Bakış Acısı...

1078 Words
"Dışarıda bırakılmak, içeri kapatılmakla aynı şeydir." M. Foucault "26 yıllık yaşamım boyunca, aklım erdiği andan itibaren sade ve sorunsuz bir hayat sürdürdüm. Kardeşime iyi bir abla, ebeveynlerime iyi bir evlat, öğretmenlerim için de iyi bir öğrenci olmayı emel edindim. Ama bu gün, tam 32 gün önce tepetakla olan arabada can veren anne ve babamızın, hayatımızı alt üst edecek sırları ustaca sakladığını ve bize tamamen sahte bir hayat sunduklarını öğreniyoruz. İnanmak, ihtimal vermek istemiyorum ama anlatılanlar o kadar sahici ki... Annemin aslında Antakya'lı olduğunu, babamla kaçarak evlendiklerini, bu sebeple dedemin babamla büyük bir kavgaya tutuştuğunu ve bütün bağını kopardığını, ölene kadar kimseyi onlarla görüştürmediğini öğrendik. Bizden haberdar olmasına ve başka torunu olmamasına rağmen bizi görmek istemediğini... sebebi ise annemin babamla kaçmadan önce başka biriyle nişanlı olmasıymış. Ne denilebilir ki? Tercih mi? Prensip mi? Gözü kara bir inat mı? Yoksa vicdansızlık mı? Siz söyleyin. Annemle babam üniversitede tanışmışlar. Bu kadarı bizim de bildiğimiz bir gerçek. Ama annem üçüncü sınıftayken ailesi gıyabında onu nişanlamış. Tabi bu annemin istediği, haberdar olduğu bir durum değilmiş. Dönem arasında Antakya'ya gittiğinde öğreniyor bu durumu. İsyan ediyor elbet. İstemediğini ve bir başkasını sevdiğini söylüyor ve ailesi onu okulu bıraktırmakla tehdit ediyor. Babası varlıklı biriymiş annemin. Variyetini pekiştirmek için can dostunun oğluyla sözlüyor ama gelin görün ki sözlendiği kişi de anneme karşılıksız bir aşkla bağlı. Durum giderek ciddiye binince annem çareyi kaçmakta buluyor. Kara bir kış günü sabaha yakın, İstanbul'a gelen bir arkadaşının arabasına binerek yola koyuluyor. Epeyce yol alan araba Kahramanmaraş'ta bir benzin istasyonunda durunca annem hava almak ve ihtiyaçlarını gidermek için dışarı çıkıyor. Arabadan biraz uzaklaştıktan sonra kulakları sağır eden bir gürültü duyuluyor istasyonda. Alev alan benzin deposu büyük bir gürültüyle patlayıp aracı alevler içinde bırakıyor. Haliyle araçtaki zavallı insanlar kurtaramıyor kendilerini. Annem girdiği şoktan günlerce çıkamamış. İstanbul'a giden başka bir ailenin aracıyla yola koyulmuş ama hali hiç iç açıcı değilmiş, konuşmuyor, yemiyor ve kimseyle göz iletişimi bile kurmuyormuş. Aile halinden endişelenince onu bir hastaneye bırakıp kendi hayatlarına dönmüş. Tabi işin Antakya tarafı da büyük bir yanılgıya düşüyor. Yanan araçta, kömürleşmiş cesetlerin yanında annemin birazı yanmış özel eşyaları da çıkınca onu da öldü biliyorlar ve anneme Antakya'da bir mezar taşı dikiyorlar. Tabii bu haberler üzerine anneme aşık olan genç dayanamıyor ve canına kıyıyor. Ne kadar vahim bir durum olsa da annem ve babam bu durumdan fırsat yaratıyorlar kendilerine. Herkesten gizli nikah kıyıp, babamın okula yakın tuttuğu bir göz odada yaşamaya başlıyorlar. Büyükbabamız olanları duyunca işler çığrından çıkıyor tabii. Babamın canından endişelendiği için onların durumunu açık etmiyor ama bütün bağlarını da koparıyor. Yokluk içinde geçen bir öğrencilik hayatı ve yarı zamanlı çalışılan işler neticesinde üniversitedeki ilk kadroyu babam alıyor, ardından da annemin bana hamile olduğunu öğreniyorlar. Ben 1 yaşındayken annem için de asistanlık kadrosu açılıyor ve durumları biraz düzelince daha büyük bir eve yani iki göz odalı bir eve çıkıyorlar. İşin açıkçası ben vazgeçmemeyi, çalışmayı, kafa tutmayı ve hakkım olan için savaşmayı onlardan öğrendim. Bize erdemli olmayı, kimsenin statüsü için eğilip bükülmemeyi onlar öğretti. Bütün yalanlarına rağmen onlara minnettarım. Gelelim bizim burda oluşumuzun asıl sebebine. Amcamız hayatımızın tehlikede olduğunu düşünüyor. Annemle babamın ölümünün ise bir cinayet olduğunu. Sıradan bir hayat nasıl da birden altüst olabiliyor değil mi? Korkular, endişeler, telaşeler nasıl da boyut değiştiriyor. Kariyer ve geçim mücadelesi yerini nasıl da hayatta kalma savaşına bırakıyor." Oturtulduğu köşede yerdeki büyük desenli el halısının ilmeklerinde kaybolmuş vaziyette kalan Tuna için bu anlatılanları sindirmek elbetteki oldukça çetin oluyor. Sina ise henüz uyuşturucu iğnenin etkisinden kurtulamamış bir yırtıcı hayvan gibi bakıyor etrafına. Uzun süren sessizlik Salih beyi tedirgin etmiş olacak ki derin bir nefes alarak söze başlıyor. - Tuna. Bak güzel kızım. Sen aklı başında bir genç hanıma benziyorsun. Elbetteki bu anlattıklarım sana çok yabancı, bunu anlayabiliyorum ama biz de babamın ölümünden sonra tam da size kavuşma hayalleri kurarken bu acı hadiseyle sınandık. Kaza haberini aldığımda neye uğradığımı şaşırdım. Kaza yaptıkları mevkii bu büyüklükteki bir kaza için oldukça güvenli. Hava şartları de, dikkatsizlik de ne dersen de ama ne olursa olsun kaza ihtimali çok düşük. Zaten apar topar hazırlanan kaza tutanakları ve yangından mal kaçırır gibi kapatılan dosya oldukça şüphe uyandırıcı. Böyle bir şeye kim cesaret eder amacı nedir bilemem. Ama şundan eminim ki içimden bir his size göz kulak olmam ve sizi korumam için bas bas bağırıyor. Biz de yıllarca hasret kaldık size. Birbirimize yakın yerlerde yaşamamıza rağmen sizi tanıma fırsatı bulamadık. Daha doğrusu engellendik. Hem dedeniz hem de kırgın olan babanız buna müsade etmedi. Abimi suçlamıyorum. Sakın yanlış anlamayın. Aynı şey benim de başıma gelseydi benzer tepkiyi verirdim emin olun. Ben sadece bunca yıl bizi birbirimizden ayıran bu şuursuz inada kızgınım. Şimdi senden enine boyuna düşünmeni ve sana yakışan bir karar vermeni bekliyorum. Hem bu ayrılığın daha fazla uzamaması hem de güvende olduğunuzdan emin olmamız için, burda beraber yaşamayı öneriyorum size. Ne dersiniz? Akşamüstüne benzeyen hayatımıza gün ışığı olur musunuz? Nasıl içinden çıkılmaz durumdu bu böyle? Ne yapılabilirdi ki? Bir tarafta yalnız ve eksik iki beden, bir tarafta da eksik parçalarını bulmuş bir aile vardı. Üstelik ortada aydınlığa kavuşması gereken büyük bir mesele. Birileri ailesini neden öldürsün ki? - Sizden düşünmek ve sindirmek için zaman istiyorum Salih bey. Öyle şeyler anlattınız ki, sanki hayali bir senaryo okumuş gibiyim. Ailemi o senaryoya oturtmam zaman alacak gibi duruyor. Ben de kendi çapımda ufak bir araştırma yapmak istiyorum müsadenizle. Annem ve babamın oldukça maharetli dostları var ne mutlu ki. Eminim bana seve seve yardımcı olacaklardır. Şimdi izin ve... Büyük bir telaşe ile eve giren siyah takım elbiseli ve kulağında kulaklık bulunan adam, neredeyse destursuz kalabalığın içine daldı ve; "Salih bey çok önemli bir meselemiz var efendim. Murat beylerin Moda'daki evlerinde bir yangın çıkmış. Komşular hemen itfaiyeye haber vermişler ama alevler bir anda parlamış. İtfaiye kundaklama olduğunu düşünüyor ne yazık ki." Dedi. Yangın haberini alan topluluk adeta buz kesmişti. Salih beyle gözgöze gelen Tuna çaresiz ve ürkek bakışlarının yaşlarla dolmasına engel olamadı. Tedirgin dakikaları bölen adam; - Tuna hanım sizi emniyetten ifadeye çağırıyorlar efendim. Arzu ederseniz birlikte gidelim. Diye kibar yöntemlerle ama sertliğinden gram ödün vermeyen tavrıyla sordu. Salih beyle aynı anda ayağı kalkan Tuna, hiç konuşmadan dışarı doğru adımlamaya başladı. Sıradanlık nasıl bir ölçüttü? Sıradan bir anın süresi ne kadardı? Bir gün, bir saat, bir dakika? Dağları delsen değiştiremeyeceğin hayat, nasıl bir anda ters yüz olurdu? Her geçen dakika, baş döndürücü bir hızla, zihnini meşgul eden sorulara yenileri ekleniyor ancak, cevaplar bir türlü gün yüzüne çıkmıyordu. Oysa bu güne kadar hep doğru soruları sormaya çalışır ve aldığı cevaplardan tatmin olmak isterdi. Şu an bulunduğu noktayı da büyük ölçüde bu özelliğine bağlardı. Şimdi ise dünyadaki yerini yadırgayan savruk bir bedenden başkası değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD