His...

1073 Words
"Zaman bir mucize değildir. İyileştirmez, acıyı hafifletmez, unutmanı sağlamaz. Zaman sadece sisi dağıtır, gör diye yolu. Zamana bir çok misyon yüklenebilir. Herkes için, her durum için farklı işler zaman. Kimi yetişemez, kimi de yavaşlığından şikayetçidir. Oysa zaman sadece seyircidir. Karşımda ufacık sandalyede iki büklüm uyuya kalmış koca bedene dalmışken, zamanın beni savurduğu yeri düşünüyordum. Köklerimin bir kısmının olduğu, tanımadığım, bilmediğim bir şehirde aynı kanı taşıdığım başka insanların varlığı aniden zihnimi meşgul etmeye başlamış durumda. Bir yanım, eğer annem onları ardında bırakmayı göze aldıysa kayda değer insanlar olmadığını fısıldarken; bir yanım da aynı şehirde babamın ardında bıraktığı ailesinin bugün bize karşı sıcak davranışları ve her an gözlerinden akan hasretin bir benzerinin de onlarda olabilme ihtimaliyle çatışıyor. Üstelik onlar annemi yıllardır feci bir kazada kaybettiklerini sanıyor. Tamamen küle dönmüş cesetler sebebiyle boş bir mezara dikilen taştaki isme ağıt yaktılar bunca yıl, kim bilir? Böyle düşününce annemin bencilliği içimi burkuyor. Sonra kendimi koymaya çalışıyorum onların yerine. Bana istemediğim, mutsuz olacağımı bildiğim bir hayat dayatmaya çalışsalardı ne yapardım diye düşünüyorum. Onların birbirinde bulduğunu henüz kimsede bulmadığım için eksik kalıyor mukayesem. Belki ben de onlar gibi sevdiğim insan için ailemi karşıma alırdım diyemiyorum, bir erkek tarafından sevilmenin, sevmenin nasıl olduğunu bilmediğim için susturuyorum içimdeki meraklı beni. " Tuna, ilaçların sakinleştirici etkisinden kurtulmuş ve yorgunluktan kendisini rahatsız bir uykunun kollarına bırakmış olan Cüneyt'i seyre dalmışken; son zamanlarda sık sık yaptığı gibi yaşadıklarına anlam vermeye çalışıyordu. Genç adam yerinde rahatsızca kıpırdayınca, uyandırıp uyandırmamak konusunda kısa bir tereddüt yaşadı ama daha fazla o vaziyette kalmasına razı olamadı. Önce hafif bir yalancı öksürükle uyandırmayı denese de başarılı olamayacağını anlayınca çare yok diyerek adını seslendi. - Cüneyt ! Adının seslenildiğini duyan genç adam gayr-ı ihtiyari bir şekilde irkilerek rahatsız uykusundan uyandı. Tuna'ya bu şaşkın halleri oldukça komik gelmişti ve ufak bir kıkırtı koptu dudaklarından. - İyi misin, bir sıkıntın mı var? - Ben iyim merak etme. Ama biraz daha bu şekilde uyuyakalırsan günün geri kalanı senin için pek iyi geçmeyecek. - Nasıl içimin geçtiğini anlamadım bile. Seni seyrederken gözlerim kapanmış. Bir an keskin bir sessizlik hakim oldu odada. Cüneyt yaptığı gafla gözlerini kaçırmaya çalıştı. Tuna'nın da kendisinden bir farkı yoktu. Çünkü dakikalardır uyuyan adamı gözünü kırpmadan seyreden kendisiydi. Cüneyt hafif bir öksürükle boğazını temizleyerek konuyu dağıtmaya çalıştı. - Aç mısın? Bir şeyler sipariş edelim mi? Çünkü uyuduğun için muhteşem hasta yemeğini kaçırdın. - İsabet olmuş. Çünkü ben hasta değilim. Ayrıca o yemekler hiç de iştah açıcı değil. - Hımm peki aklında bir şey var mı? Ne istersin? Çocuklara hemen aldırabilirim. - Aslında pek aç değilim ama yemek yemediğim zaman kan şekerim düşüyor ve oldukça halsiz hissediyorum kendimi. Bu yüzden hafif bir şeyler olabilir. Tavuklu salata gibi mesela. Bir de şey... - Evet ney? Hadi söyle lütfen. - Tamam. Bir de eğer zahmet olmazsa kazandibi alabilirler mi? Mahcupca söylediği şeyden sonra Cüneyt gülümsemesine engel olamadı. Tuna bakışlarını kaçırmadan önce ne yazık ki o muhteşem sayılabilecek gülüşe denk gelmişti. Anlamlandıramadığı bir hareketlilik vardı göğüs kafesinde. Kendisini bu genç adama birden bu kadar yakın hissetmesi garip bir duyguydu. - Merak etme en geç yarım saate kadar isteklerinizi gerçekleştireceğim hanfendi. Bana müsade edin de dışarıdaki adamlara arzularınızı ileteyim. Tuna daha fazla dayanamadı ve gülmeye başladı. Bütün gerginliği uçup gitmişti. Şakayla karışık ciddi bir ifade takınarak, "yarım saati bir dakika geçmesin, affetmem" dedi. Cüneyt de "başüstüne" diyip bu oyuna ortak oldu. Odadan çıkıp koridoru kontrol ettikten sonra önce dışarıda bekleyen adamlaradan birine siparişleri verdi, ardından ise depodaki adamlardan götürülen iki kişi hakkında bilgi aldı. Salih beyi de arayıp malumat verdikten sonra ilerleyen saatin verdiği sakinlikle boşalan koridoru tekrar kontrol ederek odaya girdi. Girdiğinde Tuna odada yoktu ama banyo kapısının altından ışık sızıyordu. Büyük pencerenin önüne geçerek şehri aydınlatan gece ışıklarına baktı. Bu iş sandığından da karmaşık bir hal almaya başlamıştı onun için. Sıradan hayatları olan bir ailenim bu kadar profosyonel katillerle ne gibi bir alıp veremediği olabilirdi ki? Özel kuvvetlerden yakın arkadaşı olan Tayfun'u arayıp derin bir araştırma yapmasını istemesi fikrini aklına not etti. O sırada banyo kapısı açıldı ve üzerinde hastahane kıyafetiyle ve elindeki serumla kendisine şaşakın şaşkın bakan Tuna ile gözgöze geldi. Tuna dağılan saçlarını toplamaya çalışmış ama omzu müsade etmediği için başarısız olmuştu. O da çareyi saçlarını tokadan kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmakta buldu. Beline yakın hizaya kadar uzanan düz, ince telli ve kumral saçlarını tek omzunda toplamış ve sol elinin müsade ettiği ölçüde basitçe karışıklığını gidermişti. Yavaşça yatağına ilerledi ve serum torbasını askılığa asarak yatağına oturdu. Ardından da yatağın kumandasını bularak sırt kısmını yükseltti ve oturur bir pozisyon aldı. Bu işleri yaparken arada bir gözleri Cüneyt ile kesişiyor ve hafif tebessümle karşılık veriyordu. Sessizliği bozdu. - Evet yaklaşık on beş dakika kaldı. Zaman işliyor. Yarım saat dolduğunda salatam ve tatlım gelmezse çok fena olur. - Merak etmeyin küçük hanım, sıkı sıkı tembihledim emir erimi. İki eli kanda da olsa 30 dakika dolmadan burada olacak. - Teşekkür ederim. - Ne için? - Her şey... Bir kaç haftadır olmadığım kadar iyi hissediyorum kendimi. Eğer iyi bir gözlemciysen kasıntı bir insan olmadığımı anlamışsındır. Ama yaşadıklarım malesef gergin olmama neden oluyordu. Ve aslına bakarsan bütün olanları bir kenara bırakıp birisiyle sıradan bir sohbet yapmak bile bana çok iyi geldi. İyi ki beni kırmayıp aramızdaki bu resmiyeti kaldırdın. Yoksa gerginlikten kıvılcım sıçratmaya başlayacaktım. - Aslına bakarsan seni korumakla görevlendirildiğim için sadece çalışan/patron resmiyetiyle yaklaştım sana. Sonuçta patronumun yeğeni ve kıymetlisisin. Hal böyle olunca ekstra özen göstermem gerekti. Salih bey bana güvendiği için hiçbir şekilde yüzünü kara çıkarmak istemedim. Resmiyeti aşmak başlarda saygısızlık gibi geldi o yüzden. Ama dediğin gibi işim gereği insanları az çok tanıyorum ve bu resmiyetin seni olduğundan fazla gerdiğine şahit oldum. Bu nedenle fazla diretmeden isteğini kabul ettim. Ama şunu söyleyebilirim ki ben de kendimi rahat hissediyorum. Ama bir yandan da hem patronumun yeğenini hem de yakın zamanda edindiğim bir arkadaşı korumak beni daha da dikkatli olmaya itiyor. Senden tek ricam, garibine giden, seni kuşkulandıran, sıra dışı ne olursa olsun bana hemen anlatman. İşimi iyi yapmam için her olumsuzluğa hakim olmalıyım. Anlatabiliyor muyum? - Gayet açık ve net anladım, merak etme. Ama bunun karşılığında ben de şeffaflık istiyorum. Sen de bana ulaştığın her detayı aktaracaksın. Dikkatli olmamı istiyorsan, neye karşı nasıl davranmam gerektiğini bilmeliyim. Mesela bugün o taşkınlığı çıkaran adamların beni öldürmek için geldiğini neden söylemeyi atladığınla başlayalım... Cüneyt afallamıştı. Tuna'nın davranışlarından olayı kavrayamadığı yanılgısına düşerek gerçekleri ondan saklamıştı. Şimdi karşısındaki sandığından da akıllı olan kız ondan hesap soruyordu. Sessizliği çalan kapı ve aynı anda Tuna'nın telefonuna gelen arama sesi bozdu. Cüneyt kapıyı açıp siparişleri aldı ve arkasını döndüğünde elindeki telefona bakan, kireç gibi olmuş bir yüzle karşılaştı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD