Selçuk
Arkadaşlarımızla çok güzel bir hafta sonu geçiriyorduk ama asıl sürprizi bana Kardelen yaptı; halen kendimi rüyada gibi hissediyorum.
Dün gece bana "Senin karın olmak istiyorum." dediği an sanki dünya durdu. O kadar utangaç ve çekingendi ki ona bir kere daha aşık oldum.
Uzun zamandır bu kadar huzurlu uyanmamıştım. Sabah erkenden kalktım ve kollarımda uyuyan güzel karımı izliyordum; başı göğsümde düzenli nefes alıp veriyordu. Ne kadar süre onu izledim bilmiyorum ama onu izlerken geri uyuyakalmışım.
Uyandığımda odada tektim. Saate baktım, saat on oluyordu. Aşağıdan sesler geliyordu. Ben de hemen bir banyo yapıp üstümü giyinip aşağı indim. Kardelen, Fatih’le oyun oynuyordu.
Ben de sessizce yanlarına yürüdüm ve Kardelen’e arkadan sarılıp kokusunu içime çekerek boynundan öptüm. "Günaydın güzelim." dedim. Bana döndü, yanakları kızarmıştı. "Günaydın." dedi utangaç bir sesle.
"Ne zaman geldi oğlumuz?" dedim. O da bana gülümseyerek "Sabah getirdi Naz, durmamış paşam; o da kahvaltı hazırlıyor, istersen geçelim." dedi sakin bir sesle.
"Tamam, sen de hazırlan çıkalım." dedim. Başını salladı ve oğlumuzu bana uzattı, hazırlanmak için odamıza çıktı.
Ben Fatih’le oynuyordum, o arada Kardelen merdivenlerden inerken "Ben hazırım, çıkalım." dedi neşeli bir şekilde.
Yanına gittim ve elini tuttum; beraber Ali’lerin kaldığı eve geçtik. Hep beraber güzel bir kahvaltı yaptık ve dönüş için hazırlanmaya başladık.
Hep birlikte hazırlandık ve bir saat içinde yola çıktık. Akşama doğru mahalleye gelmiştik. Evlere geçmeden önce dışarıda yemek yedik ve öyle evlere geçtik.
Eve gelince Kardelen, Fatih’i banyo yaptırıp yatırdı. Ben de o arada eşofmanlarımı giyip çayı demleyip salona geçtim…
…
Kardelen
Çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Selçuk ve benim için dönüm noktası oldu, ben artık onun karısıyım. Eve gelince önce Fatih’i yıkayıp pijamasını giydirip mamasını verip uyuttum. Sonra kendim bir banyo yapıp rutin işlerimi hallettim. Üstümü giyinip salona geçtim. Selçuk koltukta oturup haberleri izliyordu, beni gördü: ‘’Sıhhatler olsun, gel yanıma otur’’ dedi gülümseyerek.
Ben de ‘’Gelirim, çay içer misin? Demleyeyim mi?’’ dedim. Güldü, ‘’Ben demledim’’ dedi. Ben de ‘’Tamam, ben de çayı doldurup getireyim’’ dedim. Başını salladı, ben de mutfağa gidip iki bardak çay doldurup salona, Selçuk’un yanına oturdum.
Kolunu omzuma attı ve beni kendine çekti; önce saçımı kokladı sonra öptü. ‘’Çok güzel kokuyorsun’’ dedi. Ben de gülümseyerek başımı omzuna koydum.
‘’Film izleyelim mi?’’ dedim. O da bana bakarak ‘’Olur, izleyelim’’ dedi gülerek. ‘’Romantik komedi olsun’’ dedim sevinçle. ‘’Olur, bakalım neler varmış’’ dedi. Beraber bir film seçtik, ben de mısır patlattım ve izlemeye başladık. Birbirimize sarılarak filmi izliyorduk.
Filmin yarısına gelmiştik ki içeri Münevver teyze girdi. ‘’Oğlum geldiğinizi görmedim, neden haber vermiyorsunuz?’’ dedi. Ben hemen toparlandım, Selçuk sinirlenmişti.
‘’Anne neden kapıyı çalmıyorsun da eve giriyorsun? Belki müsait değiliz’’ dedi sertçe. Münevver teyze bozuldu. ‘’Saat çok geç değil oğlum, ne olacak ki?’’ dedi alınmış bir sesle. ‘’Hem insan gelince annesine haber vermez mi? Arabayı görmesek geldiğinizden haberimiz olmayacak."
‘’Anne yorgunduk, eve çıktık, ondan haber veremedim’’ dedi sıkılmış bir vaziyette. Münevver teyze gelip tekli koltuğa oturdu. ‘’Çay mı içiyordunuz? Bana da bir tane versenize.’’ Hemen kalktım ve çay getirdim.
‘’Önceden gelince haber verirdin, ne olduysa artık haber vermiyorsun’’ dedi ters bir şekilde bana bakarak. ‘’Anne ben artık evlendim, bir eşim var. Bu eve lütfen biz varken anahtarla girme.
Üstelik ben babama mesaj attım, onun haberi var geldiğimizden. Senden rica ediyorum, beni artık zorlama’’ dedi sakin ve sert bir şekilde.
‘’Ben ne yaptım oğlum sana? Benim ne zararım var?’’ dedi ağlayarak. Selçuk kendini sakinleştirmek ister gibi derin bir nefes aldı. ‘’Anne lütfen, gerçekten yoruldum. İstediğin olmayınca hep böyle davranıyorsun.
Demin ne dediysem o; biz evdeyken anahtarla girmeyeceksin’’ dedi kararlı bir sesle. Münevver teyze ayağa kalktı ve ‘’Sanki bir şey yaptık anahtarla açınca. Bir daha gelmem evine, size iyi geceler’’ dedi ve ağlayarak evden çıktı.
Selçuk artık sinirle ‘’Allah’ım sen sabır ver’’ dedi, kendini sakinleştirdi ve bana sarıldı. ‘’Sen annemi takma, ben onunla konuşurum. Onun derdi benim’’ dedi. Ama onun derdi bendim, beni bir türlü kabul etmiyordu.
‘’Önemli değil’’ dedim, ‘’yeter ki huzurumuz bozulmasın’’ dedim sıkkın bir nefes vererek.“Dedim,” Selçuk saçımdan öperek, “ben buna izin vermem, bana güven,” dedi ve birbirimize sarıldık. Allah’ım bizim mutluluğumuzu bozacak insanlara fırsat vermesin…