Kardelen
Selçuk artık bana daha yakın davranıyor, ben de oluruna bıraktım ve artık ona ayak uyduruyorum. Ama o bana sarıldıkça içim bir hoş oluyor, kızarıyorum. Bu hafta Münevver teyzenin günü varmış. Bugün Selçuk’la alışverişe gideceğiz, evin eksiklerini alıp hazırlık yapacağım.
Selçuk: "Hazırsan çıkalım mı?" dedi.
Kardelen: "Fatih’i hazırlayayım, çıkarız." dedi.
Selçuk: "Oğlanı annemlere bırakalım istersen, rahat yaparız alışverişi." dedi.
Kardelen: "Tamam, olur." dedim ve oğlumu hazırladım. Beraber evden çıktık, Münevver teyzelerin kapısını çaldık.
Münevver: "Çıkıyor musunuz? Ben de listeyi hazırladım." dedi ve elimize verdi.
Selçuk: "Anne, oğlana sen baksan biz de rahatça alışverişi yapsak?" dedi.
Münevver: "Ben de yavaştan temizliğe başlayayım demiştim." dedi.
Kardelen: "Münevver teyze sen Fatih’e bak, ben gelince hallederim, sen kendini yorma." dedim.
Münevver: "Gelince beraber yaparız o zaman, verin bakalım paşamı." dedi.
Kardelen: "Tamam hallederiz, eksik bir şey olursa arasın Münevver teyze." dedim ve oğlumu ona verip Selçuk’la arabaya yürüdük ve yola çıktık. Önce kasaba uğradık ve listedeki eksikleri aldık. Ardından manava gittik oradaki eksikleri alıp en son markete gidip kalan eksikleri hallettik.
Selçuk: "Başka eksik kaldı mı?" dedi.
Kardelen: "Listenin hepsini aldık, eksik olursa sonra çıkar alırız." dedim.
Selçuk: "O zaman eve gitmeden bir kafede çay veya kahve içelim mi?" dedi.
Kızardım, ne diyeceğimi bilemedim. "Şey, ben bilemedim, hem Fatih bekliyor." dedim. Güldü, "Bir saatten bir şey olmaz." dedi ve alışverişleri arabaya yerleştirdi. Elimi tuttu ve yürümeye başladık.
Yakında bir pastane vardı ve oraya girdik. İki kahve, yanına tatlı sipariş verdik.
Selçuk: "Kardelen, alışabildin mi annemlere, buralara?" diye sordu. "Fatih olmazsa zor alışırdım, onunla yeniden hayata tutundum." dedim gülümseyerek. "Sen de oğluma iyi geldin Kardelen, onun anne eksikliğini giderdin ve ona annesi gibi davranıyorsun." dedi.
Kardelen: "O benim oğlum oldu Selçuk." dedi. Gülümsedik. "O olmazsa ne yaparım bilmiyorum." dedim.
Selçuk: "Evet, o bizim oğlumuz Kardelen ve sen hep onun hayatında olacaksın." dedi ve biraz daha sohbet edip kalktık. Elimi tuttu ve arabaya yürüdük, yola çıktık. Eve geldiğimizde Selçuk bana yardım etti ve poşetleri eve taşıdık.
Selçuk poşetleri eve bıraktı ve işe gitti, ben de alışverişleri yerleştirdim.
Münevver: "Kızım artık otur, yoruldun, biraz dinlen. Ben yemekleri yaptım zaten." dedi.
Kardelen: "Eline sağlık Münevver teyze, evet yorulduk. Temizliği yarın yaparım, yapılacak yemeklerin bir kısmını da hallederim." Dedim.
Münevver: "Tamam kızım, hallederiz." dedi. Münevver teyzeyle aramın düzelmesine seviniyorum; artık beni kızı gibi görüyor.
…
2 Gün Sonra
Naz’dan Allah razı olsun, bana çok yardımcı oldu; bu iki günde evin temizliğini ve yemekleri beraber yaptık. Ev bayağı kalabalık; Hacer Hanım ve Seren de geldiler, hoca da geldi ve Kur'an ile dualar okundu.
Ben de o arada çayları demledim. Fatih, Münevver Teyze'nin kucağında oturuyordu; akıllı oğlum benim. Kur'an okundu, biz de mahalleden kızlarla beraber tabakları hazırlamaya başladık. Tabaklar ve çay hazır olunca servise başladık.
Seren mutfağa geldi, “Yardım edilecek bir şey var mı?” dedi. Naz da “Gerek yok, sen misafirsin, biz hallederiz,” dedi tersleyerek. “Ne misafiri, ben bu evin kızı sayılırım canım,” dedi. Ben de ona döndüm ve “Seren, sen Selçuk’un kardeşi misin? Hayır, değilsin; sen bu eve ancak misafir olursun, bilmem anlatabildim mi?” dedim sinirle.
Seren bozuldu ve lafı değiştirdi: “Eee Kardelen, çocuk istiyor musunuz?” dedi. Ben de “Bu seni ilgilendirmez Seren, sen kendi işinle ilgilen,” dedim; artık iyice sinir olmaya başlamıştım.
Seren: “Neden sinirlendin ki, bir sorun mu var yoksa çocuk sahibi olamıyor musun?” dedi. Ben de “Ne saçmalıyorsun? Bizim bir oğlumuz var zaten Seren; zamanı gelince ona bir kardeş yaparız ama bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum,” dedim.
Seren: “Sen bilirsin canım ama mahallelinin dilinde, hatta kısır olduğunu söyleyen bile var,” dedi.
Naz da “Bu dedikoduyu sen çıkarmış olmayasın Seren?” dedi.
Seren: “Ne alaka? Ben neden yapayım böyle bir şeyi? Ben haberin olsun diye söylemek istedim canım,” dedi.
Kardelen: “Kesin öyledir ama bu benim ve Selçuk’un kararı ve bu kimseyi ilgilendirmez,” dedim.
Seren mutfaktan çıktı ama benim sinirim tavan yaptı; mahalleli gerçekten bunu mu konuşuyor? Naz da “Kafana takma canım,” dedi. Ben de “Neyse canım, boş ver; şu servisi halledip mutfağı toplayalım,” dedim.
Misafirler gidene kadar hiç konuşmadık bu konuyu. Bir insan bu kadar kıskanç olur mu ki, anlamıyorum; kendi hayatına baksa ama olmaz, illa benim hayatıma burnunu sokacak. Münevver Teyze de sanki sinirli gibiydi, anlamadım.
Hiç misafir kalmadı; Naz’la ben hem bulaşıkları hem de evi topladık, o arada Ali ağabey ve Selçuk geldi.
Münevver: “Geldiniz mi oğlum? Ben de seni bekliyordum,” dedi; sesi sinirli çıktı.
Selçuk: “Geldim anne, hayırdır bir şey mi oldu? Sinirli gibisin,” dedi.
Münevver: “Ne olacak oğlum, mahallenin diline düşmüşüz de haberimiz yok.” dedi.
Selçuk: “Ne olmuş anne, uzatmadan anlat.” dedi.
Münevver: “Ne olacak oğlum, bugün mahalledeki arkadaşlarım anlattı; herkes Kardelen’in kısır olduğunu konuşuyormuş. Kaç ay oldu evleneli, hamile kalamadı diyorlarmış.” dedi.
Selçuk sinirlendi: “Anne, mahalledekilere ne? Hem bizim bir oğlumuz var, daha küçük.” dedi.
Münevver: “Haklısın oğlum ama mahalleli konuşuyor.” dedi.
Selçuk: “Bana ne mahalledeki dedikodudan! Benim evliliğimi konuşacaklarına herkes kendi işine baksın anne.” dedi ve bana döndü: “Oğlanı hazırla eve çıkalım, yoksa ben sinirime hakim olamayacağım.” dedi.
Selçuk: “Kusura bakma kardeşim, yarın görüşürüz.” dedi. “Önemli değil, Naz sen de hazırlan biz de çıkalım.” dedi.
Hep beraber çıktık. “Naz, her şey için teşekkürler canım.” dedim. “Rica ederim, yarın görüşürüz.” dedi ve birbirimize sarılıp vedalaştık ve dairemize çıktık. Bakalım evde konuşmanın sonucu neye sebep olacak…