Beş yıl sonra
“Bir saniye lütfen, dış inceleme tamamlanmadı. Önce kesit yüzeyini göstereyim.” dedi Aslı sakin ama mesafeli bir tonla.
Otopsi salonunda floresan ışıklar altında metal masa soğuk bir şekilde parlıyordu. Kenarda olayın soruşturmasını yürüten Başkomiser Arif ve Komiser Yardımcısı Ali duruyordu. Asıl muhatabı ise masanın diğer tarafında, önlüğünün üzerine savcılık rozetini iliştirmiş olan orta yaşlı Cumhuriyet Savcısı Şevki Bey’di.
“Sayın savcım,” dedi Aslı, sol böbreği inceleme tepsisinden alarak, “sol böbrekte parsiyel eksizyon mevcut. Organın yaklaşık yarısı alınmış.” Birden telefonu çalmaya başlayınca telaşla elini cebine sokup telefonu kapatmaya çalıştı. Az önceki profesyonel tavrı dağılmıştı.
Savcı kaşlarını çattı.
“Profesyonel bir müdahale mi?”
Aslı ciddiyetini tekrar kazanmaya çalışarak başını iki yana salladı.
“Hayır. Kesit yüzeyi düzensiz. Cerrahi aletle yapılmış temiz bir rezeksiyon değil. Tırtıklı ve kontrolsüz bir kesi var. Damar bağlama işlemi de usulüne uygun yapılmamış.” Telefonu tekrar çalmaya başlayınca telaşla tekrar cebine daldı ve savcıya özür dileyen bir bakış atarak telefonu çıkarıp sessize aldı.
“Doktor hanım, bu bulgu organ ticaretine işaret eder mi?” diye sordu Savcı. Giderek gerginleştiği belliydi.
Aslı hafifçe öksürüp eldivenli parmağıyla kesit yüzeyini gösterdi.
“Organ mafyası profesyonel çalışır sayın savcım. Organın tamamını alır, nakle uygun şekilde çıkarır. Burada hem organın yarısı alınmış hem de teknik amatörce. Kesim sırasında tereddüt izleri mevcut. Fail anatomiyi biliyor ama cerrahi pratiği yok. Ayrıca karaciğer ve kalpte müdahale yok.” Bu sefer telefonu cebinde titremeye başladı. Titreme sesi alenen duyuluyordu. Aslı gözlerini yumup iç çekti.
“Ön rapora bu değerlendirmeyi geçin. Kesin kanaat için laboratuvar sonuçlarını bekleyeceğiz.” dedi Savcı. “Allah aşkına şu telefonu da açın artık!”
————
Savcı gider gitmez telefonu eline alan Aslı anaokulu müdürünün aradığını görünce sessizce inledi. Geri arama tuşuna basıp telefonu kulağına tuttu.
“İyi günler Müdür Bey. Beni aramışsınız... Durumları iyi mi?... Tamam... Tamam... Hemen geliyorum!” dedi.
Oğulları yine anaokulunu birbirine katmıştı. Geçen ay bir öğretmenlerinin çantasına oyuncak fare koyduklarında fare fobisi olan zavallı kadın kalp krizi geçirdiği için -şimdi iyiydi Allah’tan- bugünkü gibi sınıf içi kavgalara şükrediyordu Aslı.
Nihat Çetin’i aradı. Sevgili arkadaşının telefonu açar açmaz ilk tepkisi kıkırdayarak “Yine ne yaptılar?” olmuştu.
“Gülürsün tabi efendim, gülürsün. Ne güzel çiçek gibi iki kızın var, gülürsün. Bu dünya sana da kalmaz Nihat Efendiii!.” diye cırladı Aslı.
“Nihat Çetin.” diye düzeltti arkadaşı gülmeye devam ederek. Pamuk Şirin’i altı, Lale Ece’si dört buçuk yaşındaydı. Küçük Lale annesi gibi esmer güzeliydi ama o kadar tatlı, o kadar naif bir prensesti ki… Cadaloz ablası ayrı bir meseleydi. Tabi Aslı’nın canavarlarının yanında Pamuk Şirin bile melek kalıyordu.
“Kavga etmişler. Arkadaşının gözünü morartmış Emir. Yiğit de bir diğerinin burnuna vurup kanatmış.” dedi Aslı.
“Desene bu sefer ucuz atlatmışsın.” dedi Nihat Çetin.
“Sanırım öyle. Ben gidene kadar bir şey daha olmazsa tabi. Seni bu yüzden aradım zaten. Benimle gelsene. Birinin müdürü bizimkileri okuldan atmaması için ikna etmesi lazım. Haklı olarak canından bezdi adam. Veliler de Allah bilir tepesine binmiştir.”
“E haklılar. Biri benim kızlarıma vursa o okulu herkesin başına yıkarım.”
“Ne yazık ki buradaki söz konusu küçük zorbalar benim oğullarım Nihat Çetin. Bu sefer karanlık tarafta olman lazım.”
“O küçük zorbaları çok seviyorum ama keşke daha az şerefsiz babalarına çekselerdi.”
“Anma şunu!” diye tısladı Aslı.
—————
“Ne oldu kocacığım?” diye sordu Nare. Umutcan birden yüzünü buruşturup kulağını tutmaya başlamıştı.
“Yine kulağım çınlıyor.” dedi Umutcan.
“Bir doktora görünmeni söyledim kaç kere?”
Umutcan sırıttı.
“Birileri yine benden bahsediyor bence.”
Nare kocasının omuzlarına masaj yapmaya başladı.
“Çünkü herkesin gözü senin üzerinde. Arkandan konuşanlardır muhtemelen.”
Umutcan üç yıl kadar önce çalıştığı kurumda önemli bir siyasi figürün rüşvet aldığını ifşa etmiş ve ödülü istifasının istenmesi olmuştu. Bir süre yazılım üzerine kendi kendine çalışmış ama sonra düzen istediği için şirketlere başvurmaya başlamıştı. Bağlantıları sayesinde büyük bir şirkette güzel bir işe girmiş ve yetenekleri sayesinde de sadece üç yılda patronların gözüne girip hızla yükselmişti. Maaşı devletten aldığının kat kat üstündeydi ve daha bir ay önce aldığı terfi sağ olsun ortalama üstü bir yaşam yaşayacak kadar iyi kazanacaktı artık. Tek sorun bu işin İstanbul’da olmasıydı. Genel merkezi Ankara’da olan holding onu İstanbul’da sadece bilişim üzerine çalışan şirkete üst düzey yönetici olarak atamıştı.
Yaklaşık bir haftadır İstanbul’daydılar. Hala ev bulamadıkları için bir otelde kalıyorlardı. Şu an evli olan Bahri ve Koray’la hala görüşüyordu Umutcan. Ama düğününü terk ettiğinden beri Akın’a kırgındı. O yüzden yavaş yavaş uzaklaşmışlardı. Duyduğuna göre Nihat Çetin’le yediği içtiği ayrı gitmiyordu hain arkadaşının.
“Koray’ın karısı Eylül bizi yemeğe çağırdı gidelim mi?” dedi Nare.
“Biraz yorgunum aşkım. Tüm gün şirkette uğraştıktan sonra bir de ev aramaya çıktım. Ama senin canın sıkılmıştır tüm gün burada olduğun için. İstersen seni bırakayım, sonra alırım.” dedi Umutcan.
Nare dudak büzdü ama itiraz etmedi. Hamile haliyle kocasının onu yalnız bırakmasından nefret ediyordu ama bir şey diyemiyordu Umutcan’a. Ona karşı haklı çıkamıyordu ki hiç.
Oysa Umutcan onun biraz itiraz etmesini tercih ederdi. Böyle her şeyi kabullenmesi bazen onu sinirlendiriyordu. Evlilikte eşit olmalıydılar ama bazen Nare ona, Umutcan efendi, kendisi köleymiş gibi davranıyordu. Hadi yatakta bu kabul edilebilirdi ama neredeyse anne baba olacakları şu durumda bir şeyleri konuşabilmeliler ve ortak bir karara varabilmelilerdi.
Yaklaşık beş yıldır çocuk yapmaya çalışıyorlardı ama Nare sürekli düşük yapmıştı. Bundan sekiz ay önce tekrar hamile olduğunu öğrenmişlerdi. Ama bir mucize olmuş ve bu seferki bebekleri rahme tutunmuştu. Ve bir nevi evliliklerini kurtarmıştı.
İlk zamanlardaki aşk, her evlilikte olduğu gibi zamanla azalmıştı. Son bir kaç yıldır evlilikleri oldukça rutin ve monoton geçmeye başlamıştı. Çocukları olmadığı için o istediği aile hissini de yaşayamıyordu Umutcan. Bu motivasyonu olmadığı için de bir süre sonra sıkılmaya başlamıştı. Nare hala çok güzel ve mükemmel biriydi ama… Bazen Umutcan’ı bunaltacak kadar ağır başlı ve uysal davranıyordu. Evlilikleri işe gitmek, eve dönmek, yemek yemek, sevişmek ve uyumak şeklinde sürüp gidiyordu. Son zamanlarda cinsel hayatları da azalmaya başlamıştı.
Hamilelik haberi ise Umutcan’a tekrar aile olma umudunu vermiş ve evliliğe inancını tekrar canlandırmıştı. O haberi aldığından beri hayatları da renklenmişti bir nevi.
“Sana komik bir şey anlatayım mı?” dedi Nare.
“Anlat gülüm.”
“Birkaç gün önce Eylül’ün evine bıraktın ya beni hani… Bahri kendi oğlunun yanında iki çocuk daha getirmişti. Ama görmen lazım… Öyle gürültücü, öyle yaramaz çocuklardı ki… Resmen düz duvara tırmanıyorlardı. Hepimizin başını şişirdiler. Mutfağa gidip Eylül’e yakındığımda bana kimin çocukları olduğunu söyledi ve resmen şok oldum.”
“Kiminmiş?” diye sordu Umutcan.
“Eski sevgilin Aslı’nın.”
Umutcan aniden ona döndü.
“Aslı evlenmiş mi?” diye sordu. Ama evlense duyardı Umutcan. Gerçi altı yıldır onun hakkında ne duymuştu ki?
“Komik olan o zaten. Evlenmemiş. Çocuklar gayrımeşru. Hatta ailesiyle bile uzun süre arası bozukmuş bu yüzden. Ama şaşırmadım açıkçası. Seninle bile bir yıl nikahsız karı koca gibi yaşamıştı sonuçta. Ve seninle olduğunda da bakire olmadığını sen söylemiştin. Eylül’ün dediğine göre çocuklarının babasını bile bilmiyormuş.”
“Aslı öyle yataktan yatağa dolaşan biri değil.” diye mırıldandı Umutcan. Bu kadarını biliyordu. Şaşırmıştı yine de. Gayrımeşru çocuk… Aslı’nın marjinal standartlarına göre bile fazlaydı. Ama demek ki Umutcan onu sandığı kadar iyi tanımıyordu. Kendi çocuklarının babasını bile bilmediğine göre...
“Hadi giyin de seni bırakayım.” dedi karısına.
————-
Aslı, Nihat Çetin’in yan koltuğunda başına giren ağrıyı dindirmeye çalışıyordu. Oğullarının kavga ettikleri çocukların aileleriyle sağlam bir kavga da o etmişti.
“Anneee!” diye seslendi arka koltuktan Yiğit.
“Efendim.” dedi Aslı. Şu an onlara küs olmalıydı ama ona bile enerjisi kalmamıştı.
“Bugün okulda Emir’le, bize çıkışta pitza almana karay verdik.”
“Ha, pizzayı hak ettiğinize inanıyorsunuz yani!” dedi Aslı sinirle.
“Hak ettik ki. Çünkü kavgayı kazandık. Kazanmasaydık o zaman hak etmezdik.” dedi Yiğit.
“Evet, o zaman sadece iki ezik oluyduk.” diye kardeşine destek verdi Emir.
Aslı, Nihat Çetin’in ‘genetik ne muazzam bir şey!’ diye mırıldandığını duyunca onu çimdikledi.
“Yok size pizza. Cezalısınız. Eve gidip duvar kenarında nerede hata yaptığınızı düşüneceksiniz. Akşam yemeğinde de bezelye var.”
“Hayır!” diye yumruğunu koltuğa vurarak itiraz etti Emir. “Pitza istiyoruz. Bize pitza almalısın anne.”
“Bakın ne diyeceğim.” diye araya girdi Nihat Çetin. “Hadi bu akşam bize gidip pitza yiyelim. Benim kızlarda ne zamandır istiyordu. Anneniz de cezanızı yarın evde tablet ve televizyon yasağına çevirsin.”
“OLUUUR!” diye aynı anda bağırdı ikizler sevinçle.
“Olmaaaaz!” dedi Aslı. “Yeryüzünde televizyon ve tabletle zaman harcamayan iki çocuk varsa onlar da benimkiler Nihat Çetin. Öyle şeylerin yüzlerine bile bakmıyorlar ki… Bazen zorla ellerine tablet filan tutuşturuyorum biraz başımı dinleyeyim diye. Ama yok! İki dakika sonra perdeye tırmanmış buluyorum kendilerini.”
“Yine de pitza yiyelim Aslı. Sen onlara ceza bulursun. Ben senin için diyorum. Biraz bize gelip kafa dağıt. Benim Pamuğum hizaya koyar bunları.” dedi Nihat Çetin.
Aslı iç çekerek pes edince ikizler birbirlerine bakıp gülümsediler. Rahatça arkalarına yaslandılar.
“Pitzayı Dumanlı Pitza’dan alalım dayı.” dedi Emir.
“Emriniz benim için fermandır paşam.” dedi Nihat Çetin gülerek. “Ama önce şuradan benzin alalım.”
Benzinciye girdiler.
“Yiğit, pencereyi aç oğlum. ‘Fulle’ de amcaya.” dedi Nihat Çetin.
Yiğit hevesle pencereyi açtı.
“FULLEEEE!” diye bağırdı ince sesiyle. Aslı kıkırdadı. Oğulları yaramaz filandı ama istedikleri zaman dünyanın en tatlı veletleri oluyordu.
“Ay ben şuradaki eczaneden bir ağrı kesici alayım mı Nihat Çetin?” diye sordu.
“Tamam, git al. Biz seni şu yıkama tarafında bekleriz. Gelmişken bir su tutayım arabaya.” dedi Nihat Çetin.
“Biz köpükleyelim mi dayı?” diye bağırdı Emir heyecanla. Büyük adam işleri yapmayı seviyorlardı.
Nihat Çetin ona gülümseyerek başını salladı. Sonra arabadan indi hepsi. Aslı, Emir’i de yanına alarak market tarafına yöneldi. Kendisi eczane tarafına devam ederken oğlu markete girdi ve dayısının tarif ettiği gibi jeton alıp benzinin parasını da ödemek için elindeki kartı post cihazına bastırdı. Sonra gururla dayısının yanına koştu. Nihat Çetin onu kollarının altından tutup kaldırdı ve jeton kutusuna jeton attırıp su butonuna bastırdı.
“Su, köpük, su!” diye açıkladı çocuklara. Tazyik hortumunu aldı ve kendisi arabanın kirini güzelce akıttı. Sonra köpük için de jeton atıp köpük hortumunu Emir’e, fırçayı Yiğit’e verdi. Dünya bu çocukları yaramaz küçük şeytanlar olarak görüyor olabilirdi ama o kendi çocuklarıymış gibi seviyordu onları.
Onlar güle oynaya arabayı yıkarken yanlarında bir araba durdu. Arabanın içinden inen kişi karısını arkadaşına bırakmış eve dönen Umutcan’dı. Nihat Çetin onu görmemişti ama Umutcan onu hemen görmüştü. Üstleri başları su içinde kalmış iki küçük çocukla arabasını yıkadığını görünce şaşırdı. Nihat Çetin’in sadece kızları vardı bildiği kadarıyla.
“Selamünaleyküm.” diye seslendi. Sırf rahatsızlık vermek için!
Beklediği gibi başını ondan yana çeviren Nihat Çetin’in modu anında düşüp yüzü karardı. Çocuklar dayılarının yüzünün düştüğünü görünce merakla, diğer arabaya poposunu yaslamış uzun boylu adama baktılar. Adam dayılarına alaycı bir şekilde gülümsüyordu. Dayılarına böyle alaycı bakılması zorlarına gittiği için ikisi de kaşlarını çatıp adama kötü bakışlar attılar.
Nihat Çetin cevap vermeyince güldü Umutcan.
“Hala çocuk gibisin. Kaç yılın kinini tutuyorsun? Sahi bu bebeler kim? Kızlarını oğlan çocuğu gibi mi giydirdin?”
“Seni ilgilendirmez.” dedi Nihat Çetin düz ama sert tonlu bir sesle.
“Erkekiz biz!” diye itiraz ederek bağırdı ikizler aynı anda. Adama gittikçe gıcık olmaya başlamışlardı.
“Hadi çocuklar arabaya binin.” dedi Nihat Çetin. Umutcan’ı şüphelendirmek istemediği için fazla aceleci davranmak istemiyordu. Aslı’nın tam şu anda çıkıp gelmemesi için dua etti.
“Dayı arabanın yarısı köpük hala.” dedi Emir.
Umutcan merakla ona baktı. Dayı dediklerine göre Şirin’in filan mı çocuklarıydı acaba? Bu koyu saçlı çocuklardan biri Akın’ın sarışın, kıvırcık saçlı oğlu olamazdı herhalde. Hem o çocuk daha büyük olmalıydı. Hem ondan sonra da Akın'ın bir kızı olduğunu duymuştu Umutcan. Bu çocuklar başkasının olmalıydı. Öyleyse tek bir kişi kalıyordu…
“Bitti mi işiniz?” diye sordu o sırada Aslı yanlarına gelerek. Elindeki ilaç kutusunu açmaya çalışıyordu bir yandan. O yüzden Umutcan’ı görmemişti.
“Biraz köpük kaldı, yıkıcaz hemen anne!” dedi Yiğit. Aslı ona gülümseyerek bakarken üzerinde onu inceleyen bakışlar hissetti. Bakışların sahibine döndüğünde ufak bir şok geçirdi.
“Selam Aslı.” dedi Umutcan gevşek bir şekilde sırıtarak.
Aslı biraz kilo almıştı ama hala çok güzeldi. Onu görmek Umutcan’ı rahatsız etmemişti yani. Ama o rahatsız olmuş gibiydi.
“Selam.” dedi Aslı düz bir sesle. Sonra oğullarına döndü.
“Hadi işinizi çabuk bitirin.” dedi.
Nihat Çetin hortumu Emir’e verdi tekrar. Çocuk savrulmasın diye arkasında durdu. Emir erkek kardeşine göz kırptı. Yiğit annelerine çaktırmadan ona başıyla onay verdi.
Onayı alan Emir hortumu aniden arabadan Umutcan’a çevirdi ve mandala tüm gücüyle asıldı. Tazyik Umutcan’ı arabaya yapıştıracak kadar güçlüydü. Üstü başının ıslanması da cabasıydı. Çocuklar keyifle etrafı çınlatan kahkahalar attılar. Nihat Çetin ve Aslı’da göz göze gelip kıkırdadılar. Sonra hemen ikizleri kapıp arabaya tıktılar ve Umutcan daha şoku atlatamadan yarı köpüklü arabalarıyla uzaklaşmaya başladılar.
“Yaptığınız komikti çocuklar ama yanlıştı. Bugünkü ikinci kırmızı kartınızı da aldınız.” dedi Aslı arkaya dönüp çocuklarına bakarken.
“Ama anne! O sapık adam dayımıza dalga geçer gibi bakıyordu. Senin de memene baktı. Hak etti!” dedi Yiğit.
“Çocuklar!” diye çıkıştı Aslı. Nihat Çetin’in yanında utanmıştı.
Nihat Çetin yeğenini hiç duymamış gibi Aslı’ya anlamlı bir bakış attı.
“Bence de hak etti Aslı. Hatta bence çocukları bu yüzden ödüllendirmeli ve bugünkü cezalarını iptal etmeliyiz.”
“Evet anne! İptal etmeliyiz.” dedi Emir tatlı tatlı gülümseyerek.
Nihat Çetin’in sözünün üstüne söz söyleyerek oğullarının gözünde onun otoritesini yıkmak istemeyen Aslı sessiz kalıp önüne döndü. Ama içinden ‘hak etti!’ diye tekrar etti o da. Bunca yıl sonra onu görmek sadece bir anlığına şaşkınlıktan sarsmıştı onu. Oğullarının yanında gördüğü için korkmuştu. Ama o tazyikli suyla birlikte içindeki korku duvarı da yıkılmıştı sanki. Umutcan bu saatten sonra öğrense bile oğullarının ve onun hayatında olmayacaktı. Buna kendi kendine söz verdi Aslı.