Kardelen
Allah’ım o kadar mutluyum ki bunun bir rüya olmasını istemiyorum. Birazdan yola çıkacağız. Ali ve Naz da geleceklermiş; hâlâ nereye gideceğimizi söylemedi. Valizleri hazırlarken Münevver Teyze geldi, kısa bir tatil yapacağımızı söyleyince çok bozuldu.
Münevver: "Keşke haberimiz olsaydı oğlum, biz de gelirdik," dedi trip atar gibi. "Anne, ailemle beraber gitmek istiyorum. Alt tarafı iki gün gideceğiz, bir dahakine beraber gideriz," dedi sıkkın bir nefes verip. "Tabii sizi de anlıyorum, biz size ayak bağı oluruz," dedi; sesi sert çıkmıştı. "Anne saçmalama ama biz de bir aile olduk ve arkadaşlarımızla bir şeyler yapmak istiyoruz," dedi; dert anlatmaktan yorulmuştu.
Münevver Teyze birden sesini yükselterek "Kiminle gidiyorsunuz? Hani tek gidiyordunuz?" dedi bozulmuş bir sesle. "Anne, Ali ve ailesi de geliyor. Arkadaşlarımızla bir yere gidemeyecek miyiz? Neden bu kadar bozuluyorsun?" dedi; artık sesi sert bir şekilde çıktı.
O arada Cihan Amca geldi. "Ne oluyor hanım? Sesiniz dışarıdan geliyor oğlum," dedi meraklı bir sesle. Selçuk olanı kısaca anlattı. "Hanım ne olacak, gitsinler arkadaşlarıyla. Biz orada ne yapacağız ki?" dedi sakin bir ses tonuyla.
"Neden, bizim tatil yapmaya hakkımız yok mu?" dedi sert sesiyle. "Var hanım ama biz de sonra gideriz. Bırak gençler tek gitsin. İyi yapmışsınız oğlum, hak ettiniz," dedi sakin ve yapıcı bir sesle. "İyi tamam, bir şey demedik; ben eve geçiyorum," dedi sert bir sesle ve bozulmuş bir şekilde evden çıktı. "Hadi oğlum hayırlı yolculuklar, varınca haber edin, aklım sizde kalmasın," dedi ve o da Münevver Teyze'nin peşinden evine gitti.
"Ayıp oldu Münevver Teyze'ye," dedim huzursuz bir şekilde. "Ne ayıp olacak Kardelen? Annemin anlayışlı olması lazım, neler yaşadığımızı biliyor. Neyse boş ver, hadi hazırlanalım. Ali’ler birazdan gelirler, tek araba gideceğiz," dedi.
Her şey hazırdı. Ali’ler geldi ve arabaya eşyaları yerleştirdik. Münevver Teyze ve Cihan Amca bizi yolcu etmek için kapıya çıktılar ama Münevver Teyze hâlâ söyleniyor, "Fatih’e iyi bakın, hastalandırmayın," diyordu. Selçuk, "Tamam anne, sen bizi merak etme," dedi ve arabaya bindik. Selçuk arabayı kullanacaktı, şoför koltuğuna oturdu ve yola çıktık.
Yolda nereye gideceğimizi söyledi Selçuk; Sapanca’da bungalov ev kiralamışlar yan yana. Havada bu hafta sonu güzel olacakmış, çok güzel manzarası varmış ve bahçede havuz da varmış. Çocuklar ilk başta sakin durdular ama yol uzayınca bayağı huzursuz oldular, ara ara durmak zorunda kaldık.
Sapanca’ya vardığımızda önce market alışverişi yaptık ve sonra kalacağımız bungalov evlere geçtik. O kadar güzeldi ki sanki doğayla iç içeydi. Geç olduğundan eşyalarımızı yerleştirdik ve dışarıda yemek yemeye karar verdik; yakındaki bir restorana gidip yemek yedik.
Sonra hepimiz evlerimize geçtik ve yol yorgunu olduğumuzdan dinlenelim dedik. Eve girince hemen Fatih’i yatırdık. O uyuyunca iki tane kahve yaptım ve Selçuk’la manzaranın tadını çıkardık.
Kahve içerken tek bir battaniye altında, başım onun göğsünde, o da bana sarılarak izledik. Geç olunca biz de yattık. Halen tam alışamadım onun bana sarılmasına ama o bana sarılınca kendimi çok huzurlu hissediyordum.
Sabah kalktığımda uyuyorlardı. Onları uyandırmadan aşağı indim ve terası gördüm, masa da vardı; kahvaltıyı buraya hazırlamak istedim. O arada telefonuma Naz’dan mesaj geldi: "Uyandın mı?" diye soruyordu. Ben de "Uyandım, şimdi kahvaltı hazırlayacağım" yazdım.
"Tamam geliyorum, beraber hazırlayalım" dedi. Ben de telefonu kapattım ve çay suyunu koydum. O arada kapı vuruldu, kapıyı açtım; Naz gelmişti. "Günaydın kuzum" dedi gülümseyerek. Ben de "Günaydın canım, ben çay suyunu koydum" dedim gülerek. "Tamam, bizimkiler uyanmadan hazırlayalım kahvaltıyı" dedi ve beraber mutfağa girdik.
"Masayı terasa kuralım, manzaraya karşı yaparız" dedim sevinçle. "Tamam" dedi ve hızlıca beraber çok güzel bir masa hazırladık. "Günaydın hanımlar." Selçuk kucağında Fatih’le geldi. "Günaydın, kahvaltı neredeyse hazır, Ali ağabeyler gelsin otururuz" dedim. O arada Naz "Ben bizimkileri alıp geliyorum" dedi ve çıktı.
Selçuk yanıma geldi ve dudağımdan öptü. "İşte şimdi günüm aydı" dedi gülerek ama ben kesin kıpkırmızı oldum. "Utanmak sana çok yakışıyor" dedi. Artık hangi renk oldum bilmiyorum, "Yapma" dedim; sesim fısıltı gibi çıkmıştı.
Naz’lar gelince hemen geri çekildim. O arada Ali ağabey "Kurt gibi acıktım, hadi yiyelim" dedi ve hep birlikte masaya geçip güzel sohbet eşliğinde kahvaltımızı yaptık.
Hava güzel olunca çocukları yüzdürmek istedi Selçuk ve Ali ağabey. Onlar havuzda eğlenirken biz de kahve içip onları seyrediyorduk.
"Anlat bakalım Kardelen, neler oluyor aranızda?" diye sordu merakla. Kısaca olanları anlattım. "Aferin sana kuzum, mutluluğu elinin tersiyle iteceksin diye çok korktum."dedi. O arada havuzdaki Selçuk’a baktım.
“Sen haklıydın Naz, ben Hakan’a aşık değildim. Onu sevdim ama aşkı Selçuk’la tattım ve kaçırmak istemedim,” dedim Selçuk’a bakarak.
“O zaman bu evliliği gerçek yap Kardelen, bu sefer ilk adımı sen at,” dedi. Ben ona nasıl baktıysam bana kahkaha atarak güldü. “İlk adımı Selçuk atmış, sıra sende,” dedi ve göz kırptı.
“Ne yapmamı istiyorsun Naz?” dedim. Sesim fısıltıyla çıkmıştı. “Kardelen, artık çekinmek yok. Akşam Fatih’i ben alırım, sonrası sende. Eğer Selçuk’u kaybetmek istemiyorsan senin de bir şeyler yapman lazım,” dedi. Selçuk’a baktım, haklıydı. Önce o bana adım attı, sıra bendeydi ama ben nasıl yapacağımı bilmiyordum.
Çok güzel bir gün geçirdik; tabii arada Naz’ın imalı bakışları beni utandırmasa daha iyi olurdu. Akşam yemeği için mangal yaktı beyler. Güzel bir akşam yemeği yedik. Çocukların uyku saati gelince Naz, kimseye çaktırmadan çocukları onların evinde uyuttu.
Manzara eşliğinde kahvemizi de içince Naz, “Hadi Ali, geç oldu, çocuklar yalnız kalmasın daha,” dedi ve Ali’yı hiçbir şey söylemeden elinden tutup sürükledi. “İyi geceler,” dedik arkalarından.
Selçuk bana yardım etti, kalan bardakları topladık ve odamıza geçtik. “Fatih yok Kardelen, nerede?” dedi. Sesi telaşlıydı. Derin bir nefes aldım. “Bu akşam Naz bakacak,” dedim, fısıltı gibi çıkmıştı sesim. Merakla, “Neden?” dedi.
“Şey Selçuk, ben şey...” dedim. Kelimeleri toparlayamıyordum heyecandan. “Kardelen neden bu kadar heyecanlısın, ne oldu?” dedi. Gözlerimin içine bakıyordu. Derin bir nefes aldım.
“Ben senin karın olmak istiyorum,” dedim tek nefeste. Bir süre bir şey demedi, şok geçirdi. “Ne dedin Kardelen, tekrar eder misin?” dedi.
“Anladın, neden tekrarlatıyorsun?” dedim. O arada belimden tutup kendine çekti beni ve gözlerime baktı. “Emin olmak istiyorum,” dedi ve bana doğru yaklaştı. Nefesi dudağıma değiyordu, elim ayağım titriyordu. “Karın olmak istiyorum,” dedim fısıltıyla. Beni öpmeden önce, “Beni çok mutlu ettin Kardelen’im, seni asla üzmeyeceğim,” dedi ve küçük bir öpücük bıraktı. “Hoş geldin ikinci baharım,” dedi ve beni hoyratça öpmeye başladı. Bu gece uzun olacak…