bakarsan bu gece burada olmamın sebebi en iyi deneği bulmaktı. İnsanlığı yok edecek bir projenin üzerinde çalışıyorum da ilk şanslı kişiyi bulmak için geldim." Bana oyunbaz bir şekilde baktı. Onun yüzüne bakmak bile insanda gülme isteği oluştururdu. Mavi gözleri kısılırken derin gamzeleriyle gülümsedi. Kesinlikle şeytan tüyü vardı bu çocukta. " Öyleyse sizin ellerinizde ölmekten onur duyarım madam." Sözlerine karşı ufak bir kahkaha kaçtı dudaklarımdan. Ellerini reverans yapar gibi öne doğru uzatmıştı şaşkın. Bu çocuğu seviyordum insana sıcak hissettiren bir tarafı vardı. Bakışlarım Karan'a döndüğünde ise gülüşüm yavaşça söndü. Gözleri gülüşümdeydi. Bu onu rahatsız etmiş gibiydi. Umursamadım ve tekrardan Andrew'a döndüm. " O zaman yarın gün batmadan seni Manhatten'daki gizli laboratuvarıma acı dolu ölümünle yüzleşmek için bekliyorum." " Bu bir randevu teklifi mi yoksa?" Bana oyunbaz bir tavırla göz kırpmıştı. Tanrım bu adam kesinlikle çapkındı. Tekrardan usulca güldüm bu tavrına. " Azrail'le son bir randevun olacağı kesin." " Eğer bedeli bu olacaksa senden sonra kesinlikle onunla da bir randevuya çıkarım. " Sesi ciddi çıkıyordu. Ona ciddi misin sen der gibi bir bakış attım. " Hadi ama Leyal alt tarafı kahve içeceğiz ne var bunda. " Bakışlarım istemsizce Andrew'un yanında oturan adam kaydı. Gözlerimiz kesiştiği gibi hemen kaçırdım. Tanrım onlar nasıl bakışlardı öyle. Bu adam kesinlikle o bakışlarla birini öldüre bilirdi. Tam Andrew'u reddedip meşgul olduğumu söyleyecektim ki hiç beklemediğim biri ortalığı karıştırdı. " Aslında yarın için bana bir yemek sözü var."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD