Dileda'yı iki gün beri hiç görmemiştim, Alina okula gelmediğini söylemişti. Akif beyi aramaya çekiniyordum. Masanın üzerinde olan telefona gözlerim gidip geliyordu. Sadun bey bugün erken çıkmıştı, benimde yapacak pek fazla işim yoktu ama mesai bitimini bekliyordum.
Telefon titreşince elime aldım, Akif bey mesaj atmıştı.
Akif Bey: Şirketin karşısındaki kafede bekliyorum. Sadun yok, mesai bitimini de bekleme.
Mesai bitimini beklediğimi nerde biliyordu. Dileda için mi görüşmek istemişti acaba? Masanın üzerindeki kağıtları toparladım, dosyaları dolabıma yerleştirdim. Çantamı alıp şirketten çıktım.
Şirketin karşısında lüks bir kafe vardı, lüks olduğu için oraya daha önce hiç gitmedim. Sadece varlığından haberdardım. Bugün kuzenim yüzünden giydiğim topuklu ayakkabılara lanet ettim, ayaklarım devamlı burkuluyordu. Akşam kuzenimin nişanı vardı, burdan direkt oraya gidecektim, o yüzden topuklu ayakkabı ver mavi bir elbise giyinmek zorunda kaldım.
Kafenin içine girdim, sağa sola baktım. Çok fazla kişi vardı, çok fazla insan beni rahatsız ediyordu. Deniz kenarındaydı. Akif beyi göremiyordum, kalbim çok fazla hızlı atıyordu. Etrafdaki insanlar bana bakıyordu, Akif Bey elini kaldırınca onu fark ettim. Derin bir nefes alıp yanına doğru ilerledim. Ayağa kalktı, elini bana uzattı. Elini tuttum, beni kendine çekip yanağıma küçük bir öpücük bıraktı. Şaşkınlıkla öylece kalakaldım.
"Hoşgeldin." kulağıma doğru konuştu, elini belime koydu, açıkta kalan omzuma da küçük bir öpücük bıraktı. Ne yapıyordu, bu adam? En önemlisi ben neden tepki veremiyordum. Geri çekildi, herkes bize bakıp fısır fısır konuşuyordu. "Otursana." sandalyeyi çekti oturmam için.
Çektiği sandalyeye oturdum, karşıma geçip oturdu. Önündeki kahveyi gösterdi.
"Sen ne içersin? Ya da yemek falan yer misin?" ben hala ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. İşaret parmağımı ona doğru uzattım.
"Siz az önce beni neden öptünüz? Hemde iki kere öptünüz?" gülümseyip başını çevirdi, elini kaldırıp garsonu çağırdı.
"Bir tane filtre kahve." filtre kahve içtiğimi nerden biliyordu. Garson yanımızdan ayrılınca bana döndü. "Bu kadar abartılacak bir şey değil." önünde duran kahveyi eline alıp dudaklarına götürdü. Az önce beni öptüğü dudaklarına. Tam dudaklarımın kenarına bıraktığı küçük öpücük. Beni daha önce hiç bu kadar yakından biri öpmemişti.
"Siz böyle öpmelere alışkın olabilirsiniz ama ben değilim, Akif bey." kahvesini masaya bıraktı, masanın üzerindeki telefonuna baktı. "Dileda nasıl? Okula da gelmiyormuş."
"İyi, bundan sonra okula gitmeyecek. Özel hocalar tuttum, onun için toplum içine çıkmak çok zor. Zaten bundan sonra ne ben onu yanımdan uzaklaştırabilirim ne de o gidebilir." buna alışmak zorundaydı. Tabi kararları kendisi verirdi. Başımı salladım.
"Beni neden görmek istediniz. Sekreterinizle iletişime geçebilirdim." başını hafifçe sağa doğru yatırdı, yeşil gözlerini üzerime dikti.
"Seninle bizzat konuşmak istedim. Önemli bir konu hakkında konuşmak istiyorum." garson gelip önüme kahvemi bıraktı. Kocaman siyah kupa bir bardağın içinde dumanı tütüyordu. Kokusu burnuma ulaşınca gözlerimi kapattım. Demek ki zenginlerin içtiği kahve bile farklı oluyordu. Gözlerimi açıp kahveyi elime aldım.
"Sizi dinliyorum, Akif bey." önce bir nefes çekip dudaklarıma değdirdim, bardağı. Bir yudum alıp masaya koydum, tadı da enfesti. Fiyatını öğrenip buraya bir dahaki maaşımla gelmem gerekiyordu.
"Seninle evlenmek istiyorum." duyduğum cümleyle gözlerin fal taşı gibi açıldı. Akif beye baktım, benimle dalga falan mı geçiyordu.
"Anlamadım." sert çehresi yeniden yumuşadı, tepkilerim onun çok hoşuna gidiyor olmalıydı.
"Bir anda söylemek istedim çünkü başka açıklaması yok, Silya. Seninle evlenmek istiyorum. Ama sadece 1 senelik bir evlilik. Yani seninle bir iş sözleşmesi yapmak istiyorum." benimle kesinle maytap geçiyordu. Gülümsedim, böyle bir şeyi bana teklif etmesi çok komikti. Etrafında o kadar kişi vardı ki, bu bana çok saçma geliyordu.
"Bugün eğlence gününüz falan mı? Komikti, ama espirilerinizi bana değil diğer kadınlara yapın dedim." yüzündeki gülümseme silindi, geri doğru yasladı.
"Ben ciddiyim, Silya. Seni eve davet etmek istedim ama gelmeyeceğini biliyordum. O yüzden ben geldim, senden başka güvenecek kimsem yok. Etrafımda bir sürü kadın var fakat senin gibi biri yok." ellerimi masaya koydum, Akif beye doğru yaklaştım.
"Verirsiniz parayı basarsınız nikahı bu kadar basit Akif Bey." Akif bey de bana doğru yaklaştı.
"İş sözleşmesi gibi düşün. Sözleşmeler kimlerle yapılır, güvendiğin birisi ile. Babam şirketin başına geçmem için şart koydu, küçük bir çocukla oynar gibi benimle oynuyor. Beni yola getirmeye çalışıyor. 37 yaşındayım, bana bu şartları koşuyor. Bunu yapmaktan başka çarem yok, Silya. Senden başka kimse olamaz. Bana yardım et, ne istersem yapmaya hazırım. Sana söz veriyorum." gerçekten de ciddiydi.
"Az önce de öpme nedenizi anlamış oldum. Beni etkilemek istediniz. Ama yanlış kişiye geldiniz, Akif Bey. Buraya kadar zahmet etmişsiniz." kaşlarını çattı, böyle bir tepki beklemiyordu. Çantamı alıp ayağa kalktım, Akif bey de benimle birlikte kalktı.
"Dediklerimi düşün, Silya. Benim gibi biriyle evleneceksin, her kadın gibi olmak istemez misin? Ünlü zengin biri kocan olacak. Herkes seni konuşacak." bedenimi öfke sardı, dediklerini dikkate almak istemiyordum. Akif beye döndüm, bir adım yaklaştım.
"Diğer kadınlarla evlenin o zaman Akif Bey. Çünkü ben hayatınızda olan diğer kadınlar gibi değilim. Hatta sizin yanınıza yakışacak kişi de değilim." dediklerim bana daha çok ağır gelmişti. Hızla arkamı dönüp kafenin çıkışına doğru ilerledim.
Bu zamana kadar beni küçümseyerek, beni kıracak bir kelime dahi sarf etmemişti. Ama ben kendi durumumu onun yüzüne vurmuştum. Kendime kızıyordum, kendimden nefret ettiğim için. Bir kere bile kendimi sevemediğim için.
Bir taksiye binip amcamların evine geldim, nişan önce bizim evde yapılacak denildi. Sonra amcamın evinde karar kılındı.
Kimseyle konuşmadan eve girdim, hâlâ çok fazla sinirliydim. Kafeden çıkınca Akif Bey mesaj atmıştı. Cevabımı bekliyormuş, daha çok beklerdi.
"Silya, erken geldi dedim sana. Makyaj yapacaktık sana. Nerdesin sen kızım?" kuzenim Sevda beni odasına götürdü. Çantamı yatağın üzerine bıraktım, makyaj masasına oturdum. Ben istemesem de bana zorla makyaj yapacaktı. Üzerine giydiği beyaz elbiseyle melek gibi görünüyordu, sarı saçlarını açıkta bırakmıştı.
"Ruh gibisin. Ne oldu? Çok mu yordular seni?" başımı iki yana salladım.
"Akif bey bana evlenme teklifi etti." elindeki ruj yeri boyladı, şok olmuş bir şekilde aynadan bana bakıyordu. O benim hem kuzenim hem de çocukluktan beri tek sırdaşım, dostumdu.
"Hangi Akif Bey? Hani şu Akif Tekinoğlu olan mı? Ben başka Akif Bey bilemedim." yere düşen ruju aldım, en sevmediğim renkti, açık pembe.
"Evet. Gerçek bir evlilik değil tabi. Benimle kim evlenmek ister zaten. Ailesi evlenmesini istiyormuş o da sırf şirket için biriyle evlenmek zorunda. 1 yıl için evlen dedi." elimdeki ruju alıp masanın üzerine bıraktı, beni kendine doğru çevirdi.
"Sen ne dedin? Sosyeteye giriyor muyuz? Allah'ın lütfen evet demiş olsun. Lütfen o zaman aklına taş düşmüş olsun evet demiş olsun." söylediklerine güldüm, o da biliyordu benim kabul etmeyeceğimi.
"Çekip dudaklarına yapıştım." gözleri kocaman açıldı. "Senden başkası olmazdı zaten dedim." ağzı da bir karış açıldı. "Aptal tabiki de hayır dedim." gözlerini kapattı.
"Biliyordum ya biliyordum. Senin yüzünden sosyete olamadım. Yaaaaaa! Neden ama ya? Ben olsam kabul ederdim, nişanlımı bırakırdım." masanın üzerindeki ruju yeniden elime aldım.
"Al başla yoksa kalkarım, ayrıca sen aşık değil miydin? Nişanlını falan bırakamazdın." ruju bırakıp maskara aldı.
"Onun kadar yakışıklı karizmatik bir erkek tanımıyorum. Kızım sıradan biri değil Akif Bey." daha fazla onunla Akif beyi konuşmaya devam etmeyecektim. Ne derse desin sessizce dinledim.