Selçuk
Özlem'in ailesiyle görüştüm. Fatih'in kimlikteki anne adının Kardelen olması konusuna ilk başta sıcak bakmadılar ama ileride bizim çocuklarımız olduğunda kendini onların yanında yabancı hissetmesin ve dışlanmış hissetmesin istediğimi anlattım. Onlar da tereddüt yaşadılar ama zamanı gelince gerçeği anlatacağımı, gerçek annesini tanıyacağını anlattım.
Onlar da kabul ettiler ama Kardelen’le tanışmak istediklerini, yakından tanımak istediklerini söylediler. Ben de kabul ettim ve onları müsait bir gün çağıracaklarını söyledim.
Durakta Ali ve babamla oturup sohbet ediyorduk ama o arada Kardelen ve Naz geldi. "Hoş geldiniz hanımlar, hayırdır siz buraya gelmezdiniz, bir şey mi oldu?" diye sordum merakla.
“Sana bir hediyem var, onu vermek için geldik,” dedi gülerek. "Allah Allah ne hediyesi acaba?" diye düşünürken bana bir kutu uzattı.
Elime aldım ve açtım; içinde bir zıbın vardı, üstünde de "Baba oluyorsun" yazıyordu, altında da ultrason kağıdı vardı. “Bu gerçek mi?” diye sordum, başını salladı. “Allah!” diye bağırdım ve sarıldım.
O kadar mutluyum ki bir daha baba oluyorum. Bana o kutuyu verince ilk başta ne olduğunu anlayamadım ama içinde "Baba oluyorsun" yazılı zıbını görünce dünyalar benim oldu.
“Baba duydun mu, gene baba oluyorum! Sen de dede oluyorsun,” dedim gülümseyerek. “Duydum oğlum, gözünüz aydın. Hanemize bereketle gelsin, Allah sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin,” dedi ve bize sarıldı.
“Tebrikler kardeşim, Allah analı babalı büyütsün,” dedi, erkeksi bir şekilde sarıldık. “Sağ ol kardeşim,” dedim gülümseyerek.
Biraz daha oturduk. “Geç oldu, çıkalım mı oğlum? Hem annene de haber verelim,” dedi. “Tamam baba, çıkalım,” dedim ve hep beraber çıktık. Ali’ler kendi evlerine geçtiler. Eve geldik ve babamla onlara geçtik.
Annem bizi görünce şaşırdı; "Aaa oğlum, sen ve Kardelen bu evin yolunu bilir miydiniz?” dedi; hemen de laf söyledi. Benim annemle en kısa zamanda tek başıma konuşmam lazım.
"Anne lütfen, sana güzel bir haber vermeye geldim,” dedim, kendimi sakin tutmaya çalışıyordum. "Ne haberi oğlum?" diye sordu merakla. "Anne, babaanne oluyorsun, Kardelen hamile!" dedim sevinçle.
Ama annem sanki mutlu olmamış gibi, "Tebrikler oğlum, Allah analı babalı büyütsün. Fatih’i göremiyorum zaten, onu da göremem zaten," dedi sert bir sesle.
"Anne ne istiyorsun sen? Sana babaanne olacaksın diyorum ama sen mutlu olmuyorsun. Artık sıkıldım anne bu tavırlarından!" dedim, artık sinirleniyordum.
"Hanım, sen ne istiyorsun bu çocuklardan? Sana kaç defa söyledim; oğlun mutlu sen de mutlu ol ama sen artık çizgiyi aşıyorsun!" dedi babam sinirle ve sert sesiyle.
‘’Ben hiçbir şey yapmıyorum; oğlun ve gelinin yapıyor. Önceden gelir; kahvaltıyı, akşam yemeklerini beraber yapardık, beraber zaman geçirirdik ama artık gezmekten uğramıyor bile hanımefendi,’’ dedi sinirli bir tavırla.
Ben tek başına konuşacaktım ama bu artık mümkün değil. ‘’Hanım kendine gel!’’ dedi babam sinirle.
‘’Anne yeter! Ben Kardelen’i bize hizmetçi olsun diye almadım. İstediği zaman dışarı çıkar, gezer. Onun sorumlu olduğu kişi; ben ve oğlumuz,’’ dedim sert sesimle.
‘’Eline mi yapışır? Gelse, iki kap yemek yapsa, evimi temizlese... Tatile gittiğinizde biz de gelsek sanki size yük mü olacağız?’’ dedi sert sesiyle.
‘’Anne ben evlendim; eşim ve oğlumla tek başıma bir yerlere gitmek istiyorumdur, olamaz mı? Senin benim için mutlu olman lazım ama sen habire sorun çıkarıyorsun.
Anne yeter, kendine çeki düzen ver! Bu seninle son konuşmam; eğer gene aynısı olursa bu sefer tepkim daha ağır olur, ona göre davran,’’ dedim, artık sakin olamıyordum.
Kardelen kucağında Fatih’le yanıma geldi ve kolumu tuttu. “Sakin ol hayatım, bak Fatih tedirgin oluyor,” dedi sakin sesiyle.
Haklıydı, derin nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. “Kendine gel oğlum, ben senin annenim, benimle böyle konuşamazsın. El kızı için sen annenin kalbini nasıl kırarsın?” dedi ağlayarak.
“Of anne of, ben ne dersem diyeyim sen anlamayacaksın. Ben sana babaanne oluyorsun dedim sen mutlu ol diye ama sen soğukça tebrik ettin. Sen demek ki benim mutlu olmamı istemiyorsun, anladım. Kardelen hadi eve çıkıyoruz,” dedi kırgın ve sert sesimle.
“Ben mutlu oldum oğlum neden olmayayım ama siz bana Fatih’in yüzünü zor gösteriyorsunuz; gelin geldi geleli artık hiç göremeyiz demek istedim,” dedi ağlayarak.
“Hanım kendine gel, bu nasıl bir konuşma? Haddini aşıyorsun artık,” dedi sinirle. “Ben yarından itibaren eve sana yardım edecek birini bulurum, gelini rahat bırak,” dedi kararlı bir sesle.
“Olmaz, evde gelin oturacak; ben para verip iş mi yaptıracağım? Konu komşu ne der?” dedi sesini yükselterek. “Benim gelinim hizmetçi değil, kendine gel hanım yoksa bu işin sonu iyi değil,” dedi babamın da sesi yükselmişti. “Ne haliniz varsa görün,” dedi ve odasına gitti annem ama hâlen söyleniyordu.
“Oğlum hadi sen karını ve oğlunu al eve çık, ben sakinleşince konuşurum,” dedi sakin ve sevecen sesiyle. “Tamam baba kendini zorlama, bak kalbin var,” dedim. O da başını salladı.
Eve çıktık, içeri geçtik. Kardelen oğlumuzla ilgilendi ve onu yatırdı. Ben salonda hâlen annemin neden bu kadar tepkili olduğuna anlam veremiyordum.
Bir süre sonra Kardelen yanıma geldi ve başını göğsüme yasladı. Ben de ona sarıldım, kokusunu içime çektim ve saçlarından öptüm.
“Hayatım sakin ol, sen üzülme. Sen benim arkamda olduğun sürece ne derse desin ben duymuyorum,” dedi. Onun sesi beni sakinleştiriyordu. Hiç konuşmadık. Allah'ım sen annemle aram daha açılmadan doğru yolu göster…