Bugün çok yoruldum; durakta Hasan ağabey hastalanınca onun taksisini ben çalıştırdım, akşam taksiyi devredince Ali’yle eve geçtik. Bugün gün vardı, Kardelen üç gündür hazırlık yapıyor, yorulmuştur.
Eve geldiğimizde annem çok sinirliydi, ilk başta ne olduğunu anlayamadım ama sorunca mahallelinin dedikodusunu anlattı. Milletin işi gücü bizi konuşmak, asıl mesele bu dedikoduyu çıkaranda.
Daha fazla orada duramadım ve eve çıktık. Ben direkt salona geçince Kardelen Fatih’le ilgilendi; onu yatırınca yanıma geldi.
Kardelen: “Biraz sakinleştin mi Selçuk?” dedi, tedirgin bir şekilde bakıyordu bana. Derin nefes aldım.
Selçuk: “İyiyim Kardelen ama bu dedikoduları kim çıkarıyorsa bulacağım. Onlara neymiş çocuğumuzun olmasından veya olmamasından?” dedim.
Kardelen: “Bence bu dedikoduyu çıkaran Seren ve Hacer Hanım,” dedi bıkmış bir sesle.
Selçuk: “Tamam onlar çıkardı diyelim dedikoduyu ama ellerine bir şey geçmez ki, ben anlamadım,” diye merakla sordum.
Kardelen: “Selçuk, Seren seni istiyor ve Hacer Hanım da ona destek oluyordu ama sen benimle evlenince hayalleri gerçek olmadı. Böyle yaparak bizim aramızın bozulacağını düşünüyorlar.”
Selçuk: “Ben o zaman da dedim; sen olsan da olmasan da Seren’le evlenmezdim. Kaç ay annemle Fatih’e baktı ama oğlum hiç onu sevmedi; bunu anlayamıyorlar mı?” dedim.
Kardelen: “Onların derdi artık benimle, daha ne dedikodu yayacaklar bilmiyorum,” dedi ve omuzları düştü, elleriyle yüzünü kapattı.
Ellerini tuttum ve yüzünden indirdim. “Kardelen kimin ne konuştuğu benim umurumda değil, sen bunları boş ver olur mu? Ben her zaman arkandayım, bunu sakın unutma ve bana güven,” dedim. Gülümsedi ve birden bana sarıldı; bir an ne yapacağımı bilemedim ama sonra ben de karşılık verdim.
Kardelen: "Sana güveniyorum ama bu baskı, Münevver teyzeyle aramızın bozulmasına neden olacak; bu dedikodularda o zaman nasıl davranırım bilmiyorum." dedi ağladı ağlayacak sesiyle. Ama benim aklımdan Kardelen ve bir çocuğumuz olsa nasıl olur diye geçti.
Selçuk: "Kardelen sana bir şey sormak istiyorum ama bunu nasıl soracağım bilmiyorum." O arada başını göğsümden kaldırdı ve bana baktı; ben de ellerimle yüzünü tuttum. "Bizim bir çocuğumuz olsun ister miydin Kardelen?" dedim.
Önce bir şok oldu, kızarmaya başladı; bir şey diyecek ama diyemiyor gibiydi. "Ne olur hemen kestirip atma Kardelen, kalbimde bir şeyler oluyor, seni gördüğümde mutlu oluyorum. Oğluma o kadar güzel anne oldun ki ne kadar doğru bir karar vermişim seni hayatımıza dahil ederek." dedim.
Allah'ım ne olur beni reddetmesin...
Kardelen
Selçuk bana bir şeyler söylüyor ama ben tepki veremiyorum; ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilmiyorum. Benim de kalbimde bir şeyler oluyor ama sanki Hakan’a ihanet ediyormuşum gibi de hissediyorum. Benden hâlâ cevap bekliyor, bana öyle bir bakıyor ki ne cevap vereceğimi bilemiyorum.
Selçuk: "Kardelen ne olursun bana cevap ver, olumlu veya olumsuz," dedi ve alınlarımızı birleştirdi. "Bir şey söyle," dedi fısıltıyla. İlk defa kokusunu alıyorum; o kadar güzel kokuyordu ki sanki yağmur sonrası toprak kokusu vardı. O arada Fatih’in ağlama sesini duydum.
Kardelen: "Şey, Fatih ağlıyor; ben ona baksam iyi olur," dedim. O kadar heyecanlıydım ki ne diyeceğimi bilmediğimden kaçmak en iyisiydi. Selçuk beni yavaşça bıraktı; bense hızlıca yürüdüm. Arkamdan, "Bu konuşma burada bitmedi Kardelen, yine konuşacağız," dedi. Sadece kısa bir bakış attım ve oğlumun yanına gittim.
Fatih’i kucağıma aldığımda ateşi vardı. Hemen salona, Selçuk’un yanına gittim. "Selçuk, ateşi var," dedim telaşla. Selçuk hemen geldi ve ateşine baktı. "Evet var, hastaneye gidelim," dedi. O da telaşlandı ve hemen hazırlanıp acile gittik.
Doktor diş çıkardığını söyledi, ateş düşürücü yazdı ve eve yolladı. Eve gelince hemen kısaca banyo yaptırdım, ilacını verdim ve yanıma yatırdım. Selçuk da yanımızda oturuyordu. Ne ara uyumuşuz, ne ara uykuya dalmışız bilmiyorum ama sabah kalktığımda Selçuk’la aynı yatakta yatıyorduk, Fatih de ortamızda uyuyordu.
Yataktan yavaşça kalktım ve hemen çay suyu koyup kahvaltı hazırlamaya başladım. Masa hazır olduğunda Selçuk kucağında Fatih’le mutfağa girdi. “Günaydın” dedi, ben de hemen Fatih’in ateşi var mı diye baktım; yoktu. “Günaydın, kahvaltı hazır hadi yiyelim” dedim ve beraber masaya oturduk, kahvaltı yaptık.
Biz kahvaltı yaparken kapı sesi geldi ve içeri Münevver teyze girdi. “Günaydın oğlum, bugün gelmediniz merak ettim.” dedi alıngan bir sesle.
Selçuk: “Günaydın anne, Fatih gece ateşlendi, hastaneye gittik; sabah da geç uyandık, ondan gelemedik.” dedi.
Münevver teyze telaşla Fatih’i kucağına aldı. “Ne oldu oğlum, neden hastalandı benim kuzum?” dedi telaşla.
Selçuk: “Diş çıkarıyor, ondan ateşlenmiş; ciddi bir durum yok.” dedi.
Münevver: “Haberim olsaydı oğlum, biz de gelirdik.” dedi telaşlı bir sesle.
Selçuk: “Anne bugün Kardelen ve oğlum evde kalacak, dinlensinler, yoruldular.” dedi.
Münevver: “Tamam oğlum, benim de hastanede randevum var bugün.” dedi.
Selçuk: “Tamam anne, ben de birazdan hazırlanıp işe gideceğim; siz de babamla hazırlanın da sizi bırakayım, zaten eve erken gelirim bugün.” dedi ve hazırlanmaya gitti.
Münevver teyze evine gitti, Selçuk da hazırlandı ve çıktı. Çıkarken bana sarılıp alnımdan öptü. “Akşamki konu kapanmadı, konuşacağız.” dedi ve gitti.
Ben de hem oğlumla ilgilendim hem de ev işlerini hallettim, akşam için yemek yaptım; o arada Naz aradı.
Naz: “Nasılsın canım? Vallahi ben çok yorgunum, bugün dinleniyorum.” dedi, sesi yorgun geliyordu.
Kardelen: “Ben de yorgunum ama Fatih gece ateşlendi ve hastaneye gittik. Sabaha kadar doğru düzgün uyuyamadım, o yüzden dinlenemedim.” dedim. Merakla sordu:
Naz: “Neden ateşlenmiş, ne dedi doktor?” diye sordu telaşla. “Diş çıkarıyormuş paşam, ondan ateşlenmiş; ateş düşürücü yazdı sadece.” dedim. O da “Geçmiş olsun kuzuma.” dedi.
Kardelen: “Naz, sana bir şey anlatmam lazım, bana akıl vermen lazım arkadaşım.” dedim. Naz da “Hayırdır ne oldu canım?” dedi ve dün gece olanları anlattım.
Naz: “Aaa inanmıyorum! Sen bak şu Selçuk’a, resmen aşkını itiraf etmiş. Peki sen ne düşünüyorsun?” diye sordu.
Kardelen: "Bilmiyorum Naz, biraz zamana ihtiyacım var. Sanki Hakan’a ihanet ediyormuşum gibi hissediyorum." dedim ve sıkkın bir nefes verdim.
Naz: "Arkadaşım, ben açık konuşacağım sana ama bana kırılmak yok." dedi. "Kırılmam canım, sen benim iyiliğimi istersin biliyorum." dedim ve devam etti: "Senin yaşadığın her şeyi biliyorum, bana her şeyi anlattın.
Bence sen Hakan’a aşık değildin kuzum, sen Hakan’ı seviyordun çünkü sen hiç sevgi görmeden büyümüşsün babaannenden sonra ve Hakan sana o sevgiyi verdi ve seni o cehennemden kurtardı.
Peki, sana bir soru soracağım; Selçuk’u gördüğünde ne hissediyorsun, bana dürüstçe söyle?" dedi. Bir an ne diyeceğimi bilemedim ve derin bir nefes aldım.
Kardelen: "Hakan ve Selçuk’u karşılaştırdığımda; Selçuk’u gördüğümde sanki içimde kelebekler uçuşuyor, elim ayağım birbirine dolanıyor ve ne yapacağımı bilemiyorum. Hele eve geldiğinde ve işe gittiğinde bana sarılıp öpünce içim gidiyor.
Hakan’da aynısı yoktu, onu görünce mutlu oluyordum ve beni kurtaran bir kahraman gibiydi. Ama aklım çok karışık Naz, ne yapacağımı bilmiyorum; akşama cevap bekliyor." dedim derin bir nefes alarak.
Naz: "Sen Selçuk’un gözüne bak ve kalbini dinle, o sana doğru yolu gösterir." dedi. Vedalaşıp telefonu kapattık. Allah’ım, bu çıktığım yolda bana doğruyu göster, perişan etme. Alacağım kararlarda pişman etme…