18.Bölüm

1042 Words
Kardelen Münevver teyze gene eski haline döndü; ne yapsan ona batıyor. Naz’la dışarı çıkacak olsam, “Çalıştığın yok, bari oğlumun paralarını çarçur etme” ya da “Gene nereye gidiyorsun, hiç evde oturduğun yok ki” diyor. Bunların hiçbirini Selçuk’a söylemedim, haberi yok; olsa annesiyle kavga edecek ama ben ne kadar daha dayanırım bilmiyorum. Selçuk’la hayatımız bir düzene oturdu artık, yeni evliler gibiyiz. Birlikte geziyor, oğlumuzla ilgileniyorduk ama bu Münevver teyzenin pek hoşuna gitmiyordu; “Siz bizi götürmeyin zaten, biz size ayak bağı oluruz” deyip trip atıyordu ama Selçuk altta kalmıyordu. “Anne, biz her zaman bir yere gidiyoruz ama bırak da ailecek bir şeyler yapalım” diye konuşuyordu ama annesi bozuluyordu. Naz anlattı; bu ara mahallede herkes beni ve Selçuk’u konuşuyormuş. “Kardelen’de sorun var, bebeği olmuyor galiba; bu gidişle Selçuk onu boşar, Seren’i alır. Zaten Münevver onunla evlendirmek istiyordu oğlunu” gibi dedikodular dolanıyor ama Selçuk’a anlatamadım. Naz kızıyor, anlat diye baskı yapıyor; bu akşam anlatacağım artık. Ben sustukça dedikodu ve baskı artıyor. Bugün Naz’la beraber çocukları oyun parkına götürdük, çok eğleniyorlardı ama o arada Seren geldi; gülerek yanımıza geliyordu. “Selam, naber Kardelen? Ne yapıyorsun burada?” dedi sinsi bir gülüşle. Ben muhatap bile olmak istemiyordum ama Naz durmadı. “Biz çocukları getirdik Seren ama senin ne işin var anlamadım, senin çocuğun bile yok” dedi ters bir şekilde. Seren bozuldu ama “Ben de arkadaşlarla geldim, sizi görünce selam vereyim dedim, hata mı ettim?” dedi sakin bir sesle. Bunun altından ne çıkacak merak ediyorum. “Seren, ben sizi görmezden geliyorum, siz de beni görmezden gelin; olur mu? Ben sizi hayatımdan çıkaralı çok oldu” dedim sert ve kararlı bir sesle. Ama Seren sinsi bir gülüşle, “Sinirlerin bozuk galiba senin canım ama haklısın, benim de olurdu. Mahalledeki herkes sizi konuşuyor, özellikle senin kısır olduğun; sahi gerçekten kısır mısın, ondan mı bebeğin olmuyor?” dedi sinsi bir sırıtışla. Artık yetti bana yaptıkları; ayağa kalktım, karşısına geçtim, kollarımı göğsümün altında birleştirdim. “Sana ne benim evliliğimden Seren? Sana mı düştü derdi? Aa pardon, mahalleliye mi düştü derdi? Herkes kendi işine baksın. Hem biz daha yeni evliyiz, belki kocam daha çocuk istemiyor; bunu neden düşünmüyorsunuz da hemen kusur arıyorsunuz? Bu arada mahalleli benim evliliğim yerine evli adamı elde etmek için ortaya fitne atan seni konuşsunlar, ne dersin?” dedim zafer kazanmış bir sesle. Ama Seren çok bozuldu. “Sen ne saçmalıyorsun Kardelen? Sen yokken ben vardım, bunu unutma; hem Münevver teyze ilk beni seçmişti, seni değil!” Sinirle haklı çıkmak için konuşuyordu ama ben altta kalmadım. “Kendi ağzınla diyorsun Seren; Münevver teyze seni seçmiş ama Selçuk değil. O beni seçti ve evlendik, artık bunu kabul etsen iyi olur; yoksa her zaman benim gölgemde kalacaksın çünkü ben ne oğlumu ne de Selçuk’u bırakmam” dedim kararlı bir şekilde. Ama Seren sinirden kıpkırmızı olmuştu. “O senin oğlun değil Kardelen, sen onun üvey annesisin; bunu unutma” dedi. İşte bu beni kırmıştı; doğru olabilir ama onun annesi bundan sonra bendim, bunu herkes öğrenmeli. “Orada dur Seren! Fatih benim kırmızı çizgim, bir daha asla onun hakkında konuşma. O benim oğlum; bu söylediğini ancak bana Selçuk söyleyebilir çünkü o babası ama başka kimse söyleyemez, onlara laf düşmez. Anladın mı beni Seren? Sınırı aşma, benden ve oğlumdan uzak dur, bir daha onun yanında bunu ima bile etme. O yüzden hemen yanımızdan git,” dedim sert bir şekilde. “Öyle olsun Kardelen ama unutma herkes gerçeği biliyor ve sen bunu değiştiremezsin,” dedi ve arkasını dönüp gitti ama benim sinirim geçmedi. Naz, “Nasılsın canım? Sen ona bakma olur mu? Dengesiz, hazmedemiyor olanları ama artık Selçuk'la konuşman lazım çünkü dedikodular sadece Seren veya Hacer Hanım'dan çıkmaz,” dedi sakin bir sesle. Derin bir nefes aldım. “Konuşacağım artık ama haklısın, Seren ve Hacer Hanım olamaz tek,” dedim kırgın bir şekilde. İnşallah düşündüğüm kişi değildir. Çocukları hazırladık ve eve doğru yürüdük. Eve geldiğimizde Naz gitmeden, "Eğer sen anlatmazsan ben anlatacağım Ali'ye, o anlatır Selçuk’a, ona göre" dedi kararlı bir şekilde. "Tamam anlatacağım" dedim, haklıydı ve eve çıktım. Önce Fatih'i yıkadım ve üstünü değiştirip yatırdım. O uyurken ben de banyo yaptım, rutin işlerimi hallettim, üstümü giyinip mutfağa girdim ve akşam için yemek yapmaya başladım. O arada kapı çaldı, ben de kapıya yürüdüm ve delikten baktım. Gelen Münevver teyzeydi, ben de kapıyı açtım. "Neden kapının üstüne anahtar bıraktın, açamadım?" dedi sert bir sesle ve içeri girdi. "Ben bıraktım Münevver teyze, banyoya girdim, birden eve dalmanı istemedim" dedim. Ben alttan aldıkça hepsi üste çıkıyor ama artık alttan almak yok. "Sanki olur olmadık zamanda geliyormuşum gibi konuşma" dedi beni tersleyerek. "Seren aradı, Fatih’in yanında tartışmışsınız. Bir daha torunumun yanında böyle şeyler olursa Selçuk’la konuşur, torunuma ben bakarım" dedi sert sesiyle. Tam cevap verecekken Selçuk eve geldi. "Neden, sen mi bakacaksın oğluma anne?" dedi meraklı bir şekilde bize bakarak. "Senin bu karın bugün Seren’le Fatih’in yanında tartışmış; böyle bakacaksa bakmasın torunuma" dedi sert ve kararlı sesiyle. Selçuk bana döndü, "Güzelim, bana ne olduğunu baştan anlatır mısın?" dedi gözüme bakarak. Ben de olan biten her şeyi anlattım. "Anne sen bunları bilip bir de Kardelen’i nasıl suçlarsın?" diyerek sinirle evde volta atmaya başladı. "Anne yeter artık kendine gel, her seferinde aynı şeyi söylüyorum, anlamadın. Seren’i sen seçtin ama ben Kardelen’i seçtim. Yani ben evleneceğim kişiyi seçtim, anladın mı?" dedi, halen çok sinirliydi. Münevver teyze panik olmuş haldeyken, "Anne sana bir kere soracağım, senin bu dedikodularla bir ilgin var mı? Eğer varsa bu sefer ne yaparım kestiremiyorum" dedi bıkkın bir sesle. "Bu arada Özlem’in ailesiyle de konuştum, avukatla da görüştüm; bundan sonra kimlikte anne adında Kardelen’in adı yazacak. " Ben ne diyeceğimi bilemedim ve mutluluktan ağlamaya başladım. Selçuk yanıma geldi ve bana sarıldı. "Teşekkürler beni onun annesi olarak seçtiğin için" dedim ağlayarak. O da "Kardelen, oğlum seni seçti anne olarak, ben sadece kağıda döküyorum o kadar" dedi ve birbirimize sarıldık. Ama Münevver teyze "Ben buna izin vermem, onun annesi Özlem" dedi sinirle. Selçuk annesine döndü, "Anne o benim oğlum ve onun için en doğru olanı yapıyorum, sen karışma. Babam eve gelmiştir, istersen eve geç" dedi. Münevver teyze sinirle gitti. Biz de salona geçtik ve koltuğa oturduk, bana sarılıyordu. "Beni çok mutlu ettin, Fatih benim oğlum, ben onun sayesinde hayata tutundum" dedim ağlamaklı sesimle. "O artık bizim oğlumuz" dedi kararlı bir sesle. Ne kadar sure birbirimize sarılarak oturduk bilmiyorum ama çok huzurluyduk…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD