Seren
Kardelen benim yaşayacağım hayatı yaşıyordu, halen inanamıyorum. Münevver teyze benim Selçuk’la evleneceğimi söylüyordu ama Selçuk bir gün "Kardelen’le evlendim" diye geldi.
Üvey kardeşimle... Halen inanamıyorum. Münevver teyze "Selçuk seninle evlenecek, senden iyisini mi bulacak?" diyordu.
Ama olmadı; beni değil, onu seçti. Her gün Münevver teyzeyle konuşuyoruz telefonda. Kardelen’den şikayetçi; "Her gün dışarıda geziyor, oğlumun parasını boş yere harcıyor" diye.
İlk başlarda Kardelen her işi yapıyormuş ama artık sadece kendi eviyle ilgileniyor ve Fatih’i alıp Naz’la geziyorlarmış. Selçuk da bir şey demiyormuş, hatta sadece Kardelen’in dediklerine inanıyor, bana inanmıyor dedi telefonda ağlayarak.
Annem mahallede dedikodu çıkarıyor Kardelen’le ilgili, o bile aralarını bozmuyor. Annem "Biraz daha sabır, eninde sonunda Selçuk’la evleneceksin" diyor ama benim artık sabrım kalmadı. Selçuk eninde sonunda benim olacak…
Selçuk
Anne hariç hayatımız düzene girmişti. Annemi bir türlü anlayamıyorum; benim ve Fatih mutluyuz ama o sadece kendi bildiğini okuyor. Sabrediyorum ama ne kadar daha sabredebilirim bilmiyorum.
Kardelen’in haberi yok; her gün arayıp "Karın gene evden arkadaşıyla çıktı, önceleri bana yardıma geliyordu artık gelmiyor" deyip duruyordu.
Her seferinde "Anne istersen yardımcı birini alalım" diyorum, o zaman da "Gelinim varken neden başkası gelecekmiş?" diye başlıyor. Artık bir yerden sonra dinlemiyorum.
Babam o kadar uyarıyor ama anlamıyor. Varsa yoksa "Seren’le evlenseydin böyle olmazdı, o bana yardımcı olurdu" deyip duruyormuş. Babam da onun bu söylemlerinden yorulduğu için artık durağa geliyor. Ama sabrım tükendiğinde anneme karşı daha sert olmaktan korkuyorum.
Kardelen
Selçuk benim arkamda olduğu sürece kendimi güvende ve güçlü hissediyordum. O kadar huzurlu ve mutluyum ki bunu özlemişim. Bu günlerde sabahları midem bulanıyordu, bir şey tahmin ediyorum ama korkuyorum, daha kendimi hazır hissetmiyorum.
Selçuk işe gitti, ben de yeniden kahvaltı hazırlıyordum; birazdan Naz bana kahvaltıya gelecek. Bir süre sonra kapı çaldı, gidip kapıyı açtım ve Naz gelmişti. “Hoş geldin canım” dedim gülümseyerek. “Hoş bulduk arkadaşım” dedi sevinçle.
Ve çocuklarla kahvaltı masasına oturduk, sohbet ederek kahvaltı yapıyorduk. Ama gene midem bulandı ve hemen lavaboya koştum; o arada Naz da peşimden gelmiş, kapıya vuruyordu. “İyi misin Kardelen?” diye sordu, sesi telaşlı geliyordu.
“İyiyim, geliyorum” dedim ve yüzümü yıkayıp çıktım. “Neyin var canım?” diye sordu merakla; sanki anlamış gibi bakıyordu. “Naz, sana bir şey söylemem lazım” dedim, ondan saklamam saçma olurdu. “Aaa inanmıyorum, yoksa?” deyip gülerek sarılmaya başladı. “Sakin ol Naz, test bile yapmadım daha” dedim onu sakinleştirmek için.
“Hemen hazırlan, hastaneye gidiyoruz” dedi telaşla. “Naz lütfen sakinleş artık” dedim ama sakinleşmiyordu. “Kardelen hadi diyorum, yoksa bir sorun mu var?” diye sordu merakla. “Naz, ben aslında korkuyorum” dedim üzgün bir sesle. “Neden korkuyorsun canım, gel oturalım anlat” dedi sakin bir sesle ve beraber mutfakta mama sandalyesindeki çocukları alıp salona geçtik.
Çocuklar yerde oynuyordu, derin bir nefes aldım. “Sana hayatımı anlattım biliyorsun neler yaşadığımı; en son düşük yaptım ya, gene aynısı olursa bu sefer kaldıramam” dedim ağlayarak.
Naz elimi tuttu. “Bak canım, korkunu anlıyorum ama her zaman aynısı olacak değil. O zaman yaşadığın durum çok ağırdı ama şu an öyle bir durum yok. O yüzden kalkıyorsun ve hastaneye gidiyoruz” dedi bana sakin ve kararlı bir sesle. Başımı salladım ve çocukları hazırladık.
Selçuk’a “Alışverişe gidiyoruz” dedim. Kapıda her zamanki gibi Münevver gene laf söyledi ama Naz o kadar hızla bizi çıkardı ki anlamadım. “Boş ver arkadaşım hadi gidelim, her zaman aynı şeyleri söylüyor” dedi ve beraber hastaneye gittik. Doktor önce kan tahlili istedi; tahliller çıkana kadar çocuklarla parka gittik.
Sonra sonuçlar çıkınca doktorun yanına ben tek gittim ve evet, hamileyim; hem de 7 haftalık. “Kalp atışını dinleyelim” dedi ama ben istemedim, Selçuk’la gelmek istiyordum. Ultrason fotosunu aldım ve Naz’ın yanına gittim.
“Aaa teyze oluyorum, inanamıyorum!” deyip bana sarıldı. “Sakin ol arkadaşım” dedim gülümseyerek. “Eee, ne zaman söyleyeceksin Selçuk’a?” diye sordu merakla. “Küçük bir hediye kutusu hazırlamak istiyorum, içine ultrason kağıdı koyup 'baba oluyorsun' zıbını koyacağım” dedim gülerek.
“Olur, hadi yapalım. Eee, ne zaman vereceksin?” diye sordu merakla. “Ben akşama kadar sabredemem, durağa gidelim orada veririm diyorum” dedim.
Bence mahalleli bizim hakkımızda asılsız değil, gerçek olan bir şeyi öğrensin. Naz anlamış gibi gülüyordu. Bir bebek mağazasına gidip zıbın ve bir küçük kutu aldım, hazırladım ve durağa doğru yürüdük.
Durağa geldiğimizde Selçuk bizi görünce şaşırdı. “Hoş geldiniz, hayırdır siz buraya gelmezdiniz, bir şey mi oldu?” diye sordu merakla. Cihan amca, Ali ve iki kişi daha vardı; Allah'tan kalabalık değildi. “Sana bir hediyem var, onu vermek için geldik,” dedim gülerek.
Anlamadı ve kutuyu ona uzattım. Eline aldı ve kapağını açtı. Zıbını eline aldı, üzerinde "Baba oluyorsun" yazıyordu ve altında ultrason kağıdı vardı. Anladı, gözleri doldu. “Bu gerçek mi?” dedi, sesi titriyordu. Başımı salladım.
“Allah!” deyip bana sarıldı. O kadar mutluydu ki o mutlu oldukça ben de oluyordum. Herkes bizi tebrik etti.
Cihan amca da mutlu oldu, bizi tebrik etti. O kadar mutluyum ki inşallah bu mutluluğumuz bozulmaz. Ama bilmiyordum ki bir çift haset gözlünün mutluluğumu elimden almak için her türlü oyunu yapacağını…