İsimsiz Korku...

1297 Words
"Kendimi bildim bileli emanete kaviyim. İlkokulda sıra arkadaşımın bana emanet ettiği yaralı güvercine, lisede yakın arkadaşlarımın emaneti kardeşlerine, üniversitede bana verilen sırlara, askerde boynuma borç olana vatana canım gibi sahip çıktım. Şimdi de kollarımın arasında yaralı bir genç kız var. Salih beyin gözünü kırpmadan bana emanet ettiği bu masum yüzlü meleği koruyamadım maalesef. Nereden geldiğini kestiremediğim bir kurşunun hedefi oldu. Kollarıma yığıldığında bir tüy kadar hafif ama pahada ağır bir emanet. Yaklaşık 1 ay önce Salih bey beni şirkete çağırıp, 'sana bu güne kadar ki en büyük işi veriyorum. Benim için kıymetli birini emanet ediyorum. Onu ne pahasına olursa olsun her şeyden koruyacaksın. Gerekirse kendinden bile.' Dediğinde istemsiz bir gerginlik çökmüştü yüreğime. Hakkında yaptığım araştırmada masum, parlak bir geleceği olan güzel bir genç kız olduğunu görmüştüm. Kıymet-i harbiyesi ailenin biricik varislerinden biri olmasından kaynaklanıyordu elbet. Ama anlamadığım bir şey vardı ki, o da; bu varisin bu zamana kadar neden aileden uzak yaşadığı. Bu merakımı da Salih bey zamanla gidermişti. Memduh Korkut'un eli kolu bağlayan hıncı ve inadı yüzünden bir anne evladına, bir kardeş de ağabeyine hasret kalmıştı. Üstelik aynı şehirde yaşarken. Üç günlük dünyada insanların gözleri kör eden hırslara kapılmasını bir türlü anlayamamışımdır. Hayat bir anlıktır. Bir an var olan, bir an yok olabilir. Küsmeye ya da düşmanlığa değmez hayat. Hele ki aynı aileden insanlar arasında. Salih beyin samimiyetine her zaman inandım. İki kız kardeşten bahsederken gözlerinin parlamasına, sesinin titremesine an be an şahit oldum. Belki sahip olamadığı evlatların özlemi belki de hasret kaldığı ağabeyinin hatıralarına olan bağlılık, bilemem. Ama her hareketiyle samimi bir adam Salih bey. Bana sonuna kadar güvenip en kıymetlisini emanet etti. Peki ben ne yaptım? Onu koruyamadım. Aracın arka koltuğuna nasıl yatırdım, nasıl hastaneye geldim bilmiyorum. Bilinci açıktı. Sorularıma cevap veriyor, ara sıra da çektiği acı sebebiyle inliyordu. Hastaneye yaklaşmıştık ki, kaybettiği çokça kan sebebiyle kendinden geçti. Sedyeye yerleştirilip acil müdahale odasına alındığında ise içime anlamsız bir korku çöreklendi. Bir zaman sonra kendime gelip, Salih beyi durumdan haberdar etmek üzere telefona sarıldım. Bir kaç çalışta hemen açtı ama sesi haddinden fazla telaşlıydı. - Cüneyt neredesiniz? Tuna iyi mi, yanında mı? Sina'nın bindiği aracı yoldan çıkarmaya çalışmışlar yaklaşık yarım saat önce. Adamlar fark edip son anda kurtulmuşlar. Ne olur bana Tuna'nın iyi olduğunu söyle. - Salih bey, Tuna hanım sabah uzun bir yürüyüşten sonra mezarlığa gitti. Her adımında arkasındaydım. Bir saatin sonunda tam arabaya binmek üzereydik ki nerden ateşlendiğini bilmediğim bir silahtan çıkan kurşunla yaralandı. Merak etmeyin, kurşun hayati organlara denk gelmedi, sağ omzuna isabet etti. Kemiğe saplandığı için ameliyathaneye aldılar. Durumu gayet iyi. - Hangi hastanedesiniz çabuk söyle. Bir an önce gelmek istiyorum. - Kozyatağı'ndayız efendim. Ben gerekli önlemleri yolda gelirken aldım. Hastaneye adamları yerleştirdim merak etmeyin. - Ah Cüneyt ah! Koruyamadık çocukları. Annem duysa kahrolur. - Kim yaptıysa bulacağız emin olun. Siz buraya gelince ben bizim ekibi toplayacağım ve bu işin arkasında kim var öğreneceğim. Bu arada köşkün etrafındaki güvenlik önlemlerini de arttırmak lazım. Ben şirketten bir gurup yönlendiriyorum hemen. Geldiğinizde daha detaylıca konuşuruz. Telefon görüşmesi bitmiş ve bekleme koltuklarına gergin bedenini bırakmıştı genç adam. Yaklaşık 15 dakika sonra müdahale odasının kapısı açıldı ve genç bir doktor çıktı içerden. - Tuna Korkut'un yakını? - Evet benim. Durumu nedir? - Kurşun sağ omuz başının medialine saplanmış. Vücuda giriş açısı nedeniyle ana damarlardan birine hasar vermiş. Bu nedenle biraz fazla kan kaybetmiş. Kurşunu çıkarıp gerekli kan takviyesini yaptık. Birazdan kendine gelir. Üst kattaki 1003 numaralı odaya çıkarılacak. Orda bekleyebilirsiniz. Bu arada hastane polisi ifadenize başvuracak haberiniz olsun. - Teşekkür ederim. Elimden geldiğince yardımcı olacağım memur arkadaşlara. Peki ne zaman taburcu olabilir. - Herhangi bir enfeksiyona karşı bu gece burada tutacağız. Yarın sabah vizitinden sonra çıkış işlemlerine başlayabilirsiniz. Geçmiş olsun. Hızlı adımlarla merdivenleri çıkıp 1003 numaralı odada buldu kendini Cüneyt. Tuna henüz odaya getirilmemişti. Göz ucuyla hemen odadaki eksikleri taradı. Bir hastanın ihtiyaç duyabileceği her şeyin ufak bir listesini yapıp, dışarıda bekleyen adamlardan birine mesaj attı. Telefonu tam cebine koymuştu ki odanın kapısı açıldı ve üzerinde hastane kıyafeti giydirilmiş, kolunda serumu ile solgun bir ten rengine bürünmüş, yarı uyanık Tuna odaya getirildi. Yatağa yerleştirilmesi için hasta bakıcılara yardım etti. Bugün onu ikinci kucaklayışıydı bu. Henüz kendisi farkına varmadı ama saçlarının kokusunu ikinci kez istemsiz bir şekilde içine çekti. Yatağa yerleştirilişi, yatış pozisyonunun ayarlanması, serumunun kontrol edilmesi de bitince odayı boşaltan personelle birlikte yalnız kaldılar. Narkozun etkisinden büyük ölçüde kurtulan Tuna, kendisine endişeli gözlerle bakan adama ve odaya göz gezdirdi neler olduğunu anlamaya çalışarak. Ufak bir öksürük nöbetine tutulduğunda kendisine uzatılan su ile boğazını ıslattı ve kelimelerini toparlayarak konuştu. - O kurşunun hedefi ben miydim? Yoksa bir kaza kurşunu muydu? Hoş bir mezarlıkta kim magandalık yapmak isteyebilir ki? - Kim ya da kimler olduğunu henüz bilmiyoruz. Profesyonel bir iş gibi durmuyor. Eğer öyle olsaydı kurşun ıskalamazdı. - Sağ ol ya, içimi rahatlattın. - Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? - Böyle sizli bizli konuşunca biraz gergin hissediyorum. Onun dışında omzumda hatırı sayılır bir sızı var. - Ben sizi korumak için görevlendirilmiş bir çalışanım efendim. Aksi bir davranış düşünülemez. - Hoşlanmıyorum bu resmi muhabbetten. Sana güvenmem için seni tanımam lazım. Salih bey seni tanıyor, sana beni emanet edecek kadar güveniyor olabilir ama ben henüz onu bile tanımıyorum. Şimdi ya bu resmiyeti bir kenara bırakır adam gibi kendini bana tanıtırsın, ya da bundan sonra benden uzak durursun. - İkinci şık imkansız. Ama birincisi için çabalayabilirim Tuna... - İşte böyle. İsteyince yapabiliyormuşsun bak. - Kendimi biraz zorlamam gerekecek ama yapacak bir şey yok. - Peki vurulduğumdan evdekilerin haberi var mı? Sina'nın. Duyarsa çok korkar. Kendini henüz toparlayamadı. Ne olur onun haberi olmasın. - Merak etme, Salih beyin haberi var ve o da senin gibi düşünüyor. Küçük hanıma omzunu incittiğini ve bu gece hastanede kalacağını söylemiş. Kendini iyi hissediyorsan eğer arayıp senin konuşman daha uygun olur. Sesini duyunca rahatlayacaktır. - Doğru söylüyorsun. Telefonum nerde? Hay Allah. Cemal amcaya da haber vermedim beni bekliyordu. - Merak etme. Seni arayınca telefonu ben açıp, uygun bir dille bugün gelemeyeceğini söyledim. Onu da arayıp iyi olduğunu söylemen yetecek. Telefonunu alıp kendini hazırladıktan sonra sesine kattığı zoraki neşesiyle Sina'yı arayan Tuna, ufak bir kaza geçirdiğini ve omzundaki liflerin zarar gördüğünü söyleyip bu gece hastanede kalacağını da belirtti. Ardından aynı bahaneleri Cemal beye de sıralayınca üzerinden attığı yüke rağmen endişeli bir yüzle düşünmeye başladı. - Cüneyt... - Efendim, bir şeye mi ihtiyacın var? - Yok hayır. Ben sadece merak ettim. Kim bu insanlar? Ne istiyorlar bizden? Beni, bizi korumaya çalıştığınıza göre şüphelenilen birileri var. - Aslına bakarsan kimden koruduğumuzu biz de bilmiyoruz. Anne ve babanın kaza raporları ve olay yeri tutanakları şüpheli olduğu için bir de el altından biz araştırdık. Güzergâhtaki mobesseler ne hikmetse o an arızalı, belki birileri yoldan çıkarmaya çalıştı diye düşündük ama emin olamıyoruz. Sonrasında araba üzerinde de araştırma yaptık ve gördük ki aracın fren aksamıyla oynanmış. Bu da bu olayın bir kaza değil cinayet olduğu konusunda sağlam şüpheler doğuruyor. Bu nedenle sizin de tehlikede olabileceğinizi düşünerek ekstra önlemler almayı uygun gördü Salih bey. Belki anlamak ve ya kabullenmek istemiyorsun ama sizi çok önemsiyor. Bu davranışında bir riya ya da art niyet yok. Ona biraz güvenmeyi ve arkanızı yaslamayı deneyin. - Bilemiyorum. Benim için çok farklı bu yaşadıklarım. Oldukça yabancısıyım bu tehlikenin. Annemle babamın geçmişini sorgulayacak bir bilgim de yok üstelik. Onlardan kim ne ister kestiremiyorum. Onların bile isteye birinin ya da birilerinin canını yaktığı ihtimali ağır geliyor. Bunu onlara yakıştıramıyorum. Salih bey ve Güzide hanımla da ne kadar kan bağımız olsa da bizim için bir yabancılar şu anda. Birden kucaklarına sığınamıyorum. - Seni anlıyorum. Zamanla tanıyacaksın onları merak etme. - Sen çok iyi tanıyorsun anladığım kadarıyla. Nereden geliyor bu yakınlık? - Bu çok uzun bir konu. Başka zaman konuşsak olur mu? Sadece şunu bil, Salih beyden size asla zarar gelmez. Derin bir sessizlik hakim oldu odaya yeniden. Belki beş belki de on dakika. Sonra bütün sessizliği Cüneyt'in telefonunun melodisi bozdu. Arayan hastanede bekleyen adamlardan biriydi. Bekletmeden açtığı telefonla karşı taraftan duydukları gözlerinden taşan paniğin sebebiydi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD